Showing posts with label Türk. Show all posts
Showing posts with label Türk. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

10 bin Türk yolcu bekleniyor

İSTANBUL - MSC Cruises Türkiye Genel Müdürü Necla Tuncel, 5 Martta Hamburg'da denize indirilen geminin ilk seferini, bugün İstanbul'dan başlattıklarını söyledi.
Tuncel, Kasım sonuna kadar 37 sefer yapacak olan geminin, İstanbul ve İzmir'e 100 bin turist getireceğini belirterek, ''Türkiye'den İzmir ve İstanbul çıkışlı olmak üzere her hafta bu standartta yolcu alan tek gemi budur'' dedi.
Geminin Kasım ayı sonuna kadar her hafta yaklaşık 150 Türk yolcusunun da olacağını anlatan Tuncel, ''Bu da yaklaşık 6 bin yolcu ediyor. MSC olarak bu yolculara her türlü hizmeti mümkün olduğunca Türkçe, Türk elemanlarla ve Türkçe menülerle vermeye çalışıyoruz. Rakı, okey, Tavla gibi... Bunun dışında gelen her türlü öneriyi değerlendirmeye çalışıyoruz'' diye konuştu.
Necla Tuncel, tur fiyatının kişi başına bir haftalık ortalama 700 euro olduğunu bildirdi.
MSC olarak 2005 yılında bu hizmeti vermeye başladıklarında İstanbul ve İzmir'den 1500 Türk yolcuyu gemilerinde ağırladıklarını dile getiren Tuncel, ''Gemilerimizde bu yıl 10 bin Türk yolcu ağırlamayı hedefliyoruz'' dedi.
Tuncel, bin personelin görev yaptığı geminin maliyetinin 600 milyon Euro olduğunu kaydetti.

GEMİNİN ÖZELLİKLERİİtalyan iç Mimari ve Tasarım stüdyosu De Jorio imzalı gemi, yaklaşık 293 metre uzunluğunda ve 15 kat yüksekliğinde.
Yaklaşık 3 bin yolcu kapasiteli gemide 809'u balkonlu bin 275 kabin bulunuyor.
10 bin Türk yolcu bekleniyor

Suriye nin en modern şehri

ŞAM - Suriye'nin en Modern ve kalabalık şehri olarak bilinen Şam, ülkenin güzelliklerini bir arada barındırıyor. Modern dünyadan her ne kadar uzak görünse de günümüz çağını yakalamaya çalışan insanlarıyla dikkati çeken Şam, gelişmekte olan ülkelerdeki büyük kentlerin yaşadığı sıkıntıların izlerini taşıyor.
Hac yolu üzerinde olması nedeniyle ticari yönden tarihte her zaman önem taşıyan Şam, uzun yıllar hakimiyetinde kaldığı Osmanlı İmparatorluğu'nun izlerini halen taşıyor. Çok sayıda tarihi yapıyı bünyesinde barındıran Şam'da, Emevi Cami ve Hamidiye Çarşısı kente gelenlerin ziyaret etmek amacıyla uğradığı ilk duraklardan birini oluşturuyor.
Şam'daki Pagan inancı ile Yahudi, Hristiyan ve İslam inancı için önemli bir yere sahip olan Emevi Cami, her yıl çok sayıda yerli ve yabancı, çeşitli dinlere mensup turistin ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor. Bütün inançlara ait Mimari ve süsleme özelliklerinin görülebildiği caminin geçmişi de çok eskiye dayanıyor.
Yaklaşık 3 bin yıl Pagan inancının ibadet yeri olarak kullanıldığı belirtilen caminin bulunduğu alandaki tapınağın yıkılmasının ardından, Suriye'nin Romalılar tarafından fethedilmesiyle ibadethane Jüpiter Tapınağı olarak da kullanıldı. Tapınağın kiliseye çevrilmesinin ardından yeni bölümler eklendi.
ORTAK KULLANILDIHalid Bin Velid'in Suriye'yi fethinden sonra ibadethanenin bulunduğu alanda çok sayıda insan alacak büyüklükte cami inşa ettirmesiyle ibadethane 72 yıl boyunca Müslümanlar ve Hristiyanlar tarafından ortak kullanıldı. Kilise kısmı yıkılmadan inşa edilen caminin 3 minaresi ve 4 kapısı bulunuyor, 4 büyük koridoru ise 4 halifenin adını taşıyor.
Hz. Yahya'nın da kabrinin yer aldığı caminin özellikle Şii inancına mensup kişilerin yoğun olarak ziyaret ettiği Hz. Ali koridorunda, Kerbela'da Yezid tarafından Şehit edilen Hz. Hüseyin'in başının bulunduğu ifade ediliyor. Kudüs'ü fetheden ünlü komutan Selahaddin Eyyübi'nin kabri, cami ile Roma sütunları arasındaki alanda yer alıyor. Selahaddin Eyyübi'nin kabrinin yanında ise 1914'te Filistin yakınlarında uçakları düşen ilk Türk Hava Şehitlerinin kabirleri bulunuyor.
Abbasiler tarafından uzun süre kamu hazinesinin saklandığı, sütunlar üzerine yapılan ve günümüze kadar ayakta kalan Hazine Kubbesi, avluya giren ziyaretçilerin ilgisini çeken yerler arasında. HAMİDİYE ÇARŞISIŞehrin merkezinde yükselen ve kentle bütünleşen Emevi Cami'nin yanında yer alan Hamidiye Çarşısı ise özellikle Alışveriş yapmak isteyenlerin uğrak yerleri arasında yer alıyor. 2. Abdülhamit döneminde yapıldığı belirtilen Hamidiye Çarşısı, hareketli, Canlı ve renkli atmosferiyle ziyarete gelenleri adeta büyülüyor.
İstanbul'daki Kapalıçarşı'yı anımsatan çarşıda, geleneksel giyim eşyalarından, turistik eşyalara kadar her türlü ürünün satıldığı dükkanların önemli bir kısmında, Suriye lirası ve ABD dolarının yanı sıra Türk Lirası geçiyor.

Suriye'nin en modern şehri

Her şeyin başladığı yer e gidin

KAHİRE - Turizmde 2010 yılını yatırım yılı olarak belirleyen Mısır, Türkiye'den gelecek turist sayısını artırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda İstanbul'daki ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'na da (EMITT) katılan ülke, reklam ve tanıtıma ağırlık vererek Türkiye'den turist çekmeyi planlıyor.
Prontotour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, Türkiye'den Mısır'a geçen yıl 4 bin 500 kişiyi götürdüklerini söyledi.
Mısır'ın bu yıl turist sayısını artırmaya yönelik tur operatörlerine Gazete ilanları ve getirilen kişi sayısı bazında toplam 270 bin dolarlık bir teşvikte bulunacağını ifade eden Özkar, ''Sektörün paket tur satış totalinde yüzde 40'lara varan bir satış yüzdemiz olduğu için, teşviğin büyük bir kısmının bize verilmesi ön görülüyor'' dedi.
Mısır'ın 11 Şubatta İstanbul'da düzenlenen ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı''na katılarak reklam ve tanıtım yaptığını anımsatan Özkar, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çok ciddi miktarlarda yaklaşık 200 bin TL'lik gibi bir reklam harcaması yaptılar. Mısır'ı tanıtan ve EMITT Fuarı'nın sponsoru olduklarını anlatan bir çalışmaydı bu. 2010 yılında bu reklam çalışmalarını bilboard ve gazete ilanlarıyla sürdüreceklerini belirttiler. Bizlerden de tur operatörü olarak destek bekliyorlar.
Açıkçası 'turist sayısını şu kadar yüzde artıralım' gibi bir hedeften ziyade 2010 yılını biraz da yatırım yılı olarak görüyorlar. Yapılacak reklamlarla acenteleri teşvik ederek, gerek acentelerin eski müşterilerine gerekse onların yapacağı reklamlarda Mısır'ın ön planda tutulmasını, uygun fiyatta olduğunu, yurt içi fiyatına orada Tatil yapılabileceğini insanlara anlatmak istiyorlar.'' ''AMAÇ, İNSANLARIN AKLINA MISIR'I SOKMAK'' Reklam kampanyasındaki diğer bir amacın da Mısır'a gitmeyi hiç düşünmeyen insanların aklına bu ülkeyi sokmak olduğunu vurgulayan Özkar, bu doğrultuda Mısır'ın imajını artırmaya yönelik çalışmalar yapılacağını belirtti.
Mısır Turizm Bakanlığının belirlediği ''Her şeyin başladığı yer'' sloganının çok doğru olduğunu ifade eden Özkar, ''Dünyada her şeyin başladığı yer olarak nitelendirilen 5 bin yıllık bir medeniyet olan Mısır'a, tarih, kültür gezmek isteyenler mutlaka gitmeli'' dedi.
Mısır'ın her türlü zevke ve her türlü tatilciye hitap ettiğini vurgulayan Özkar, Avrupa'ya alternatif olarak gezilip görülmesi gereken bir yer olduğunu belirtti.
MISIR TURLARI Özkar, 4 yıldır Mısır'a tur düzenlediğini, ilk yılda yaklaşık 500 kişiyi gezdirdiklerini söyledi. Bu turların tarifeli seferlerle yapıldığını anlatan Özkar, ''Bugünlere göre fiyatlarımız biraz daha fazla idi. Örneğin şu anda 199 Euro'ya satılan Kahire, İskenderiye Şarm paketleri o dönemde 499-649 euro arasında değişiyordu'' dedi.
Mısır'a götürdükleri Türk sayısının her yıl katlanarak arttığını dile getiren Özkar, rakamın bir yıl sonra 700'lere sonraki yıl 2500'e 2009 yılında ise 4500'e yükseldiğini bildirdi.
Turları iki yıl önce tarifesiz uçak (charter) ile yapmaya başladıklarını belirten Özkar, şu bilgileri verdi:
''Kasım ayının 15'inden Martın başına kadar her hafta düzenli olarak Kahire, Şarm, İskenderiye charterini kaldırdık. O zamanlar ücrete herşey dahil değildi. Mısır'da 199 avrodan başlayan 499 avroya kadar değişen bir haftalık paketlerimiz var.
Burada yapılabilecek çok fazla ekstra tur var. Ekstralar 20-60 Euro arasında değişiyor. Bir haftalık turlarda 4 akşam yemeği dahil. Misafirlerimiz 3 akşam yemeğini ve 7 öğle yemeğini kendileri alıyorlar. Mısır ekonomik bir yer olduğu için çok fazla para harcanmıyor. Buraya gelenler aşağı yukarı kişi başına 300 avro yanlarında getirse yeterli oluyor.'' ''YURT İÇİ TATİL FİYATINA YURT DIŞI FIRSATI''Mısır'a gelmek için en uygun zamanın Şubat ile Haziran ayı arası olduğunu dile getiren Özkar, ''Haziran ayından sonra sıcaklıklar arttığı için dolaşmak biraz sıkıntılı olabiliyor. Ancak yaz aylarında buradaki deniz kıyılarında da yurt içine alternatif tatil yapılabilir'' diye konuştu.
199 avrodan başlayan ekonomik turlardaki amaçlarının sürekli yurt içinde tatil yapan kişilerin, çok düşük rakamlara ve taksit imkanlarıyla yurt dışına çıkmalarını sağlamak olduğunu ifade eden Özkar, Türk tatilcilerin ''bir ülkeye bir kez gideyim her yerini göreyim'' mantığıyla hareket ettiklerini söyledi.
Özkar, sundukları bir haftalık paketlerde tarih, kültür, deniz ve güneş gibi birçok seçeneğin bulunduğunu belirtti.
Gezginlerin, ülkeye birkaç kez gelmiş olanların ise Mısır tarihinin yüzde 70'inin bulunduğu Luxor bölgesini tercih ettiğini anlatan Özkar, ''Luxor Aswan arasında gemilerle nehir turu yapılan turlarımız da var. Bu turların fiyatları ise 699 ile 899 avro gibi fiyatlardan başlıyor bin 200, bin 300 avroya kadar yükselebiliyor'' dedi.
YAPMADAN MISIR'DAN DÖNMEYİNÖzkan, Mısır'da gezilecek ve yapılacak çok şey olduğunu ifade ederek, şu tavsiyelerde bulundu:
''Kahire'de Dünyanın 7 harikasından tek ayakta olan Piramitler mutlaka gezilmeli. Turistlerin ilgisini çeken Khan-el Halili Çarşısı da görülmeye değer. Kahire Müzesi, kalesi ve kulesi de görülmesi gereken diğer yerler. Ülkenin tarihini merak edenler daha ziyade Luxor bölgesini tercih etmeli.
İskenderiye'de eski Osmanlı yerleşimlerinden biri. Görmek mümkün olmasa da İskenderiye Feneri'nin bulunduğu yerde yapılan kale, İskenderiye Kütüphanesi ve Muntaza sarayı gezilmeden bu şehirden dönmeyin. Ayrıca burada Akdeniz'den tutulan nefis balıkları tadabileceğiniz bir çok Restoran var. Bu alternatifi de mutlaka değerlendirin.
'Her şeyin başladığı yer'e gidin

Şehrin semalarında İstanbul uçacak

İSTANBUL - Türk ve Alman sanatçıların özgün tasarımlarıyla boyanan Boeing 737-800 uçağı, 27 Şubat 2010 tarihinden itibaren beş yıl süreyle, şirketin İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı merkezli uçuşlarında kullanılacak. Türkiye'de ilk olarak, turkuaza boyalı gövdesi kırmızı İstanbul simgeleriyle süslenen uçağın Avrupa'daki birçok ülkeye uçarak gönüllü Turizm elçiliği yapacağı ve milyonlarca kişiye İstanbul'u tanıtacağı ifade edildi.
Şehrin semalarında 'İstanbul' uçacak

İstanbul hamamları Wall Street Journal da

NEW YORK - Gazetenin internet sayfasının gezi bölümünde J.S. Marcus tarafından kaleme alınan ''Hamam Yenileniyor'' adlı makalede, İstanbul'da giderek gelişen ''spa'' (güzellik ve Sağlık merkezi) kültürünün eski Türk hamam geleneklerine döndüğü belirtildi.
İstanbul'da hamam geleneğinin yeni ve Modern bir tarzla geri döndüğü belirtilen makalede, beş yıldızlı otellerin ve lüks sağlık kulüplerinin spa merkezlerinde artık dikkat çekici şekilde tasarlanmış hamamların bulunduğu ve hamam kültürüne yeni kuşak müşteri kitlesinin son derece rağbet ettiği kaydedildi.
Yeni tür çağdaş hamamların en gözdeleri arasında ''Hotel Les Ottamans'ın, Swissotel The Bosphorus'un ve Four Seasons Otelinin'' hamamlarını gösteren yazıda, hamamların artık ''vücudun toksinlerden arındığı yeni sağlık merkezleri'' olarak görüldüğü vurgulandı.
Yeni tür hamamların Mimari tasarımlarının da çağdaş bir yön aldığı, aynı zamanda geçmişin geleneksel mimari çizgilerini de taşıdığı belirtilen yazıda, modern hamam anlayışın İstanbul'un geleneksel hamamlarında da etkisini gösterdiği kaydedildi.

Haberde hayatında hamama hiç gitmemiş genç kuşağın şimdi sağlık için hamamlara ilgi gösterdiği, hatta geleneksel hamamlarda aromaterapi masajlarının yapılmaya başlandığı belirtildi.

İstanbul hamamları Wall Street Journal’da

Yabancılar Antalya da evleniyor

ANTALYA - Türkiye'de ilk kez ''Evlilik Turizmi''ni başlatan Wedding Cıty Antalya Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Erman Korkmaz, Antalya'da evlenmek isteyen yabancıların sayısının her geçen gün arttığını bildirdi. Korkmaz, Evlilik turizmini yaygınlaştırma amacıyla Türkçe, Rusça, ingilizce ve Almanca afiş ve broşürler hazırladıklarını söyledi. ''Zeus'un Hera'ya Aşkını İlan Ettiği Olympos Dağlarında Evlenin'' sloganıyla, 10.10.2010 tarihinde evlenmek isteyenler için yeni bir organizasyon düzenlediklerini belirten Korkmaz, Avrupa ve Rusya'da 100 bine yakın Turizm acentesi ile Türk konsolosluklarına bilgi verildiğini anlattı.
''Yurt dışından evlilik şirketleri ile evlenecek kişilerden Antalya'da evlenmek için yoğun talep var. Özellikle Rusya'dan ilgi büyük. 10.10.2010'da, böyle özel bir tarihte hazırladığımız projeyle evlenecek çiftlere ulaşmaya çalışıyoruz. Evlilik turizminde Antalya'yı başkent yapmak için Wedding City Antalya grubu olarak, iş ortaklarımız olan Avrupa'daki büyük Türk turizm şirketleriyle çalışarak dünya pazarındaki yerimizi almaya çalışıyoruz. Dünya turizminde Avrupa ve Rusya pazarından en fazla turisti Antalya'ya getiren diğer tur şirketleriyle de görüşmelerimiz devam ediyor.''
Yabancılar Antalya'da evleniyor

Bu da Türk usulü suşi

BARTIN - İnkumu Tatil beldesinde Otel işletmecisi Işıl Işık, Japon mutfağını öğrenmek amacıyla İstanbul Mutfak Sanatları Akademisi'nde 15 gün kurs görmesinin ardından Suşi yapmayı öğrendi.
Şuşinin fazla tercih edilmemesi üzerine Işıl, suşiyi hamsi kullanarak yapmaya başladı. İlk önce çalışanlarına tattıran işletmeci, beğenilmesi üzerine hamsi şuşiyi restoranının menüsüne dahil etti.
Suşiyi hazırlamanın ve yemenin çok keyifli olduğunu anlatan Işık, şunları söyledi:
SADECE ÇİĞ BALIKLA YAPILIYOR DİYE BİLİNİYOR AMA BU YANLIŞ''İstanbul'da öğrendiğim suşiyi Karadeniz'e uyarlamak istedim. Onun için de içine hamsi koyarak denedim. Ayrıca, suşi genelde hep çiğ balıkla yapıldığı biliniyor. Ama bu yanlış, sadece çiğ balıkla yapılmaz. Bunu insanlara göstermek istedim. Şimdilik küçük denemelerle müşterilerimize sunmaya çalışıyoruz.
HAŞLANMIŞ VE KIZARMIŞ HAMSİ Nori denilen yosunun içine haşlanmış ve kızarmış hamsi koyarak suşi yapıyorum. Türklerin damak tadına uygun baldo pirinç kullanıyorum. Japonların meşhur pirinç sirkesi, toz şeker ve tuzla birlikte işlem uyguluyorum. Daha sonra da hamsiyle birlikte yosunu rulo yapıyorum.''
Bu da Türk usulü suşi

Sunday, February 28, 2010

Mısır, Türk turiste özel tanıtım yapacak

Türkiye'den sonra 2010 yılında yıldızı parlayacak Turizm ülkeleri arasında gösterilen Mısır, Türk turisti çekebilmek için tanıtım atağına başladı. Mısır Turizm Konsolosu Nehad Gamal Eldin, 3 aşamadan oluşacak tanıtım kampanyası boyunca toplam 1,5 milyon euro harcayacaklarını kaydetti. Eldin, Türkiye'nin her yıl ortalama yurtdışına 9.5 milyon turist göndermesine karşılık Mısır'ı sadece 52 bin Türk'ün ziyaret ettiğini gördükten sonra bu tanıtım atağına karar verdiklerini söyledi. Eldin 3 sene içinde bu sayıyı 500 bine çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti. Eldin, turizm ilişkilerini geliştirmek amacıyla İstanbul, İzmir gibi şehirlerden Mısır'ın Luxor, Asfan gibi şehirlerine charter seferlere başlayacaklarını da kaydetti. Eldin, bu seferlerde uçağın yüzde 95 koltuk kapasitesini satın alacaklarını da kaydetti

Mısır, Türk turiste özel tanıtım yapacak

Wednesday, February 17, 2010

Zaliha nın çeyrek asırlık sırları


SANAT yaşamının zirvesindeyken 1984 yılında aniden sahnelere veda edip Muğla’nın Bodrum İlçesi’ne yerleşen şarkıcı Zaliha, hakkındaki bilinmeyenleri açıkladı. Boşanmak üzere olduğu eşinin, birlikte sahneye çıktığı Kutlu Payaslı tarafından da desteklenen, ‘Beni öldürmek istiyor’ iftirası yüzünden yargılandığını belirten 68 yaşındaki Zaliha, “Eşimle anlaşamıyorduk. Ayrılmaya karar vermiştik. O arada taşındığım evdeki özel çantamda bir gün eşime ait tabancayı bulunca şok olmuştum. Götürüp karakola teslim ettim. Aynı anda eşim ve Kutlu birlikte karakola gidip ifade vermişler. Kutlu, eşimi öldürmek için tabancayı çaldığım yönünde ifade verince ağır cezada yargılandım ve beraat ettim. 4 yıl birlikte sahneye çıktığım arkadaşım, beni en ağır iftira ile itham edince sanat yaşamıma nokta koyup Bodrum’a yerleştim” dedi.

‘Dağlar Kızı Reyhan’ adlı şarkısı ve güzelliğiyle ünlenen, sonrasında aniden ortalardan kaybolan bir dönemin unutulmaz ses sanatçılarından Zaliha, yerleştiği Bodrum’un Bitez Beldesi’nde hakkındaki bilinmeyenleri ve 25 yıllık sırrını DHA'ya açıkladı. 1942 yılında doğan ve müzikle 8 yaşında mandolin çalarak tanışan Zaliha, bir yandan Müzik eğitimine devam ederken, diğer yandan da Nişantaşı Kız Lisesi’ne gitti. Lisenin voleybol takımında oynayan, asıl adı Saliha Özgen olan Zaliha, ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Kulübü’ne transfer oldu. Eskrim, atletizm ve voleybol sporları ile uğraştı.

Türkiye Genç Kızlar Jimnastik Kulübü’nün kuruluşunda da yer alan Zaliha, Kızılay Ebe Hemşire Okulu’ndan 1962 yılında mezun olduktan sonra Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nde hemşire olarak göreve başladı.

ÜSTEĞMENLE EVLENDİ Burada tanıştığı Deniz Üsteğmen Dr. Savaş Ilgaz ile evlendi. Müzik eğitimine devam eden Okul ve önemli günlerde sahneye çıkan Zaliha, İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği korosunda yer aldı.

Barış Manco, Cem Karaca ve Timur Selçuk ile birlikte birçok ünlüyü Türk müziğine kazandıran Enver Halatçı’dan ders alarak ilk kez 1964 yılında Suadiye’de Reşat Gazinosu’nda sahneye çıktı.

KRAL HÜSEYİN ÖZEL HEDİYE VERDİ ÜRDÜN’E DAVET ETTİ Gazinodan gecede 150 lira verilince, ayda 500 liraya çalıştığı ve iki yıl yaptığı ebeliği bıraktığını anlatan Zaliha, o günleri şöyle anlattı: “Yokluk içinde geçen bir yaşamdan sonra gecede 150 lira almak benim için önemliydi, şarkı söylemeyi çok seviyordum. Hocam 3.5 oktavlık sesim olduğunu söylemişti. 1967 yılında Azeri türküsü Reyhan’ı Türkçe’ye uyarlayıp ilk kez sahnelerde söyledim. Aynı yıl Tatil için geldiğim Bodrum’da gittiğim köy düğününde Çökertme türküsünü dinleyince bunu da oyunuyla birlikte sahneye koydum ve sahneyi bırakana kadar Çökertme türküsünü her konserimde söyleyip oynadım. 12 dilde söylediğim şarkıların yer aldığı 30 plak yaptım. Kültür Bakanlığı aracılığıyla 20 yılda 70’in üzerinde ülkede konserler verdim. Paris, Londra ve Türki cumhuriyetlerinde verdiğim konserlerde, ülkemin aydınlık ve Modern yüzünü ve kültürel değerlerini tanıtıyordum. Bir konserimi izleyen Ürdün Kralı Hüseyin, beni kaldığı konuta davet edip kendi eliyle çay ikram ettikten sonra bir broş hediye etti. Beni Ürdün’e davet etti. Bir kralın elinden çay içmek ve sohbet etmek beni çok onore etmişti. Ancak savaş olması nedeniyle gidemedim. Ardından gazinolara gitmeyi sevmeyen sayın Başbakan Bülent Ecevit beni dinlemeye gelmişti. Ecevit’in teşekkürleri de hayatımda unutamayacağım anların arasında yer alıyor.”

MURAT 124’ÜN İSİM ANNESİ OLDU Dünyaca ünlü oyuncu Elizabeth Taylor’a çok benzetilen, yurt içi ve yurt dışında başta iş ve Siyaset dünyası olmak üzere çok sayıda çevrenin ilgi odağı haline gelen Zaliha, 1969 yılında İzmir Fuarı’ndaki gazinoda verdiği konserin ardından Fiat temsilcisi İtalyan işadamlarının davetini şöyle anlattı: “İtalyan işadamları söylediğim İtalyanca ve Fransızca şarkılara hayran kalmışlar. Davet ettikleri yemekte Türkiye’de iki ay sonra üretime geçilecek otomobilin adını ne olacağını sordular. Ben de espiri olsun diye ‘Murat’ dedim. Çok hoşlarına gitti, otomobilin adının Murat (Fiat'ın 124'ü de eklenerek) olmasına karar verdiklerini söylediler. Gülüştük, ayrıldık. Bir ay sonra Gazete ilanlarında otomobilin adının Murat 124 olduğunu duyunca şoke oldum. Otomobile Murat adını koydular, ama bana hediye edecekleri Murat Marka Otomobil bir türlü gelmedi.”

KUTLU PAYASLI'YA SUÇLAMA Ankara’da 1980- 84 yılları arasında Kutlu Payaslı ile birlikte sahneye çıktıklarını anlatan Zaliha, kendilerine ‘harika ikili’ denildiğini, İstanbul'dan dinlemeye gelenler olduğunu söyledi. Subay olan eşi ile aralarında geçimsizlik başladığını, bu nedenle ayrılmaya karar verdiklerini belirten Zaliha, sanatçı arkadaşı Kutlu Payaslı'nın da aleyhine tanıklık yaptığını ileri sürdü. Zaliha, şunları söyledi: “Eşyalarımı başka bir eve taşıdım. Bir gün kaldığım otelden eve döndüğümde tapu ve resmi evraklarımın bulunduğu çantamın içerisinde eşimin tabancasını görünce şoke oldum. Hemen yakındaki karakola giderek durumu anlattım ve amire tabancayı tutanakla teslim ettim. Bu arada boşanmak üzere olduğum eşim Savaş Ilgaz çok yakın aile dostumuz Kutlu Payaslı ile Levent Karakolu’na giderek hakkımda şikayetçi olmuş. Eşim tabancasını çaldığım yönünde ifade verip şikayetçi olurken, Kutlu Payaslı da tabancayı eşimi öldürmek için çalmış olabileceğim yönünde ifadeler vermiş. İfadesinde ‘Zaliha eşinin tabancasının çalmasının nedeni eşini öldürmekti, Savaş Ilgaz’ın hayati tehlikesi mevcut’ deyip eşim ile aramızda görmediği bilmediği olayları, görmüş biliyormuş gibi anlatınca hakkımda 20 yıl ağır hapis cezası ile Sultanahmet Adliyesi Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. İkinci duruşmada hakim beraat kararı verdi. Eşimi boşverin, boşanmak için bahane arıyordu zaten. Ama 4 yıl birlikte sahneye çıktığım sanatçı arkadaşım beni en ağır iftira ile itham edince sanat yaşamına nokta koydum. Bodrum’da turizme atıldım. Bu olayı ilk kez açıklıyorum. Karalama iftira sanat dünyasında geçmişe oranla günümüzde çok daha fazla.”

“68 YAŞINDAYIM HİÇ AŞIK OLAMADIM” Zaliha, yerleştiği Bodrum’daki evinde sayısız evlenme teklifi aldığını ancak bugüne kadar hiç aşık olamadığını belirterek, “Benim için hayat çok hızlı geçmişti. İlk eşimle çalıştığım yerde tanışmıştım. Ailecek ordumuza çok düşkündük. Babam Kurtuluş Savaşı sırasında balıkçılık yaparken cepheye balık ağlarının altında gizlice cephane taşırmış. Bir subayla evlenirsem hayatım düzene girer diye düşünmüştüm, ama olmadı”dedi.

Sahnede olduğu dönemlerde bir çok arkadaşlık ve evlenme teklifi aldığını anlatan Zaliha, “Ancak bu hayat tarzı bana göre değildi, kendimi korumak için çok güçlük çektim. İkinci kez 1986 yılında evlendiğim ve 2003 yılında yaşamını yitiren ikinci eşim Mimar Erol Ayvar ile de arkadaşlarımız aracılığı ile tanıştık, Erol bey çok iyi bir insandı, çok iyi arkadaştık. Asla beni üzmedi” diye konuştu.

“SANATÇI TOPLUMUN ÖNDERİ OLMALI” Sahneyi bıraktıktan sonra çeşitli panel, toplantı, sivil toplum örgütlerinin eylemlerine, siyasi etkinliklere katılan ve Bodrum ile Milas’taki köylerde 20’ye yakın öğrencinin Eğitim masraflarını karşılayan Zaliha şöyle devam etti: “Ülkemizin önde gelen sanatçıları zor günlerde mutlaka önderlik yapmalı. Türkiye’de siyasetçiye güven kalmadı. Ancak güvenilen, sevilen sanatçılar ne söylerse toplum tarafından büyük ilgi görüyor. Sanatçılar bir ülkenin yaşamını, kültürünü felsefesini yansıtırlar, politikacı gibi yapamayacaklarını değil, yapabileceklerini söylerler. İçten davranırlar, ancak her nedense son yıllarda sanatçılarımızın da ülkede yaşanan başta Ergenekon olmak üzere benzer hukuk skandallarına karşı sessiz kaldıklarını görüyoruz. Bir toplumun sanatçıları, yazarları, çizerleri konuşmuyorsa, halkın karşısına sadece para kazanmak amacı ile çıkıyorsa ve şarkı aralarında cumhuriyet, demokrasi, insan hakları konusunda iki cümle konuşmaktan korkuyorsa gecede aldıkları binlerce, milyonlarca liranın değeri olmadığı, sanatçının konuşmaya korktuğu bir ülkede demokrasiden bahsedilemez.”

PAYASLI: “BÖYLE BİR OLAYI HATIRLAMIYORUM” DHA muhabirinin telefonla ulaştığı, Türk sanat müziğinin ünlü seslerinden 74 yaşındaki Kutlu Payaslı ise Zaliha’nın iddialarının doğru olmadığını söyledi.

Kutlu Payaslı, “Zaliha ve eşi ile çok iyi arkadaştık, aralarında sorunlar vardı, ancak ben geçmişte yaşanan ve anlatılan bu olayı hatırlamadım. Ben Savaş Ilgaz’ın tabancasını bilmem. Bu konuda daha fazla söyleyebileceğim bir şey yok” demekle yetindi.

Zaliha'nın çeyrek asırlık sırları

En iyi 99 otel arasına girdi


Otellerde konaklayan misafirlerin oylarıyla yapılan seçimde Dünyanın da “En iyi 99 Otel”i arasına giren Ela Quality Resort Hotel, Türkiye’nin de en iyi 6. oteli oldu. Tamamen ağırladıkları misafirlerin oylarıyla seçildiklerini hatırlatan Ela Quality Resort Hotel Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı, dünyanın dört bir yanından 81 bin Otel için yapılan anket sonuçlarının Türk turizmi adına gurur verici olduğunu söyledi. Karatopraklı, Alman turistlerin tercihlerinde önemli bir yer tutan HolidayCheck portalının ülke turizmine avantaj sağlayacağının da altını çizdi. Ela Quality Resort Hotel, internet üzerinden satış yapan ve kurduğu sistem ile dünyanın en güvenilir seyahat ve Tatil portallarından olan HolidayCheck'in müşteri anketleriyle belirlediği 2010 yılı dünyanın “En İyi 99 Oteli” arasına girdi. HolidayCheck portalında 2 milyondan fazla yorum bulunduğunu ve tatilcilerin bunları dikkate aldığını hatırlatan Ela Quality Resort Hotel Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı, Belek’te bir numaralı otel olmaların yanı sıra Türkiye’nin de destinasyon olarak 38 otel ile portalda birinci sırada yer almasının ülke turizmi adına büyük başarı olduğunu söyledi. Ela Quality Resort Hotel Belek’te 1 numara Dünyada 200 ülkeyi ziyaret eden 200 binin üzerinde katılımcının izlenimleriyle belirlenen istatistiklere göre Belek’in 1 numarası olan Ela Quality Resort Hotel, Akdeniz çanağında yer alan 1674 otel arasında ise 6. sırada yer aldı. Karatopraklı, krize rağmen oldukça yoğun geçen ve en önemlisi başarı ile tamamladıkları sezonun ardından böylesi bir sonucun kendileri için büyük bir armağan olduğunu, ancak hak ettikleri ödülün sürpriz olmadığını belirterek bu sezon başarılarını daha üst sıralara taşıyacaklarını vurguladı. Türkiye’nin dünyanın en iyi otellerine ev sahipliği yaptığını ve sunduğu hizmet kalitesinin üstünlüğünü bugün artık tüm Turizm otoritelerinin kabul ettiğini hatırlatan Karatopraklı, “Avrupa’nın en büyük seyahat portallarından olan HolidayCheck’de dünyanın dört bir yanından yaklaşık 81.000 otel için yapılmış 2 milyonun üzerinde yorum mevcut. Tüm bu yorumlar çerçevesinde Türkiye’nin destinasyon olarak 38 otelle birinci sırada yer alıyor olması ülkemiz adına gurur verici. Türkiye’yi 14 otel ile Almanya, 13 Otel ile Avusturya izliyor” dedi. Almanlara karşı avantaj sağladıkÖzellikle Alman turistlerin HolidayCheck portalına tatilleri ile ilgili değerlendirmelerini mutlaka yazdıklarını ve tatil tercihlerinde de önemli bir yer tuttuğunu aktaran Karatopraklı, bu sonuçla Türkiye adına büyük bir ajantaj sağladığının altını çizdi. Karatopraklı, “Biz Ela Quality Resort olarak yola çıktığımız ilk günden bu yana adımızdaki “Kalite” sıfatını yüzde 100 misafir memnuniyeti için her alanda geliştirme hedefinde olduk. Her sezon birçok yeni otel turistlerin beğenisine sunuluyor, artan rekabet çerçevesinde oteli çekici kılacak tek vazgeçilmez hizmet üstünlüğüdür, biz bunun bilincindeyiz. Bugüne kadar pek çok ödülle onurlandırıldık ama HolidayCheck gibi misafir yorumlarının değerlendirildiği ve tatile çıkacak turistin en güvenilir referans olarak gördüğü bir portaldan bu ödülün bize gelmesi farklı bir mutluluk. Ela Quality Resort’ta tek bir hedef var: Kişiye özel hizmetle maksimum müşteri memnuniyeti! Ve görüyoruz ki yüzde 100 misafir memnuniyeti için doğru yoldayız” şeklinde konuştu. Personel Academy Q’da eğitiliyorTurizmde başarının sırrının insana yatırımda gizli olduğuna inanan otel yetkilileri, toplam kalite için her hizmette kalite bilincini tüm çalışanlarına aşılamak amacıyla henüz inşaat aşamasındayken yaklaşık 500 bin dolarlık bir yatırımla Academy Q’yu faaliyete geçirmiş. Çalışanlarının Academy Q’da eğitime tabii tutularak, sınavdan geçerek göreve başladığı Ela Quality Resort Hotel’de eğitimli ve kaliteli hizmet anlayışı çerçevesinde yıl boyunca personeline yabancıl dil, kişisel gelişim, kurumsal kültür gibi alanlarda Eğitim programları uygulanıyor. Otel, işletim sistemini A’dan Z’ye belgelendirmeye yönelik düzenlediği prosedür ve talimatlar ile her departmanında yüzde 100 kalite hedefleniyor. Personel kalitesini sunduğu en önemli ayrıcalık olarak gören Ela Quality Resort Hotel, yaşanan global Ekonomik Kriz çerçevesinde bir çok kurumun öncelikli olarak ertelediği ya da iptal ettiği eğitim giderlerine bu yıl da pay ayırmaya devam ediyor. Otel, önümüzdeki yaz sezonu için şimdiden çalışmalara başlayarak, özellikle dil eğitimlerine önümüzdeki aylarda da devam edecek. 5 Mart’ta Almanya’nın Frankfurt şehrinde düzenlenecek HolidayCheck Awards 2010 ödül Töreni için geri sayım başladı.
En iyi 99 otel arasına girdi

Barut: Sonuçlar sürpriz olmadı

Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut "2009 Turizm gelirlerinde bir düşüş yaşanması bizim için sürpriz olmadı. Bu zaten bizim 2008 yılı sonundan itibaren öngördüğümüz bir olasılıktı. Bunu Dünyanın geçen yıl yaşadığı küresel mali kriz ortamında son derece normal buluyor hatta Türk turizminin misafir sayısını artırarak gelirde yüzde 3.1 oranında bir düşüşle 2009'u kapatmasını başarı olarak değerlendiriyoruz" dedi.
Barut: Sonuçlar sürpriz olmadı

Thursday, December 31, 2009

Akdeniz çanağı kriz darbesi yedi

TÜRKİYE’de ekonominin lokomotifleri arasında yer alan Turizm sektörü, krizden en az darbeyi alarak, 26 milyon turist ve 21 milyar dolarlık gelir hedefine ulaşmayı başardı. Dünya turizmi ve turizmdeki rakipler İspanya, Yunanistan ve Portekiz’de kriz darbesi yerken, Türkiye bu zor yılda da büyümesini sürdürdü. Kriz ve domuz gribinden etkilenmemeyi başaran Türk turizm sektörü, 2010 yılı için de yüzde 10’luk büyüme hedefi koydu. Krizin ardından 28 milyon turist çekmeyi hedefleyen sektör, gelir ve kârlılığını da artırma isteğinde. Türkiye’ye bu yıl 26 milyon turist gelirken, gelecek yıl için 28 milyon kişi hedefi konuldu.Hedef geliri artırmakTürkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut, dünya şartlarına göre Türkiye’de turizmin 2009’da iyi geçtiğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı: “Gelir düşük olsa da sayılar tutturuldu. Rakipler yüzde 10 küçülürken bizim potansiyelimizi korumamız başarı oldu. En ağır krizde bile Türk turizminin iyi performans göstermesi sağlam temeller üzerine oturduğunu gösteriyor. Son yıllarda çift haneli büyüdük, 2009 ve 2010’da bu büyümeler olmayacak ama küçülme de olmuyor. Bu yıl 26 milyon turist çektik. 2010’da asıl hedef geliri ve kârlılığı artırmak.”Konaklamaya yasal dayanakCirosal olarak 21 milyar dolar hedefine ulaşıldığını ve gelecek yıl kişi sayısından çok gelir artışı planlandığını kaydeden Barut, şöyle konuştu: “Turist sayısında da 28 milyonu aşarız. Asıl odaklanmamız gereken gelir. Önemli pazarlardan olan Rusya’da, 2010’da ekonomik krizin etkisi azalacak. Daha iyi fiyata çok harcama yapan turist gelebilir. Ayrıca turizmde konaklama sektörünün yasal bir dayanağı olmasını istiyoruz. Artık geldiğimiz noktada büyük hedefleri olan turizm ülkesinde sektörün aktörlerinin ağırlığına göre temsil edildiği yasal düzenleme gerekiyor.”Kültür başkenti avantajı iyi değerlendirilmeli TÜRKİYE Seyahat Acenteleri Birliği(TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, 2009’un çok iyi geçtiğini ve dünyada turizm daralırken Türkiye’de yüzde 2.4 büyüme yaşandığını kaydederek, şunları dile getirdi: “Hedef, 2010’da yüzde 10 büyümek. Domuz Gribi ve krize karşın Türk turizmi büyümeyi başardı. Tedbirlerle büyümeyi sürdürdük. Sektörde Özel Tüketim Vergisi’nin (ÖTV) azaltılması ve KDV’nin de eski haline döndürülmesini istiyoruz. Turizmci ihracatçı sayılmalı. Türkiye turizmde sadece kum, güneşten ibaret değil. Turizmde sunulacak ürün çeşidini çoğaltmaya çalışıyoruz. Gastronomi, Sağlık, bakım, termal ve en önemlisi İstanbul’da kongre gibi turizm çeşitlerini iyi değerlendirmeye çalışıyoruz. İstanbul’un 2010’da kültür başkenti olması avantaj yaratacak.”Havada 77 milyon yolcu taşındıTÜRKİYE Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği (TÖSHİD) Genel Sekreteri Musa Alioğlu,havacılığın 2009’u toplamda 8 milyar dolarlık hacimle geride bırakacağını söyledi. 2010 yılındaki performansın Petrol fiyatlarıyla çok bağlantılı olduğunu kaydeden Alioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu yıl zor şartlara karşın yüzde 3-5 büyüme yaşandı. THY ve özel havayolu şirketleri 77 milyon yolcu taşıdı. Gelecek yıl 85 milyon yolcu taşıma hedefi var. Türkiye’de 294 uçak filosu var. Gelecek yılın nisan ayında bu sayı 300’ü geçecek. Ama sektöre Avrupa ile rekabet edecek bazı kolaylıklar sağlanmalı, Türk sivil havacılık sektörünün biraz kollanması gerekiyor.”En çok turist Almanya’danTürkiye dünya turizm pazarında yüzde 2.4, Avrupa turizm pazarında ise yüzde 4.5 paya sahip.Turist sayısı ve Döviz gelirlerindeki artış hızıyla dünyadaki en büyük 20’nci, turist girişinde 7’nci, gelirde de 9’uncu sırada.Bakanlık ile belediye belgeli yatak sayısı bu yılın sonunda 1 milyon 2 bine, 2010 sonunda ise 1 milyon 50 bine ulaşacak. Ocak-ekim döneminde Türkiye’yi en çok ziyaretçi gönderen ülkeler sıralamasında Almanya 4 milyon 38 bin 566 ile birinci, Rusya 2 milyon 581 bin 244 ile ikinci, İngiltere 2 milyon 337 bin 902 kişiyle üçüncü sırada yer aldı.Anadolu 6 milyon turist çektiANADOLU Turizm İşletmecileri Derneği (ATİD) Başkanı Seçim Aydın, turizmin diğer sektörlere göre ekonomik krizden etkilenmediğini aktararak, şu değerlendirmeyi yaptı: “Turist sayısı ve turizm geliri olarak yüzde 5-6’lık Kayıp var. Bu 2010’da daha iyi olacak. Tanıtıma ağırlık verilirse 2010 yılının çok daha iyi geçeceğini tahmin ediyorum. Anadolu’daki artış dikkati çekecek boyutlarda. Gelecek yıl Anadolu’ya ciddi talep olacak. 2009’da gelen turist sayısı altı milyonun üzerine çıktı. Bunun daha da yükselmesini bekliyoruz. Bunda hem kültür, hem yayla turlarının büyük etkisi var. Termal tesislerin de yatak kapasitesi yükseldi.”


Akdeniz çanağı kriz darbesi yedi

İstanbul Business Traveller da

ANTALYA - Business Traveller Dergisi, Aralık-Ocak 2010 sayısında İstanbul'a iki sayfa ayırdı. Dergide Ally Miola tarafından kaleme alınan ''İstanbul Ateşler'' başlıklı haberde, kentin 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasının nedenlerine yer verildi.
İstanbul'un gece hayatından, Boğaz manzarasına kadar fotoğrafların yer aldığı haberde, İstanbul'un, coğrafya ve etimolojik olarak tarihten günümüze pek çok zenginlik barındırdığı belirtildi. Haberde yazar Ally Miola, İstanbul'un ''gökyüzüne uzanan minareleri, kalabalık Kapalı Çarşı'sı ve tatlı kokulu caddeleriyle'' dikkati çektiğini ifade etti.
Miola haberinde, ''Türkiye Avrupa Birliği'nin resmi üyesi olmadan önce 2010 Avrupa Kültür Başkenti oldu'' derken, bunda İstanbul'un özellikle Moda ve Turizm alanındaki atılımlarının etkisini olduğuna dikkati çekti. Ally Miola, İstanbul'un New York, Milano ve Londra gibi kendi moda haftasına sahip kentler arasına girdiğine değindi.
Haberde Miola, İstanbul'un gece yaşamının kozmopolit yapısına dikkati çekerken, Asya ve Avrupa'nın buluştuğu Boğaz manzaralı kesimleri ile Taksim, Beyoğlu, Nişantaşı, Etiler, Levent, Ortaköy ve Bebek'in ziyaret edilmesi gereken yerlerden olduğunu belirtti. Miola haberinde tarih meraklılarına Topkapı Sarayı'nın da üzerinde bulunduğu yarım adayı önerdi.
Okurlara Topkapı Sarayı'nda özellikle haremi görmelerini tavsiye eden yazar Ally Miola, yarım adada Ayasofya ve Sultan Ahmet Camii'nin de görülmeye değer yerlerden olduğunu ifade etti.
Miola'nın haberinde Kapalıçarşı'ya da geniş yer verildi. Yarım adada yürüme mesafesindeki Kapalıçarşı'da el dokuması halılar, metal takı ve süs eşyalarının satıcıyla yapılacak sıkı bir pazarlığın ardından satın alınabileceğini belirten Miola, pazarlık sırasında gelen bir fincan çay teklifinin ise zamanı olan veya kültürel bir deneyimin tadına bakmak isteyenlerce kabul edilebileceğini kaydetti. Kapalıçarşı'nın kalabalık, gürültülü ve patika gibi yollarına da dikkati çeken Yazar Miola, Çarşı'yı ziyaret edeceklere, ''Kendinizi sinirli hissettiğiniz bir günde çarşıyı ziyaret etmekten kaçının'' önerisinde bulundu. Kapalıçarşı'yı gezerken enerji takviyesi almak isteyenlere de Türk kahvesi içmelerini öneren Miola, güçlü ve koyu haliyle Türk kahvesinin ABD'de bir örneğinin bulunmadığına işaret ederek, ''Bana inanın, gerçekten denedim'' dedi.
Kültürel deneyim kazanmak isteyenlere Cağaloğlu Hamamı'nın önerildiği haberde, hamamın İstanbul'da yapılacak ''en otantik seçim'' olduğu ve daha önce Franz Liszt, Florence Nightingale ve Harrison Ford'un da bu deneyimi yaşadığı vurgulandı. Yazar Ally Miola, New York'tan İstanbul'a gelir gelmez ilk olarak burayı ziyaret etiğini ve terleyip Masaj yaptırdıktan sonra hamamdan ''yeni bir kadın olarak'' çıktığını anlattı. Miola, hamama gidenlere bütün günün ödülü olarak kendilerine lokum ziyafeti çekmelerini önerdi. Lokumun batıda ''Turkish Delight'' olarak bilindiğini anlatan Miola, kendisinin Antep fıstıklı lokuma düşkün olduğunu kaydetti.
İstanbul Business Traveller'da

Wednesday, December 23, 2009

Her fotoğrafımın bir öyküsü var


Çağını belgelemeyi misyon edinen fotoğrafçı, geçen hafta İFSAK’ın galerisinde “Dünyada Zaman” başlıklı bir Sergi açtı. Son 10 yılda çektiği fotoğrafların yer aldığı sergi 8 Ocak’a kadar açık. “Ülkelerden Esintiler” ve “Dünyada İnsan Halleri” bölümlerinden oluşuyor. Fotoğraflar ayrıca www.ibrahimzaman.com sitesinden de görülebiliyor. “Seyahate çıkarken yanımda en az 100 kutu Film taşırım” diyen İbrahim Zaman, sergideki üç fotoğrafın öyküsünü anlattı.
METEORA MANASTIRLARI
600 metredeki kartal kayası
Yunanistan’ın Kalambaka (Kalabaka) şehrine çok yakın olan Meteora bölgesine 2005’te gittim. Neredeyse yerden 90 derece açıyla yükselen bu dev taş blokların üzerine 9. yüzyılda manastırlar kurulmuş. O dönemde Din adamları sepetler ya da çıkrıklarla inip çıkartılırmış. Zaten o dönemde başka türlü de ulaşmak mümkün değildi herhalde. Kalambaka’dan Meteora’nın belli bir noktasına kadar otomobille gidilebiliyor. Ardından yaklaşık 500 metre yürünüyor. Kayaların yanına vardığınızda döne döne giden taştan merdivenler gördük. Yaklaşık 200 basamak çıkınca bir platformla karşılaştık. Burası ilk aşama. Kimisinde 600 basamağa kadar çıkılabiliyor. Ama aşağıya baktığımda, ne kadar yüksek olduğunu gördüğümde ayak bileklerim sızladı. Her etapta fotoğraf çektim. Bu fotoğrafı da mekânı anlatmak amacıyla dışından, başka bir yükseltiden çektim. Devasa, anıtsal, yontulmuş gibi bir taş kütlesinin dibinde, ona göre daha küçük kalan bir kayanın üzerine inşa edilmiş bir ibadethane. Zaten aşağı yukarı her kayanın tepesine manastır, şapel, kilise ya da izdiva mekanları kurulmuş. İzin verilen hepsine çıkabiliyorsunuz.
BROMO DAĞI
Sanki Ay’da yürüyordum
2002’de Endonezya’dan Bali’ye geçerken uğradık Cava Adası’na. Yogyakarta şehrinden Bromo Dağı’na gitmemiz otomobille 13 saat sürdü. Gündoğumunu görüntüleyecektik. Bölgede pek çok yanardağ var ve her birine seyir alanları yapılmış. Fotoğraftaki bana göre en fotojenik olanıydı. Saat 04.30’da tepeye varıp gündoğumunu beklemeye başladık. Çok yüksek ve soğuk. Kalın giyinmak ya da seyir platformundan battaniye kiralamak gerekiyor. Yazdı, şafak sökerken istediğim volkanı seçtim. Gün ağardıkça Enteresan bir görüntü çıktı karşıma. Yanardağın kraterleri, çevredeki vadilerle yükseklikler, lavların aktığı kanallar Ay yüzeyinde yürüyormuşum hissi yarattı. İsteyenler kratere doğru yürüyüşe de çıkabiliyor ama yukarıdaki görüntü daha fotojenikti. Yanına yaklaştıkça plan daralıyor, anlatım kısırlaşıyor. Başlarda kraterin ağzı dumansızdı. Çekimlere gündoğumundan önce başlamıştım. Sonra güneşin ilk ışıkları tepesini yalama noktasındayken çalışmaları sürdürdüm. Güneş yükselmeye başladığında duman çıkmaya başladı. Kendi kendime bir an “Acaba patlar mı” diye kuşkulandıysam da çekime devam ettim. Meğer zaman zaman böyle yaparmış. Şanslıydım, çünkü en iyi kareler bunlardı. Güneş yükseldikçe dağın gizemi silindi. Yaklaşık beş saat beklemiştim bu fotoğraf için. O dönemde Dijital fotoğraf makinesi yoktu. İki kutu film bitirdim.
ŞVEDAGON TAPINAĞI
Sekiz saat bekledim
Tapınak, Burma’nın başkenti Rangoon yakınlarında. Çevresi altından tapınaklarla çevrili. 2004’te gittim. Birkaç ayrı yönden 250’şer basamaklı merdivenlerle çıkılıyor. Ayakkabı yasak, ayaklar çıplak olmalı. Tırmanışa ilahi bir Müzik eşlik ediyor. Tapınakların platformuna yaklaştıkça buhur kokusu artıyor. Yukarıya vardığınızda karşınıza buhurdanlıkla gezenler çıkıyor. Bu durum ilahilerle de birleşince muhteşem gizemli bir ortam oluşuyor. Çıkarken “Nedir bu altınların muradı” diye çok merak ediyordum. Sonuçta Haliç’e de “Altın Boynuz” diyoruz ama baktığınızda hiç de öyle değil. Bu düşüncelerle merdivenleri bitirdiğimde stupa’nın en büyüğünün gerçekten altın olduğunu görünce çok sevindim. Onun çevresindekiler altından değildi tabii. Fotoğraf çekerken yukarı çıkarken yaşadığım mistik havayı yansıtmaya çalıştım. Bunun için akşam saatini bekledim. İlahiler de çalışmamı çok etkiledi. Altın tapınak gece olunca ışıklandırılıyor. Bu sayede pırıl pırıl oluyor. Çevreden başka ışıklar da almadığı için hiçbir yansıma olmuyor ve doğrudan tapınağı görebiliyorsunuz. Adeta karanlığı delmiş bir altın kütleye dönüşüyor. Bu fotoğrafı çekebilmek için yaklaşık sekiz saat bekledim.
en sevdiği beş yer
' Kapadokya ' Pamukkale' Safranbolu ' Bali ' Brezilya
ne okur
Rehber kitaplar
nerede kalır
Tek ölçütü Temizlik
ne giyer
Rahat kıyafetler
neyle seyahat eder
Uzun mesafede uçak
çantasının vazgeçilmezler
Fotoğraf makineleri, objektifler,sehpa, yedek ayakkabı, rehberler
ne yer, ne içer
Vejetaryen, Türk mutfağına yakın tatları tercih ediyor
kiminle seyahat eder
Yalnız ya da arkadaşlarıyla
ne alır
Kartpostal, ülkelerin kendi fotoğrafçılarınca hazırlanan albümler

Her fotoğrafımın bir öyküsü var

Monday, December 14, 2009

Medine de Osmanlı izlerini aramayın, üzülürsünüz

10 Eylül’de, çarşambayı perşembeye bağlayan gece, saat 3.30’a doğru Mekke’deki Otel odasında uyandım. Hızla bir şeyler atıştırıp, biraz meyve suyu içtim. 5.30’a doğru, lobideydim. Medine yolculuğuna hazırdım. Yokuş aşağı yürüyüp, anacaddedeki 9 numaralı otobüs durağına ulaştım. 8.00’de hareket ettik.Otobüsteki Diyanet İşleri görevlisi hoca, yola çıkar çıkmaz, ilgi çekici, kısa bir konuşma yaptı. Hz. Muhammed’in Medine’ye göçünden bahsetti. İsrâ Sûresi’ne de yansıyan, göç öncesi yakarışını aktardı: “Rabbim, çıkacağım yerden (Mekke) dürüstlükle çıkmamı, gireceğim yere (Medine) dürüstlükle girmemi sağla! Bana, hakkıyla yardım edici bir güç ver!” Mekke-Medine arası, yaklaşık 450 kilometre. Gerçi, engebesiz bir yol. Hiçbir yerde durmaksızın ilerliyoruz. Volkanik bir arazinin ayrışmış parçaları. Aynı zamanda, göz alabildiğine bomboş uzanan bir toprak! Ne bir yerleşim ne dikkate değer ölçüde bir yeşil örtü ne de bir sınai yahut tarımsal işletme!Buraya kadar herhangi bir demiryolu izine de rastlamadık. Hep karayolu... Gidiş ve geliş için ayrı ayrı inşa edilmiş. Trafik yoğun sayılmaz. Oysa, bu güzergâha hızlı tren hattı yapılabilirdi.MESCİT KUBA KÖYÜ’NDEMedine’ye girmeden, Kuba Mescidi’yle karşılaştık. Göç sırasında, Hz. Muhammed’in de beden gücüyle katılmasıyla inşa edilmiş. “Takvâ üzere yapıldığı” belirtiliyor. Dört buçuk saatin sonunda, öğleyi biraz geçe Medine’ye ulaştık. Mekke’yle karşılaştırılınca, daha büyük, engebesi çok daha az, Mimari yapısı daha düzenli. Rastgele inşa edilmiş gökdelen ormanı da yok. Mekke’nin atmosferi “uhrevi,” burada ise daha dünyevi. Otelimizin ismi, El Ensâr! Medine’ye ve tarihine yakışan bir isim. El Ensâr Oteli’nin hemen yakınında, bir küçük mescit dikkat çekiyor: Dış yüzeyinde sarmal kabartmalı güzel bir süs taşıyan minaresiyle, tek kubbeli beyaz bir yapı. Minaresi Türk tipi; kubbe mimarisi karışık. Büyük hadis bilgini İmam Buharî’nin adını taşıyor. Bir ara, fırsat bulup içine girdim. Dört kemer üstüne oturan, yaklaşık yarım küreden biraz daha yüksek bir kubbe. İçeriden bakıldığında, dışarıya oranla daha çok Osmanlı izi taşıyor. Caminin yapılış ya da onarım tarihi, hicri 1377. Bu hesaba göre, yarım yüzyıldan biraz daha yaşlı.PEYGAMBER MESCİDİ KÂBE’YE BENZETİLMİŞErtesi gün, cumaydı. Saat 11.15 dolaylarında Mescid-i Nebevi’ye (Peygamber Mescidi) gittim. Sonraki mimarisiyle, önemli ölçüde Kâbe’ye benzetilmiş. Uzun bir dikdörtgen. Çevresinde, mermer zeminli, geniş bir boş alan var. Kâbe’deki gibi, yüksek yapılarla (Kral gökdeleniyle bile) boğulmamış.Caminin içinde, enine ve boyuna doğrultuda sütunlar sıralanmış. Her birine dört revak biniyor. Revakların altı, bir uçtan öbür uca dimdik duran insan ordusuyla dolu! Bel hizasına eğildikleri zaman da, sırtları bir başka biçimde insan düzlemi oluşturuyor. Tek tartışmasız “güç”ün önündeki eğiliş bu, görünen ordunun görünmeyen “sahip”inin önünde! Ezana daha 40 dakika olmasına karşın, camide iğne atılsa yere düşecek kadar doluydu. Farklı ülkelerden gelmiştik ve hepimiz Hz Muhammet’in evi sayılacak şu yerde onun konuğuyduk. Ertesi gün, yine aynı saatlerde, bu kez 21 numaralı Kral Fahd Kapısı’ndan girdim. Herkesle birlikte, hep ileriye doğru yürüdüm. Bir süre sonra yürüyüş ağırlaştı. Tam bu sırada, Yeşil Kubbe’nin de önüne gelmiştik. Alımlı, parlak ve ağır bir sarı maden çerçeve, içeriyi dışarıdan ayırmaktaydı. Tek gözlü bölme, yalnızca Hz. Muhammed’in türbesi (Kubbe-i Saadet), iki gözlü bölmeyse ilk iki halifenin yattıkları yeri işaret etmekteydi. Fırsat bulanlar, tek sıralı safta, bu duvarın dibinde öğle namazı kılmaya çalışıyorlardı. Ve ramazanın son günü... Yarın, Türkiye’de bayram! Bakalım, burada nasıl olacak? Bu arada, Türk konukların bir bölümü, Mekke’ye gidiyor. “Medine’de, bayram sabahı” Bu üç sözcük, Yahya Kemal’in bir şiirine başlık olsaydı, Süleymaniye Camii şiirinde olduğu gibi, kim bilir, ne görkemli bir yazınsal ürün çıkardı ortaya? MEDİNE GARI ISSIZ VE ZİNCİRE VURULMUŞBayrama birkaç gün kala, taksiyle Osmanlı’nın dev ulaşım eseri Hicaz Demiryolu’nun son durağı Medine Garı’na gittim. Bu bölgede, garın yanı sıra yitik ve cemaatsiz bir Osmanlı camisi var. Gar iki katlı, cephesi uzun ve kemerli bir yapı. Şam’dakine çok benziyor. Az ötede, binaların yanındaki boşlukta, bir veda işareti gibi “sonuncu vagon” bekliyor. Alımlı gar binasına, Osmanlı İmparatorluğu’nun acılı alınyazısına benzer bir biçimde ağır bir zincirle sarı bir kilit vurulmuş.Çifte minareli cami, görkemli Osmanlı mimarisini yansıtıyor. Gar gibi siyah taştan inşa edilmiş. Dışarıdaki cemaat alanı sütunlarla birbirinden ayrılmış, her biri beş kubbeli ve tam simetrik. Caminin önündeki boş arazideyse, mavi tabanlı, sevimli bir dairesel havuz! ONCA ÖZVERİNİN SONUİki yapı kentin karayolu ağında unutulmuş bir ada... Yalnız, bakımsız ve terk edilmiş... Garı çerçeveleyen demir parmaklıklara ceza gibi vurulan kilide bakarken, düşündüm: Onca ferman, rapor, özverinin sonu bu kilit mi olmalıydı? Sultan Abdülaziz, 4600 kilometrelik demiryoluyla Anadolu’yu Bağdat’a bağlamıştı. 30 yıl sonra Hicaz Telgraf Hattı yapıldı. Sonra 1900’de Sultan Abdülhamid’in Hicaz Demiryolu geldi. Yalnız ray döşenmedi. Hat boyunca istasyonlar, köprüler, telgraf merkezleri, hastaneler yapıldı. Beşinci Ordu’dan binlerce asker, yarım yevmiye karşılığı çalıştı bu hatta. Issız Medine Garı’nda, tek başıma, geçmişin sislerine gömülmüş “son vagon”u seyrederken sarı kilidin önüne yaşlıca birisi daha geldi. Konyalıydı, fotoğraf çekti. Akşam yaklaşırken orta yaşlı bir çift göründü. Hafifçe gülümseyerek bizi “Merhaba! Yüce ecdâdın torunları” diyerek selamladı.KENT GECE CANLANIYORMedine’de birkaç kitapçı dolaştım. Raftaki kitap ve broşürleri inceledim. Farklı yabancı dillerde, Mekke Tarihi ya da Medine Tarihi gibi el kitapları vardı. ingilizce, Fransızca olanları, Endonezya, Bangaldeş dilinde yazılanları gördüm. Fakat Türkçe yoktu. Gözüme bir de fotoğraflı Mekke ve Medine albümü ilişti. Medine’de Yaşam, tıpkı Mekke’de olduğu gibi, yatsıdan biraz önce başlıyor. Döviz bürolarından kuyumculara, sokak satıcılarına dek, kadın ve erkek Ticaret erbabı, renkli tulumlarıyla Temizlik işçileri, motorlu araçlar ortaya çıkıyor. Sokağın canlılığı, yaşamı, Alışveriş sabah ezanına dek sürüyor. Geçmişte hırsızlık suçlamasıyla kolu kesilenler, ancak gecenin koynunda dilenebiliyor.
Medine’de Osmanlı izlerini aramayın, üzülürsünüz

Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Batum, Lazistan Sancağı’nın merkeziydi. Üç asır Osmanlı, bir asır Rus denetiminde kaldığı halde, kentte iki ulusa ait önemli eser bulunmuyor. Herhalde “Tanrı bu vilayete o kadar cömert davranmış ki, katkımıza gerek yok” diye düşündüler. Kent geniş bir düzlükte kurulu. Sırtını, sağını ve solunu yemyeşil, çoğu zaman karlı dağlara vermiş, gönlünü ise Karadeniz’e açmış. Kilometrelerce kumsal, yemyeşil doğa, ne lazım bina! Batum otomobille Trabzon’dan bir buçuk saat. Aracın Gürcistan’a girişebilmesi için, sahibinin de içinde olması şart. İstanbul’dan uçakla direkt ulaşım da mümkün. Zaten Türkiye’nin bir iç havaalanı olarak da kullanıyor. Aracımızı hudutta park edip, bavullarımızı elimize alıyoruz, kapıdan içeri giriyoruz. Ne vize soran var ne de ters bir bakış atan ya da aşağılayan... Sarp Sınır Kapısı’nın Gürcistan tarafında Batum’a giden minibüsler olduğunu öğrenmiştik. Yanımıza bir Gürcü yanaşıyor. “Taksi var,” diyor Türkçe, “Batum 100 Lari.” Lari, Gürcü parası, aşağı yukarı TL’ye eşit değerde. Başka kentlerde yediğimiz kazıkların tecrübesiyle, pazarlık bile yapmadan minibüs durağına yönelip sıradaki araca biniyoruz. Minibüs biraz eskice ama ücret kişi başı bir Lari. (Dönüşte taksinin de gerçek ücretini öğreniyoruz: 20 Lari.) Otogardan yakındaki kentlere otobüs seferleri var: Tiflis, Soçi, Bakü, Erivan...Sarp’ın yanıbaşındaki Kemalpaşa’dan bavul ticareti yapan Gürcüler, balya ve kutularla doluşunca, 15 kişilik minibüste nefes alacak küçük bir alan kalıyor. Yol, dört şerit olmasa da, son dere düzgün. Her taraf yemyeşil. Bizim yok ettiğimiz kumsallara Gürcüler gözleri gibi bakmış. Tesisler bakımsız, yıkık dökük olsa da, kumsala dokunulmamış. Yol sahile uzaktan geçiyor.Kent merkezinde iniyoruz. Otogar, Türkiye’nin 40 sene önceki kasaba terminallerini andırıyor. Çoğu eski araçların. Arada son model cipler cirit atıyor. ŞOFÖRÜN TUHAF CEVABITabelalarda Gürcü ve Latin harfleri kullanılmış. Gürcü alfabesine bakarak bir şeyler çıkarmak imkânsız. İbrani ve Hint alfabesini andıran acayip bir şey. Ülkede Ruslara ait ne varsa ortadan kaldırılmış. Tek Rusça tabela yok. Her sokakta birkaç tane bulunan Döviz büfelerindeki rubleler kalmış sadece. Buna karşılık Türk etkisi hemen hissediliyor. Bir sürü Türk markalı ürün, dükkân tabelası göze çarpıyor. Döviz büfelerinde Euro, Dolar, Ruble ile birlikte TL de alınıp satılıyor. Oturup soluklanacak kafeterya, pastane aramak nafile. Bakkal, büfe bile nadir. Valiz elde Otel ararken, bir yandan kenti tanıyoruz. İlk izlenimimiz aynen sürüyor, kent harabe. Rastladığımız otellerde kalmaktansa memlekete dönmek daha iyi. Zaten bir ara bunu geçiriyoruz aklımızdan.Bir büfeden soda içip, işaretle fiyatını soruyorum. Sekiz lari! Bilsem şişeyi açmazdım. Parayı uzatınca gerçek fiyat çıkıyor ortaya: 80 kuruş. Keşke pazarlık yapıp 60’a indirseydim! Caddeler erkeklerin işgali altında. Kadın sayısı o kadar az ki. Ana caddeden sahile yürüyüp yay çizerek başladığımız noktaya dönüyoruz. Yolda tek turist enformasyon bürosu yok. Bir Vestel mağazasına giriyoruz. Gürcü tezgahtar akıcı Türkçe konuşuyor. Mağaza yöneticisi çok daha cana yakın çıkıyor. Bize iki otel tavsiye ediyor: Beş yıldızlı İntourist ve İstanbul. Arayıp fiyatlarını öğreniyor. İlki adam başı 175 dolar, diğeri 60! Nedeni kentte otel sayısının azlığı. Bindiğimiz taksinin şoförü ufacık şehri henüz öğrenememiş. Yolda adres sorarak buluyor otelimizi. Neredeyse bizden tarif isteyecek. İstanbul Otel adına layık. Temiz, düzenli. Kablosuz internet bile var. Derhal arkadaşlarıma bir mesaj çekiyorum: Memleketin kıymetini bilin! Otelin sahibi Borçkalı bir Laz. Bize çok yardımcı olduğu için oteldeki tuhaflıkları görmezden geliyoruz: Örneğin asansörde beşe basıp, altıya çıkıyoruz. Tuvalette taharet tertibatı var, musluk yok! Eşyalarımızı yerleştirip, bizim için kiralanan otomobille yola düşüyoruz. Şoför biraz Türkçe biliyor. Seveceğimizi düşünüp, birbiri ardına arabesk şarkılar çalıyor teypte. Bayılıyoruz!!! Gürcistan denince aklımıza hep çeteler gelir. Şoföre soruyoruz: Gürcistan’da mafya var mı? Suratına gülümseme yayılıyor. “Mafya Saakaşvili’nin kendisi.”SPUTNİK TEPESİ’NDEN MANZARA DOYUMSUZŞehirdeki fiyatlar, bizim Karadeniz kentleri seviyesinde. Benzin yarı fiyatı. Gürcülerin gururu, şehre 5 kilometre mesafedeki Botanik Bahçesi’ne götürülüyoruz. Oysa Karadeniz’in her yanı botanik parkı. Sonra Kobuleti’ye gidiyoruz. Bakımlı, turistik bir kasaba. Kumsalı uzun, denizi temiz. Yazın plajları doluyor. Ardından Sputnik Tepesi’ne tırmanıyoruz. Kent ayaklarımızın altında. Olumsuz izlenimimiz bir anda siliniyor. Müthiş bir coğrafya. Dağların yamaçlarındaki evler tipik Karadeniz mimarisi. Birbirinden uzak, bir ya da iki katlı, önlerinde tarla ve bahçeler.Kentteki binalar maksimum 7-8 kat. En yüksek bina tadilattaki Sheraton. Otel, Ruslar’ın Varşova’da, Varşova Paktı onuruna inşa ettiği, sonra Alışveriş merkezine dönüştürülen binanın kopyası sanki. Ruslar tutumlu insanlar anlaşılan. Mimara tek Proje için para vermiş, sonra küçültüp Batum’da kullanmışlar.Sürücü bu defa sahile götürüyor bizi. O anda, kente haksızlık ettiğimize karar veriyoruz. Sahil tarafı, suni bir göl etrafında son derece güzel parklar, yürüyüş alanları ve şirin barakalarda hizmet veren restoranlarla dolu. Batum’da birkaç kilise ve oldukça ufak bir cami çarpıyor gözüme. Şişmanca bir adam namaz kılmaya kalksa, secdeye vardığında poposu dışarıda kalır. Akşam otelde yemek yiyoruz. Restoran en üst katta, Batum ayaklarımızın altında. Kentin bazı bölümleri şaşaalı, çoğunluğu ise perişan...Vaktiniz varsa, atlayın arabaya gidin Rize’ye, muhlama, fasulye turşusu kavurması ve Laz böreği yiyip geri gelin. Vaktiniz yoksa muteber otellerin restoranlarında veya sahildeki lokantalarda Türk mutfağının ürünleri tadılabilir. Yerel mutfağı denemek istiyorsanız Gorki Caddesi’ndeki restoranları deneyebilirsiniz. Abhaz mutfağını merak ediyorsanız, Era Caddesi’ndeki Sazandari’ye uğrayabilirsiniz. Ninosvili Caddesi’nde, gençlerin tercih ettiği Octopus Cafe, yemekleriyle olmasa da sanatsal atmosferiyle iddialı.Heykeltraş Zurab Tzereteli tarafından dekore edilmiş. Kafenin mönüsünde ahtapot aramayın, kaçapuri tadabilirsiniz. NEREDE KALINIRKesenize güveniyorsanız Intourist’te. Biraz hesaplı olsun diyorsanız İstanbul Otel’de. Yok, ucuz olsun diyorsanız orada duracaksınız! Bir sürü ucuz otel var Batum’da. Fakat kalmak cesaret istiyor.
Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Yunanistan ve İspanya krizi bize yarayacak

İSTANBUL - Küresel mali krizden artık çıkıldığının konuşulduğu bir dönemde, önce Dubai borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı. Tüm dünyada ikinci bir kriz olacağı endişeleri dillendirilirken Avrupa’dan gelen iki Haber endişeleri arttırdı.

Yunanistan’ın kredi notu, ülkenin ağır borcu nedeniyle düşürülürken bir başka Akdeniz ülkesi olan İspanya’nın kredi notu da negatif izlemeye alındı. Ekonomi çevreleri bu gelişmeleri yakından izliyor. Ancak son gelişmeleri izleyen bir başka kesim daha var; turizimciler.

Yunanistan ve İspanya Turizm sektöründe Türkiye’nin en büyük rakipleri. Uzmanlar, geçtiğimiz yıl bu iki ülkenin aksine tuırizm sektörü büyüyen Türkiye’nin yaşanan süreçten kâ^rlı çıkacağını düşünüyor. Peki, yaşanan kriz İspanya ve Yunanistan’da ucuz Tatil yapılacağı anlamına geliyor mu? Seyahat acentalarına göre bu yüksek bir olasılık ancak temkinli ve sabırlı olmakta fayda var;




KEREM KÖFTEOĞLU (Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği Başkanı) “Yaşananlar tabii ki Türkiye için fırsattır. Akdeniz çanağındaki iki rakibinin Türkiye’ye karşı zaten iki dezavantajı var. Bilindiği gibi bu iki ülke de Euro zonu içerisinde yer alıyor. Bu nedenle fiyatları indiremiyorlar. Türkiye Euro zonun dışında olduğu için fiyatlarla istediği gibi oynayabiliyor.

İkinci olarak da Türkiye’de çok eleştirilen ‘herşey dahi sistemi’... Bu sistemin eleştirilecek yönleri var. Ancak özellikle aileleri ile tatile çıkan Avrupalı turistlerin talep ettiği bir sistem bu. Son yıllarda tur operatörleri Yunanistan ve İspanya’yı ‘herşey dahi sitemi’ konusunda sıkıştırıyorlardı.

Türkiye bunu çok planlı olarak yapmadı ama bu bir avantaja döndü. Özellikle kriz sonrasında fiyat kalite dengesini arayan turistler Türkiye’yi tercih ediyor. Bu iki duruma İspanya ve Yunanistan’da yaşanan krizler de etkendiğinde, Türk turizminin bu durumdan avantajlı çıkacağını öngörebilirz.

Şunu da belirtmek gerekiyor; yaşanan küresel krize rağmen 2009 yılında Tükiye’ye gelen turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2 artarken bu iki ülkede yüzde 5 ila 8 oranında düştü.

Santorini Adası, Yunanistan'ın tatil cenneti.




‘TÜRKİYE’NİN CAZİBESİ ARTACAK’


Euro’da çok büyük yükseliş olmadığı takdirde, bu iki ülke Türk tatilciler için cazip hale gelebilir. Ancak bunu zaman gösterecek. Bu ülkelerin hükümetlerinin alacağı kararlar belirleyici olacaktır. Küresel krizin başından itibaren bu iki ülke hükümetleri önemli sübvansiyonlar uygulamışlardı. Bu krizde ise benzeri önlemler alıp almayacaklarını zaman gösterecek. İspanya ve Yunanistan’a gidecek tatilciler için biraz beklemekte fayda var. Ama fiyatlar düşmese bile geçen sene seviyelerinde kalır.

İspanya ve Yunaistan’a ucuza gitmek isteyenler, bu ülkelerdeki krizlerden bağımsız olarak özellikle bu ülkelerdeki dini bayramları ve tatilleri bekleyebilirler. Çünkü tatil sırasında Türkiye’ye gelecek uçaklar, boş dönmemek için önemli indirimler yapacaklardır.”

Konuyu tur operatörleri nasıl değerlendiyor? Genel olarak temklinli bir iyimserliğin olduğu söylenebilir;

NİLÜFER MÜSTECAPLIOĞLU (ETS Tur Yurtdışı Turlar Müdürü) Yunanistan ve İspanya’da yaşanan krizin Türk turizmi ya da bu ülkelere gitmeyi planlayanlar için bir risk içerdiğini düşünmüyorum. Zaten mevsim olarak şu an Yunanistan için çok yoğun talep gelmesi beklenmiyor.

Ekonomik kriz nedeniyle İspanya ve Yunanistan’da yapılacak tatiller için henüz önemli bir gelişme yaşanmadı. Büyük bir indirimden henüz söz edilemez ama yine de yılbaşı turlarına hafif yansımaları görülmeye başladı. Ocak ve Şubat’ta bu yansımaların daha belirgin olacağını düşünüyorum. İspanya için zaten herhangi bir mevsimi beklemek söz konusu değil, 12 ay da İspanya’ya turistik geziler düzenleniyor. Eğer turistik mekanlarda indirim yapılacaksa,bu olası indirimler otomatik olarak tur fiyatlarına da yansıyacaktır.

İbiza, Akdeniz'in en popüler tatil merkezlerinden biri.

TOLGA TEKİN (Jolly Tur yurtdışı Turlar Müdürü) Yaşanan krizin etkilerinin ne olacağını söylemek zor ama uzun vadede olumlu etkileri olacağını söyleyebilirz. Bugün için tur fiyatlarında çok önemli değişiklikler olmasa da Nisan’dan itibaren bir indirim olacağını tahmin edebiliriz.

Zaten şu an kış sezonunda olduğumuz için özellikle Yunanistan destinasyonlarında bir durgunluk var. Bahar aylarından itibaren yaşanacak hareketlenme ile sonuçları görmeye başlayacağız.

SARP ÖZKAR (Pronto Tur Pazarlama Müdürü) O bölgelerden çok fazla turist gelmediği için bizi çok fazla etkilemeyecektir. Bu ülkeler uzun süredir turizme yatırım yaptıkları için tatile ara vereceklerini düşünmüyorum.

Ancak bu ülkelerde yaşayanlar daha ekonomik tatile yönelebilir. Bu nedenle Mısır ve Türkiye gibi ülkeler tercih edilebilir. Buda Türkiye’nin kaybı değil kazancı olur.


Yunanistan ve İspanya krizi bize yarayacak

Tuesday, December 8, 2009

Cebimde 30 dolarla yola çıktım bir haftada dört şehir gezdim

Fırsat bulduğunda yolcularla sohbet edip, yolculuk hayalleri kuruyor. Hürriyet Seyahat iki ay önce Özlem Yücel’in vereceği seyahat bursuyla ilgili haberi yayımladığında, Sezer Arslan ilk başvuranlardan biriydi. Arslan, seyahat tutkusunun gelişimini, 30 dolarla çıktığı Polonya yolculuğunu ve bursu kazandığında gerçekleştireceği hayalini anlattı. Sabaha karşı ya da sabah erken saatlerde yolunuz Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’ne düşerse Sezer Arslan’ı gidiş katında görebilirsiniz. Delta, British Airways gibi büyük havayollarının yolcularını karşılayıp ilk bilgileri veriyor, sonra check in sırasına yönlendiriyor. Bu arada fırsat bulursa sohbet ediyor. “Gittikleri ülkeler hakkındaki izlenimlerini soruyorum, tavsiyelerini alıyorum. Gece, yolcu trafiğinin azaldığı saatlerde konuşkan gezginlere rastladığımda çok ilginç bilgiler alıyorum. Zor gidilen ülkeleri anlatıyorlar mesela. Ben de yolculuk hayalleri kuruyorum” diyor.OTOSTOPLA İSTANBULArslan dar gelirli bir ailenin çocuğu. Liseden mezun olana kadar annesi ve kız kardeşiyle İzmir’de yaşadı. İlk yalnız yolculuğuna 18 yaşında çıktı: Kelkit Aydın Doğan Meslek Yüksekokulu’nda muhasebecilik öğrenimi görmek üzere Gümüşhane’ye gitti. Bu yolculuk seyahat merakını ateşleyen ilk kıvılcım oldu. “İki yıllık öğrenimim boyunca Gümüşhane çevresinden başlayıp çevre illeri gezdim. Hafta sonunda otogara gider, ilk rastladığım otobüse atlardım. Bazen otostop yapardım. Çoğunlukla arkadaşımın bulunduğu, konaklama ücreti vermeyeceğim şehirleri seçerdim. Bazen yurtlarda misafir kalırdım.” Trabzon, Giresun, Samsun, Erzurum, Ankara’yı bu yöntemle görmüş ilk kez. Ağrı’ya kadar uzanmış. 2005’te, cebinde 5 TL’yle çıktığı İstanbul yolculuğu ise Film olacak kadar ilginç: “İstanbul’u çok merak ediyordum. Bir hafta sonunda otostopla yola çıktım. Kamyon, Otomobil değiştirerek 30 saat sürdü. Ankara’da yol kenarında beklerken belediyenin Temizlik işçileriyle karşılaştım. Ayaküstü sohbet ettik. Öğrenci olduğumu, cebimde sadece 5 TL bulunduğunu öğrendiler. Aralarında topladıkları 20 TL’yi verip, bununla bir çorba içersin, dediler. İstanbul’a vardığımda kentin hareketliliği, Boğaziçi’nin güzelliği beni büyüledi. Heyecandan elim, ayağım birbirine karıştı. Böylesine güzel bir şehir varmış, ben bilmiyormuşum, ne yazık, dedim. Gece Taksim’de bankta uyudum. İşte bu geziyi başarmam bana büyük cesaret verdi. Yurtdışı hayalleri kurmaya başladım.”İlk yurdışı yolculuğuna 2007 Mayısı’nda çıktı. “İngilizcemi ilerletmek için internette çok sayıda kişiyle yazışıyorum. Çek Cumhuriyeti’nden bir arkadaşım davet etti. Biletimi aldım, cebimde 250 TL karşılığı dövizle yola çıktım. Arkadaşımda kaldım, yedi günde Prag ve Brno şehirlerini gezdim. Farklı Yaşam biçimi ve kültürle tanışmak, yabancılık hissi yaşamak çok güzeldi. Keşfedecek çok şey vardı dünyada. Dönüşte seyahat arzum biraz daha artmıştı.”KKTC’deki Askerlik süresini de keşifle değerlendiren Arslan daha sonra İstanbul’a yerleşti. ingilizce çevirmenlik öğrenimine başladı. Hayali, gelecekte Anadolu’nun bir şehrinde İngilizce öğretmenliği yapmak. Bu arada küçük bütçelerle dünyayı gezmek. Paris, Londra gibi çok kültürlü şehirlere gitmek istiyor öncelikle. Sonra tüm Avrupa ülkelerini keşfetmek. İnternette couchsurfing, hospitality club gibi gezgin kulüplerine üye. Sefaköy’deki evini İstanbul’a gelen gezginlere açıyor. Bu gruplar yardımıyla geziler yapıyor. Bu yaz, Polonya’daki bir haftalık turuna da internetten tanıştığı arkadaşları sayesinde çıktı.ÜÇ BALTIK ŞEHRİ “Polonya’yı çok merak ediyordum. Lehçe öğrenmek istiyordum. Gdansk’lı bir mimarlık öğrencisinin davetiyle yola çıktım. Aynı şehirden iki arkadaş daha edinmiştim” diyor Arslan. 350 dolara gidiş, dönüş uçak biletini alıp, ağustos başında cebinde 30 dolarla yola düştü. Varşova’ya vardığında, cebindeki paranın önemli bölümünü gidiş - dönüş Gdansk biletine harcaması gerekti. “Neyse ki Gdansk’taki arkadaşlarım çok misafirperverdi. Hiç para harcatmadılar. Altı günde, Baltık kıyısındaki Trio Miasto, yani Üç Şehir olarak adlandırılan Gdansk, Sopot ve Gydinia’yı gezdim. Dönüşte birkaç saatliğine de olsa Varşova’yı keşfettim.” Gdansk’ta kalıp, çevredeki kentleri bir saati aşmayan otobüs yolculuklarıyla gezdi. Arslan, bölgede Alman etkisinin çok belirgin olduğunu söylüyor. “Savaşta Alman işgali altında kalmasının, bugün Almanya’dan çok sayıda turist çekmesinin önemli etkisi olmuş. Gdansk, tersane şehrinden çok Tatil kenti görünümünde. Sokakları, sahili, denizi çok temiz. Yüzülebilirliği artırmak için sahiller düzenlenmiş. Bin kilometrelik Vistül Nehri’nin bir kolu, şehrin içinden geçip denize dökülüyor. Nehir, şehirde kanallar oluşturmuş. Herbirinin üstünde Prag’dakileri çağrıştıran küçük köprüler yapılmış. Deniz kıyısında güzel restoranlar, kafeler sıralanıyor. Tersanelerinde biblo gibi yolcu vapurları, Eğlence gemileri yapılıyor. Şehir merkezindeki meşhur havuzlu meydanın çevresi trafiğe kapalı. Kentin ritmini burada hissetmek mümkün. Sokaklar podyum gibi, genç Kızlar fotomodelleri kıskandıracak kadar güzel. Kadınlar iş hayatında erkeklerle yarışıyor. Otobüs şoförlüğü dahil erkeklerle özdeşleşen pek çok işin başında kadınları gördüm ve mutlu oldum. Gdansk’ın troleybüs, tramvay sistemi gelişkin, şehir rahatça gezilebiliyor. Halkı güleryüzlü, yardımsever. Caddeleri çok geniş, ferah. Bence yaşanabilir bir şehir.”Üç Şehir’den en çok Sopot’u sevmiş Arslan. Mimari mucize kabilinden yapılan eğri binayı, Baltık Denizi’ne doğru yaklaşık 150 metre uzanan iskelesini unutamıyor. “Sopot, otobüsle Gdansk’tan 25 dakika uzaklıkta. Küçük bir sahil kasabası, ağırlıklı olarak eğlence ağırlıklı hayat. Yazın çok fazla Festival, açıkhava konseri var. İskelesinin uzunluğu şaşırtıcı. Halk burada yürüyüş yapıyor. Deniz kıyısı otellere ayrılmış. Konutlar geri plana çekilmiş. Alışveriş merkezlerinde Türk restoranları gördüm. Birinin ismi Sakarya Restoran’dı. Sokakta Fenerbahçe formalı gençlerle karşılaştım. Onlar da arkadaşlarını ziyaret etmek için Türkiye’den gelmiş. Gydnia’da ise 250 bin nüfuslu büyük bir liman ve tersane kenti, geniş bir marinası var. Merkezinde yüksekliği 50 metreye yaklaşan gökdelenler bulunuyor. Sahil, sayfiye yeri gibi. 1970’lerden itibaren Polonya’da sistem değişimini yaratan tüm protesto hareketleri bu kentten yükselmiş. Hatta bu kentin tersane işçileri Wajda’nın filmlerine konu olmuş.” Sezer Arslan, Üç Şehir’den sonra dönüşte gezdiği Varşova’yı, Ankara’ya benzetmiş. “İş hayatı eksenli, gri, kalabalık bir şehir. Fakat Polonya’nın diğer kentleri gibi şehir planlama, çevre dokusunun korunması ve temizlik açısından örnek bir şehir” diyor. Arslan’ın bir sonraki hedefi Yunanistan. Yaz aylarında, otobüsle sahil şehirlerini keşfetmeyi planlıyor. “Uyku tulumuyla dışarıda yatmayı başarabilirsem toplam 300 Euro’ya bir haftalık seyahat yapabilirim” diyor. Seyahat bursunu kazanırsa hedefi öncelikli olarak Fransa’yı keşfetmek. SEYAHAT BURSU VERENLER ARTIYORTürkiye ’de gezgin kültürünün yaygınlaşmasını amaçlayan iletişimci Özlem Yücel, eylül ayında gençlere yönelik seyahat bursu başlattı. Yılda bir kez, bir gence verilecek bursun duyurusu Hürriyet Seyahat’te yayımlandıktan sonra, Yücel çok sayıda başvuru aldı. Hürriyet Seyahat’in de aralarında yer aldığı kurumlar ve kişiler, burs kampanyasına destek verdi. Burs sayısı 4’e yükseldi. Adayların 18-26 yaş arasında, öğrenci ve yazma yeteneğine sahip olması gerekiyor. Interrail gezisine neden çıkmak istediklerini anlatan bir yazıyı, seyahatbursu@gmail.com adresine göndermeleri isteniyor. 5 Ocak 2010 ’a kadar bu adrese gönderilen metinlerden seçilenler, Özlem Yücel ’in kişisel bloğunda yayımlanacak. Kazanan, Blog okurlarının oylarıyla belirlenecek. Gezginlere, yazın Avrupa’da bir ay geçerli interrail bileti verilecek. Karşılığında, seyahat gözlemlerini her gün kişisel blogunda yazması istenecek.


Cebimde 30 dolarla yola çıktım bir haftada dört şehir gezdim

Şarlanların fıçı atölyesi şarap turlarının uğrak yeri

Tekirdağ’ın Şarköy ilçesi yüzyıllara varan bir şarapçılık geçmişine sahip. Roma, Bizans dönemlerinde bölgede üretilen şaraplar toprak amforalara konularak, gemilerle uzak diyarlara gönderilirken, 18. yüzyıl sonundan itibaren şaraplar fıçılara konulmaya başlanmış.Fıçıcılık önemli bir işkoluymuş. Şarköy, Mürefte’nin şarapları sahile demirleyen gemilere fıçılarla yüklenirmiş. Şarköy’ün yaşayan en eski şarapçılarından Ziya Keresteci (82) geçmişte Müslümanların fıçı ürettiğini, Rumların şarapçılık yaptığını söylüyor. “Türkiye’nin en iyi fıçı ustaları Şarköy, özellikle Mürefte’deydi. Fıçılanan şaraplar, denizden Karaköy’deki Rum toptancılara gönderilirdi. Bomba adını verdiğimiz bu fıçıları sahilde birbirine kalın urganla bağlar, kayıkla çekerek gemiye çıkarırdık.”Şarköy - Mürefte hattından bir çok fıçı ustası gelmiş, geçmiş. Mesleğe gençler el atmayıp ustalar hayata gözlerini yumunca bu gelenek kaybolma noktasına gelmiş. Şarköy Kaymakamlığı son ustalardan yararlanıp, iki yıl önce Mürefte’de marangozlara yönelik fıçı yapım kursu açmış. Marangoz Ahmet Şarlan, bu kursta fıçı yapımını öğrenenlerden. Eşi Mediha Şarlan da daha sonra bu kurslara gidip, usta belgesi almış. Atölyeleri son zamanlarda bağbozumu turlarının uğrak yerlerinden biri oldu. Bağları, fabrikaları gezenler, Şarlanların atölyesine de uğrayıp fıçı üretiminin incelikleri hakkında bilgi alıyor.YILDA ORTALAMA 200 FIÇI YAPIYORLARŞarlanlar, fıçılarını Kırklareli Demirköy’den gelen ağaçlardan yapıyor. TÜBİTAK’ın araştırmalarına göre, bölgedeki Demirköy (Macar) meşesi alkollü içeceklerin olgunlaşması için ideal. Şarlan ağacın kullanımdan iki ay önce kesilip, doğal ortamında bekletilmesi gerektiğini söylüyor. İstediği ölçüde kesip, atölyesine gönderiyorlar. Ve onun işi başlıyor: “Yedi santim genişliğinde şeritler kesiyoruz. Boylarını fıçı ölçeğine göre ayarlıyoruz. Örneğin 50 litrelik fıçı için 28-30 adet şerit keseriz. Pürmüz ateşinde eğip, tahta kalıba koyarız. Bombe verip, altı çemberle birleştiririz. Kapağını kapattıktan sonra içine su koyarak meşenin şişmesini bekler, sızdırmazlığını kontrol ederiz.”Şarlan ve eşi, yılda 100 litrelik 60 adet, ayrıca irili ufaklı çeşitli boylarda 100’ün üzerinde fıçı yapıyor. Talep çoğunlukla butik üretim yapan küçük firmalardan ve evde Şarap üreten amatör şarapseverlerden geliyor. Bölgedeki Doluca, Gülor, Sevilen gibi büyük şarap fabrikaları fıçılarını yurt dışından getiriyor. “Bizimki el yapımı, yurtdışından gelen fıçılar ise çoğunlukla fabrikasyon üretim” diyor Ahmet Şarlan. Fıçıcılığın geleceğinden umutlu. “Şarapçılık ülkemizde nasıl günden güne gelişme gösteriyorsa, fıçı yapım işi de çoğalacak, fabrikaların talebi artacak.”Mediha Şarlan, tamamlanan her fıçının kendisine büyük bir mutluluk verdiğini söylüyor. “Şarköy dışından, ülkemizin birçok yerinden fıçı siparişleri alıyoruz. Şarköy’e gelen şarapseverler atölyemizi ziyaret ediyor, beğendikleri fıçıları alıyor ya da sipariş veriyor.”MÜZEDE ŞARABIN TARİHİNE YOLCULUKTürkiye’de şarabın tarihine yolculuk edilebilecek Müze sayısı bir elin parmaklarından az. Sadece Mürefte iki müzeye sahip. Kutman Şarap Müzesi ile Aker Şarap Müzesi yıl boyunca ziyarete açık. Her ikisinde de şarabın bu bölgede 1900’lerden günümüze uzanan öyküsüne tanık olabilirsiniz. Şarap kültürü, şarap tarihi, şarap yapımı, şarap gelişimi, hakkında müze yetkililerinden bilgi alabilirsiniz. Neler mi var bu müzelerde? Üzümü şarap yolculuğuna hazırlayan geçmişin kollu el presleri, tahta presler, elle çevrilen salkım ayırma makineleri, küfeler, kantarlar, üzümün ayakla çiğnendiği ağaç çıfıtlar, mantar presleri, fıçılar, şarap şişeleri, üzerinde İnhisar (Tekel) İdaresi yazan şişeler, Romalılar döneminden kalma, denizden çıkmış, şarap amforaları... Müzenin duvarlarına yansımış, elektriğin olmadığı dönemde, bağdan üzümün at, katır, eşek sırtında küfelerle şarap mağazalarına gelişini gösteren sararmış fotoğraflar, yağlı boya tablolar, yazılı belgeler...Her iki müzeye de yurtiçi ve yurtdışından pek çok ziyaretçi geliyor. Aker Şarapçılık’a ait müzeye uğradığımızda, bizden önce gelen CHP eski milletvekili, ünlü kamuoyu araştırmacısı Bülent Tanla’ya rastladık. Datça’dan birlikte geldikleri İtalyan asıllı Türk Claudio Petrini’yle birlikte müze koleksiyonundaki tarihi belgeleri inceliyorlardı.Şarköy ve Mürefte’nin sokaklarında gezdiğinizde Rumlar’dan kalma eski şarap mağazalarını da göreceksiniz... Bir çoğu hâlâ şarap yapımında hizmet gören bu yapılarda, yıllarını şarap yapımına vermiş ustalardan da şarap hakkında bilgiler alabilirsiniz...Şarköy, Mürefte bölgesinde, Çınarlı ve Mursallı gibi tarihi eskilere giden ve bölgede en fazla üzüm üretilen bu iki köyde üretilen şaraplardan da tadın, evinize dönerken mutlaka almanızı öneririm.
Şarlanların fıçı atölyesi şarap turlarının uğrak yeri

Mozart’ın yeni keşfedilen eserini 31 Ocak’ta SALZBURG’da dinleyin

Geçen yüzyılın başında, tren ve vapur dışında uluslararası ulaşım imkânının bulunmadığı bir çağda, bazı İstanbullu müzikseverlerin sadece yeni sahnelenmeye başlayan bir operayı izlemek için İtalya’ya, Almanya’ya gittiklerini söylesek inanır mıydınız? Bugün uçakla birkaç saatte ulaşılan mesafelerde, bir konser uğruna günlerce yolculuk yapanların öyküleri İstanbullu müzikseverler arasında kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa aktarılır. Aradan geçen zamanda, sayılarının artması beklenirdi. Tam tersine azaldı. Yine de, zaman zaman bazı tur firmaları, bestecilerin, eserlerin izinde geziler düzenliyor. Bunların bir kısmı, ilgisizlikten iptal ediliyor.Serhan Bali, Klasik Müzik evreninin enginliğini, seyahatin kişinin dünyasına getirdiği zenginlikleri öğrencilik döneminde tek başına keşfedip, sonra bu iki tutkuyu birleştirenlerden. “Ailem geziye pek meraklı değildi” diyor çocukluk yıllarını anlatırken. “İlk uzun yurtdışı yolculuğuma 18 aşında çıktım. Singapur’a ve sonra Japonya’da yaşayan ablamın yanına gittim. Farklı bir kültürle tanışmak, dev Müzik mağazaları keşfetmek bana çok cazip gelmişti.”Sonraki yıllarda daha çok yurtiçini keşfetmekle yetindi. “İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’nde okurken AIESEC İstanbul Değişim Programı Koordinatörü’ydüm. Anadolu kentlerinde pek çok toplantı düzenlerdik. Her toplantı, benim için aynı zamanda bir Keşif gezisine dönüşürdü. Üniversiteden mezun olup, satın alma uzmanı olarak iş hayatına girdiğimde gezilerim sıklaştı.” Bali, müzikle tanışıklığını lise arkadaşına borçlu. Önce klasik Türk müziğine ilgi duydu, ardından klasik Batı müziğini keşfetti. TRT-3’ün programları, sahaflardan topladığı ingilizce dergilerle bilgisini ilerletti. 2001’de Açık Radyo’da klasik müzik programları hazırlaması, hayat çizgisinde de köklü bir dönüşüme yol açtı. İşinden ayrılıp, Andante Dergisi’ni yayımlamaya başladı. İşte bu dönemde, müzik temalı uzun yolculuklar girdi hayatına. BİR GÜNDE İKİ PASYON DİNLEDİM“Frankfurt Müzik Fuarı Dünyanın tüm önemli enstrüman yapımcılarını, nota yayımcılarını buluşturur. Yeni eğilimler, enstrümanlar, yayımlanacak yeni nota edisyonları görücüye çıkar. Özellikle eğitimciler ilgi gösterir. Her türlü yeniliği orada görmek mümkündür. Fuarı yıllardır merak ediyordum. Nihayet 2003 Martı’nda bu yolculuğu gerçekleştirdim. Yola çıkmadan, günlerce internet başında hazırlık yaptım. Her akşam bir konser izlemeliydim. Fuarda üç gün geçirdim. Sonra trenle Hollanda’ya, Amsterdam’a geçtim. uzun yıllardır Concertgebouw Konser Salonu’nun olağanüstü akustiğini merak ederdim. Salonun her köşesini gezdim. Konserde Bach’ın Aziz Matthias Pasyonu’nu dinledim. En arka sıradan bile netlikle duyuluyordu tüm sesler. Aynı gün bir başka gruptan bu eseri bir kez daha dinledim. Sonra Almanya’ya dönüp, Dresden, Leipzig, Münih, Berlin’de ikişer gün kaldım. Berlin Filarmoni’nin salonunu gördüm. En arka sıradan, ayakta Daniel Barenboim, Lang Lang Piyano ikilisini dinledim. ünlü konser salonu gezdim, izleyicisini inceledim. Yurtdışında konsere gittiğimde, o ülkelerin izleyicilerini kıyafetlerinden, sevinçlerini gösterme biçimlerine kadar incelerim. Berlin’de ayrıca Halk Operası ve Alman Operası’nda birer eser izledim. Dresden’e geçip Staatcappelle’in meşhur altın yıldızlı salonunda bir opera, bir orkestra konseri izledim. Leipzig’de paskalya zamanı, Bach’ın doğum gününde, kantorluk yaptığı iki kilise, iki ayrı Pasyon’unu dinledim. Aziz Thomas Kilisesi’nde bazı dinleyiciler ağlıyordu. Münih’te Bavyera Devlet Operası’nda Handel’in Tamerlano Operası’nı izledim. Gezim 15 gün sürdü, mutlu döndüm.”İlk turundan sonra Serhan Bali’nin müzikal yolculukları yavaş yavaş sıklaştı. Bu yıl ise birbiri ardına üç geziyle rekor kırdı. Bas Burak Bilgili’yi dinlemek için Finlandiya’daki Savolina Opera Festivali’ne gitti. Helsinki’ye uçakla bir saat uzaklıktaki kentin ortaçağdan kalma şatosunda bir haftada altı opera izledi. Geleceğin yıldızlarını keşfeden bu festivali tüm opera meraklılarına tavsiye ediyor Bali. Eylülde ise iki yılda bir düzenlenen Enescu Festivali için Bükreş’teydi. “Salzburg’la kıyaslanabilecek bir festival. Çok güzel salonların yanı sıra meydanlarda, sokaklarda konserler düzenleniyor. Concertgebouw, St. Petersburg, Philarmonia gibi dünyanın önde gelen orkestralarını 8-10 Euro’ya dinlemek mümkün” diyor. En son, iki hafta önce Calgary’deki Honens Piyano Yarışması’nı izlemek için Kanada’ya gitti. Bir hafta kaldı. MOZART GÜNLERİ“Honens Yarışması şovmen değil, komple müzikçilere yönelik. Adayların solistliğin yanı sıra iyi bir oda müziği yorumcusu, lied eşlikçisi olması gerekiyor. Bunu görmek için gitmeye değerdi” diyor. Calgary’deki Piyano Müzesi’ni, Bonff’da gördüğü sanat merkezini unutamamış. Rocky Dağları’nın eteğindeki bu merkez, kongre turizminden kazanıp, geri kalan zamanında tesisin kapısını eser yazmak için inzivaya çekilecek gençlere açıyor.Serhan Bali, önümüzdeki günlerde müzik temalı bir seyahate çıkmayı düşünenlere 22-31 Ocak arasında Salzburg’da düzenlenecek Mozart Haftası’nı (Mozart Woche) öneriyor. Etkinliğe dünyanın önde gelen Mozart yorumcuları katılıyor. Bu yılki festivalin özelliği, Mozart’ın bu yıl ortaya çıkarılan bir eserinin ilk kez icra edilecek olması. “Mozart’ın kız kardeşi Maria Anna’nın koleksiyonundaki bestecisi belirsiz iki eserin Mozart’a ait olduğu bu yıl kanıtlandı. Piyano için sol majör prelüd ve sol majör piyano konçertosundan bir bölümü ünlü müzikolog ve piyanist Robert Levin piyano ve yaylılara uyarladı. Eseri bir grup müzikçiyle, 31 Ocak’ta, Wiener Saal adlı salondaki Mozart Haftası’nın kapanış konserinde seslendirecek. Mozart Haftası’nın odak noktası ise bestecinin Idomeneo operası. Eseri Les Musiciens du Louvre Grenoble icra edecek. Mozart’ın bu eser üzerine çalıştığı dönemde bestelediği piyano eserleri, serenadlar, senfonik eserler ve oda müziği yapıtları da bir hafta boyunca Nikolaus Harnoncourt, René Jacobs, Christoph Eschenbach gibi şefler, Concentus Musicus Wien, Kremerata Baltica, Camerata Salzburg, Salzburg Mozarteum gibi orkestralar András Schiff, Gidon Kremer, Andreas Scholl, Leif Ove Andsnes gibi solistlerce seslendirilecek. SERHAN BALİ’NİN ARALIK AYI ÖNERİLERİ2010 Mahler Yılı konserlerine başlayan Amsterdam Concertgebouw, Mariss Jansons yönetiminde 2. Senfoni’yi 4 Aralık’ta Amsterdam, 16 Aralık’ta Viyana’da seslendiriyor. Simon Rattle yönetimindeki Berlin Filarmoni’nin 29-31 Aralık akşamları yıl sonu gala konserinde Lang Lang, Rahmaninof’un İkinci Piyano Konçertosu’nu seslendirecek...
Mozart’ın yeni keşfedilen eserini 31 Ocak’ta SALZBURG’da dinleyin