Showing posts with label Akdeniz. Show all posts
Showing posts with label Akdeniz. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

2011 yılı, Kıbrıs yılı ilan edilmeli

İSTANBUL - Deniz, kum ve güneş üçlüsü, akıllara hemen tatili getiriyor. Özellikle güneşin kendisini göstermeye başladığı şu bahar günlerinde... Çoğunuz Tatil planlarını yapmaya başladı bile, oteller seçildi, yerler ayırtıldı...
Ne tarafa yolunuz düşecek bilmiyoruz ama eğer Kıbrıs'a hiç gitmediyseniz, seçenekleriniz arasında yer verin deriz...
Akdeniz'de yer alan üçüncü büyük ada ve Anadolu yarımadasının 65 kilometre güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan bir Türk devleti; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Tertemiz plajları, eğlencenin hiç bitmediği gece hayatı, bakir koyları ile cennet bir ada...
Kısaca bahsedelim; adanın iç kesiminde, Beşparmak Dağları güneyinde Mesarya ovası, Ercan Havaalanı ve başkent Lefkoşa bulunuyor. Lefkoşa'nın merkezi, 5.5 kilometre uzunluğunda şehir duvarı ile çevrili. Doğu sahili boyunca tarihi Gazimağusa kenti ve Salamis antik kenti yer alıyor. Kıbrıs'ın sahil kıyıları, mayıs ve ağustos ayları arasında "Chelonia Mydas" ve "Caretta caretta" kaplumbağaları tarafından ziyeret ediliyor. Adanın en büyük yarımadası olan Karpaz yarımadası yeşil kaplumbağaların yumurtlama mekanı...
Batıda Soli ve Vouni, Lefkoşa’daki Arabahmet Camii, Mağusa’daki Salamis, doğudaki Apostolos Andreas Manastırı ziyarete açık yerler arasında...
Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele olmak üzere 5 ilçeye ayrılmış ada, plajlarıyla ünlü. İsterseniz kalabalığın içinde eğlencenin; isterseniz de gözlerden uzak bir koyda romantizmin keyfini çıkarın. Seçim size kalmış...
Bu arada Macera arayanlar için ise Güzelyurt Koyu öneriliyor.
Escape, Alagadi, Altın Kum, Sunset, Mare Monte ve Camelot ünlü plajları...
Su sıcaklığı yılın 8 ayı boyunca yüzmek için ideal... Ayrıca yelken, dalış, sörf, deniz kayağı gibi su sporları yapma şansınız da var.
Evet bu cennet ada turistin başını döndürüyor ama yatırımcılar bazı konularda şikayet ediyor.
"1974'ten beri Kuzey Kıbrıs adeta açık bir hapishaneye döndürüldü. Devletten izolasyonun kaldırılmasını ve ulaşım probleminin çözülmesini istiyoruz."
Bu sözler Kıbrıs ve Azerbaycan'da Otel işletmeciliği yapan Net Holding İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Merit Turizm AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar'a ait.
Yatırım için verilen teşviklerin ülkeye yetmediğini, gelişim konusunda KKTC hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne büyük görev düştüğünü söyleyen Arar, Türkiye'nin ve yavru vatanın turizm potansiyelini değerlendirdi...

Kıbrıs'a yeni yatırımcı çekmek ve turizmi geliştirmek için kime, ne görevler düşüyor? Bu konuda en büyük görev KKTC hükümetine ve TBMM'ye düşüyor. Bugün Kuzey Kıbrıs'a yapılan yatırımlara verilen teşvikler, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları göz önüne alırsak, çok minimal seviyede kalıyor.
'TEŞVİK YASASI BİR AN EVVEL ÇIKMALI'1980'lerin Özal dönemini hatırlayalım; Antalya-Marmaris turizmi nasıl patlatıldı? Nasıl krediler ve teşvikler verildi. Bu konu ile ilgili teşvik yasasının bir an evvel çıkması gerekir.
Kıbrıs'ta yatırım yapmanın avantajları ve dezavantajları neler? Avantajı, bölgenin iklimi ve doğası; dezavantajı ise, Türkiye dışında hiç bir devletten ulaşım imkanı olmaması.
'KUZEY KIBRIS'A YAPILMIŞ EN BÜYÜK HAKSIZLIK'Kıbrıs izolasyonu hakkında neler söyleyeceksiniz? Çözüm yolu nedir?KKTC'deki en büyük sıkıntı, izolasyondur. Bu da turizmcinin belini kıran en önemli unsur. Kuzey Kıbrıs'a yapılmış çok büyük haksızlık. 1974'ten beri Kuzey Kıbrıs adeta açık bir hapishaneye döndürüldü. Devletten izolasyonun kaldırılmasını ve ulaşım probleminin çözülmesini istiyoruz. İzolasyonu isterse Türk Hava Yolları (THY) kırabilir. Bakü-Erzurum-Ercan, Tebriz-Adana-Ercan veya Tahran-Gaziantep-Ercan seferleri niye yok? İşte bu büyük bir sorun. Benim THY yetkililerinden bir ricam var; onların bu çok büyük potansiyelinin çok ufak bir parçasını gelsinler, bu yavru vatanın izolasyon olayını çözsünler. Bu arada Kıbrıs'ın bayrak taşıyıcı havayolu olan KTHY da görev düşüyor.
Kıbrıs turizmi gelecekte nasıl olacak? Kıbrıs yeterince tanıtılıyor mu?Önümüzdeki yıllarda çok daha başarılı olacak. Akdeniz'in en genç tesisleri, en başarılı hizmeti ve engin bir konukseverliği, misafirlerini bekliyor.
'2011 YILINI KIBRIS YILI İLAN ETMEK GEREK'Kıbrıs'ın tanıtımı için neler yapılabilir?Kuzey Kıbrıs'a yatırım yapmış ve yapacak olan yatırımcılar ile Turizm Bakanlığı el ele vererek Kıbrıs'ı Anavatan'da da tanıtması gerekir. Anavatan, Kuzey Kıbrıs'ın tüm turizm beklentilerini karşılar. İlgi çeken özellikleri göz önüne çıkartıp, 2011 yılını Anavatan'da "Kıbrıs yılı" ilan etmek gerekir.
Kıbrıs'ta seçim olacak. Seçim sonuçlarında çıkacak yeni hükümetten beklentileriniz neler?Bir tek cümle ile açıklamak isterim: Turizmin önünü açsınlar ve turizmciyi rahat çalışır hale getirsinler.
Kıbrıs'taki yatırımlarınızdan bahseder misiniz? Gelecekte neler planlıyorsunuz?Net Holding bünyesinde otelcilikle uğraşan halka açık bir şirketiz. Kuzey Kıbrıs'ta da büyümeye devam ediyoruz. Bundan 6 yıl önce, Merit Crystal Cove otelde bin 200 kişilik ilk kongre merkezini yapıp kongre turizmini adaya getirdik. Şimdi de Sağlık turizmi için çalışıyoruz. Girne'deki otelimizin hemen yanında "Afrodit Thalassoterapi" tesislerimizin inşaatı devam ediyor. "Denizden gelen sağlık" anlamına gelen "thalasoterapi" alanında Modern ve gelişmik bir otel inşa ediyoruz. 2011 yılında açmayı planlıyoruz.
Kıbrıs dışında yeni yatırımlarınız olacak mı?Şu an Kıbrıs dışında bir yatırım yapmıyoruz. Ama bazı gelişen projelerimiz var.
Müşteri memnuniyeti için neler yapıyorsunuz? Günümüzde yeni trend; insanların ihtiyaçlarını rahatlıkla çözme imkanına sahip olması ve konforudur. Biz devamlı Eğitim alan ve bu trendleri takip eden bir grubuz. Geçtiğimiz haftalarda Amerika'da müşteri mutluluğu ile ilgili eğitime katıldım. Bu müşteri odaklı hizmet eğitimiydi. 'YASTIK BANKASI KURDUK'Örneğin; otellerimizde "yastık bankası" kurduk. Her insanın alıştığı bir yastık vardır. Otellerde ise tek tip yastık vardır. Otele girdiğinizde yastık bankasına başvuruyorsunuz ve hangi tür yastık tercihinizi söylüyorsunuz ve bir daha ki gelişinizde aynı yastığı buluyorsunuz.
Bir işadamının odasında evindeki konforu bulması, ihtiyacı olduğunda ütü masasının ve ütünün hazır olması, hava yağışlı olduğunda dolabı açtığında şemsiyeyle karşılaşması, çalışma masasında gerekli tüm ihtiyaçlarının bulunması, kahve makinesinde kahvesini yapıp içmesi de bence konforun bir parçası...

2010 yılı hedefleri değerlendirildiğinde Bakan Günay'ın 30 milyon turist beklentisi söz konusu... Sizce bu rakam nasıl olacak? Yüzde kaçlık bir büyüme öngörülüyor? Günay'ın bugüne kadar verdiği rakamsal değerler çoğunlukla tutmuştur. Ben bu konudaki rakamın da oluşacağına inanıyorum.
Erken rezervasyon kampanyası, tatilci ve yatırımcılara nasıl bir fayda sağladı? Bu sayede; Türk haklı da tıpkı yabancı ülke misafirlerinde olduğu gibi tatillerini erken programlamaya başladı. Bu turizm için, otellerin sezonlarını net görebilmeleri açısından büyük bir avantaj.
Misafirlerimiz için ise en büyük avantaj; daha ucuza ve taksitle tatil satın alabilme imkanlarının olması...
'KKTC'NİN EN ÖNEMLİ EKSİKLİĞİ...'Türkiye ve Kıbrıs'ta, turizm pastasına rakamsal olarak bakıldığında nasıl bir sonuç çıkıyor? KKTC bilinen sebepler dolayısı ile gerekli payı alamıyor. Ancak yatırımcılar, otelciler ve acentalar sayesinde KKTC için yapılabilecek bir çok şey yapılmaya çalışılıyor.
En önemlisi ise KKTC'nin tanıtım eksiliği; ki bunun da zamanla çözüleceği inancındayız. Türkiye destinasyon olarak zaten dünyada oldukça popüler… Yeni oteller, yeni bölgeler ve tanıtımlar ile bunların desteklenmesi ülke açısından için büyük bir kazanç. Ama her iki taraf için de yapılabilecek çok şey var.
GİRNE POPÜLER, KARPAZ DA GELİŞİYOR En çok hangi ülkelerden turist geliyor ve hangi bölgeleri tercih ediyor? Kıbrıs'a bakıldığında durum nasıl? Yıllardır söylediğimiz gibi; KKTC'nin en çok misafir aldığı ülke Türkiye. Sırayla İngiltere ve Orta Doğu ülkeleri geliyor. Yüzde 80'lik bir rakam tamamen Türkiye pazarına aittir diyebiliriz.
Girne, oldukça popüler bir bölge… Ancak Karpaz bölgesi de son yıllarda (yeni açılan oteller ile) önem kazandı. Lefkoşa zaten başkent olması sebebiyle farklı bir konumda bulunuyor.
Kıbrıs'ın problemleri çözüldüğü an, dünyada yepyeni bir destinasyonda açılmış olacak. Denizi ve doğası keşfedilecek. Tanıtımlar daha rahat yapılacak ve en önemlisi uçuşlar artacak. Şu an sadece elimizden geleni yapabiliyoruz. Ancak çözüm sayesinde Kıbrıs bir cennet ada olarak tüm dünyada tanınacak.
Alman, Rus ya da İngiliz bir turist Türkiye'ye geldiğinde ne kadar para bırakıyor? En çok İranlıların harcama yaptığı söyleniyor. Sizce durum nasıl? Açıkçası geçmiş dönemle 2000'li yılların turizmi arasında ciddi farklar var. 2000 yılı öncesi rakamlar çok yüksekti, ancak şimdi harcama oranı daha düşük. Gelen misafirler sadece tatile odaklılar. Kıbrıs için de bu durum aynen geçerli. İranlı misafirler için de durum bölgesel olarak değişiyor.
İNTERNETTE TATİL SATIN ALIRKEN HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMAMAK İÇİN...İyi ve kaliteli bir işletme nasıl olmalı? Özellikle internet üzerinden rezervasyon yaptıran müşteriler neye ve hangi özelliklere dikkat etmeli? Misafirini ön planda tutan, isteklerini anında cevaplayabilen ve eğitimli personel ile çalışan tüm işletmeler iyi ve kaliteli olabilirler. Misafir odaklı çalışmak, her işletmeye, her anlamda kazandırır.
'2011 yılı, Kıbrıs yılı ilan edilmeli'

Almanlar tatil süresini azalttı

BERLİN - Almanya'nın önemli Tatil Analiz raporlarından biri olan ve 44. Uluslararası Turizm Borsası Fuarı'nda (ITB) Peter Aderhold ve Martin Lohmann tarafından açıklanan "Reise Analyse" adlı rapora göre, 2009 yılında yaklaşık 65 milyon Alman tatil yaptı.
Geçen yıl Alman turistlerin yüzde 67'sinin yurt dışına gittiği, yüzde 33'ününse ülke içinde tatile çıktığı belirtildi.
Almanların ortalama tatil süresinin 15 günden 13,2 güne gerilediği kaydedilen raporda, bir Alman turistin ortalama 820 avro harcadığı ifade edildi.
Alman turistlerin beklentileriyle ilgili olarak da raporda, Almanların farklı destinasyon ve tatil programları arayışı içinde olduğu kaydedildi.
Raporda, Almanların yurt dışında en fazla tercih ettiği bölgenin başında Akdeniz havzasının geldiği, İspanya'nın bu alandaki liderliğini korurken, bu ülkeyi İtalya, Avusturya ve Türkiye'nin izlediği belirtildi.
Bu konuda özellikle Avusturya ve Türkiye arasında büyük bir rekabetin yaşandığına işaret edilen açıklamada, 2009 yılında Avusturya'yı ziyaret eden Alman turistlerin oranının yüzde 5,9, Türkiye'yi ziyaret eden Almanların oranının da yüzde 5,7 olduğu ifade edildi.
Almanlar tatil süresini azalttı

Her şeyin başladığı yer e gidin

KAHİRE - Turizmde 2010 yılını yatırım yılı olarak belirleyen Mısır, Türkiye'den gelecek turist sayısını artırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda İstanbul'daki ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'na da (EMITT) katılan ülke, reklam ve tanıtıma ağırlık vererek Türkiye'den turist çekmeyi planlıyor.
Prontotour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, Türkiye'den Mısır'a geçen yıl 4 bin 500 kişiyi götürdüklerini söyledi.
Mısır'ın bu yıl turist sayısını artırmaya yönelik tur operatörlerine Gazete ilanları ve getirilen kişi sayısı bazında toplam 270 bin dolarlık bir teşvikte bulunacağını ifade eden Özkar, ''Sektörün paket tur satış totalinde yüzde 40'lara varan bir satış yüzdemiz olduğu için, teşviğin büyük bir kısmının bize verilmesi ön görülüyor'' dedi.
Mısır'ın 11 Şubatta İstanbul'da düzenlenen ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı''na katılarak reklam ve tanıtım yaptığını anımsatan Özkar, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çok ciddi miktarlarda yaklaşık 200 bin TL'lik gibi bir reklam harcaması yaptılar. Mısır'ı tanıtan ve EMITT Fuarı'nın sponsoru olduklarını anlatan bir çalışmaydı bu. 2010 yılında bu reklam çalışmalarını bilboard ve gazete ilanlarıyla sürdüreceklerini belirttiler. Bizlerden de tur operatörü olarak destek bekliyorlar.
Açıkçası 'turist sayısını şu kadar yüzde artıralım' gibi bir hedeften ziyade 2010 yılını biraz da yatırım yılı olarak görüyorlar. Yapılacak reklamlarla acenteleri teşvik ederek, gerek acentelerin eski müşterilerine gerekse onların yapacağı reklamlarda Mısır'ın ön planda tutulmasını, uygun fiyatta olduğunu, yurt içi fiyatına orada Tatil yapılabileceğini insanlara anlatmak istiyorlar.'' ''AMAÇ, İNSANLARIN AKLINA MISIR'I SOKMAK'' Reklam kampanyasındaki diğer bir amacın da Mısır'a gitmeyi hiç düşünmeyen insanların aklına bu ülkeyi sokmak olduğunu vurgulayan Özkar, bu doğrultuda Mısır'ın imajını artırmaya yönelik çalışmalar yapılacağını belirtti.
Mısır Turizm Bakanlığının belirlediği ''Her şeyin başladığı yer'' sloganının çok doğru olduğunu ifade eden Özkar, ''Dünyada her şeyin başladığı yer olarak nitelendirilen 5 bin yıllık bir medeniyet olan Mısır'a, tarih, kültür gezmek isteyenler mutlaka gitmeli'' dedi.
Mısır'ın her türlü zevke ve her türlü tatilciye hitap ettiğini vurgulayan Özkar, Avrupa'ya alternatif olarak gezilip görülmesi gereken bir yer olduğunu belirtti.
MISIR TURLARI Özkar, 4 yıldır Mısır'a tur düzenlediğini, ilk yılda yaklaşık 500 kişiyi gezdirdiklerini söyledi. Bu turların tarifeli seferlerle yapıldığını anlatan Özkar, ''Bugünlere göre fiyatlarımız biraz daha fazla idi. Örneğin şu anda 199 Euro'ya satılan Kahire, İskenderiye Şarm paketleri o dönemde 499-649 euro arasında değişiyordu'' dedi.
Mısır'a götürdükleri Türk sayısının her yıl katlanarak arttığını dile getiren Özkar, rakamın bir yıl sonra 700'lere sonraki yıl 2500'e 2009 yılında ise 4500'e yükseldiğini bildirdi.
Turları iki yıl önce tarifesiz uçak (charter) ile yapmaya başladıklarını belirten Özkar, şu bilgileri verdi:
''Kasım ayının 15'inden Martın başına kadar her hafta düzenli olarak Kahire, Şarm, İskenderiye charterini kaldırdık. O zamanlar ücrete herşey dahil değildi. Mısır'da 199 avrodan başlayan 499 avroya kadar değişen bir haftalık paketlerimiz var.
Burada yapılabilecek çok fazla ekstra tur var. Ekstralar 20-60 Euro arasında değişiyor. Bir haftalık turlarda 4 akşam yemeği dahil. Misafirlerimiz 3 akşam yemeğini ve 7 öğle yemeğini kendileri alıyorlar. Mısır ekonomik bir yer olduğu için çok fazla para harcanmıyor. Buraya gelenler aşağı yukarı kişi başına 300 avro yanlarında getirse yeterli oluyor.'' ''YURT İÇİ TATİL FİYATINA YURT DIŞI FIRSATI''Mısır'a gelmek için en uygun zamanın Şubat ile Haziran ayı arası olduğunu dile getiren Özkar, ''Haziran ayından sonra sıcaklıklar arttığı için dolaşmak biraz sıkıntılı olabiliyor. Ancak yaz aylarında buradaki deniz kıyılarında da yurt içine alternatif tatil yapılabilir'' diye konuştu.
199 avrodan başlayan ekonomik turlardaki amaçlarının sürekli yurt içinde tatil yapan kişilerin, çok düşük rakamlara ve taksit imkanlarıyla yurt dışına çıkmalarını sağlamak olduğunu ifade eden Özkar, Türk tatilcilerin ''bir ülkeye bir kez gideyim her yerini göreyim'' mantığıyla hareket ettiklerini söyledi.
Özkar, sundukları bir haftalık paketlerde tarih, kültür, deniz ve güneş gibi birçok seçeneğin bulunduğunu belirtti.
Gezginlerin, ülkeye birkaç kez gelmiş olanların ise Mısır tarihinin yüzde 70'inin bulunduğu Luxor bölgesini tercih ettiğini anlatan Özkar, ''Luxor Aswan arasında gemilerle nehir turu yapılan turlarımız da var. Bu turların fiyatları ise 699 ile 899 avro gibi fiyatlardan başlıyor bin 200, bin 300 avroya kadar yükselebiliyor'' dedi.
YAPMADAN MISIR'DAN DÖNMEYİNÖzkan, Mısır'da gezilecek ve yapılacak çok şey olduğunu ifade ederek, şu tavsiyelerde bulundu:
''Kahire'de Dünyanın 7 harikasından tek ayakta olan Piramitler mutlaka gezilmeli. Turistlerin ilgisini çeken Khan-el Halili Çarşısı da görülmeye değer. Kahire Müzesi, kalesi ve kulesi de görülmesi gereken diğer yerler. Ülkenin tarihini merak edenler daha ziyade Luxor bölgesini tercih etmeli.
İskenderiye'de eski Osmanlı yerleşimlerinden biri. Görmek mümkün olmasa da İskenderiye Feneri'nin bulunduğu yerde yapılan kale, İskenderiye Kütüphanesi ve Muntaza sarayı gezilmeden bu şehirden dönmeyin. Ayrıca burada Akdeniz'den tutulan nefis balıkları tadabileceğiniz bir çok Restoran var. Bu alternatifi de mutlaka değerlendirin.
'Her şeyin başladığı yer'e gidin

Turizmde dünyaya rakibiz

İSTANBUL - Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) ve Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD) işbirliğiyle, Ekin Fuarcılık tarafından bu yıl 14. düzenlenen Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı (EMITT), 11-14 Şubat tarihleri arasında İstanbul TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını açtı.
TÜROFED Başkanı Ahmet Barut, Türkiye’nin bugün artık turizmden pay alan her hangi bir ülke değil, tüm ülkeler için gerçek bir rakip haline geldiğini söyledi.
Türkiye’deki otelleri temsil eden meslek örgütü TÜROFED olarak, ulaşılan büyüklüğe paralel katkı sağlayabilmek için daha fazla güç istediklerini vurgulayan Barut, “Türkiye turizminin geleceğinde daha etkin olmak istiyoruz. Her platformda söylüyorum; sadece manevi değil, maddi katma değer, yani fon yaratmaya hazırız” dedi.
Barut, buna paralel olarak da 2010 yılında, yıllardır beklenen yasal düzenlemelerin hayata geçeceğine inanmak istediklerini belirterek “Umarım önümüzdeki yıl EMITT açılış konuşmasını bu yeni kanunla kurulmuş meslek birliğimizin başkanı yapar” ifadesini kullandı ve şunları söyledi:
“EMITT’te yabancı katılımcı sayısı artıyor, çünkü ITB, WTM fuarlarında da olduğu gibi aynı anda onlarca, yüzlerce partnerinizi bir arada görebiliyorsunuz. Bunda, aldığımız turist sayısı arttıkça, daha fazla ziyaret edilmesi gereken bir ülke haline gelmemizin de etkisi büyük. Öte yandan Türkiye’nin outgoing yani turist gönderme potansiyelinin her yıl yükseliyor olması da bir diğer etkeni oluşturuyor.
Tüm tur operatörlerimiz burada. Çünkü iç turizmin en yoğun gündeme geldiği, yüzbinin üzerinde ziyaretçinin uğradığı bir fuar düzenleniyor burada. Vatandaşlarımız erken rezervasyon terimini ilk defa burada duydu. Oteller yabancıya daha ucuz fiyat vermekle suçlanırken, artık vatandaşlarımız da tatillerini erkenden planlayarak, aynen yabancıların yararlandığı indirimleri kullanabiliyor.. Bu noktada da profesyonellik adına ciddi bir yol katettik.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, yabancı ülkelerde tanıtım yapar gibi, ülkemizde de daha fazla insanımızı tatile teşvik etmek için tanıtım yapmaktadır ve bu bir ilktir.” Türkiye'nin çok kısa sürede, Dünyanın 7. büyük turizm ülkesi olduğuna da değinen Barut, bundan dolayı duydukları gururu şu sözlerle anlattı:
"Bu bizi bir yandan çok sevindirmekte, ama aynı zamanda sorumluluğumuzu da artırmaktadır. Artık Türkiye, turizmden pay alan her hangi bir “ülke” değil, tüm ülkeler için gerçek bir “rakip” olmuştur. Bu nedenle, Otel sahibi, acente, garson, şoför, halı tezgahtarı, belediyeler, bakanlık bürokratı, bakan, meslek örgütleri, kısaca her kesim eskisinden daha iyi hizmet üretmelidir.”
TÜRKİYE BAŞARISINI DOĞAL VE TARİHİ GÜZELLİKLERİNE BORÇLU Mısır Turizm Bakanı Zoheir Garranah, global dünyada turizmin ekonomik açıdan giderek artan bir gelir teşkil ettiğini, buna rağmen bazı ülkelerce yeterince önemsenmediğini belirterek, ''Bu anlamda Türkiye, turizmin önemini idrak eden istisnai ülkelerden biri'' dedi.
Garranah, doğu ile batının birleştiği bir ülke olan Mısır'ın, EMITT'te ''onur konuğu'' olmasından büyük gurur duyduğunu söyledi.
EMITT'in öneminin giderek arttığını, fuarın turizm açısından ülkeler arasındaki uluslararası işbirliğini güçlendirdiğini belirten Garranah, ''Global dünyada turizm, ekonomik açıdan giderek artan bir gelir teşkil etmektedir. Turizm, buna rağmen bazı ülkelerce yeterince önemsenmiyor. Bu anlamda Türkiye, turizmin önemini idrak eden istisna ülkelerden biri'' diye konuştu.
Zoheir Garranah, Türkiye'nin 100 destinasyon arasında ilk 10'a girdiğini, bunun bir tesadüf olmadığını, bu başarıyı doğal ve tarihi güzellikleriyle elde ettiğine dikkati çekti.
Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığının son yıllarda yaptığı başarılı çalışmaların da bunda etkisi olduğunu dile getiren Garranah, Türkiye'de özel ve kamu kurumlarının ele ele vererek turizme önemli bir ivme kazandırdığını kaydetti.
Turizmde dünyaya rakibiz

Her derde deva mavi yengeç

SİLİFKE - Doğu Akdeniz sahillerinde bol miktarda avlanan ancak, bugüne kadar sadece turistler ve sosyo-ekonomik seviyesi yüksek kesim tarafından tercih edilen mavi yengeci, Mersin'de, yerli halkın da keşfettiği, daha önce bu deniz ürününe tiksinti ile bakanların şimdi severek tükettikleri bildirildi. Yüksek protein değeri, doymamış yağ asitleri ve yararlı mineralleri ile Avrupa ülkelerinde bolca tüketilen, Türkiye'de ise sosyo ekonomik seviyesi yüksek ''sosyete'' diye tabir edilen kesim tarafından tercih edilen mavi yengeci, Mersin sahillerindeki lokantalarda artık yöre halkı da keşfetti. Bu sezon Doğu Akdeniz'de bol miktarda avlanan mavi yengeç, mersin sahillerindeki lokantalarda kilosu 20 lira, porsiyonu 4-5 liradan satılıyor. Mersin'in şirin Tatil yörelerinden Silifke ilçesine bağlı Taşucu beldesinde balık restoranı işletmeciliği yapan Ali Mavili, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Göksu deltasındaki Akgöl'de yakaladıkları mavi yengeçleri müşterilerine meze olarak ya da porsiyon halinde sunduğunu söyledi. Mavi yengecin Doğu Akdeniz'in en büyük zenginliği olduğunu, doğal denge bozulmadığı sürece bu zenginliğin devam edeceğini anlatan Ali Mavili, ''Özellikle bu sezon ağlarımız dolu döndük. Balıktan çok mavi yengeç satmaya başladık. Çünkü, yöre halkı daha önce tiksintiyle baktığı yengeci şimdi severek tüketiyor. Artık sadece turistlere değil yerli halka da satış yapabiliyoruz'' dedi. Mavili, kendisinin de mavi yengeci ilk kez 1980'li yıllarda tattığını belirterek, şunları söyledi: ''Ben severek yerken arkadaşlarım bana şaşıyorlardı. O günden bu güne lokantaya gelen herkese, özellikle de yöre halkına lezzeti ve protein değeri ile eşi bulunmayan bu balığı tüketmesi için ısrarcı oldum. Şimdi artık bu yörede mavi yengeci sevmeyen kalmadı. Mavi yengeci, meze olarak mutlaka lokantamda bulunduruyorum. Tüketmek istemeyenlere mutlaka tattırıyor, düşüncelerini öğreniyorum. İsteyenlere haşlama ya da kızartma olarak sunuyorum. Ama daha çok kızartması tercih ediliyor. Izgaraya konan mavi yengeçler, kömür ateşinde kısa sürede turuncu bir renk alıyorlar. Etleri ise piştikçe beyaz bir şekilde ortaya çıkıyor. Yengeç porsiyonları özel sosu ve salatası eşliğinde sunuyoruz. Ancak, yerken ayakları ve gövdesi oldukça sert olan yengeçler için özel olarak makas benzeri kırma aleti de veriyoruz.''
Her derde deva 'mavi yengeç'

Sunday, February 28, 2010

EMITT e 3 bin 500 katılımcı

Türkiye'nin katılımcı ve ziyaretçi sayıları açısından önemli fuarları arasındaki Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı (EMITT) 11-14 Şubat tarihleri arasında 3 bin 500 katılımcı ile kapılarını açmaya hazırlanıyor. EMITT'in düzenleyicisi Ekin Grubu'nun Başkanı Halim Bulutoğlu'nun verdiği bilgilere göre bu yıl fuarda 60 ülke katılacak. Fuarın yeni katılımcıları arasında Japonya, Makedonya, Tanzanya, Bosna, Cezayir ve Meksika yer alıyor. Bu yıl 10 holde açılacak fuarda Safranbolu'nun bir de sürprizi olacak.

EMITT'e 3 bin 500 katılımcı

Wednesday, February 17, 2010

En iyi 99 otel arasına girdi


Otellerde konaklayan misafirlerin oylarıyla yapılan seçimde Dünyanın da “En iyi 99 Otel”i arasına giren Ela Quality Resort Hotel, Türkiye’nin de en iyi 6. oteli oldu. Tamamen ağırladıkları misafirlerin oylarıyla seçildiklerini hatırlatan Ela Quality Resort Hotel Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı, dünyanın dört bir yanından 81 bin Otel için yapılan anket sonuçlarının Türk turizmi adına gurur verici olduğunu söyledi. Karatopraklı, Alman turistlerin tercihlerinde önemli bir yer tutan HolidayCheck portalının ülke turizmine avantaj sağlayacağının da altını çizdi. Ela Quality Resort Hotel, internet üzerinden satış yapan ve kurduğu sistem ile dünyanın en güvenilir seyahat ve Tatil portallarından olan HolidayCheck'in müşteri anketleriyle belirlediği 2010 yılı dünyanın “En İyi 99 Oteli” arasına girdi. HolidayCheck portalında 2 milyondan fazla yorum bulunduğunu ve tatilcilerin bunları dikkate aldığını hatırlatan Ela Quality Resort Hotel Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı, Belek’te bir numaralı otel olmaların yanı sıra Türkiye’nin de destinasyon olarak 38 otel ile portalda birinci sırada yer almasının ülke turizmi adına büyük başarı olduğunu söyledi. Ela Quality Resort Hotel Belek’te 1 numara Dünyada 200 ülkeyi ziyaret eden 200 binin üzerinde katılımcının izlenimleriyle belirlenen istatistiklere göre Belek’in 1 numarası olan Ela Quality Resort Hotel, Akdeniz çanağında yer alan 1674 otel arasında ise 6. sırada yer aldı. Karatopraklı, krize rağmen oldukça yoğun geçen ve en önemlisi başarı ile tamamladıkları sezonun ardından böylesi bir sonucun kendileri için büyük bir armağan olduğunu, ancak hak ettikleri ödülün sürpriz olmadığını belirterek bu sezon başarılarını daha üst sıralara taşıyacaklarını vurguladı. Türkiye’nin dünyanın en iyi otellerine ev sahipliği yaptığını ve sunduğu hizmet kalitesinin üstünlüğünü bugün artık tüm Turizm otoritelerinin kabul ettiğini hatırlatan Karatopraklı, “Avrupa’nın en büyük seyahat portallarından olan HolidayCheck’de dünyanın dört bir yanından yaklaşık 81.000 otel için yapılmış 2 milyonun üzerinde yorum mevcut. Tüm bu yorumlar çerçevesinde Türkiye’nin destinasyon olarak 38 otelle birinci sırada yer alıyor olması ülkemiz adına gurur verici. Türkiye’yi 14 otel ile Almanya, 13 Otel ile Avusturya izliyor” dedi. Almanlara karşı avantaj sağladıkÖzellikle Alman turistlerin HolidayCheck portalına tatilleri ile ilgili değerlendirmelerini mutlaka yazdıklarını ve tatil tercihlerinde de önemli bir yer tuttuğunu aktaran Karatopraklı, bu sonuçla Türkiye adına büyük bir ajantaj sağladığının altını çizdi. Karatopraklı, “Biz Ela Quality Resort olarak yola çıktığımız ilk günden bu yana adımızdaki “Kalite” sıfatını yüzde 100 misafir memnuniyeti için her alanda geliştirme hedefinde olduk. Her sezon birçok yeni otel turistlerin beğenisine sunuluyor, artan rekabet çerçevesinde oteli çekici kılacak tek vazgeçilmez hizmet üstünlüğüdür, biz bunun bilincindeyiz. Bugüne kadar pek çok ödülle onurlandırıldık ama HolidayCheck gibi misafir yorumlarının değerlendirildiği ve tatile çıkacak turistin en güvenilir referans olarak gördüğü bir portaldan bu ödülün bize gelmesi farklı bir mutluluk. Ela Quality Resort’ta tek bir hedef var: Kişiye özel hizmetle maksimum müşteri memnuniyeti! Ve görüyoruz ki yüzde 100 misafir memnuniyeti için doğru yoldayız” şeklinde konuştu. Personel Academy Q’da eğitiliyorTurizmde başarının sırrının insana yatırımda gizli olduğuna inanan otel yetkilileri, toplam kalite için her hizmette kalite bilincini tüm çalışanlarına aşılamak amacıyla henüz inşaat aşamasındayken yaklaşık 500 bin dolarlık bir yatırımla Academy Q’yu faaliyete geçirmiş. Çalışanlarının Academy Q’da eğitime tabii tutularak, sınavdan geçerek göreve başladığı Ela Quality Resort Hotel’de eğitimli ve kaliteli hizmet anlayışı çerçevesinde yıl boyunca personeline yabancıl dil, kişisel gelişim, kurumsal kültür gibi alanlarda Eğitim programları uygulanıyor. Otel, işletim sistemini A’dan Z’ye belgelendirmeye yönelik düzenlediği prosedür ve talimatlar ile her departmanında yüzde 100 kalite hedefleniyor. Personel kalitesini sunduğu en önemli ayrıcalık olarak gören Ela Quality Resort Hotel, yaşanan global Ekonomik Kriz çerçevesinde bir çok kurumun öncelikli olarak ertelediği ya da iptal ettiği eğitim giderlerine bu yıl da pay ayırmaya devam ediyor. Otel, önümüzdeki yaz sezonu için şimdiden çalışmalara başlayarak, özellikle dil eğitimlerine önümüzdeki aylarda da devam edecek. 5 Mart’ta Almanya’nın Frankfurt şehrinde düzenlenecek HolidayCheck Awards 2010 ödül Töreni için geri sayım başladı.
En iyi 99 otel arasına girdi

Zamanın izinde Beyrut tan Baalbek e


Yunanca adı Heliopolis (Güneş Kenti) olan eski zaman şehri Venüs, Jüpiter ve Bacchus Tapınağı başta olmak üzere pek çok tarihi kalıntıya ev sahipliği yapıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde. Tarih boyu pek çok kez el değiştirmiş. Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı.
Lübnan’ın başkenti Beyrut’un ne kadar güzel ve kendine özgü bir şehir olduğunu hep duyar, dinlerdim. Gösterişli Eğlence hayatı, Batı’yı aratmayan lüks otelleri, ünlü markaların boy gösterdiği vitrinleri, görkemli binaları ve Korniş’iyle Ortadoğu’nun Paris’iydi o. Bu cümleyi “bir zamanlar” sözcüğüyle bitirmemi bekleyebilirsiniz, çünkü son yıllarda Beyrut daha çok savaşla anılır oldu. Ancak savaşın ağır yaraları bile ondan bu unvanını alamadı. Kaybettiği çok şey vardı, yine de Kayıp şehre dönüşmedi. Silah ve top mermileriyle yıkıldığında bile asla harabe kent tanımını hak etmiyordu. Eğlenmeyi bilirken ağlamayı da öğrenmişti. İç burkan anılar, hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyordu. Beyrut sadece bir ağıtı dillendirmiyordu. Onun herkese anlatacak başka başka hikâyeleri vardı. Gezmek, görmek, eğlenmek, anlatılanların izini sürmek ama en çok da yeni hikâyeler dinlemek için yola çıktım. Beyrut’la ilgili kurabileceğim ilk cümle şu olur: Kesinlikle hafızasını koruyan bir şehir. Sadece kendi hafızasını mı? Bunu daha ilk bakışta hem görüyor hem duyuyor hem de hissediyorsunuz. Hatta dokunabiliyorsunuz da... Üstelik karşınızda duran, savaşın izlerini hızla silmeye çalışıp kendini iyileştiren, durmadan yenileyen bir şehir iken. Beyrut’ta zaman, hem öncesiz hem sonrasız gibi; bugündesiniz, ama dün de yarın da sizinle. Karşınıza çıkan her sokakta, her yapıda, her yüzde hem yıllar, yüzyıllar öncesine gidiyorsunuz hem de bugünün ruhunu yakalıyorsunuz. Bellek, attığınız her adımda size eşlik ediyor ve her defasında yeni bir kapı aralıyor geçmiş zamana. Arnavutkaldırımlı sokakları arşınlarken, şık restoranlarda Beyrut mutfağıyla tanışırken, vitrinlerin ışıltısına dalarken, gece kulüplerinde çılgınca dans ederken ya da bir başınıza sessiz sakin bir köşede Feyruz’a kulak verirken zaman hep sizinle. Ünlü Lübnanlı ses sanatçısı Feyruz’un şarkılarıyla tanıştıysanız eğer, bu şehir kendiliğinden ve usulca sizi içine alıyor zaten. Feyruz bir şarkısında, “Seni seviyorum Beyrut/ Benim garip vatanım/ Kötü zamanlarda da seni özlüyor ve görmek istiyorum” derken, siz de savaşın acılarını yaşamış ve eski güzel günleri özleyen bir Beyrutlu oluveriyorsunuz.FENİKELİLER KURMUŞTUBeyrut’ta, kent merkezinde zamanı kovalamak şimdilik bir başka yazının konusu olsun, ben bu kez sizleri hâlâ zamanın tek boyutuyla hüküm sürdüğü Baalbek’e götürmek istiyorum. Buraya tam olarak şehir demek de mümkün değil. İsmini pek çoğumuz geçen yıl İsrail saldırıları sırasında duydu. Lübnan Kültür Bakanı’nın UNESCO’ya “Baalbek’i kurtarın” çağrısı yapmıştı. Her yıl Dünyanın dört bir yanından tarih meraklılarını ağırlıyan ıssız şehir, Beyrut’tan 180 kilometre uzaklıkta. Humus - Şam demiryolu üzerinde, Antilübnanların batı eteğinde. Dünya üzerindeki en geniş akropole sahip antik şehir. Aynı zamanda Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı. Baal tanrısına tapanların da merkezi.Roma egemenliği altındayken, güneş tanrısı Jüpiter için inşa edilen mabet dolayısıyla, “Heliopolis” (Güneş Şehir) ismini alan Baalbek şehrinin kurucusu Fenikeliler. Geçmişi MÖ 1100’e kadar uzanıyor. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların istilasına uğramış, pek çok kez el değiştirmiş. Romalıların, özellikle de Antonius’un zamanında çok gelişmiş. Ardından savaşlar yıkımlarla dolu asırlar geçirmiş. Şehirdeki en büyük yıkımı yapan Haçlılar. 14. yüzyılda Haçlılarca kaleye dönüştürülmüş. Ardından Ortadoğu seferine çıkan Timur’un gazabına uğramış. Sonra Osmanlı gelmiş. Zamanla yarısı toprağa gömülmüş. Osmanlılar, 1899’da ilk kez Almanlara kazı yapma izni vermiş. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Lübnan, Fransızların eline geçmiş ve sonraki onlar kazıları sürdürmüş. Antik şehrin kalıntıları ise Lübnanlılar tarafından ortaya çıkarılmış. SÜTUNLARINDAN BİRİ SÜLEYMANİYE CAMİİ’NDEGünümüzde Baalbek’te harabe halinde üç adet tapınak yer alıyor: Jüpiter, Bacchus ve Venüs tapınakları. En büyüğü olan Jüpiter Tapınağı, MS 3. yüzyılda yapılan büyük bir giriş kapısına sahip. Kapıdan geçince önce ön avluya, sonra da büyük avluya ulaşılıyor. Büyük avlunun eni 104,5 metre, genişliği ise 117 metre. Avludan sonra geniş bir kapıdan girilen tapınağın 84 granit sütunu var. Bugün bunlardan sadece altısı ayakta. Diğerlerinin bir kısmı kırılmış, bir kısmı da başka yerlere götürülmüş. Bu sütunlardan biriyse Süleymaniye Camii’nde bulunuyor. Bacchus Tapınağı Jüpiter’e göre daha iyi durumda. Tapınağın, her biri 18 metre yükseklikte olan 46 sütunu hâlâ ayakta bulunuyor. Venüs Tapınağı da son onarımlarla oldukça iyi durumda. Mabedin yapımında kullanılan ve Modern teknolojiyle bile hareket ettirilmesi çok zor olan birkaç bloğun, oraya nasıl taşındığı ise hâlâ muamma. Baalbek’in girişine inşa edilen müzeyi de mutlaka görün. Temmuzda yolunuz düşerse, 1956’dan bu yana sürdürülen Uluslararası Baalbek Festivali’nin bale gösterilerine, Klasik Müzik, caz, Rock konserlerine rastlayabilirsiniz. (www.baalbeck.org.lb) Gezi sonrası her ne kadar geri dönüp geceyi Beyrut’ta yaşamanızı tavsiye etsem de mutlaka kalmanız gerekiyorsa Ash-Shams veya Palmyra adlı otelleri tercih edebilirsiniz.
BEYRUT’A GELMİŞKEN…
Ünlü Lübnanlı sanatçılar Feyruz ve Ümmü Gülsüm’ün şarkılarıyla tanışın. · Gitmeden Batı Beyrut filmini izleyin. · Şehrin denizle buluştuğu kordon boyu La Corniche’de turlayın, Beyrutluları izleyin. · Oldukça uygun fiyata yolcu taşıyan taksi ya da dolmuşları da kullanmak mümkün ama bence bu şehri yürüyerek keşfetmelisiniz.· Beyrut geceleri çok hareketli, Beyrutlular eğlenmeyi gerçekten de iyi biliyorlar. Siz de bir gecenizi Beyrut eğlencesine ayırın.
YEMEDEN DÖNMEYİN
Lübnan mutfağı için Akdeniz mutfaklarının son derece ilginç bir karışımı diyebiliriz. Ege ve Akdeniz esintilerini de bulabiliyorsunuz, Güneydoğu ve Arap esintilerini de! İşte mutlaka tatmanız gerekenler: · Semsek (labneli börek), humus, tabuli (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte (bulgurlu veya bulgursuz), patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, deniz ürünleri kibbe (içli köfte), binbir meze çeşidinden sadece birkaçı. · Beyrut mutfağının bir başka başrol oyuncusu da Zahter... Kekik türünden, ancak kekikten çok daha aromalı ve lezzetli... Tazesi, salata malzemesi; tozu, susam unu ve zeytinyağı ile karıştırılınca, kahvaltıda ekmeğe sürebiliyor veya kurusu, zahterli pide malzemesi şeklinde; günün her anında sofrada yer bulabiliyor kendine. · Ana yemeklerde bulgur, nohut, fasulye ve yoğurt başı çekiyor. Lebeniye (nohutlu yoğurt çorbası), kibbe lebeniye (içli köfteli versiyonu), falafel (kızarmış soğanlı nohut ezmesi), tavuklu pilav, maluf (fasulye ezmesi), ekşili yaprak sarma baştan çıkaran lezzetler arasında. · Lübnan, bir yandan da zeytin ve zeytinyağı cenneti. Salatalara ve yemeklere konanlar yetmiyormuş gibi; zeytinyağı, sabah, öğlen, akşam değişik karaf ve kâselerde sofrada da sunuluyor. Yemeklerden sonra ağır tatlılar ve kakuleli Türk kahvesi pek makbul. · Ekşili yaprak sarma da bir daha kolay kolay bulamayacağınız bir lezzet, kaçırmayın. · Alkolle arası iyi olanlar muhakkak “arak” içmeli. Hatta bir şişe de sevdiklerinize getirin.
Zamanın izinde Beyrut’tan Baalbek’e

Türkiye nin kuş ve bitki cenneti

Türkiye'nin en önemli kuş göç yollarından birisi olan ve birçok endemik türü bünyesinde barındıran Göksu Deltası, Silifke ilçesine bağlı 4 belde ve 7 köyden oluşuyor. Biyo çeşitlilik açısından uluslararası öneme sahip alanlar arasında bulunan ve Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar (RAMSAR) Sözleşmesi'ne göre, koruma altına alınan ve Bakanlar Kurulu kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen Göksu Deltası, Göksu Irmağı'nın oluşturduğu geniş alana yayılan kıyı ovası üzerinde yer alıyor.



Akdeniz'in en önemli sulak alanlarından Göksu Deltası'nda 14 bin 800 hektar karasal alanda Tarım arazileri, göller, sazlıklar, tuzlu bataklılar, kumullar, kumsallar ve yerleşim merkezlerinin yanı sıra, 5 bin 500 hektarlık sulak alanda Akgöl ve Paradeniz Lagünü, birçok irili ufaklı sığ ve çoğunlukla mevsimsel göller ile drenaj kanalları ve çeltik tarlaları yer alıyor.



Kışlama ve kuluçka alanı olarak çok sayıda kuş türünün kullandığı delta, yılın hemen her mevsiminde, ilginç ve Canlı peyzajın oluşumuna katkı sağlayarak çekiciliğini daha da arttırıyor. Özellikle Akdeniz kuşağında yalnızca belirli bölgelerde rastlanan ve sayıları gittikçe azalan Saz Horozu, bölgenin simgesi olarak da nitelendiriliyor.





Özellikle kış aylarında ve göç zamanında kuş popülasyonu ve tür sayısının önemli ölçüde arttığı deltada, Türkiye'deki 450 türden 328'ini görmek mümkün. Ayrıca, Türkiye'nin ulusal ve uluslararası öneme sahip 140 kuş türünden 106'sı, dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan 24 kuş türünden de 12'si Göksu Deltası'nda yaşıyor.





Bölge florasında 441 bitki türü tespit edilen deltada, Türkiye'de korunmaya ihtiyacı olan türlerden 8 endemik ve 32 nadir tür olmak üzere, toplam 40 bitki türü bulunuyor. Delta, düzenli olarak kullandıkları için, büyük flamingolar açısından da ayrı bir önem taşıyor. Delta kuşlar tarafından kuluçkalama mevsimi dışında, çiftleşme öncesi ve sonrası göçte, kışlamada da kullanılıyor.



DİĞER HAYVAN VE BİTKİ TÜRLERİ



Göksu Deltası'nda ayrıca, 4 tür kara ve su kurbağası, 6 tür kara ve su kaplumbağası, 14 tür kertenkele ve 10 yılan türü bulunuyor. ''Caretta Caretta'' ve ''Chelonia Mydas'' türü deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı, Akdeniz'deki en önemli ana yuvalama bölgelerinden biri olarak nitelenen deltada, ayrıca yumuşak kabuklu Nil Kaplumbağası'na da rastlanıyor.



Yeraltı su kaynakları açısından da oldukça zengin olan Göksu Deltası, Türkiye kıyı kumul florasının yüzde 22'sini barındırıyor. Doğal bitki örtüsünü Akdeniz'in maki formasyonu ile yoğun kumul bitkileri ve tuz steplerinin oluşturduğu delta, toprak yapısı ve iklim üretim deseninin çeşitlenmesi ve üretim miktarının artmasında önemli etken olarak belirtiliyor.



Göksu Deltası ve yakın çevresi tarihi ve arkeolojik değerler açısından de önemli zenginliği bünyesinde barındırıyor. Delta içerisinde yer bulunan 3 höyük kalıntısının Hitit dönemine ait olduğu tahmin ediliyor. Paradeniz Lagünü kenarındaki kumullarda Roma ve Bizans dönemlerine ait büyük yapı kalıntılarına rastlanırken, İncekum yakınlarında ve Akgöl'ün civarındaki kumullarda da bazı kalıntılar yer alıyor.



Bölgeye yakın Hacıpaşalar çiftliğinde bulunan iki alçak höyük, Roma, Bizans kalıntıları, Ulugöz su kovaları ve Atatürk Çiftliği tarihsel nitelik taşıyor. Ayrıca deltanın batısında tarihi 13. 14. yüzyıla kadar uzanan çeşitli tarihi kalıntılar bulunuyor.


Türkiye'nin kuş ve bitki cenneti

Tuesday, December 29, 2009

Akdeniz in unutulmuş sahil kenti "Yumurtalık"

Yumurtalık Belediye Başkanı Turgut Erişmen, Yumurtalık denildiğinde akla ilk olarak BTC Ham Petrol Boru Hattı ile İSKEN Termik Santrali'nin geldiğini belirtti. Ekonomi alanındaki bu algıya ilçenin tarihi ve doğal güzellikleriyle birlikte turizmi eklemek istediklerini ifade eden Erişmen, şöyle konuştu:



''Yumurtalık Karataş'la birlikte Adana'nın denize kıyısı bulunan iki ilçesinden biri. Yumurtalık'ın sahillerini değerlendirerek Turizm alanında da söz sahibi olmak istiyoruz. Kentte sanayi yatırımları yoğun olmasına rağmen sanayi tesisleri ile sahil arasında yaklaşık 16 kilometre mesafenin bulunması ve akıntının ters olması sayesinde deniz burada tertemiz. Keşfedilmemiş bir cennet olan bu ilçedeki sahilleri Doğu Akdeniz'in Tatil yöresi haline getirmek istiyoruz.''



Erişmen, ilçenin turizm alanında söz sahibi olabilmesi için birçok faktörün bir arada olması gerektiğini, bu konuda birçok kurum ve kuruluştan destek beklediklerini kaydetti. Yumurtalık-Ceyhan kara yolunun duble olması halinde ilçeye ulaşımın kolaylaşacağını bildiren Erişmen, şunları kaydetti:



''Bunun yanı sıra buraya gelecek olanların konaklayabileceği 5 yıldızlı otellere ihtiyaç var. Bu yatırımların kente gelmesi için yatırımcılara gerekli kolaylıkları sağlarız. Ayrıca, BTC ve İSKEN'den kentin sosyal hayatını canlandıracak projeler yapmalarını bekliyoruz. Bir kent turizmde söz sahibi olmak istiyorsa sadece doğal güzellikleri yeterli olmuyor. Buraya gelenlerin eğlenebileceği, yemek yiyebileceği yerler olması gerekir. Kentin sosyal yaşantısı da hareketli olmalı.''



TARİHİ DOKU ELDEN GEÇİYOR



Erişmen, ilçenin doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi dokusuyla dikkati çektiğini belirterek, bu dokuyu da ön plana çıkarmak için çalışmalar yaptıklarını söyledi. Yumurtalık Kalesi'nin restorasyonunu gerçekleştirebilmek için girişimlerde bulunduklarını kaydeden Erişmen, şöyle konuştu:



''Kale içinde kalan bölümde evler bulunuyor. Bunları başka yerlere taşımak istiyoruz. Buranın bize tahsisi için Müzeler Genel Müdürlüğüne başvurduk ve olumlu yanıt aldık. Milli Emlak Genel Müdürlüğünden tahsis yazısı geldiği zaman restorasyona başlayacağız. Restorasyonun aslına uygun olmasına çok dikkat ediyoruz. Bu projenin yaklaşık 2 milyon TL'ye mal olması bekleniyor. Bu bedeli Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Özel İdaresi ve belediye kaynakları ile karşılayacağız.''



Erişmen, Akdeniz'in unutulmuş sahil kenti durumunda olan Yumurtalık'ı turizmde söz sahibi yapacak yatırımları en geç 2011 yılında tamamlamayı hedeflediklerini belirterek, atılan adımların somut getirisini göreceklerine inandıklarını söyledi.



*FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...
Akdeniz'in unutulmuş sahil kenti "Yumurtalık"

Monday, December 14, 2009

Yunanistan ve İspanya krizi bize yarayacak

İSTANBUL - Küresel mali krizden artık çıkıldığının konuşulduğu bir dönemde, önce Dubai borçlarını ödeyemeyeceğini açıkladı. Tüm dünyada ikinci bir kriz olacağı endişeleri dillendirilirken Avrupa’dan gelen iki Haber endişeleri arttırdı.

Yunanistan’ın kredi notu, ülkenin ağır borcu nedeniyle düşürülürken bir başka Akdeniz ülkesi olan İspanya’nın kredi notu da negatif izlemeye alındı. Ekonomi çevreleri bu gelişmeleri yakından izliyor. Ancak son gelişmeleri izleyen bir başka kesim daha var; turizimciler.

Yunanistan ve İspanya Turizm sektöründe Türkiye’nin en büyük rakipleri. Uzmanlar, geçtiğimiz yıl bu iki ülkenin aksine tuırizm sektörü büyüyen Türkiye’nin yaşanan süreçten kâ^rlı çıkacağını düşünüyor. Peki, yaşanan kriz İspanya ve Yunanistan’da ucuz Tatil yapılacağı anlamına geliyor mu? Seyahat acentalarına göre bu yüksek bir olasılık ancak temkinli ve sabırlı olmakta fayda var;




KEREM KÖFTEOĞLU (Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği Başkanı) “Yaşananlar tabii ki Türkiye için fırsattır. Akdeniz çanağındaki iki rakibinin Türkiye’ye karşı zaten iki dezavantajı var. Bilindiği gibi bu iki ülke de Euro zonu içerisinde yer alıyor. Bu nedenle fiyatları indiremiyorlar. Türkiye Euro zonun dışında olduğu için fiyatlarla istediği gibi oynayabiliyor.

İkinci olarak da Türkiye’de çok eleştirilen ‘herşey dahi sistemi’... Bu sistemin eleştirilecek yönleri var. Ancak özellikle aileleri ile tatile çıkan Avrupalı turistlerin talep ettiği bir sistem bu. Son yıllarda tur operatörleri Yunanistan ve İspanya’yı ‘herşey dahi sitemi’ konusunda sıkıştırıyorlardı.

Türkiye bunu çok planlı olarak yapmadı ama bu bir avantaja döndü. Özellikle kriz sonrasında fiyat kalite dengesini arayan turistler Türkiye’yi tercih ediyor. Bu iki duruma İspanya ve Yunanistan’da yaşanan krizler de etkendiğinde, Türk turizminin bu durumdan avantajlı çıkacağını öngörebilirz.

Şunu da belirtmek gerekiyor; yaşanan küresel krize rağmen 2009 yılında Tükiye’ye gelen turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2 artarken bu iki ülkede yüzde 5 ila 8 oranında düştü.

Santorini Adası, Yunanistan'ın tatil cenneti.




‘TÜRKİYE’NİN CAZİBESİ ARTACAK’


Euro’da çok büyük yükseliş olmadığı takdirde, bu iki ülke Türk tatilciler için cazip hale gelebilir. Ancak bunu zaman gösterecek. Bu ülkelerin hükümetlerinin alacağı kararlar belirleyici olacaktır. Küresel krizin başından itibaren bu iki ülke hükümetleri önemli sübvansiyonlar uygulamışlardı. Bu krizde ise benzeri önlemler alıp almayacaklarını zaman gösterecek. İspanya ve Yunanistan’a gidecek tatilciler için biraz beklemekte fayda var. Ama fiyatlar düşmese bile geçen sene seviyelerinde kalır.

İspanya ve Yunaistan’a ucuza gitmek isteyenler, bu ülkelerdeki krizlerden bağımsız olarak özellikle bu ülkelerdeki dini bayramları ve tatilleri bekleyebilirler. Çünkü tatil sırasında Türkiye’ye gelecek uçaklar, boş dönmemek için önemli indirimler yapacaklardır.”

Konuyu tur operatörleri nasıl değerlendiyor? Genel olarak temklinli bir iyimserliğin olduğu söylenebilir;

NİLÜFER MÜSTECAPLIOĞLU (ETS Tur Yurtdışı Turlar Müdürü) Yunanistan ve İspanya’da yaşanan krizin Türk turizmi ya da bu ülkelere gitmeyi planlayanlar için bir risk içerdiğini düşünmüyorum. Zaten mevsim olarak şu an Yunanistan için çok yoğun talep gelmesi beklenmiyor.

Ekonomik kriz nedeniyle İspanya ve Yunanistan’da yapılacak tatiller için henüz önemli bir gelişme yaşanmadı. Büyük bir indirimden henüz söz edilemez ama yine de yılbaşı turlarına hafif yansımaları görülmeye başladı. Ocak ve Şubat’ta bu yansımaların daha belirgin olacağını düşünüyorum. İspanya için zaten herhangi bir mevsimi beklemek söz konusu değil, 12 ay da İspanya’ya turistik geziler düzenleniyor. Eğer turistik mekanlarda indirim yapılacaksa,bu olası indirimler otomatik olarak tur fiyatlarına da yansıyacaktır.

İbiza, Akdeniz'in en popüler tatil merkezlerinden biri.

TOLGA TEKİN (Jolly Tur yurtdışı Turlar Müdürü) Yaşanan krizin etkilerinin ne olacağını söylemek zor ama uzun vadede olumlu etkileri olacağını söyleyebilirz. Bugün için tur fiyatlarında çok önemli değişiklikler olmasa da Nisan’dan itibaren bir indirim olacağını tahmin edebiliriz.

Zaten şu an kış sezonunda olduğumuz için özellikle Yunanistan destinasyonlarında bir durgunluk var. Bahar aylarından itibaren yaşanacak hareketlenme ile sonuçları görmeye başlayacağız.

SARP ÖZKAR (Pronto Tur Pazarlama Müdürü) O bölgelerden çok fazla turist gelmediği için bizi çok fazla etkilemeyecektir. Bu ülkeler uzun süredir turizme yatırım yaptıkları için tatile ara vereceklerini düşünmüyorum.

Ancak bu ülkelerde yaşayanlar daha ekonomik tatile yönelebilir. Bu nedenle Mısır ve Türkiye gibi ülkeler tercih edilebilir. Buda Türkiye’nin kaybı değil kazancı olur.


Yunanistan ve İspanya krizi bize yarayacak

Wednesday, December 9, 2009

Bayramda nereye gideceksiniz?

ANKARA - Bayram tatilinde Anadolu'nun tarihi ve doğal güzelliklerini görmek isteyenler için çok farklı seçeneklerde turlar bulunuyor. Yakın mesafelere seyahat etmek isteyenlere yaşadıkları bölgedeki turlar, uzun gezi yapmayı düşünenlere ise 8-9 günlük turlar öneriliyor. İç Anadolu'da yaşayıp, yakın çevrede Tatil imkanı arayanlar, Kapadokya'yı tercih edebilir. Ihlara Vadisi'nden peri bacalarına, Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndan yer altı şehirlerine, Nevşehir'in ilçelerini 2-3 gün içinde görmeyi sağlayan ''Kapadokya'' turlarının mevsim şartları dolayısıyla en güzel tatil seçeneklerinden biri olduğu belirtiliyor. Abant, Amasra, Safranbolu, Gölcük'ün dahil olduğu turda ise doğal güzelliklerin yanı sıra tarihi mekanları da gezme fırsatı sunuluyor. Sonbaharın bütün renklerini barındıran Abant, Gölcük ve Yedigöller, İç Anadolu'da yaşayanlar için yakın mesafeli bayram tatili imkanları arasında yer alıyor. Tur kapsamında, Mudurnu, Sünnet Gölü ve tarihi konaklarıyla ünlü Ankara'nın şirin ilçesi Beypazarı ziyaret ediliyor. Amasya, Hattuşaş, Alacahöyük, Çorum ve Tokat'ı kapsayan ''Galatya'' turunu tercih edenler, turun son gününde, başkentte Anıtkabir ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni gezme imkanı buluyor. Çorum, Hattuşaş, Alacahöyük, Amasya, Ihlara, Derinkuyu ve ve Zelve gibi yerleri içine alan, daha geniş kapsamlı ''Galatya-Kapadokya'' turları da tercih edilebilir. Sema gösterisi izleme fırsatı sunan ''Konya-Kapadokya'' turu da seçenekler arasında yer alıyor. Kısa süreli tatile çıkacaklar için 2 günlük, Bursa-İznik-Trilye Turu iyi bir fırsat. Tur dahilinde, İznik Gölü, Osmangazi ve Orhan Gazi türbelerinin yanı sıra Osmanlıların Bursa'da ilk yerleştikleri bölgelerden olan, Uludağ'ın kuzeyindeki dik eteklerle vadiler arasında kalan ''Kızık'' köylerinden Cumalıkızık köyünde, koruma ve yenileme çalışmaları yapılan bazı evleri gezme fırsatı sunuluyor. Mudanya'da da Osmanlı evlerinin en güzel örneklerini görmek mümkün oluyor. ATATÜRK'ÜN AYAK İZLERİBayramda farklı bir tatil yapmak isteyenler ''Atatürk'ün ayak izleri'' turunu tercih edebilir. Son dönemlerde yoğun ilgi gören tur kapsamında, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'dan başlayan ve kurtuluş mücadelesinde sırayla gittiği, kongreler düzenlediği şehirlerin başlıcaları ve tarihi kongre binaları ziyaret ediliyor. Tura katılanlar kurtuluş mücadelesine ev sahipliği yapan Anadolu insanının yaşadığı yerleri görme ve Kurtuluş Savaşı öncesi verilen mücadeleyi bir kez daha yerinde yaşama fırsatı buluyor. Tur 3 gece 4 gün sürüyor. AKDENİZ'DE GEZİ YOĞUNLUKLU BAYRAM TATİLİEge ve Akdeniz bölgelerini gezmek isteyenler için de birçok tur alternatifi bulunuyor. Bunun yanında bayram için Dalyan, Ölüdeniz, Kaya Mezarları, Batık Kent'in görülebileceği 3-4 gün süren ''Likya'' turu bulunuyor.
Antalya, Side, Manavgat, Alanya'yı görmek isteyenler ise ''Pamfilya'' turuna katılabilir. Antalya'nın tarihi ve turistik mekanlarının yanı sıra doğal güzelliklerini de görmek isteyenler için iyi bir seçenek olan tur, 5 gün sürüyor.
Türkiye'nin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Pamukkale'de, 2-3 gün tarih, doğa ve termal tatil geçirmek isteyenler için ''Pamukkale'', Tarsus, Mersin, Antakya, Adana, Konya'yı içine alan ''Kilikya Turu'' Akdeniz'de gezi ağırlıklı bayram tatili fırsatı sağlıyor. 3 gece 4 gün süren tur kapsamında, Yedi Uyurlar, cennet-cehennem obrukları, Tarsus Şelalesi, Nusrat Mayın gemisi görülecek yerler arasında. Ayvalık, Cunda Adası, Pamukkale'yi kapsayan ''İonya turu'' da tercih edilen turlar arasında yer alıyor. 'GAP' TURU İLE BİRÇOK YERİ GÖRME İMKANISıra gecelerine katılmak, Balıklı Göl'ü gezmek, Harran evlerini görmek isteyenlere ise ''GAP'' turu öneriliyor. 8 gece konaklamalı bu turlarda, tek seferde Adana, İskenderun, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Diyarbakır ve UNESCO'nun ''Dünya mirası'' olarak korumaya almaya çalıştığı Mardin görülebiliyor. ''GAP'' turları içinde farklı güzergahla farklı kalkış günü seçenekleri bulunan 5-6 gün seçenekleri de sunuluyor.
UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Safranbolu, bayram tatilinde görülebilecek yerler arasında yer alıyor. Tur kapsamında Amasra, Bartın, Zonguldak'ı görmek isteyen tatilciler Batı Karadeniz turlarına katılabilir. ŞEB-İ ARUZ TURLARI Mevlana'nın ölüm yıl dönümü olan ve her yıl büyük bir ilgiyle takip edilen Konya'daki Şeb-i Aruz törenleri için tur rezervasyonları da başladı. EtsTur Kültür Turları Müdürü Serdar Eşmeli, Mevlana'yı genç kuşaklara tanıtmak ve anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen törenlerin görülmeye değer olduğunu ifade ederek, ''Dünyanın dört bir yanından turistler törenler için geliyor. Yurt içinden de gelen oldukça fazla. Bu yıl, Etstur olarak 500 kişiyi Şeb-i Aruz törenlerini izlemeye götüreceğiz'' dedi. Turlara ilginin yoğun olduğunu ve yerlerinin kalmadığını kaydeden Eşmeli, tur kapsamında Konya, Mevlana Müzesi, Sema töreni, Akşehir, Nasrettin Hoca Türbesi, Karatay Müzesi, İnce Minare ve Alaattin Tepesi gezilerinin bulunduğunu, isteyenlere 17 Aralıktaki ''Büyük Vuslat Töreni''ni izleme imkanı verileceğini söyledi. TATİL MERAKLILARINA KÜLTÜR TURLARISerdar Eşmeli, bu yıl İstanbul ve Ankara kalkışlı kültür turlarına ilginin yoğun olduğunu belirterek, Kurban Bayramı tatilinde yoğun olarak 2 ve 3 gece konaklamalı Kapadokya, Galatya ve GAP turlarının tercih edildiğini bildirdi.
Ayrıca, Kilikya (Antakya-Kilis) turlarının tam zamanı olduğunu vurgulayan Eşmeli, bayramda yaklaşık 2 bin kişiyi kültür turları kapsamında seyahat ettirmeyi planladıklarını belirtti.
Eşmeli, ''Daha çok yakın bölgelerde, Kapadokya, Pamukkale gibi 4 mevsim-12 ay çalıştığımız yerlere ağırlık vermeye çalışıyoruz. Ayvalık ve çevresi, Kuşadası, Meryemana ve Efes'i içine alan İonya turu, Bodrum ve Marmaris'i içine alan Karya turu, Teke Yarımadası'nı içine alan Likya turu yoğun ilgi görüyor. Antalya Pamfilya turu bu turlara göre biraz daha önde'' dedi.
Jolly Tour Acenteler ve Satış Müdürü Murat Kuduzcu da kültür turlarını otobüs, profesyonel rehber, konaklama ile bir bütün oluşturacak şekilde hazırladıklarını söyledi.
Kış şartlarının henüz kendini fazla göstermediği günlerde ''tatil meraklılarına'' kültür turlarını önerdiklerini ifade eden Kuduzcu, ''Kültür yörelerine seyahat eden konuklarımız gittikleri yörenin tüm lezzetlerini, kültürlerini görürken, alışveriş yaparak, resim çekerek, otobüste yeni yeni insanlar tanıyarak keyifli bir tatil yapabilirler. Bu dönem yine en fazla talep alan bölgelerin başında, Kapadokya, GAP turları, ılıman bölgelere yapılan turlar ilgi çekmektedir'' diye konuştu.
Bayramda nereye gideceksiniz?

Katalonya’nın kültür başkenti

Barselona, tarih boyunca tüm uygarlıkların beşiği sayılan Bizim Deniz’den (Mare Nostrum / Akdeniz) gelip geçmiş hemen tüm kültürlere sığınak olmuş kadim bir liman kenti. Akdeniz dillerinin, renklerinin, ırklarının, dinlerinin buluşma noktasına dönüşmüş, ticari ve kültürel değişim alanı olmuş. Deniz ile birdenbire 500 metrelik yüksekliğe çıkan Collserola Sıradağları arasındaki beş kilometrelik düzlüğe kurulu. Güney ve kuzeyinden LLobregat ile Besos ırmakları denize dökülüyor. Şehre tipik, ılıman, Akdeniz iklimi hâkim. En soğuk aylarda bile ortalama sıcaklık 10 derece, aralık ortalaması 8-14 derece arasında.Günümüzde kent merkezinin nüfusu 1.7 milyon. Çevredeki işçi kentleriyle birlikte metropoliten alanında 4 milyona yakın kişi yaşıyor. İspanya’nın ikinci, Avrupa’nın altıncı büyük kenti. Barselona, Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Endülüs Emevileri ve İspanyol imparatorluğundan süzülerek gelen 2 bin yıllık tarihin ürünü. Bu güzelliklerde birbirinden güzel eserlerle şehri donatan mimarlar, krallar, taş ustaları, işçiler kadar, kent bilinciyle zenginliklerine sahip çıkan Barselonalıların da payı var. Antoni Gaudi, Domeneq i Montaner, Josep Puıg i Cadafalch, Santiago Calatrava gibi 20.yy’ın dâhi mimarları Venüs heykelleri yontarcasına özenle birbirinden görkemli saraylar, malikaneler, apartmanlar, parklar ve meydan çeşmeleriyle donatmış şehri. Barselona, Franko’nun 37 yıl süren diktatörlüğü döneminde bile en değerli evlatlarına, sanatçılarına sahip çıkmış. Bugün, Pablo Picasso, Salvador Dali, Joan Miro, Antoni Tapies gibi dahi ressamların yapıtlarının sergilendiği müzeleriyle, 1929 Expo Evrensel Fuarı, 1992 Olimpiyatları ve Forum 2004 gibi etkinlikler sayesinde kazandığı görkemli yapılarıyla, Eski Liman, Olimpik Liman boyunca uzanan balık restoranları, trendy barları, kafeteryaları ve diskolarıyla, Futbol kulübü ve 120 bin kişilik Nou Camp stadyumuyla yerel özelliklerini koruyan bir dünya şehri.ZENGİNLERİN YARIŞI ŞEHRİ GÜZELLEŞTİRDİKatalonya ve kozmopolit liman kenti Barselona, tarih boyunca Fransa’ya ve Orta Avrupa’ya coğrafi yakınlığının, Akdeniz Ticaret yollarını buluşturmanın avantajını iyi kullanmış. Aragon Krallığı ve Barcelona Kontluğu döneminde önce Endülüs Emevileri sonra da İspanyol Krallıkları ve İmparatorluğu ile Fransız Krallıkları arasında akıllı diplomatik manevralarla özel imtiyazlar edinmiş. 18. yy sonunda İspanya’nın diğer bölgeleri ağır feodal koşullar altında yaşarken, Barcelona köklü ticaret geleneği, sermaye birikimi sayesinde sanayileşme atılımlarına girişmiş. Burjuvazisi gelişmiş, Fransız Devrimi’nin de etkisiyle özgürlükçü, eşitlikçi düşünce akımları yeşermiş. Koyu merkeziyetçi İspanyol Kraliyet, feodal yapının korunmasını isteyen aristokrasi ve kiliseyle sürekli çatışmış. 19. yüzyıl ortalarından itibaren Tekstil ve makine sanayi gelişmiş, güçlenen yeni zenginler, yeni burjuvaziyle birlikte kentin Mimari dokusunu da değiştirmeye başlamış. Önce neoklasik akımlar ortaya çıkmış, ardından da Guell, Battlo, Amatlıer gibi zenginleşen sanayici ailelerin siparişleriyle Gaudi, Montaner, Cadafalch gibi modernist mimarlar hayal gücünün sınırlarını zorlayan binalar gerçekleştirmiş. Yerleşik değer yargılarına, dogmalara, geleneklere meydan okuyan Joan Miro’lar, Picasso’lar, Dali’ler işte bu atmosferde ortaya çıkmış.CADDELERDE IŞIK VE RENK SELİAralık ayının ilk günlerinde tüm İspanya’da olduğu gibi Barselona’da da caddeler ışıklandırılmaya, geceler renk ve ışık cümbüşüne dönüşmeye başlıyor. 6 Aralık Anayasa Bayramı ve 8 Aralık İnmaculada Yortusu bu dönemin ilk önemli günleri. Şölen atmosferi 24 Aralık’taki Noel gecesinde doruğa ulaşıyor. Bu dönemde Barselona’da olmak, renk ve ışık cümbüşü içerisinde çılgın kalabalığın arasında sokaklarda dolaşmak büyük şans. 6 Aralık Anayasa Bayramı’nın şehir için özel bir önemi var. 1936’da General Franko, seçimle işbaşına gelen sol hükümete karşı ayaklanmış, üç yıl süren iç savaşı Hitler ve Musolini’nin yardımıyla kazanmıştı. Cumhuriyetçileri destekleyen Katalonya’nın özerkliğini iptal edip, Katalanca konuşmayı yasaklamış, 37 yıl boyunca ağır baskı uygulamıştı. Ölümünden üç yıl sonra, 6 Aralık 1978’de kabul edilen Anayasa’yla Katalonya özgürlüklerini geri aldı. 8 Aralık’taki İnmaculada Concepcion Yortusu’nda ise Hazreti İsa’nın anne rahmine düştüğü gün kutlanıyor. 7 Aralık’ı 8 Aralık’a bağlayan gece tüm kiliselerde gece yarılarına, hatta bazılarında şafak saatine kadar dualar okunur, ayinler yapılır. Her ne kadar seyahat acenteniz kente vardığınızda panoramik şehir turuyla size ana arterleri, önemli anıtları, turistik merkezleri gösterecek olsa da benim sizlere bazı özel tavsiyelerim olacak. Tabii ki önce kentin kalbi muhteşem Katalonya Meydanı’ndan ve simge caddesi Rambla’dan söz etmek gerekir. LA RAMBLA’YI UNUTAMAYACAKSINIZCaddenin ismi Barselona’da 717-801 yılları arasında hüküm süren Endülüs Emevileri’nin mirasıdır. Arapçadaki al raml (dere) veya ramla (ağaçlıklı yol) kelimesinden gelir. Tam anlamıyla non stop görsel sölen sunan caddedenin ortasındaki geniş kaldırım günün her saatinde doludur. Kalabalığı yararak, bu kaldırımdan aşağıya, “Bizim Deniz”e doğru yürüyün. Kuşçu, çiçekci dükkanlarının arasına sokak tiyatrocuları, pandomimciler, ressamlar, müzisyenler sıralanmıştır. Aklınıza hayalinize gelmeyecek kıyafetler içerisindeki Modern dilenciler ilgi çekmeye çalışır. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsiniz. Sağlı sollu mağazalar, işyerleri arasından bu ağaçlıklı şirin yoldan insan seliyle aşağıya doğru akarsınız. Aman çevrenizdeki binalardaki sevimli detayları kaçırmayın. 121 numaradaki eczaneyi, 109 numaradaki Filipin Tütünleri binasını, yine sağ kolda Peru Genel Valisi’nin karısı için 1770’lerde yaptırdığı Palau de la Virreina Sarayı’nı atlamayın. Ve işte sağınızda Mercat de la Boqueria... 1578’de kurulan bu pazar yerinden isteseniz de çıkamayacaksınız. Bin bir türlü egzotik, tropik taze meyve, meyve suları, dondurmalar öyle iştah açıcı şekilde sunulur ki hangisinden yiyeceğinizi şaşırırsınız. Girişte sağ kolda Jean Paul Gaultier, Umberto Eco gibi ünlülerin uğrak yeri Pinocchio’da (Pinokyo) ayaküstü bir şeyler atıştırmadan çıkmayın. Boqueria pazarının hemen karşısında 96 numarada erotik Müze var, ilgilenenler olabilir. Denize doğru yürüyüşünüzü sürdürün. Az sonra sağınızda Milano’daki La Scala’dan sonra Dünyanın en prestijli Opera binası belirecek. 1874’de yapılan Gran Teatre del Liceu... Placido Domingo, Jose Carreras, Montserrat Caballe gibi dünya devi opera sanatçılarını yetiştiren İspanyollar operaya çok düşkündür. Opera izleyemeseniz dahi, girip Aynalı Salon ve mermer merdivenlerinin ihtişamını görün. Opera binasının tam karşısındaki Cafe de Opera’ya girip bir soluklanın, güzel bir kahve ya da çilekli cava (köpüklü şarap) içip kendinizi operadan çıkmış bir asilzade gibi hissedin. Çıktığınızda Carrer Nou de la Rambla caddesindeki bir Gaudi eseri olan Güell Sarayı’nı ve Rambla üzerindeki muhteşem Orient Otel’in karşısında gizlenmiş Güzellik Plaça Real’i (Kraliyet Meydanı) görmeden geçmeyin. Revaklarının altında birbirinden güzel restoranların bulunduğu bu meydanda pazar günleri başta para ve pul koleksiyoncularının yer aldığı bitpazarı kurulur. Rambla’nın sonunda, Barselona Limanı’nı ve keşfettiği Amerika’yı işaret eden Kristof Kolomb heykeline varırsınız. Sağınıza devam ettiğinizde İnebahtı Deniz Savaşı’nda kullanılan Avusturyalı Don Juan’ın kadırgasının replikasının bulunduğu Drassanes’e (Deniz Müzesi) ulaşırsınız.KATEDRAL ÖNÜNDE SARDANA DANSIPlaça Real’in hemen yanındaki Ferran Caddesi’ne girip birbirinden hoş tapas (meze) barları ve modernist restoranlar arasından Belediye Başkanlığı Sarayı ve Generalitat yani Katalonya Özerk Yönetim Hükümet Binasının bulunduğu San Jaume Meydanı’na çıkın. Yüzyıllar boyunca, farklı kültürlerin katmanlar halinde oluşturduğu Gotik Mahalle’de, Barselona’nın tarihi bölgesindesiniz artık. Barselona Katedrali’ni ve çevresindeki sokakları dolaşın, katedral önündeki meydanda pazar ayini sonrası saat 12 sularında yüzlerce Barselonalının geleneksel sardana (bir tür halay) dansını izleyin. Gizli güzellik Plaça del Rei Meydanı’nın merdivenlerinde oturup Müzik şöleninden payınızı alın. CD’den orkestra eşliğiyle konçerto çalan kemancıları, ardından sahneye çıkan klasik gitarcıların resitalini dinleyin. Şehir Tarihi Müzesi’ni (Museo d’Hıstorıa de la Cıutat) gezip bir asansörle binlerce yıl öncesine, mesela MÖ 12 yıllarına gidin. Bu arada kentin en eski kafesi, Libreteria Sokağı 16 numaradaki şirin ve kadim Meson Del Cafe’de hayatınızın en güzel kahvesini yudumlayın.Artık kendinizi Gotik Mahalle’nin daracık labirentlerinde kaybolmaya bırakabilirsiniz. Her taşı tarih kokan sevimli sokaklarda “Granja” diye adlandırılan şirin semt lokantalarında, tipik ev yemekleri çok ucuza tadabilirs iniz. Kentin belki de en sevimli sokağı, 700 yıllık Carrer de Montcada’ya sapın. Başlı başına bir kültürel tapınak olan Picasso Müzesi’ne uğrayın. Aynı sokak üstündeki sanat galerilerine ve müzelere dönüştürülmüş yüzlerce yıllık saray ve malikânelere hayran kalacaksınız. 22 numaradaki Xampanyet’te tapaslar eşliğinde bir kadeh cava (köpüklü şarap) içerek, tipik Katalan tatlısı Crem Catalan yiyerek tüm yorgunluğunuzu unutabilirsiniz. Montcada Sokağı’nın sonundan sağa kıvrıldığınızda Santa Maria del Mar gotik kilisesini görürsünüz. Kapısından başınızı uzattığınızda muhtemelen bir dini nikâh törenine rastlar, İspanyol gelini ve damadı görebilirsiniz.GAUDİ, KAPADOKYA’DAN ESİNLENMİŞ MİYDİ?Tekrar Barselona’nın kalbi Katalonya Meydanı’na dönüp sur dışı modern kesime, Passseig de Gracia bulvarına girin. İstanbul’daki ValiKonağı - Nişantaşı’nı çağrıştıran bu bulvarın iki yanında dünya markalarının mağazalarını, alışverişe çıkmış şık İspanyol kadınları, eşlerini, kafeteryaları ve dahi mimarların birbiri ardına sıralanan başyapıtlarını bulacaksınız: Domenech Montaner’in Casa LLeo Morera’sı, Cadafalch’ın Casa Amatlıer’i, Gaudi’nin Casa Battlo’su ve nihayet Casa Mila’sı (La pedrera)... 1929 yılında talihsiz bir tramvay kazasında yaşamını yitiren, “Bir gün Barselona benim adımla birlikte anılacak” diyen ünlü Mimar Antoni Gaudi’nin eserlerini, başlı başına yazı konusu Sagrada Familia’sını, şehri tepeden bakan Güell Parkı’nı gördükten sonra bakalım ünlü İspanyol yazar Juan Goytisolo’nun “Gaudi, bir biçimde Kapadokya’yı ve peri bacalarını görmüş ve esinlenmiştir” tezine katılacak mısınız?Yazmakla ve gezmekle bitmeyecek güzellikler var Barselona’da. Ülkedeki tüm önemli şehirlerin mimari kültürlerini bir araya getiren El Pueblo Espanyol (İspanyol Köyü) mü dersiniz, Tibi Tabu Tepesi’ndeki muhteşem Barselona manzarasını mı dersiniz, Mont Juic’de (Yahudi Tepesi) Olimpiyat Stadı ve Juan Miro Vakfı Müzesi mi, Mare Magnum’da çocukluğunuzu yaşayabileceğiniz devasa akvaryum mu, dünyanın ilk denizaltısı mı, Olimpik Liman’daki barlar ve restoranlar mı, muhteşem Hayvanat Bahçesi mi? Ama olağandışı bir güzellikten bahsetmeden geçemeyeceğim: Magic Font, yani Büyülü Çeşme’den. İspanya Meydanı’ndaki (Plaza Espana) Fuar Alanı (Fira) ile Katalonya Ulusal Sanat Müzesi arasındaki alanda geceleri olağanüstü ışık ve ses gösterisi gösterisi yapılıyor. Kış aylarında sadece cuma ve cumartesi akşamları saat 19:00 - 21:00 arasındaki büyülü gösteriyi görmeden dönmeyin.Fırsat bulursanız günü birlik turlar ya da trenle Figueres ve Girona’ya gitmenizi öneririm. Salvador Dali’nin eserlerinden oluşan en büyük koleksiyonu doğduğu Figueres’te görebilirsiniz. Dali tüm ayrıntılarını tasarladığı bu müzede gömülü. Ortaçağ atmosferini koruyan Girona’nın Yahudileri engizisyondan kaçıp Osmanlı’ya sığınmıştı. Alışveriş cenneti Andorra gezisini de gündeminize alabilirsiniz. Bir başka seçenek 35 kilometre uzaklıktaki şirin kasaba Sitges.İKİ ŞEHİR EFSANESİBarselona’nın kuruluşuna dair iki efsane var. İlkine göre kurucusu Herkül. Dokuz gemiyle Altın Postu aramaya çıkan Jason ve astrogonotlara katılır Herkül. Patlayan fırtınada dokuzuncu gemi (Barca Nona) Katalunya açıklarında kaybolur. Herkül gemiyi aramaya çıkar. Şimdiki Mont Juıc (Yahudi Tepesi) eteklerinde geminin enkazını ve kurtulan mürettebatını bulur. Karaya çıktıkları yerin iklimi ve manzarasını pek beğenen astrogonotlar burada yerleşmeye karar verir. Roma kentinden 400 yıl önce Barca Nona (Dokuzuncu Gemi) adıyla kenti kurarlar. Diğer efsane, kentin MÖ 230 yılında Kartacalı ünlü hükümdar Anibal’in babası Amilcar Barca tarafından kurulduğu yolunda. Romalıların önünü kesmek için kurmuş, aile adından yola çıkarak Barci Nova ya da Barkenon ismini vermiş. Siz hangisi hoşunuza gittiyse onu seçin. NEREDE YENİR, EĞLENİLİRRestoranlar: · SALAMANCA SILVESTRE: Balık ve deniz mahsulleri, safranlı deniz mahsullü pilavı paella’sıyla ünlü. (C/ Almiral Cervera,34 Barceloneta) · MONCHO, EL CANGREJO LOCO: Her ikisi de Port Olimpic’te. Balık ve deniz mahsullerinde iddialı. · TORRE DE ALTAMAR: Teleferik Kulesi’ndeki lüks bir balık ve deniz mahsulleri restoranı. · LA DAMA: Katalan mutfağını tadabileceğiniz lüks bir restoran. (Diagonal, 423) · MUSSOL: Izgara et ve sebze sevenler için. (Carrer de Casp, 19) · CERVECERIA CATALANA: Akdeniz mutfağı ve mezeleriyle (tapas) iddialı bir birahane. (Mallorca, 236) Barlar: · LUZ DE GAS: Canlı müzik, gözde mekan (C/Muntaner, 246) · SHOKO: Bar ve Restoran (Passeig Maritim - La Barceloneta, 36) · OPIUM MAR BCN: Eğlenceli şovlar izleyebileceğiniz disco ve bar. (Passeig Maritime de Barceloneta,34) · BUDA BAR: Ünlü bar, restoran zincirinin Barselona şubesi. (Pau Claris, 92) · SUTTON BAR: Disko ve bar. (Tuset, 13) · HONKY TONK BLUES BAR: Caz ve blues sevenler için. (Finlandia,45) · JAZZSI CLUB: Caz gruplarını dinleyebileceğiniz bir bar. (Requesens,2)BARSELONA’NIN İNCİLERİKATALAN MÜZİK SARAYIAvrupa’nın gün ışığıyla aydınlanan ilk konser salonu19. yy sonunda Barselona’lıları içki ve kötü alışkanlıklardan korumak amacıyla çok sayıda koro kurulmuştu. İşçi korolarının topladığı yardımlarla 1908’de Palau Musica Catalana inşa edildi. Mimar Domenech i Montaner, metalden prefabrik bir yapı inşa etti. Renk ve rafine zevkler bileşkesi yapının tavanı gün ışığından yararlanmak için camdan yapıldı, vitraylarla süslendi. Duvarlarına dev rölyefler yerleştirildi. İki bin kişilik salonun tavanındaki dev güneş avizesini gördüğünüzde gözlerinize inanamayacaksınız. Salonu rehberli turlarla gezebilirsiniz. Konser dinlemek isterseniz 5-8 Aralık’ta Belarus Filarmoni Orkestra ve Korosu, Mozart’ın Requiem, Handel’in El Messies, Carl Orff’un Carmina Burana, Verdi’nin La Traviata’sını seslendirecek. Bilet rezarvasyonu ya da sanal tur için www.palaumusica.org adresini tıklayın.LES 4 CATSDehaların buluştuğu köşePablo Picasso aslında Endülüs bölgesinin Malaga şehrinde doğmuştu. Ancak gençlik yıllarını Barselona’da geçirdi. Bir Katalan kadar iyi Katalanca konuşuyordu. Bu dahi Ressam ilk resim sergisini Les 4 Cats’te açmıştı. Paris’teki Le Chat Noir’ın İspanyol versiyonu olan bu bohem restoran bistro, modernist sanatçı Santiago Rusinol ve arkadaşları tarafından 1890 da kurulmuş. 20. yüzyıl sanatına yön veren Picasso, Dali gibi ressamların, Lorca gibi şairlerin, Bunuel gibi sinemacıların, De Falla gibi müzikçilerin buluşma noktası olmuş. İzleri hâlâ duvarlarda görülebiliyor. Hiç değilse bir kahve içmek için uğramanızı öneririz. (Porta de L’angel, C/Montsio, No.3)GAUDI MUCİZELERİDindara katedral işadamına apartmanHayal gücünün sınırlarını zorlayan Gaudi, Barselona’ya kimliğini kazandıran en önemli mimarlardan biri. 74 yıllık ömründe iskemleden, kaldırım karosuna, şehir parkından katedrale pek çok Tasarım yaptı. 1878’de, 26 yaşında Barselona Mimarlık Akademisi’nden mezun olduğunda hocası “Bu diplomayı bir dahiye mi, zırdeliye mi verdik Tanrı bilir. Zamanla göreceğiz” demişti. Gaudi, Placa Real’in lamba direklerini tasarlayarak başladı işe. Zengin işadamları Vincens ve Güell’le tanışması dönüm noktası oldu. Hayal şatosu benzeri Vincens Evi, bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Güell Sarayı ve daha nice yapıyı bu sayede tasarladı. 1884’te hayatının en çılgın projesine, Sagrada Familia Katedrali’ne başladı. İnşaatı hâlâ sürüyor. KATALAN ULUSAL SANAT MÜZESİBin yıldan on binlerce eser1929’da Dünya Fuarı sırasında inşa edilen yapı, 1990’da İspanya’nın en önemli sanat müzelerinden birine dönüştü. Barok öncesinden, günümüze binlerce resim, heykelin sergilendiği müzede İspanya’nın gelmiş geçmiş tüm önemli sanatçılarının eserlerini görmek mümkün.


Katalonya’nın kültür başkenti

Tuesday, December 8, 2009

2010 YAZININ TATİL TRENDLERİ

PANAMA



Hollywood yıldızlarının gözdesi



Bu Orta Amerika ülkesinin başkenti de aynı adı taşıyor. Panama'da Hollywood ünlülerine, Rock starlarına rastlama şansınız çok fazla. Ama bundan dolayı plajların kalabalık, sokakların keşmekeş olacağını düşünmeyin. UNESCO'nun koruma listesindeki sokakları mutlaka gezin ve küçük yerel barlarda içkinizi yudumlayın. Gelecek yıl, ünlü Mimar Frank Gehry burada bir Müze açacak. Şehrin dışında sizi volkanların, yağmur ormanlarının, kimsenin bilmediği sörf noktalarının beklediğini bilmek Panama'yı daha cazip kılıyor.



BIARRITZ



Rus yatları manzarayı kesmiyor



Güney Fransa'nın saklı incisi Biarritz, Cote d'Azur'un gölgesinden yavaş yavaş sıyrılmaya başlayacak ve gelecek yılın gözdesi olacak. Havalı barları, Bask mutfağını sunan restoranlarıyla Biarritz, yeni yıldızımız. Üstelik St. Tropez'nin aksine, bu kıyılarda Rus zenginlerin ultra gösterişli yatları manzarayı kesmiyor. Biarritz'de çok Modern oteller bulabilirsiniz ama daha sıcak ve geleneksel bir yeri tercih edin ve gotik havasıyla bilinen Villa la Goeland'da konaklayın.



SİCİLYA



En güzel plajlar, pizzalar burada



İtalya gözde Tatil ülkelerinden biridir, çizmenin güneyi sadece gerçekten Akdeniz'i sevenlere göredir. Sicilya ise hep biraz daha taşradır ve tehlikeli bir imaja sahiptir. Oysa en güzel pizzalar, et yemekleri Sicilya'da yapılır. En güzel küçük plajlar da oradadır. Aklınızda olsun, Sicilyalılar'a İtalyan demeyin. Bu bir nevi Karşıyakalı-İzmirli olayı gibi gurur meselesi onlar için. Zamanı 19. yüzyılda dondurmuş gibi duran villalarıyla Sicilya, İtalya'nın ünlü Palermo kıyılarından sadece 1.5 saat uzaklıkta. Burayı gittikçe daha kalabalık hale getiren yeni otellerin sayısı her yaz artıyor ve her adanın başına gelen son burada da yaşanıyor: Ada halkı turistlerden sıkılmakla, turizmden para kazanmak arasında sıkışıp kalmış durumda. Zeytin ağaçları ve enfes yemek kokuları arasında bir Sicilya tatili yapmak için, iyice kalabalık olmadan gidin.



RAJASTHAN



Müzikleriyle ünlü



Hindistan-Pakistan sınırındaki Rajasthan eyaleti, içinde gizemler barındırıyor. Rajasthan'ı asıl ünlü yapan ise müzikleridir. Buradaki çingenelerin yaptığı güzel müzikleri dinlemeye giden müzisyenler ve gezginler sayesinde eyalet gittikçe popüler oluyor. Rajasthan köylerinde gezerken her birinin ayrı rengi olduğunu göreceksiniz. Hindistan'ın en gizemli şehri olan ve 'pembe kent' diye bilinen Jaipur ise sanki fakirliğin başkenti. Ama alabildiğine renkli! Hindistan'da Goa'nın popülerliği yavaş yavaş yerini Jaipur'a bırakıyor. İçinden nehir geçen bu kentin belki biraz daha zenginleşmesi turizmle mümkün olacak. Bu arada, Rajasthan otellerinin Dünyanın en Romantik balayı seçenekleri arasında olduğunu da hatırlatalım.



KÜBA



O kahkahaları unutmayacaksınız



"Küba zaten popüler bir destinasyondu" demeyin. Bu yaz eskisinden de popüler olacak. Çünkü ABD Başkanı Obama, ülkesi ile Küba arasında ilişkilerin sıkılaştırılması için hamle yaptı. Eskiden Amerikalılar direkt olarak ülkelerinden Küba'ya uçamıyorlardı. Öte yandan, Sigara yasağından sıkılanlar, Kübalı kadınların bacaklarında sarılan gerçek puroları tüttürme keyfi için Küba'ya doğru yol alabilirler. Küba halkının ne kadar eğlenceli olduklarına inanamayacaksınız. Onca yoksulluğun içinde attıkları kahkahalar, aklınızda kalacak en güzel şey. Havana plajlarında güneşlenin, geceleri Mojito ile sarhoş olun.



KARADAĞ



Sophia Loren'in ikinci eviydi



Türkçe bilen kişilere de rastlayabileceğiniz Karadağ, bir süredir yükselişte olduğunun sinyallerini veriyordu. Nihayet beklenen oldu. Dağları 'büyülü' olarak anılan Karadağ, bembeyaz kumlu plajlarıyla da büyülü. Komşusu Hırvatistan'ın girintili çıkıntılı kıyıları son yılların gözdesiydi ve Karadağ'ı bilen birkaç kişi, sakinliğin tadını çıkartıyordu. Şimdi tüm gözler bu plajlarda. Yalnız giderken şunu bilin: Bir zamanlar karadağ plajları Sophia Loren gibi ünlülerin ikinci eviydi. Sonra savaşlar buraları ıssızlaştırdı. Yani bir kez daha Hollywood ünlülerine evsahipliği yapması an meselesi. Bu kıyıların ardındaki üzüm bağlarından elde edilen Cabernet şarapların ünü sınırları aşınca, Karadağ daha çok dikkat çekti. Bu yaz Şarap, deniz, kumsal ve dağ manzarası isterseniz adresiniz belli.


2010 YAZININ TATİL TRENDLERİ

Güneş erirken Ege

Yine Ayvalık’tayım. Kasımın ortasında Ayvalık’a gelip, zeytin ve zeytinyağıyla Aşk yaşamak âdet haline geldi sanki. Ben bu aşkı, beş yıldır yaşıyorum. İnsanlık ise kendini bildi bileli. Sonsuza kadar sürecek bir aşk bu. İnsanlık ilk onu tanıdı, son uykusuna da onun gölgesinde yatacak sanırım.Antikçağda, Batı Anadolu’da sadece iyilerin zeytin ağacı dikmesine izin verilirmiş. Onun için bu yörenin insanlarını çok seviyorum. İyi, dost, sıcak kanlı, konuksever, güler yüzlü... Ne de olsa o ilk iyi insanların torunları bunlar. Dedelerinin genlerini taşıyorlar.Bir zeytin hasadı daha izleyeceğim. Geçmişin öykülerinin gizlendiği dar bir sokağın sonunda, tam denizin kıyısındaki “Sızma Han”ın terasında, bacaklarımı uzatmış, göle benzeyen denizi, karşıdaki adaları, özellikle Cunda’yı seyrediyorum. Sızma Han, eski bir Ayvalık binasından otele dönüştürülmüş. Otel demek belki de doğru olmaz. İnsanı ev gibi kucaklayan bir mekân.Ilık bir sonbahar akşamüstü. Böylesi bu mevsimde az bulunur. Tanrının bir armağanı mı yoksa? Midilli’nin arkasından batmaya başlayan güneş, denizi bakır rengine boyamaya başlamış bile. İster çarşaf gibi ister tahta gibi dümdüz deyin. Her ikisi de denizin sakinliğini anlatmak için uygun benzetme olabilir. Bir balıkçı, küçük teknesiyle bu sakin denizi yırtarak gidiyor. Pat pat pat... Pancar motorun kulak tırmalayan sesinin, bu kadar Romantik olabileceğini hiç düşünmemiştim! Bir martı. Denizin üstünde tahtadan bir oyuncak gibi hareketsiz duruyor. Balık peşinde olmadığı belli. Levrekler görünmüyor ama denizin kıpırtısına bakarak onları hissedebiliyorum. Zamanı değil ama Ay kendini göstermek için acele ediyor nedense. Hayal meyal de olsa Güneş’e rağmen gökyüzüne asılmış.BİR DÜŞÜN ANLATIMIAyvalık’a tam bir sonbahar sakinliği çökmüş. Yazdan kalan yorgunluğundan sıyrılmaya çalışıyor sanki. Her şey öylesine romantik ki, sayılardan, dertlerden, kavgalardan uzak bir hasat yazısı yazmak istiyorum. Bir düşü anlatır gibi.Hem manzaraya bakıyorum hem de dersimi çalışıyorum! Ayvalık öğrenimim bir türlü bitmiyor. Elimde bu kez Berrin Akın ve Hakan Dinç ikilisinin yazdığı “Kentli Ayvalık” kitabı var. Ne güzel de anlatmışlar bu Egeli kasabayı. Birlikte okuyalım: “Ayvalık kıyıdan tepeye doğru kademeli olarak sıralanmış evleriyle denizi izler. Denizin uçsuz bucaksız görüntüsü değildir pencerelere yerleşen. Göl gibi durur Ayvalık’tan bakınca Ege Denizi. Sonra gitgide derinleşir, karşı uzak kıyılara ulaşır mavi sular... Delice esen rüzgâr, sokakların sessizliğine usulca karışır. Denizin üzerinde dalgalarla bağıran poyraz, evlerin denize dik yerleştirilip bu rüzgârla uzlaşmasından dolayı susuverir kapı önlerinde... Yazın insanın tenini kucaklayan, yumuşak kokulu imbat ise affettirir kışın keskin poyrazını.”Aydınlık karanlığa dönerken, ben de kadehimin sonuna geliyorum. Mezem, küçük bir tabağın içindeki zümrüt yeşili erken sıkım zeytinyağı, pamuk gibi çavdar ekmeği ve kırma yeşil zeytin. Ekmeğimi, kıyıya gelip beni seyreden kefal yavruları ile paylaşıyorum. Dar sokaklardan Şehir Kulübü’ne doğru acelesiz yürüyorum. Orada dostlar ve Mehmet Yörük’ün hazırladığı yemekler beni bekliyor. Yörük’ü yıllardır tanırım. Kim bilir ne lezzetler damıtmıştır şimdi. Oraya vardığımda, yarıya inmiş kadehlere bakınca geç kaldığımı anlıyorum. Bütün “hasat dostlarım” tam takım burada. İlk yudumu hepsinin sağlığına içiyorum, ikincisini zeytincilere ayırıyorum. Sonraki yudumlarıma ise çeşitli bahaneler buluyorum.Her şey umduğum gibi çok lezzetli. Mezeler, yemekler, kahkahalar... Sızma Han’ın önündeki kefal yavruları da buraya gelmiş. Yüzlercesi levrek saldırılarına aldırmadan bekleşiyor. Atılan ekmek parçalarına yüz vermedikleri için ne beklediklerini anlayamıyorum.HASAT ZAMANIGece bitiyor. Ertesi gün hasat var. Yakamozlara yakalanmadan odama çekiliyorum. Gözüm onlara bir takılırsa sabahı edeceğimi biliyorum.Murateli Köyü, bayraklarla süslenmiş bizi bekliyor. Meydana masalar kurulmuş. Ayvalık’ın lezzet ustaları, yan yana dizilmiş küçük büfelerde yemeklerini hazırlıyorlar. Sahnede, Muammer Ketencoğlu ve arkadaşları, biraz sonra başlayacak şenlikler için ses ayarı yapıyor.Sonra herkes zeytinlikte toplanıyor. Ağaçlar silkeleniyor, tırmıklanıyor, çubukla dövülüyor. İlk kez hasat izleyenler heyecanlı. Her anın fotoğrafını çekmeye çalışıyorlar. Benim beşinci hasadım. Artık bir zeytin üreticisi kadar deneyimliyim. Bir ağaç gölgesine sığınıp yine de izliyorum. Kafamda bir çok soru var yanıt bekleyen. En önemli sorum: Acaba zeytini, dalları sopalarla döverek toplamasak her yıl “var yılı” olur mu? Çünkü sopalar filizleri kırıyor. Onların kendini toplaması bir yılı buluyor. Yani sonraki yıl zeytin az oluyor. Belki daha özen gösterilse, her yıl “var yılı” olacak.Hasattan sonra konuşmalar başlıyor. Doğal olarak zeytinyağıya ilgili sıkıntılar, çözüm önerileri dillendiriliyor. Sonra sıra bana geliyor. Benim konum “Zeytinyağı ve lezzet”. Yani sorunsuz ve dertsiz bir konuşma olacak. Salon tıklım tıklım dolu. Dinleyiciler zeytinle yatıp zeytinle kalkan kişiler. Yani zeytinyağının lezzetini benden daha iyi biliyorlar. Onlara neyi, nasıl anlatacağımı şaşırıyorum. Bir heyecan basıyor içime. Derin bir nefesten sonra başlıyorum:Zeytin ağacının kutsallığından, asırlar boyu insanlığı aydınlattığından, iyileştirdiğinden, beslediğinden dem vuruyorum. Onun için Halikarnas Balıkçısı’nın zeytinyağını “erimiş güneşe” benzettiğini belirtiyorum. Anadolu insanının damağının hâlâ zeytinyağına yabancı olduğunu öne sürüyorum. Buna çözüm bulunduğunda, zeytinle uğraşan tüm kesinlerin daha mutlu olacağını söylüyorum.Konuşmamı, antik dönemden bugüne kadar yapılan zeytinyağlı yemekleri anlatarak noktalıyorum.HASAT YEMEĞİSonra hasat yemeği başlıyor. Her şey öylesine lezzetli ki, insan yemeye doyamıyor. Bu arada Muammer Ketencoğlu ve arkadaşları, Ege’nin hasret dolu şarkıları ile yemeğe daha da lezzet katıyorlar. Görüntü bana, İtalyan filmlerindeki şenlik sahnelerini anımsatıyor. Bir ara, masaya gölgesini veren zeytin ağacının kulağıma bir şeyler fısıldadığını duyar gibi oluyorum: “Herkese aidim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce de buradaydım, sen gittikten sonra da burada olacağım...” Aslında zeytin ağacının bu sözleri, kavurucu bir yaz günü gölgesine sığınan Homeros’a fısıldadığını biliyorum. Şarap, lezzetli yemekler, Müzik derken, kendimi zeytin ağaçlarıyla konuşan Homeros’un yerine koyuyorum anlaşılan.Beşinci zeytin hasadının, yeme-içme, görme, öğrenme fasılları, aynı akşam Ümit-Cem Boyner’in evindeki muhteşem partiyle sona eriyor. Partide, taze nar suyuyla yapılan kokteyl eşliğinde önce yine zeytin konuşuluyor. Ama ilerleyen saatlerde zeytinin pabucunun artık dama atıldığını, konunun karadikene (deniz kestanesi), kidonyaya, zeytinyağlı sarmaya, mantıya, papalinaya, köfteye, müziğe ve dansa kaydığını gözlüyorum. Diskjokey işini iyi biliyor. Çünkü herkesi piste çekmeyi başarıyor. Hasat şenliği, gece yarısı havuz başında dökülen lokma ile noktalanıyor. Yani tadı damağımızda kalıyor.Ertesi gün, Cunda’da, Muhtar Kent’in babasının adına yapılan kütüphanede ayılmaya çalışıyorum. Manzara harika. Ayvalık’ın ünlü zeytinyağı üreticilerinden Kürşat Ailesi’nin kahvaltılıkları ise damak çatlatan cinsten. Daha sonra dar sokaklardan inip, Taş Kahve’de tanıdığım kedileri severek adaçayı içiyorum. Ve dönme zamanı geliyor. Başta Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer olmak üzere, bu hasada emeği geçen tüm Ayvalıklı dostlarıma veda edip İstanbul’un yolunu tutuyorum.Ayvalık bugünlerde zeytinyağı kokuyor. Bir süre daha kokacak. Uzun bir hafta sonunu bu güzel ilçeye ayırırsanız, siz de benim gibi çok mutlu olursunuz.2 bin 200 yıllık meze tarifiRoma döneminin önemli yemek yazarlarından Cato, MÖ 200’de zeytin mezesi yapımını tarif etmiş: “Yeşil veya siyah zeytinin çekirdeklerini çıkartın. Zeytinleri doğrayıp üstüne sirke, kişniş, kimyon, rezene, sedefotu, nane ekleyin. Bu karışımı bir kavanoza koyup, üstüne bolca zümrüt yeşili zeytinyağı doldurun. Zeytin mezesi kullanıma hazırdır...” Bu mezeyi yaptım. Ama hemen yemeyip, birkaç gün zeytinyağının içinde beklettim. Ortaya öylesine lezzetli bir meze çıktı ki, neredeyse parmaklarımı yiyecektim. Bir de ortaçağda çok rağbet gören salata tarifi vermek istiyorum: Maydanoz, adaçayı, sarımsak, soğan, pırasa, rezene, tere, sedefotu, biberiye, nane ve semizotunu bir güzel yıkadıktan sonra ayıklayıp küçük parçalara bölün. Sonra bolca sızma zeytinyağı ekleyip iyice karıştırın. Daha sonra bir miktar sirke ilave edip tekrar karıştırın. En son olarak da tuzu ekleyin. Bu sıraya dikkat etmeniz gerekiyor. Yoksa istediğiniz tadı elde edemezsiniz.Kutsal zeytin ağacı“Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı / yetmişinde bile / mesela zeytin ağacı dikeceksin. / Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil / ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için / yaşamak yanı ağır bastığından...”Böyle diyor Nâzım Hikmet. Zeytin dikmeyi, yaşamı ciddiye almanın göstergelerinden biri sayıyor. Ne şanslı ağaçtır ki, asırlar boyu yazarların övgülerine konu olmuş, hep sevilmiş, barışı simgelediği için başlara taç edilmiştir. Zeytin ağacı dendi mi, ardından akıllara hemen deniz gelmiştir. Zaferi, ödülü, arınmayı, gücü çağrıştırmıştır hep. Bir yanından lezzeti damlatırken, diğer yanından şifa dağıtmıştır.Deniz deyince; zeytinin denizi Akdeniz’dir. Onun kıyılarında hayat bulup, hayat vermiştir. Bunu en güzel Akdeniz’in yazarı Lawrance Durrell anlatabilir: “Bütün Akdeniz, heykeller, palmiyeler, altın kolyeler, sakallı kahramanlar, şarap, fikirler, gemiler, ayışığı, kanatlı gorgonlar, bronz adamlar, filozoflar... Yani Akdeniz’in tümü dişlerin arasındaki kara zeytinin ekşi, sert tadından çıkmış gibi. Etten ve şaraptan daha eski bir tattan. Soğuk su kadar eski bir tattan.” Georges Duhamel ise zeytin ağacının vazgeçtiği yerde Akdeniz’in de bittiğini söyler. Arif Damar, bir zeytin ağacı gibi bin yıl severek yaşamaya davet eder.Zeytin ağacının çok zengin bir sembolizması vardır. Ortaçağda zeytin ağacı, altını ve aşkı simgeler. Angelus Silesius, Süleyman Mabedi’nden esinlenerek, “Kapında altın renkli zeytin ağacı görürsem, seni o dakika Tanrı’nın Kutsal Mabedi bilirim...” diye yazar. Japonya’da ise başarının sembolüdür. Zafer ağacıdır. Bir başka inanca göre, seçilmişler cennetini sembolize eder.Zeytin ağacı kutsaldır. Kuran’da Nur suresinde ondan bahsedilir.Bir inanışa göre, İsa’nın çarmıha gerilişini, havarilerden başka orada bulunan sekiz zeytin ağacı da görür. Bu nedenle Hıristiyanlar için zeytin, İsa’nın gözyaşını sembolize eder. Zeytinyağı, vaftiz törenlerinin kutsal yağıdır. Nuh Peygamber büyük tufanın bittiğini, beyaz güvercinin getirdiği zeytin dalından anlar.
Güneş erirken Ege