Showing posts with label Roma. Show all posts
Showing posts with label Roma. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Baharın ilk tatilini yapmak isteyenler...

İSTANBUL - EtsTur Kültür Turları Müdürü Serdar Eşmeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı hafta sonuyla birleştirmek isteyenlerin, farklı yörelerin tarih, Eğlence, Müzik ve yemek kültürünü tanıtan ''Anadolu Kültür Turları''nı tercih edebileceğini söyledi.
Likya, Safranbolu-Ilgaz-Amasra-Bartın ya da Assos, Bozcaada, Foça, Ayvalık, Cunda gibi yerlerin kültür turları kapsamında ilgi gördüğünü belirten Eşmeli, şu bilgileri verdi:
- Adını tarihi Likya uygarlığından alan ve Muğla yöresine yönelik gerçekleştirilen tur 22 Nisanda başlayacak. Misafirlerimizi Dalyan'ın rahatlatıcı doğası karşılayacak. Dalyan'daki ilk tekne turuyla birlikte Ölüdeniz ve Kelebekler Vadisi ile 12 Adalar tekne turları sizi maviye doyuracak. Bu özel turla hem Kral Mezarları'nı gezebilecek hem de caretta carettaları görebileceksiniz. Üç gece Otel konaklamalı turun fiyatı 271 TL'den başlıyor.
- Dünyanın sayılı güzelliklerinden olan Kapadokya, kültür turları kapsamında ilgi görüyor. 22 Nisan akşamı yola çıkarak, peri bacaları arasında dolaşabilir, balonla yöreyi yukarıdan inceleyebilir, yer altı mağaralarının ilgi çekici hikayesini öğrenebilirsiniz. Turun fiyatı 330 TL'den başlıyor.
- Karya turuna çıkanlar, Efes Antik Kenti'nin ilgi çekici hikayesini dinleyebilir, ünlü Şirince Şarapları'nı tadabilir ve Azmak Çayı'nda tekne turuna çıkabilir. Üç gece otel konaklamalı turun fiyatı 229 TL'den başlıyor. - Safranbolu-Ilgaz-Amasra-Bartın'ı kapsayan Bitinya turunun çok sıcak olmayan bir dönemde gezginlere yeni yerler keşfetme fırsatı veriyor. 23 Nisanda yola çıkacak üç gece otel konaklamalı turun fiyatı 330 TL'den başlıyor.
- Yüzyıllardır şifa dağıtan Pamukkale de güzel bir Tatil alternatifi olabilir. Bu turun fiyatı ise 329 TL'den başlıyor.
YURT DIŞI TATİL FIRSATLARI 23 Nisan tatilinde yeni ülkeler görmek isteyenler için de farklı seçenekler bulunuyor.
- Gösterişli katedraller, kuleler, köprüler ve müzeler arasında keyifle geçecek Prag turu, 22 Nisanda başlayacak ve üç gece sürecek. Fiyatlar ise 299 euro'dan başlıyor.
- Yunanistan'ın en gözde üç şehri, Selanik, Atina ve Kalambaka'nın bahar aylarında görülmeye değer... 20 Nisanda hareket edecek turun fiyatı 299 Euro'dan başlıyor.
- İtalya'nın sıcak kültürünü tanıma fırsatı sağlayan Roma turu da 22 Nisanda başlayacak ve turun satış fiyatı ortalama 499 Euro.
ÇOCUKLARIYLA TATİL PLANI YAPAN AİLELER İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ - Tunus turu 22 Nisanda hareket edecek. Üç gece, beş yıldızlı otelde yarım pansiyon konaklama transferler, Türkçe rehberlik hizmeti dahil paket fiyatı kişi başı 349 Euro'dan başlıyor.
- Filler adası Sri Lanka'da çocuklarınızla farklı bir kültürü keşfedebilirsiniz. 20 Nisanda yola çıkacak ve yedi gece sürecek turda, beş yıldızlı otellerde 999 Euro'dan başlayan fiyatlarla konaklayabilirsiniz.
Baharın ilk tatilini yapmak isteyenler...

Dünyanın en seksi lerinden biri

İSTANBUL - Gazetenin gezi ekinde yayımlanan listede Roma, Londra, Paris ve New York gibi şehirlerin arasına giren İstanbul için "Zaman durmuş gibi gözüküyor" ifadesi kullanıldı.
Sultanahmet Camisi'nin bir fotoğrafına da yer verilen haberde, "Osmanlı sultanlarının eski başkentinde, egzotik siluetli camileriyle zaman durmuş gibi görünüyor. Ancak şehrin kulüpleri, barları ve şık restoranları 21. yüzyılın cinsel cazibesiyle dolup taşıyor" ifadelerine yer verildi.
"Kapalı Çarşı'nın birbiriyle kesişen koridorları arasında kaybolduktan sonra bir bardak şekerli çay içmek için küçük bir kafede nefeslenmenin ve güllü ya da fıstıklı lokumdan tatmanın zevkinin" anlatıldığı haberde, Beyoğlu'ndaki renkli ışıklı sıcak kafeler ve değişik mezeler sunan lokantalar anlatıldı.
Ortaköy'deki "renkli gece hayatından" da söz edilen haberde, kentte kadın-erkek ayrı kullanılan klasik hamamların yerine iki kişilik bir randevu ile Modern SPA'ların tercih edilebileceği belirtildi.
Dünyanın 'en seksi'lerinden biri

Türk turistin derdi büyük

İSTANBUL - Prontotour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, yılda 1-2 oda satan sistem acentelerinin bazılarında tur programı hakkında verilen bilgilerde bazı eksiklikler olabildiğini, misafirin sorularına bazen tatmin edici cevaplar alamadığını belirtti.
''İtalya Roma'da Temrini bölgesini şehir merkezi olarak anlatırken, metroya ve Colosseo-Aşk Çeşmesi gibi tarihi turistik yerlere de hem yürüyüş, hem metro hem de otobüsle kolay ulaşım olduğunu misafire tereddütsüz anlatmak gerekiyor. Misafir soru sorduğunda daha önceden o şehre satış temsilcisi gitmemiş ve hiçbir ön hazırlığı olmamış ise merkez ofise soruyor veya hiçbir şey sormadan kendince bir cevap veriyor. Sonrasında tura giden kişilerde yanlış bilgi sonucu hayal kırıklığı ve şikayetler oluşuyor.''
Türk turistin derdi büyük

İtalyan seyahat dergisinden İstanbul a özel 14 sayfa

İSTANBUL - ''Türkiye: Boğaziçi'' başlığıyla İstanbul'dan çok sayıda fotoğrafın bulunduğu dergide, harita üzerinde müzelere ve saraylara ilişkin bilgiler aktarıldı. İtalya'dan İstanbul'a ulaşım hakkında bilgiler verildi. Oteller ve restoranlar tanıtıldı.
Cristina Gambaro'nun kaleme aldığı, Andrea Pistolesi'nin fotoğraflarıyla süslenen yazı, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Tepesi ve İstanbul'daki ilk yerleşimlere ev sahipliği yapan Kadıköy'den söz ederek başlıyor.
Yazıda, çok iyi korunmuş durumdaki 34 Roma gemisinin enkazına ulaşıldığı, aralarında Kuzey Afrika'dan gelen amforalar, deriden yapılmış kıyafetler ve ayakkabılar, Ege'den tabaklar bulunan tarihi eserlerin antik dönemde Boğaziçi'ndeki Ticaret trafiğine ışık tuttuğu belirtiliyor.
İstanbul'un ''Marmara Denizi ile Karadeniz'i birbirine bağlayan aynı zamanda Asya ile Avrupa'yı birbirinden ayıran, resmi olmayan rakamlara göre 15 milyonluk nüfusuyla bir megapol'' olarak nitelendirildiği yazıda, Boğaz, ''iki kıyı arasında her gün milyonlarca kişiyi taşıyarak gidip gelen vapurların, balıkçı gemilerinin ve büyük Petrol tankerlerinin gezdiği bir nehre'' benzetiliyor.
İLGİLİ HABER
'Kıtalar arası zarafet'
ALTIN BOYNUZ VE HALİÇ''Altın Boynuz'' yani Haliç'in de anlatıldığı yazıda, 1502'de II. Beyazıd döneminde Leonardo Da Vinci'nin Galata'da bir köprü yapmak istediği ancak bunun gerçekleşemediği de anımsatılıyor.
Yazıda, Galata Köprüsü, ''alt katındaki balık lokantaları ve nargile kafeleri, üst katında ellerinde olta balık tutan onlarca insanla İstanbul'un en Canlı noktalarından biri'' olarak betimleniyor. Boğaziçi'nin asırlar boyunca yerleşim yerlerine ev sahipliği yapmadığı, surların dışında yaşamanın insanlara korkutucu geldiği ifade edilen yazıda, Bizans döneminde kıyıda sadece manastırların olduğu, Osmanlı döneminde ise Boğaziçi'nin Yaşam alanlarına açıldığı, 1471'de Hünkar İskelesi'nde ilk sarayın kurulduğu, bunu Beşiktaş, Bebek ve Ortaköy'dekilerin izlediği anlatılıyor.
Dolmabahçe Sarayı'nın ''muhteşem'' olarak nitelendirildiği yazıda, sarayın bölümlerine ilişkin ayrıntılı bilgi okurlarla paylaşılıyor.
Dergide, iki denizin tuzluluk ve sıcaklılık oranlarının farklı olmasının Boğaziçi'ni balık açısından zengin bir hale getirdiği belirtilerek, mevsimine göre tadılabilecek balıklar hakkında bilgi veriliyor.
Bir dönem Boğaz'daki balık bolluğunun, ''Boğaz'da neredeyse elinle balık yakalayabilirmişsin'' sözleriyle anlatıldığı yazıda, zaman içinde İstanbul yakınlarındaki balıkçı köylerinin sayısının azaldığına dikkat çekiliyor. HAMAMLAR VE YALILAR Kentte tarihi ve doğal güzelliklerin bir arada bulunduğu semtler, ''Boğaziçi Köprüsü'nün ayağındaki Ortaköy'de barlar, nargile kafeler, restoranlar, caz Müzik dinlenebilecek yerler var'', ''Asya tarafındaki en kalabalık semtlerden biri Üsküdar'' gibi kısa notlar da yer alıyor.
İstanbul'daki tarihi yapılar arasında hamamların önemine vurgu yapılan yazıda, kentin tarihinde özel bir öneme sahip yalılar hakkında da geniş bilgi bulunuyor.
Yalıların fiziki özelliklerinin anlatıldığı yazıda, bu yapıların bugün butik otellere dönüştürüldüğü kaydediliyor. Ayrıca, İstanbul'da çeşitli dinlere ait ibadet mekanlarının ziyaret edilebileceği de yazıda belirtiliyor.
İtalyan seyahat dergisinden İstanbul'a özel 14 sayfa

Suriye nin en modern şehri

ŞAM - Suriye'nin en Modern ve kalabalık şehri olarak bilinen Şam, ülkenin güzelliklerini bir arada barındırıyor. Modern dünyadan her ne kadar uzak görünse de günümüz çağını yakalamaya çalışan insanlarıyla dikkati çeken Şam, gelişmekte olan ülkelerdeki büyük kentlerin yaşadığı sıkıntıların izlerini taşıyor.
Hac yolu üzerinde olması nedeniyle ticari yönden tarihte her zaman önem taşıyan Şam, uzun yıllar hakimiyetinde kaldığı Osmanlı İmparatorluğu'nun izlerini halen taşıyor. Çok sayıda tarihi yapıyı bünyesinde barındıran Şam'da, Emevi Cami ve Hamidiye Çarşısı kente gelenlerin ziyaret etmek amacıyla uğradığı ilk duraklardan birini oluşturuyor.
Şam'daki Pagan inancı ile Yahudi, Hristiyan ve İslam inancı için önemli bir yere sahip olan Emevi Cami, her yıl çok sayıda yerli ve yabancı, çeşitli dinlere mensup turistin ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor. Bütün inançlara ait Mimari ve süsleme özelliklerinin görülebildiği caminin geçmişi de çok eskiye dayanıyor.
Yaklaşık 3 bin yıl Pagan inancının ibadet yeri olarak kullanıldığı belirtilen caminin bulunduğu alandaki tapınağın yıkılmasının ardından, Suriye'nin Romalılar tarafından fethedilmesiyle ibadethane Jüpiter Tapınağı olarak da kullanıldı. Tapınağın kiliseye çevrilmesinin ardından yeni bölümler eklendi.
ORTAK KULLANILDIHalid Bin Velid'in Suriye'yi fethinden sonra ibadethanenin bulunduğu alanda çok sayıda insan alacak büyüklükte cami inşa ettirmesiyle ibadethane 72 yıl boyunca Müslümanlar ve Hristiyanlar tarafından ortak kullanıldı. Kilise kısmı yıkılmadan inşa edilen caminin 3 minaresi ve 4 kapısı bulunuyor, 4 büyük koridoru ise 4 halifenin adını taşıyor.
Hz. Yahya'nın da kabrinin yer aldığı caminin özellikle Şii inancına mensup kişilerin yoğun olarak ziyaret ettiği Hz. Ali koridorunda, Kerbela'da Yezid tarafından Şehit edilen Hz. Hüseyin'in başının bulunduğu ifade ediliyor. Kudüs'ü fetheden ünlü komutan Selahaddin Eyyübi'nin kabri, cami ile Roma sütunları arasındaki alanda yer alıyor. Selahaddin Eyyübi'nin kabrinin yanında ise 1914'te Filistin yakınlarında uçakları düşen ilk Türk Hava Şehitlerinin kabirleri bulunuyor.
Abbasiler tarafından uzun süre kamu hazinesinin saklandığı, sütunlar üzerine yapılan ve günümüze kadar ayakta kalan Hazine Kubbesi, avluya giren ziyaretçilerin ilgisini çeken yerler arasında. HAMİDİYE ÇARŞISIŞehrin merkezinde yükselen ve kentle bütünleşen Emevi Cami'nin yanında yer alan Hamidiye Çarşısı ise özellikle Alışveriş yapmak isteyenlerin uğrak yerleri arasında yer alıyor. 2. Abdülhamit döneminde yapıldığı belirtilen Hamidiye Çarşısı, hareketli, Canlı ve renkli atmosferiyle ziyarete gelenleri adeta büyülüyor.
İstanbul'daki Kapalıçarşı'yı anımsatan çarşıda, geleneksel giyim eşyalarından, turistik eşyalara kadar her türlü ürünün satıldığı dükkanların önemli bir kısmında, Suriye lirası ve ABD dolarının yanı sıra Türk Lirası geçiyor.

Suriye'nin en modern şehri

Wednesday, February 17, 2010

Salyangoz simgeli Umbria güzeli


Üç yıl aradan sonra İtalya’da olmanın keyfi anlatılamaz benim için. Toscana güzelliklerini doyasıya yaşamıştım geçen gezimde ve ruhum selvilerin dallarına asılı kalmıştı. Nice çeşmelere para atmıştım kısa zamanda dönebilmek için. Lazio ve Umbria tanrıları kabul etti dualarımı. Kış günü yolunuzu İtalya’ya çevirirseniz Roma yakınlarındaki Orvieto’yı görmeden dönmek seyahatinize haksızlık olur. Orvieto, Dünyanın en önemli ortaçağ miraslarından, İtalyan “Yavaş Şehir”lerinin en önemlilerinden. Yaşanılır şehirler yaratmak fikrinden yola çıkan “Yavaş Şehir” akımı, küçük kentlerin geleneksel yapılarını, sıkı kurallarla korumaları gerektiğini savunuyor. Bugün dünyada sayıları 91’e yükseldi. Amaç, Modern ile geleneksel arasında, kaliteli yaşamı destekleyen bir denge oluşturabilmek. Yavaş şehirli olabilmenin en önemli kuralları gürültü kirliliğini ve trafiği kesmek, yeşil alanları, yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkan ve lokantaları desteklemek, yerel sanatı ve zanaatı korumak. Bu küçük şehirlerde, süpermarket ya da McDonald’s sakın aramayın, bulamazsınız.Orvieto, geniş Paglia Vadisi’nin ortasında bir ada gibi yükselen volkanik tüf birikimlerinin üzerinde, yassı platoya kurulmuş. Puslu bir havada Roma-Floransa otobanından baktığınızda, köpüklü dalgalar arasında ilerleyen bir Savaş Gemisi gibi görünür. Eteklerinde üzüm bağlarıyla donanmış arazilerle buluşur.Roma Termini Garı’ndan Orvieto’ya trenle 1,5 saatte, gidiş-dönüş 11-13 Euro’ya ulaşabilirsiniz. Otobüs bir başka seçenek. (www.atcterni.it/). Şehir merkezine 1888’de yapılan, 1990 yılında yenilenen finüküler, 580 metre uzunluktaki raylı yoldan sizi 157 metre yuksekliğe üç dakikada çıkarır. Bundan sonrasını yürüyerek veya bisikletle dolaşabilirsiniz.SÜNGER TAŞINDAN BİNALAR, SOKAKLARÖnemli bir Etrüsk kenti olan Orvieto, çanak çömlek endüstrisi nedeniyle Roma zamanında da önemini sürdürmüş. Roma yıkılınca Vizigotların akınına uğramış. 12. yüzyılda kendini yöneten bir komün olarak kardinale bağlanıp, Papalık şehri olmuş. 1860’da İtalya Birliği’ne katılıyor. 15. yüzyıl sonunda sivil yenilenme geçirip, eski bölgelerde düzenli bir şekil oluşturuluyor Orvieto’nun tarihi bölgesinin görüntüsü o zamandan günümüze korunmuş. Dar kemerli ortaçağ sokakları, evler tüf (sünger taşı) ve bazalt taşından yapılmış. Sarımsı renkte.Merkezde, Orvieto Katedrali’nin bulunduğu Doumo Meydanı sade, orantılı. Sol köşedeki ortaçağdan kalma saat kulesinin tepesinde çan ve heykel bulunuyor. Duomo’ya çıkan dar caddeler el ürünleri satan hediyelik eşya mağazalarıyla dolu. Seramikler, toprak kaplar, tahta oyma oyuncaklar, demirden yapılmış hediyelikler, Şarap mağazaları... İsteseniz de eliniz boş dönemezsiniz Orvieto’dan. Sofralık Rosso şarabının iki şişesini altı Euro’ya almamak zaten düşünülemez. İmzalı seramik çanaklar boy boy. El yapımı çikolata dükkanından eli boş dönmek imkansız. İnanın gözünüz doyacak şehrin renkli sokaklarında. Soliano Sarayı’nın 1. katında Emilio Greco Müzesi’ni gezin. 1995’te ölmüş heykel sanatçısının grafik çalışmalarını da izleyebilirsiniz. Katedralin karşısında Palazzo Papale (Papalık Sarayı) 1200’lerde yapılmış, en zarif binalardan biri, içinde Arkeoloji Müzesi’ni gezebilirsiniz. Etrüsk, Korint, Yunan vazoları ayrıca bronz savaş aletleri, başlıklar, kalkanlar sergileniyor.KAPADOKYA BENZERİ YERALTI ŞEHRİOrvieto ile Kapadokya arasındaki benzerlik şaşırtıcı. Halkı, volkanik platonun doğasını 3 bin yıl boyunca iyi kullanmış. Yeraltında tüneller, pasajlar, atölyeler, kuyular, su sarnıçları inşa etmiş. Yeraltındaki şehir 1970’lerde, toprak kayması sonucu bulunmuş. “Orvieto’nun altı bomboş” sözünün doğruluğu ortaya çıkmış. Etrüskler yağmur suyunu tutmak, dağıtmak amacıyla kanallar yapmış. 264’te, tam iki yıl kuşatmaya bu sistem sayesinde dayanmışlar.Çok sayıda odalar tünellerle bağlı birbirine, penceler var, mağaralar bir takım alet tamirinde kullanılan yerler, depolama yerleri olarak yapılmış. Yer altında ortaçağdan kalma bir zeytin presi, değirmeni bulunmuş. Asil ailelerin çoğu, şehir kuşatıldığında evlerindeki gizli tünelle surların eteklerine ulaşıyormuş. San Patrizio Kuyusu, finüküler istasyonuna yakın panoramik terasın kenarında. 1527’de, Papa VII. Clements tarafından inşasına başlanmış. 10 yılda tamamlanmış. Kuşatmalara karşı sarnıç işlevi gören kuyu, 62 metre derinliğinde. MÖ 5.yüzyılda yapılan Belvedere Tapınağı, şehirdeki tek Etrüsk kalıntısı. Etrüskler zamanında başlayan sur yapıları her dönemde onarım geçirmiş. Kent surları eski çağlarda tüf kayalıklarının doğal halinden oluşmuş olmalı, koruma amacıyla daha sonra duvarlar daha da yukseltilmiş. Albornoz Kulesi’nden vadiyi, doğanın renklerini seyretmelisiniz.Piazza del Popolo, 13. yy gotik-romanesk stilde yapılmış. Umbria Kış Caz Festivali’ne ev sahipliği yapan güzel binalardan biri. Şehir Festival nedeniyle ocak ayında çok canlı. Meydanda pazar kuruluyor. Cumhuriyet Meydanı’ndaki Gotik Belediye Binası 16. yüzyılda yapılmış. Gün batarken meydanın sokak lambaları yağmur damlalarıyla ışıldıyor.
ORVIETO VE YORTULARI
Etrüsk döneminin ruhani merkezi Orvieto, Hıristiyan dünyası için önemli iki yortunun da başladığı yer. 1263’te bir papaz Roma’ya hacca gider. Dönerken yolda Santa Cristina Kilisesi’nde ayine katılır. Ekmekten sunağın örtüsüne kan damladığını görür. Papa örtünün Orvieto’ya getirilmesini ister. Corpus Christi (İsa’nın bedeni) yortusunu başlatır. Hem rahipler hem de kasaba halkı bu örtü için değerli bir mabet yapılması konusunda anlaşır. 1290’da yapımına başlanan ve bugün İtalya’nın en büyük katedrallerinden biri olan yapı, görkemli mimarisi, iç ve dış cephelerindeki işlemeleriyle dikkat çekiyor. 1960’da restorasyondan geçmiş. Geçmişte Papa, Corpus Cristi yortusunda kente gelip, kanlı örtüyü sokakta taşıyormuş. Bugün ortaçağ giysili kalabalıklar yürüyüş yapıyor. Yortu bu yıl 3 Haziran’da kutlanacak. Diğer önemli dini kutlama Palombella (Beyaz Güvercin) Yortusu, Orvietolu bayan asilzadenin vasiyetiyle başlatılmış. Paskalya pazarından 50 gün sonra kutlanıyor. Katedral önüne gotik tarzda içinde Meryem, Havarilerin figürleri bulunan ayaklı seyyar bir tapınak konuyor. Üzerine çelik tel geriliyor, kutsal ruhu temsil eden beyaz güvercin figürü kayarak geliyor, havai fişek gösterisi yapılıyor.
Salyangoz simgeli Umbria güzeli

Türkiye nin kuş ve bitki cenneti

Türkiye'nin en önemli kuş göç yollarından birisi olan ve birçok endemik türü bünyesinde barındıran Göksu Deltası, Silifke ilçesine bağlı 4 belde ve 7 köyden oluşuyor. Biyo çeşitlilik açısından uluslararası öneme sahip alanlar arasında bulunan ve Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar (RAMSAR) Sözleşmesi'ne göre, koruma altına alınan ve Bakanlar Kurulu kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen Göksu Deltası, Göksu Irmağı'nın oluşturduğu geniş alana yayılan kıyı ovası üzerinde yer alıyor.



Akdeniz'in en önemli sulak alanlarından Göksu Deltası'nda 14 bin 800 hektar karasal alanda Tarım arazileri, göller, sazlıklar, tuzlu bataklılar, kumullar, kumsallar ve yerleşim merkezlerinin yanı sıra, 5 bin 500 hektarlık sulak alanda Akgöl ve Paradeniz Lagünü, birçok irili ufaklı sığ ve çoğunlukla mevsimsel göller ile drenaj kanalları ve çeltik tarlaları yer alıyor.



Kışlama ve kuluçka alanı olarak çok sayıda kuş türünün kullandığı delta, yılın hemen her mevsiminde, ilginç ve Canlı peyzajın oluşumuna katkı sağlayarak çekiciliğini daha da arttırıyor. Özellikle Akdeniz kuşağında yalnızca belirli bölgelerde rastlanan ve sayıları gittikçe azalan Saz Horozu, bölgenin simgesi olarak da nitelendiriliyor.





Özellikle kış aylarında ve göç zamanında kuş popülasyonu ve tür sayısının önemli ölçüde arttığı deltada, Türkiye'deki 450 türden 328'ini görmek mümkün. Ayrıca, Türkiye'nin ulusal ve uluslararası öneme sahip 140 kuş türünden 106'sı, dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan 24 kuş türünden de 12'si Göksu Deltası'nda yaşıyor.





Bölge florasında 441 bitki türü tespit edilen deltada, Türkiye'de korunmaya ihtiyacı olan türlerden 8 endemik ve 32 nadir tür olmak üzere, toplam 40 bitki türü bulunuyor. Delta, düzenli olarak kullandıkları için, büyük flamingolar açısından da ayrı bir önem taşıyor. Delta kuşlar tarafından kuluçkalama mevsimi dışında, çiftleşme öncesi ve sonrası göçte, kışlamada da kullanılıyor.



DİĞER HAYVAN VE BİTKİ TÜRLERİ



Göksu Deltası'nda ayrıca, 4 tür kara ve su kurbağası, 6 tür kara ve su kaplumbağası, 14 tür kertenkele ve 10 yılan türü bulunuyor. ''Caretta Caretta'' ve ''Chelonia Mydas'' türü deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı, Akdeniz'deki en önemli ana yuvalama bölgelerinden biri olarak nitelenen deltada, ayrıca yumuşak kabuklu Nil Kaplumbağası'na da rastlanıyor.



Yeraltı su kaynakları açısından da oldukça zengin olan Göksu Deltası, Türkiye kıyı kumul florasının yüzde 22'sini barındırıyor. Doğal bitki örtüsünü Akdeniz'in maki formasyonu ile yoğun kumul bitkileri ve tuz steplerinin oluşturduğu delta, toprak yapısı ve iklim üretim deseninin çeşitlenmesi ve üretim miktarının artmasında önemli etken olarak belirtiliyor.



Göksu Deltası ve yakın çevresi tarihi ve arkeolojik değerler açısından de önemli zenginliği bünyesinde barındırıyor. Delta içerisinde yer bulunan 3 höyük kalıntısının Hitit dönemine ait olduğu tahmin ediliyor. Paradeniz Lagünü kenarındaki kumullarda Roma ve Bizans dönemlerine ait büyük yapı kalıntılarına rastlanırken, İncekum yakınlarında ve Akgöl'ün civarındaki kumullarda da bazı kalıntılar yer alıyor.



Bölgeye yakın Hacıpaşalar çiftliğinde bulunan iki alçak höyük, Roma, Bizans kalıntıları, Ulugöz su kovaları ve Atatürk Çiftliği tarihsel nitelik taşıyor. Ayrıca deltanın batısında tarihi 13. 14. yüzyıla kadar uzanan çeşitli tarihi kalıntılar bulunuyor.


Türkiye'nin kuş ve bitki cenneti

Sagalossos u bir görün Efes e artık gitmezsiniz

Günay, antik kentlere yönelik çalışmaları hzlandırdıklarını belirterek şöyle konuştu: Osmaniye'nin Kadirli ilçesindeki Karatepe'de koca bir şehir var, Hitit dönemine ait... Çoğumuz bilmi- yoruz. Perge'yi herkes bilir, ama yakında Siglon diye bir şehir geliyor. Sagalassos'u bir görün, her yıl oraya gidersiniz, Efes'e artık gitmezsiniz. Dağın tepesinde, Roma'daki Aşk çeşmesi gibi her yamaçta bir çeşme var. Antoninler Çeşmesi'ni ayağa kaldırdık, arkası geliyor.

'Sagalossos'u bir görün Efes'e artık gitmezsiniz'

Erken rezervasyon başladı

İç turizmi canlandırmayı ve vatandaşlara avantajlı ödeme imkanı amaçlayan, ayrıca ülkeye gelen yabancı turistlerin daha uygun ödeme koşullarıyla seyahat ettiklerine dair yaygın algıyı değiştirmeyi hedefleyen ''Erken Rezervasyon Kampanyası'', ''Tatil Herkesin Hakkı'' ve ''Yerinizi Şimdiden Ayırın'' sloganlarıyla başladı.



Feriye Lokantasında kampanyanın tanıtımı dolayısıyla düzenlenen toplantıda konuşan Bakan Günay, Türkiye'nin küresel ekonomik krize rağmen ziyaret eden turist sayısı açısından yılı artı ile kapatan 10 ülke arasında tek ülke olduğunu ifade ederek, geçen yıl turist sayısının 26 milyon 300 binden 27 milyon 177 bine çıktığını hatırlattı.



Günay, 2010 yılına da iyimser başladıklarını, Ocak ayında Antalya'ya gelen turist sayısında geçen yıla oranla yüzde 34 artış olduğunu bildirerek, Dünyanın ve Avrupa'nın ekonomik krizi geride bırakmasıyla bu yıl Türkiye'nin turist sayısının daha da artacağını umut ettiğini dile getirdi.





Ertuğrul Günay, ''Bu bizi kesinlikle rehavete kaptırmıyor. Tam tersine tanıtımda, alt yapıda, ülkemizin doğal ve tarihsel güzelliklerine sahip çıkmak konusunda önceki yıllarda olduğundan daha şevkle çalışmak niyetindeyiz'' dedi.







İç turizmi canlandırmak amacıyla geçen yıl Mayıs ayında başlatılan benzer kampanyayla seyahat acentalarının satışlarında yüzde 40'a varan artış sağlandığını anlatan Günay, bu yıl kampanyayı öne çektiklerini söyledi.



İç Turizm kampanyasını önemsediğini kaydeden Günay, şöyle konuştu:



''Çünkü Türkiye'nin zenginleşmesi, turizmde Marka değer kazanması, daha çok istihdam olanağı, ekonomik gelir, sosyal dönüşüm sağlaması, kendi insanımızın da Yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gayret ediyoruz. Bizim insanımız Türkiye'nin tarihsel ve doğal güzellerinden haberdar olmayacaksa yaptığımız iş biraz aldatmaca düzeyinde kalabilir. Türkiye'nin Tatil olanaklarından, dünyanın en iyi konaklama tesisleri arasına giren tesislerinden, arkeolojik zenginliklerinden bizim insanımız da faydalanmalıdır. Bu sosyal turizm anlayışı... Sosyal turizm bizim bakanlık olarak sürdürdüğümüz turizm politikasının önemli temel ilkelerinden bir tanesidir.''



Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) ve Türkiye Otelciler Federasyonu'nun (TÜROFED) öncülük ettiği, çeşitli kurum ve kuruluşların desteklediği kampanya kapsamında yüzde 40'lara varan indirim imkanı sağlanacağını belirten Bakan Günay, şöyle devam etti:



''Sloganımız 'Tatil Herkesin Hakkı' ama bu haktan yararlanmak için 'Yerinizi Şimdiden Ayırın'. Bu hakkın kullanılmasını ertelemeyin. Benim son zamanlarda bir hayat felsefem var. 'Aklınıza iyi bir şey geliyorsa, hemen gerçekleştirin. Kötü bir şeyi erteleyin. Kötü bir şeyden belki vazgeçebilirsiniz ama iyi şey için zaman geçmiş olabilir'. Onun için madem tatil hakkımızdır, bu hakkı kullanma konusunda erken davranmamız gerekiyor. Erken davranmak sektörün işini kolaylaştırıyor.''



KAMPANYA HAKKINDA BİLGİ





Kültür ve Turizm Bakanı Günay, kampanya kapsamında bankacılık, ulaşım ve iletişim sektöründen kuruluşlar, tur operatörleri ve Türk Hava Yolları, Pegasus, Türkiye İş Bankası, Finansbank, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Akbank ve Denizbank ile işbirliği yaptıklarını, Başbakanlık, valilik, belediye başkanlıkları, RTÜK, TRT ve YÖK'ün kampanyanın gerçekleşmesine katkı sağladıklarını anlattı.



Mayıs ayı sonuna kadar sürecek kampanya kapsamında erken rezervasyon yaptıran vatandaşların kampanya süresince yüzde 35 ile 40 arasında indirim imkanından yararlanacağını belirten Günay, kampanyada işbirliği yapan bankaların kredi kartlarını kullanan vatandaşlara da ödemelerde 4 aya varan ötelemeler yapılacağını bildirdi.



Çeşitli kurum ve kuruluşların kampanyanın duyurulması için çalışacağını, Başbakanlığın kampanyayı kamu kurum ve kuruluşlarına duyurmak için genelge hazırladığını belirten Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Türkiye'nin mutlaka görülmesi gereken tarihsel, doğal, arkeolojik, kültürel zenginlikleri var. Çeyrek yüzyıldır adım adım Türkiye'yi geziyorum. Şimdi görevim gereği aynı ilgiyle ve biraz daha yüksek tempoyla gezmeye devam ediyorum. Hala görmem gereken, görmediğim ne kadar emsalsiz güzellikler olduğunu da sevinerek paylaşıyorum. Türkiye yurt dışına 7 milyon kadar turist gönderiyor ama içeride de görmemiz ve bilmemiz gereken yer var. Yurttaşlarımız tarafından bunun paylaşılması hem turizm açısından hem de yurttaşlarımızın kendi yaşam kalitesinin yukarıya çekilmesi açısından önemli olacaktır.''



YENİ ANTİK ŞEHİRLER KEŞFEDİLİYOR



Bakan Günay, dün Osmaniye'nin Kadirli ilçesindeki Karatepe'de olduğunu ve kendisini kış aylarını orada geçiren 90 yaşındaki ''arkeologların duayeni'' olarak tanımladığı emekli Prof. Dr. Halet Çambel'in dolaştırdığını anlatarak şöyle konuştu:



''Çambel, koluma girdi, elinde bastonu adım adım bir saat dolaştırdı beni büyük bir heyecanla. Ama heyecanlanmayacak gibi değil... Duvar rölyefleri, aslan kabartmaları... Burada koca bir şehir var, geç Hitit dönemine ait... Çoğumuz bilmiyoruz. Antalya'yı biliyoruz. Perge'yi herkes bilir, ama yakında Siglon diye bir şehir var. Kimse bilmiyor. Dağın tepesinde kocaman inanılmaz bir şehir var. Sagalassos'u bir görün, her yıl oraya gidersiniz, Efes'e artık gitmezsiniz. Dağın tepesinde, yukarıdan aşağıya Roma'daki meşhur Aşk çeşmesi gibi her yamaçta bir çeşme var. Şimdi Antoninler Çeşmesini ayağa kaldırdık, arkası geliyor. Burdur'un Gölhisar tarafında Kibila diye yeni bir şehir geliyor. Toprağı kaldırıyorsunuz, altından yapılar çıkıyor, yıkılmamış. Pamukkale'yi, Hierapolis'i biliyoruz ama Laodikya diye bir şehir var. Denizli ile birlikte çalışıyoruz ve bambaşka bir Efes geliyor. Bütün Türkiye emsalsiz zenginliklerle dolu. Deniz ayrı bir şey ama Arkeoloji ve tarih açısından emsalsiz bir toprak üzerinde yaşıyoruz. Bunu anlatma konusunda özellikle gençlere yönelik büyük bir seferberlik başlatmamız gerekiyor.''



''HEDEFİMİZ 30 MİLYONDUR''



Kültür ve Turizm Bakanı Günay, bir soru üzerine, kampanya dahilinde iptal sigortası üzerinde çalışılabileceğini belirtti.



''2010 yılında kaç milyon turist hedefliyorsunuz?'' sorusu üzerine Günay, ''Önümüzdeki hedef 30 milyondur. 2010 veya 2011 yılında 30 milyon sınırını görmek istiyoruz'' dedi. Turizme bakışlarının kişi sayısına odaklı olmaktan daha çok, gelen turist profiline de odaklı olmaya başladığını belirten Günay, bunun yeni vizyonları olduğunu söyledi.



Türkiye'yi görmeye gelen herkese kapılarının açık olduğunu ifade eden Bakan Günay, şöyle konuştu:



''Sırt çantasıyla gelen ve sadece günlük harçlığı olan üniversite öğrencisi de ülkemize gelebilir. Bundan çok keyif duyarız. Geçen yıl Avusturya Cumhurbaşkanı gelmişti. Cumhurbaşkanı, akşam yemeğinde bana bir fotoğraf gösterdi. Delikanlı yaşlarında kız arkadaşıyla birlikte Türkiye'ye gelmiş, geldikleri arabanın jant kapağının aynasında traş oluyor. Ama unutulmaz bir hatıra olmuş. O zaman geldiğinde para harcamıyordu ama bu kez Cumhurbaşkanı olarak geldi, Türkiye'nin keyfini çıkardı.



Katiyen 'sırt çantasıyla gelenler' gelmesin demiyorum. Özellikle gençlerin gelmesine çok açığız. Çünkü gelen gençler tekrar gelecekler. Kişi başına geliri artırmak da bizim hedeflerimizden bir tanesi. Turistlerin harcadığı parayı artırmak gelen turist sayısını 30 yapmaktan daha önemli.''



Günay, kampanya ile rezervasyonlarda yüzde 50'ye yakın artış beklediklerini kaydetti.



KAMPANYAYA KKTC DE DAHİL



KKTC Kültür, Turizm ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu da KKTC'nin de kampanyaya dahil edilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, 13 bin yatak kapasitesine sahip olduklarını belirtti.



Turizm açısından Türkiye'nin çok iyi bir noktada bulunduğunu vurgulayan Aşıkoğlu, Türkiye'nin stratejisini izleyerek büyümeye çalıştıklarını söyledi.



Kampanya kapsamında erken rezervasyon yaptıran müşterilere yüzde 30-40 arasında indirim uygulayacaklarını bildiren Aşıkoğlu, ayrıca bakanlık olarak turistlere tam gün tur imkanı yaratmak için de çalıştıklarını kaydetti.



''HEDEF, 2023'TE 70 MİLYONA SEYAHAT YAPTIRMAK''



TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ise vatandaşların gelecek yıl için de yerini ayırmasını unutmaması gerektiğini belirterek, ''Bugün seyahat oranı yüzde 12 civarında. Biraz noksan olarak görüyorum. Hedefimiz 2023 yılında 70 milyona seyahat yaptırmak. Yurt dışına çıkmak isteyen vatandaşlara 'Önce Türkiye'nin güzellerini görün, sonra başta KKTC olmak üzere diğer ülkelere gidin' diye sesleniyorum'' şeklinde konuştu.



Sigortalı seyahatin başladığını hatırlatan Ulusoy, ''Müzekart'ın var, sigortalı seyahatin var, indirim var, KKTC var, bakanlığın, sektörün desteği var. Gerisi vatandaşa kalmış. Yolunuz açık olsun'' görüşünü dile getirdi.



Toplantıya Turist Rehberleri Birliği (TUREB) Başkanı Şerif Yenen, Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) Başkanı Timur Bayındır, TÜROFED Başkan Yardımcısı Seçim Aydın, Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği (TÖSHİD) Başkanı İzzet Tükenmez, Tanıtma Genel Müdür Vekili İbrahim Yazar, Manken Tülin Şahin ile THY ve Pegasus temsilcileri de katıldı.


Erken rezervasyon başladı

Tuesday, December 8, 2009

Bayram turları turizmcileri sevindirdi

ADANA - Tur Operatörleri Birliği Platformu Sözcüsü, Baracuda Tur Yönetim Kurulu Başkanı Cem Polatoğlu, Ramazan Bayramı turlarının satışına başladıklarında, bayram tatilinin Turizm sezonunun sonuna denk gelmesi nedeniyle vatandaşların Tatil arayışı içerisinde olmayacağını tahmin ettiklerini belirtti.
''Tatilden yeni çıktığımız için turlara ilgi olmaz diye düşünüyorduk ama tam tersi oldu'' diyen Polatoğlu, şöyle devam etti: ''Turlara olan ilgi bizi sevindirdi. Biz kendimizi durgun bir satış dönemine hazırlıyorduk. Bu durgunluğu aşmak için tur fiyatlarını geçtiğimiz yıla göre yüzde 30 ile 40 oranlarında düşürdük. Şu an ise umduğumuzdan çok daha iyi bir dönem geçiriyoruz. Çoğu turlarda rezervasyonlar çok erken tarihlerde doldu. Bazı turlara da ek uçak seferleri koymak zorunda kaldık.''
YURT İÇİNDE KÜLTÜR TURLARI
Polatoğlu, bayram tatilini yurt içi turlara değerlendirmek isteyenlerin, yaz tatilinde denize doydukları için kültür turlarına rağbet gösterdiğini belirterek, tatil süresinin kısa olmasının da bu turlara olan ilgiyi artırdığını kaydetti.
Kültür turlarında genellikle yaşanılan şehirlere yakın mesafelerdeki yerlerin tercih edildiğini ifade eden Polatoğlu, ''Safranbolu, Kapadokya en çok ilgi gören yerler arasında. İnsanlar sahillerden yeni geldikleri için kıyı kesimindeki oteller sanatçılı programlar hazırladıkları halde çok fazla ilgi görmüyor. İlgiyi artırmak için yüzde 30 ile yüzde 50 arasında indirim yaptılar ama kültür turları daha çok rağbet görüyor'' dedi.
YURT DIŞINDA ALIŞVERİŞ TURLARI
Polatoğlu, yurt dışı turlarda ise kültür turlarına oranla, Prag, Roma, Paris gibi şehir turlarının rağbet gördüğünü kaydederek, bu turların genellikle alışveriş amaçlı tercih edildiğini vurguladı.
Bayram turları turizmcileri sevindirdi

Bayram tatilinde tercih yurt dışından yana

Pronto Tour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, yurt dışı turlara talebin beklentilerinin üstünde olmasının nedinin bayramın eylül gibi bir aya denk gelmesi olduğunu söyledi.

Özkar, ''Yurt dışında tatilin en güzel zamanı eylül ayı, bu yıl Ramazan Bayramı 19-22 Eylül arasında. Yoğun sıcakları atlattığımız, soğukların henüz başlamamış olduğu bu periyotta. Avrupa ülkeleri keyifle seyahat edebilecek yerler arasında geliyor. Eylül ayı Uzakdoğu için de en güzel sezon'' değerlendirmesini yaptı.

Tatilin 4 gün olması nedeniyle daha çok, Roma, Paris gibi başkentler ile Balkan ülkeleri gibi kısa mesafelerin tercih edildiğini vurgulayan Özkar, yeni karar vereceklere de Tunus ve Fas gibi ülkeler ile Balkanlar ve Uzak Doğu gibi vizesiz gidilebilecek bölgeleri tavsiye ettiğini söyledi.

Özkar, Orta Avrupa tur paketleri içinde yer alan Prag ve 3 ülkeyi baştanbaşa kapsayan Budapeşte-Viyana-Prag turları ile İtalya'nın en güzel 3 şehrini içeren Roma-Floransa-Venedik tur paketlerinin çok rağbet gördüğünü belirtti.

2009 yılının en çok ilgi gören tur paketleri arasında Balkanlar'da Dubrovnik'in de olduğunu vurgulayan Özkar, Balkan turlarının 6 ülkeyi kapsadığını söyledi. Sarp Özkar, Dalmaçya sahillerinin, Kosova-Bosna-Karadağ-Makedonya tur paketlerinin, Mısır'ın, denizi ile ünlü Sharm El Sheikh kasabası'nın, Uzakdoğu'da Bangkok, Singapur, ve tropikal Phuket Adası'nın da en çok tercih edilen destinasyonlar arasında olduğunu kaydetti.

Yurt içi tur paketlerinin içinde ise en çok talebi gören yerin kesinlikle Kıbrıs olduğunu vurgulayan Özkar, dönemin Kıbrıs'ta Tatil yapmak için en güzel zaman olduğunu ifade etti.

Yurt dışı turlara olan ilgiden çok memnun olduklarını vurgulayan Özkar, şunları kaydetti: ''Fiyatlar da geçen senelere oranla daha düşük. Yüzde 40'lara varan indirmeler, Ekonomik Kriz ve tatil süresinin kısa olmasına rağmen yurt dışı turlara ilgiyi azaltmadı. Bu sene bayram satışlarımız beklentilerimizin çok üzerinde gerçekleşti. Şu ana kadarki satışlarımız toplam bayram satışımızın yüzde 40'ına gelmiş durumda. Yurt dışındaki Otel, acente, uçak ve otobüs firmaları ile yapmış olduğumuz görüşmeler sonucu, yüzde 40'lara varan özel indirim imkanları aldık. Düşen fiyatlar neticesinde, yurt dışı tatili 2009 yılında yurt içi paketlerden çok daha uygun hale geldi. Örneğin, geçen yıl, 650 euroya satılan 1 haftalık Roma-Floransa-Venedik ve 3 ülkenin gezildiği Budapeşte-Viyana-Prag tur paketleri bu sene yüzde 30'lara varan indirimle 449 euroya satılıyor. Geçen sene 429 euroya satılan Prag ve Budapeşte, bu yıl yüzde 40'a varan indirimle 269 euroya inerek, çok talep gören yerler arasında yer aldı.''

Sarp Özkar, geçen sene Ramazan Bayramı'nın 10 günlük bir tatili kapsamasına rağmen 8 bin kişiyi yurt dışında seyahat ettirdiklerini, bu sene bayramın kısa olması nedeniyle hedeflerini ilk planlamada 5 bin kişi olarak belirlemişken, taleplerin, kendilerini kontenjan artırmaya yönelttiğini kaydetti. Özkar, kontenjanlarını 6 bin 500 kişiye kadar çıkardıklarını ifade etti.

KISA MESAFELER TERCİH EDİLİYOR

ETS Grup Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Kadir Gönüllü, Ramazan Bayramı tatili için satışların 'iyi gittiğini', tatilin kısa olmasına rağmen talebin geçen yılla hemen hemen aynı olduğunu ifade etti. Gönüllü, ''Vatandaşlar, kısa tatillerini en iyi şekilde değerlendirmek istiyor. Tatil kısa olduğu için daha çok kısa mesafeler tercih ediliyor. Bu nedenle kısa turlar için ek seferler koymak zorunda kaldık'' dedi.

Gönüllü, en çok İtalya, Orta Avrupa ve Mısır turlarına talep geldiğini, 4 günlük turların şimdiden dolduğunu ifade etti.

Bundan sonra karar vereceklerin vize sorunuyla karşılaşacağına dikkati çeken Gönüllü, vize istemeyen ülkeler arasında en fazla Fas, Hırvatistan-Dubrovnik ve Tunus'u, bambaşka coğrafyaya gitmeyi arzulayanlara da Güney Afrika, Uzak Doğu ve Maldivler'i önerdiklerini ifade etti.


Bayram tatilinde tercih yurt dışından yana

Şarlanların fıçı atölyesi şarap turlarının uğrak yeri

Tekirdağ’ın Şarköy ilçesi yüzyıllara varan bir şarapçılık geçmişine sahip. Roma, Bizans dönemlerinde bölgede üretilen şaraplar toprak amforalara konularak, gemilerle uzak diyarlara gönderilirken, 18. yüzyıl sonundan itibaren şaraplar fıçılara konulmaya başlanmış.Fıçıcılık önemli bir işkoluymuş. Şarköy, Mürefte’nin şarapları sahile demirleyen gemilere fıçılarla yüklenirmiş. Şarköy’ün yaşayan en eski şarapçılarından Ziya Keresteci (82) geçmişte Müslümanların fıçı ürettiğini, Rumların şarapçılık yaptığını söylüyor. “Türkiye’nin en iyi fıçı ustaları Şarköy, özellikle Mürefte’deydi. Fıçılanan şaraplar, denizden Karaköy’deki Rum toptancılara gönderilirdi. Bomba adını verdiğimiz bu fıçıları sahilde birbirine kalın urganla bağlar, kayıkla çekerek gemiye çıkarırdık.”Şarköy - Mürefte hattından bir çok fıçı ustası gelmiş, geçmiş. Mesleğe gençler el atmayıp ustalar hayata gözlerini yumunca bu gelenek kaybolma noktasına gelmiş. Şarköy Kaymakamlığı son ustalardan yararlanıp, iki yıl önce Mürefte’de marangozlara yönelik fıçı yapım kursu açmış. Marangoz Ahmet Şarlan, bu kursta fıçı yapımını öğrenenlerden. Eşi Mediha Şarlan da daha sonra bu kurslara gidip, usta belgesi almış. Atölyeleri son zamanlarda bağbozumu turlarının uğrak yerlerinden biri oldu. Bağları, fabrikaları gezenler, Şarlanların atölyesine de uğrayıp fıçı üretiminin incelikleri hakkında bilgi alıyor.YILDA ORTALAMA 200 FIÇI YAPIYORLARŞarlanlar, fıçılarını Kırklareli Demirköy’den gelen ağaçlardan yapıyor. TÜBİTAK’ın araştırmalarına göre, bölgedeki Demirköy (Macar) meşesi alkollü içeceklerin olgunlaşması için ideal. Şarlan ağacın kullanımdan iki ay önce kesilip, doğal ortamında bekletilmesi gerektiğini söylüyor. İstediği ölçüde kesip, atölyesine gönderiyorlar. Ve onun işi başlıyor: “Yedi santim genişliğinde şeritler kesiyoruz. Boylarını fıçı ölçeğine göre ayarlıyoruz. Örneğin 50 litrelik fıçı için 28-30 adet şerit keseriz. Pürmüz ateşinde eğip, tahta kalıba koyarız. Bombe verip, altı çemberle birleştiririz. Kapağını kapattıktan sonra içine su koyarak meşenin şişmesini bekler, sızdırmazlığını kontrol ederiz.”Şarlan ve eşi, yılda 100 litrelik 60 adet, ayrıca irili ufaklı çeşitli boylarda 100’ün üzerinde fıçı yapıyor. Talep çoğunlukla butik üretim yapan küçük firmalardan ve evde Şarap üreten amatör şarapseverlerden geliyor. Bölgedeki Doluca, Gülor, Sevilen gibi büyük şarap fabrikaları fıçılarını yurt dışından getiriyor. “Bizimki el yapımı, yurtdışından gelen fıçılar ise çoğunlukla fabrikasyon üretim” diyor Ahmet Şarlan. Fıçıcılığın geleceğinden umutlu. “Şarapçılık ülkemizde nasıl günden güne gelişme gösteriyorsa, fıçı yapım işi de çoğalacak, fabrikaların talebi artacak.”Mediha Şarlan, tamamlanan her fıçının kendisine büyük bir mutluluk verdiğini söylüyor. “Şarköy dışından, ülkemizin birçok yerinden fıçı siparişleri alıyoruz. Şarköy’e gelen şarapseverler atölyemizi ziyaret ediyor, beğendikleri fıçıları alıyor ya da sipariş veriyor.”MÜZEDE ŞARABIN TARİHİNE YOLCULUKTürkiye’de şarabın tarihine yolculuk edilebilecek Müze sayısı bir elin parmaklarından az. Sadece Mürefte iki müzeye sahip. Kutman Şarap Müzesi ile Aker Şarap Müzesi yıl boyunca ziyarete açık. Her ikisinde de şarabın bu bölgede 1900’lerden günümüze uzanan öyküsüne tanık olabilirsiniz. Şarap kültürü, şarap tarihi, şarap yapımı, şarap gelişimi, hakkında müze yetkililerinden bilgi alabilirsiniz. Neler mi var bu müzelerde? Üzümü şarap yolculuğuna hazırlayan geçmişin kollu el presleri, tahta presler, elle çevrilen salkım ayırma makineleri, küfeler, kantarlar, üzümün ayakla çiğnendiği ağaç çıfıtlar, mantar presleri, fıçılar, şarap şişeleri, üzerinde İnhisar (Tekel) İdaresi yazan şişeler, Romalılar döneminden kalma, denizden çıkmış, şarap amforaları... Müzenin duvarlarına yansımış, elektriğin olmadığı dönemde, bağdan üzümün at, katır, eşek sırtında küfelerle şarap mağazalarına gelişini gösteren sararmış fotoğraflar, yağlı boya tablolar, yazılı belgeler...Her iki müzeye de yurtiçi ve yurtdışından pek çok ziyaretçi geliyor. Aker Şarapçılık’a ait müzeye uğradığımızda, bizden önce gelen CHP eski milletvekili, ünlü kamuoyu araştırmacısı Bülent Tanla’ya rastladık. Datça’dan birlikte geldikleri İtalyan asıllı Türk Claudio Petrini’yle birlikte müze koleksiyonundaki tarihi belgeleri inceliyorlardı.Şarköy ve Mürefte’nin sokaklarında gezdiğinizde Rumlar’dan kalma eski şarap mağazalarını da göreceksiniz... Bir çoğu hâlâ şarap yapımında hizmet gören bu yapılarda, yıllarını şarap yapımına vermiş ustalardan da şarap hakkında bilgiler alabilirsiniz...Şarköy, Mürefte bölgesinde, Çınarlı ve Mursallı gibi tarihi eskilere giden ve bölgede en fazla üzüm üretilen bu iki köyde üretilen şaraplardan da tadın, evinize dönerken mutlaka almanızı öneririm.
Şarlanların fıçı atölyesi şarap turlarının uğrak yeri

Bu bölgeye uğramadıysanız Provence’ı gezmiş sayılmazsınız VAUCLUSE

Eski eski köyler yöresi Vaucluse, sayısız Roma kalıntısı, güzel kokularla bezenmiş tepeleriyle Provence’in çok önemli bir bölümünü teşkil ediyor. Bölgede altı, yedi yerleşim merkezi var. Her biri mimarisi, tarihi, tabiat güzelliği, sakin yaşamıyla birbirinden enteresan. İnsanı yaşama hayran bırakıyor, iyi ki dünyaya gelmişiz, dedirtiyor.EN BÜYÜK PAZAR BURADA KURULURÖnce Vaison La Romaine’den bahsedeceğim. Gezi süresince konakladığımız çiftlik evi, altı bin nüfuslu bu kasabadaydı. Marsilya Havaalanı’ndan karayoluyla yaklaşık iki saatlik mesafedeki kasaba, Fransa’nın en büyük arkeolojik alanına sahip. Merkezi Roma kalıntılarının arasında. Provence’ın en büyük, en ünlü pazarı bu köyde kuruluyor. Pazardan alışveriş yapıp, elinizde torbalarla hemen yanı başındaki antik şehir Pont de Romaine’ni, Roma harabelerini gezebiliyorsunuz. İnsanı hemen içine alan, çok sevimli, çok sakin bir kasaba. Halkı öylesine cana yakın ki, kendinizi hemen onlardan biri gibi hissediyorsunuz. Mütevazı kafelerinde, leziz yemekler yiyebileceğiniz restoranlarında ununu elemiş, eleğini duvara asmış emeklilerle çok keyifli sohbetler edilebiliyor. Minik köşebaşı postanesi, sokakları, çevresindeki bağlar görülmeye değer. PAPANIN DEV SALONUTurumuza bir diğer meşhur kentle devam ediyoruz. Avignon, papaların şehri olarak tarihe geçmiş. Devasa surlarla çevrili. 1309 ile 1403 yılları arasında yaşayan papaların sarayıyla (le Palais des Papes) başlıyoruz turumuza. Galerileri, dehlizleri, büyüklü küçüklü odaları, meydanları, papaların yatak odaları ve kilisesiyle görkemli bir saray. Büyük tünelinde, 50 metre uzunluğunda, 20 metre yüksekliğinde bir salon yer alıyor. Papaların yaşadığı bu mekandan çıktığımızda, Belediye Sarayı’nın gotik saat kulesinin altında, bir kafeye oturup yorgunluk kahvesi içiyoruz. Kentin en meşhur meydanı Place l’Horloge’ı da görüyoruz bu sayede. Mis gibi kahve kokularını geride bırakıp, meşhur Pont St. Benezit Köprüsü’nde kulaklarımızda Audivision’da Sur Le Pont d’Avignon şarkısını dinleyerek yürüyoruz. Şimdileri bilemem ama geçmişte Türkiye’deki Fransız okullarındaki öğrenciler arasında herhalde bu şarkıyı öğrenmeden okulu bitiren çıkmazdı...Avignon’dan ayrıldıktan yarım saat sonra ulaştığımız I’sle Sur La Sorgue, bir başka harikalar diyarı. Sorgue Nehri’nin kıyısındaki kasabanın su kanalları, değirmenleri, sanat galerileri, antikacı mağazaları, kafelerini seyretmeye doymak mümkün değil. Gerçek bir kartpostal diyarı. 17. yy’dan kalma barok stilindeki kiliseyi geziyoruz. KÜÇÜK VENEDİKBeş kilometre ileride bir başka harikalar diyarı, Fontaine-de-Vaucluse bekliyor bizi. Dünyanın en güçlü mineral su kaynağı burada. Köyün ortasından geçen nehrin kenarında tabiatla başbaşa kalıp yürüyüş yapıyoruz, sonbaharın inanılmaz güzelliklerini yaşıyoruz. Sorgue Nehri’nin kaynağı olan Fontaine-de-Vaucluse’dan, pırıl pırıl akan nehirden alamıyoruz gözlerimizi. Köy, küçük Venedik gibi. Suyun berraklığını, çevredeki ulu çınarların sonbahar görünümünü hafızamıza yerleştiriyoruz.Bir sonraki durağımız Gordes. Daracık taş sokaklarda, taş evlerin arasında geçerek küçük köyü baştan başa yürüyoruz. 1909’daki depremde çok hasar görmüş, 1944’te Almanlar tarafından bombalanmış. 1960’lardan sonra Turizm sayesinde tekrar canlanmış. Köyün etrafı örme taştan, arı kovanı şeklindeki kulübelerle çevrili. Bu yapı tekniği neolitik çağlara dayanıyormuş. Kulübeler çoban barınağı, depo, hayvan gölgeliği olarak kullanılmış geçmişte. Sadece bu yapıları görmek için köye gelmeye değer... RESSAMLARIN UĞRAK YERİTekrar yola düşüyoruz. Köy yolunda, birbirinden güzel manzaraların içinden geçip, 15 kilometre sonra kırmızı toprak yapılarıyla ünlü Roussillon’a varıyoruz. Provance’ın merkezinde 600 kilometrekarelik alana yayılan Luberon yükseltilerinden birinin eteğine kurulmuş bu köy. Roussilon Tepesi’ni çizmek isteyen ressamların uğrak yeri. Hayranlık uyandıran, anlatılması zor güzellikte bir manzara karşımızdaki. Kırmızı topraklar, kırmızı tepelerindeki ortaçağdan kalma taş evler, kırmızı damlar... Bu güzel köyde yemek molası veriyoruz. Salad Nisuaz, kırmızı Şarap ve krep... Damağımızda bu lezzetlerle son durağımıza yöneliyoruz. Bonnieux, tarihi, küçük bir köy. Kahve molası için ideal. Bölgenin güzellikleri burada da karşımıza çıkıyor. Günün sonuna geldik. Birbirinden güzel köylerden geçip, bu yollarda Otomobil kullanmanın zevkini çıkararak Vaison La Romaine’e dönüyoruz.


Bu bölgeye uğramadıysanız Provence’ı gezmiş sayılmazsınız VAUCLUSE

Antik kent define avcılarının hedefinde

Antalya'nın Demre ilçesi Yavı köyündeki Kyaenai Antik Kenti'nin kaçak kazı yapan kişilerce tahrip edildiği bildirildi.



Yavı Köyü Muhtarı Abdulah Kolak, Likya ve Roma kentleri içinde en çok lahit mezar bulunan bölge olan Kyaenai Antik Kenti'nin, Define avcılarının hedefinde olduğunu ve buradaki eserlerin kaçak kazı yapan kişilerce tahrip edildiğini söyledi.



Denizden bin, Yavı köyünden 350 metre yükseklikteki antik kentin, Likya uygarlığının en önemli kentlerinden biri olduğunu ifade eden Kolak, tarihi MÖ 4. yüzyıla kadar dayanan Kyaenai'de bekçi bulunmaması nedeniyle lahit mezarlara, zarar verildiğini bildirdi.



Kolak, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın girişimiyle Antalya Özel İdaresince antik kente ulaşım için yol yapım çalışmaları başlatıldığını belirterek ''Ören yerinin bekçisi olmadığından Tiyatro ve mezarlar yağmalanıyor. Daha 10 gün önce kaçak kazı yapanlar Jandarma tarafından yakalandı. Bakanlıktan burada bir bekçinin görevlendirilmesini talep ediyoruz'' dedi.



Muhtar Kolak, bazı lahitlerin kapaklarının devrildiğini de kaydetti.
Antik kent define avcılarının hedefinde