Showing posts with label Brezilya. Show all posts
Showing posts with label Brezilya. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Güneşi özleyenlerin tercihi Güney yarım küre


Kış ortasında güneş ve kum keyfi çıkarmak isteyenler, altın sarısı kum ve masmavi denizle Maldivler, Seyşeller, Singapur, Phuket'te buluşuyor.

Türkiye’nin yer aldığı Kuzey yarım kürede kış şiddetini artırırken, diğer yarım kürede yaz bütün güzelliğiyle sürüyor. Soğuk havalardan, büyük şehrin ve trafiğin stresinden kaçıp güneşin altında bronzlaşmak, denize girmek isteyenler için yurt dışında birçok Tatil seçenek bulunuyor.

Yaz aylarını özleyenler ve deniz tatili yapmak isteyenler için seyahat acenteleri Seyşeller, Singapur, Phuket, Brezilya gibi yerlere çeşitli taksit seçenekleriyle turlar düzenliyor.

Etstur Yurtdışı Turlar Müdürü Nilüfer Müstecaplıoğlu, kış mevsiminde deniz, kum ve güneş tatili fırsatını değerlendirmek isteyen özel bir kitle bulunduğunu söyledi.

Düzenledikleri turlara katılanların hem Stres atıp, hem de bronzlaşarak Türkiye’ye döndüklerini anlatan Müstecaplıoğlu, "Böyle bir tatil için Maldivler ve Seyşeller’i özellikle öneriyorum. Bununla birlikte Singapur-Phuket-Bangkok ya da Singapur-Bangkok-Pattaya da değişik tercihler olabilir. Üstelik bu bölgelerde vize alma stresi de yaşanmıyor" dedi.

Etstur olarak Ocak-Şubat aylarında isteyenlere bu bölgelerde tatil yapma fırsatı sunduklarını ifade eden Müstecaplıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Deniz, kum, güneş tatili hayalini kuranlar turlarımızı tercih ediyor. Kışın evlenip balayına sıcak bir bölgeye gitmek isteyenler, üst gelir grubuna ait olmasa da para biriktirip veya taksit imkanlarından yararlanarak bu turlara katılanlar da var.

Konuklarımıza özel aktivitelerle farklı bir deneyim yaşatıyoruz. Phuket ve Pattaya da denize girmek için güzel bölgeler. Güney yarım kürede deniz, güneş, kum tatili yapılabilecek diğer bir destinasyon da Brezilya. 2010 Şubat ayından itibaren Brezilya’ya yönelik haftalık turlara başlayacağız. Böylece misafirlerimiz Rio de Jenerio plajlarının keyfini sürebilecek." ‘Maldivler ve Afrika’nın inci kolyesi Seyşeller’ Kristal mavisi suları, tropikal iklimi ve Hindistan cevizi ağaçlarıyla adeta yeryüzündeki cennet Maldivler... Parıltılı sularda yüzmenin yanı sıra doğa harikası adaların su altını da keşfedebilirsiniz.

Pudra inceliğindeki beyaz kumsallarda güneşin sıcaklığını hissetmek isteyenler, Ocak ve Şubat ayları boyunca her Pazartesi, Salı, Perşembe ve Cumartesi yola çıkacak turlarda yerini alabilir. 5 yıldızlı otellerde oda, kahvaltı, konaklama, ulaşım dahil olan tur, bin 149 avrodan başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.

Afrika’nın doğu kıyısında geniş bir alana yayılmış, turkuaz sular üzerinde inci misali yer alan 115 adadan oluşan Seyşeller ise başka bir seçenek. 6 ya da 8 gün süren tura katılmak isteyenler, ulaşım dahil bin 199 avro ayırıyor.

"Uzak Doğu sizi çağırıyor" Romantik bir tatil arayanlar için Phuket adası, doğru bir seçim...

Palmiye ağaçları altında güneşlenmek, masmavi denizinde serinlemek, su altı ve su üstü sporları yapmak için oldukça ideal bir yer olan Phuket, gece hayatıyla da Eğlence arayanlara imkan sunuyor.

Singapur Havayolları ile yola çıkarak, bir gece Singapur’da, 3 gece Phuket, 2 gece Bangkok’ta, bin 99 avroya oda-kahvaltı konaklayabilir, panoramik şehir turlarına katılabilirsiniz. Ayrıca, 899 avrodan başlayan Singapur-Bangkok-Pattaya turunu tercih edebilirsiniz
Güneşi özleyenlerin tercihi Güney yarım küre

Tuesday, December 29, 2009

Köpekbalığı avcılarının okyanus esintili kasabası

Sahile çekilmiş birkaç balıkçı kayığının manzarası nostaljik... Denizden esen serin rüzgâr, masmavi gökyüzü ve yakan güneşiyle tipik bir yaz günü... Kumsal yürüyüş yapanlar ve güneşlenenlerle dolu. Kimileri kayalıkların üzerinden balık tutmayı deniyor. Uruguay’ın bu okyanus beldesinde binlerce yıldan beri doğanın hükmü geçiyor. Rüzgâr durmaksızın eserek granit kayaların altın kumlara gömülmesine yol açıyor, ardından iç kesimlere doğru yolculuğuna devam ediyor. Sahili boydan boya kat ederek okyanustan Laguna Negra’ya (Siyah Lagün) kadar yayılan altın kumsallar, tamamen bu rüzgârların ürünü... Yağmurla oluşan erozyon kumulların şeklini bir anda değiştiriveriyor. Sahildeki devasa granit kayalıklar arasından yolunu bulan kumlar tuhaf biçimli tümseklere dönüşüyor, üzerini bitkiler kaplıyor.Yükseklerden gelen dereler ve yağmur, bu kumulların arasında minik göletler oluşturuyor. Bu da yörenin envai türde bitkilerine Yaşam ortamı sunuyor.KURULUŞ VESİLESİ ASTIMLI BİR ÇOCUKPunta del Diablo, ülkenin doğusundaki Rocha Bölgesi’nde. Başkent Montevideo’nun 300 kilometre kuzey- doğusunda. Vaktiyle küçük bir balıkçı köyüymüş, bugün popüler bir sahil beldesi. Arjantinli, Brezilyalı ve Avrupalıların gözdesi. Kumsalları, “trident” olarak adlandırılan üç kayalık dağla adeta damgalanıyor. Bu bölge aynı zamanda Santa Teresa ve San Miguel ulusal parklarının da yakınında. Punta del Diablo’nun daimi nüfusu yalnızca 650 kişi. Çoğunu balıkçılar, zanaatkârlar oluşturuyor.Kasabanın kuruluşu 70 yıl öncesine uzanıyor. Vuelta del Palmar’da küçük bir arazi sahibi olan Rocha Ailesi, çocukları astım hastalığına yakalanınca, doktorların önerisiyle bu bölgeye geldi. Martinez Ailesi’ne ait dağlık arazide bir çiftlik kurdu. Yazları sahile indi. Küçük çocuğun bedeni okyanus havasıyla güçlendi. Bay Rocha, kışın balık sezonunda da sahildeki evine geliyordu. Ardından 1942’de, köpekbalığı avlayıp ciğerini Asya ülkelerine satan balıkçılar kulübeler kurdu. Onları, ülkenin iç bölgelerinde yaşayıp hayatlarını değiştirmek isteyen köylüler izledi. Böylece bir balıkçı kasabası oluştu. Pamuktan “tasajo” dedikleri ağlar örüp, yıllarca umutlu denize açıldılar, hayatlarını böyle kazandılar. 1990’larda bölgeye sürekli gelen, yerleşmeye karar veren turistler ilk tesisleri kurdu. Kasabanın tanıtımına girişti. Bugün, yerli halkın kısaca “Punta” olarak adlandırdığı Punta del Diablo, gelişmiş altyapısı, birinci sınıf restoranları, şirin butikleriyle cıvıl cıvıl bir Tatil belde. 40 DOLARA EV KİRALAYINSanatçı ve zanaatkârlar her daim işbaşında. Tatilciler gündüz plaja, gece ise pub, Restoran ve barlara akıyor. Restoranların özellikle kızarmış kalamarları çok lezzetli. Marmelatlı pastalar ve “dulce de leche” isimli sütlü tatlılar tatmaya değer. Kasaba oldukça ucuz. Birkaç kişinin kalabileceği bir evin gecelik ücreti 40 dolar. Bu nedenle özellikle aileler, öğrenciler ve huzur arayanlar için ideal.ÇEVREDE GÖRÜLECEK YERLER· Aguas Dulces: Göz alabildiğine uzanan kumsala küçük çiftlikler, kulübeler kurulmuş. Kumsalda yürüyüşe çıktığınızda karaya oturmuş çok sayıda geminin enkazıyla karşılaşacaksınız. · Bosque de Ombues Monte Grande: Valizas İskelesi’nden günübirlik tekne turlarıyla gidebilirsiniz. · Cabo Polonio: Kayalık alan doğal bir fok yuvası. Çığlıkları uzaklardan bile duyuluyor. Fokları güneşlenirken, dalgalarla oynarken seyredebilirsiniz. · Centro de Tortugas Marinas del Uruguay: Denizkaplumbağası cenneti. · Chuy: Rocha Bölgesi ile Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyaletleri arasında tam bir Alışveriş cenneti. Uruguay-Brezilya Bulvarı’nın Uruguay tarafı vergisiz mağazalarla, Brezilya tarafı rengârenk dükkânlarla dolu. · Fortaleza de Santa Teresa: Uruguay’ın en görkemli tarihi miraslarından biri. Kaleyi 1762’de Portekizliler inşa etmeye başlamış, İspanyollar tamamlamış. Bağımsızlık savaşlarından sonra toprağa gömülen yapıyı 1928’de arkeolog Horacio Arredondo yeniden gün ışığına çıkarmış. İçinde silahhane, şapel, Müze, orijinal mönüleriyle asker mutfağı replikası bulunuyor. · La Bara Grande Bosque de Ombues: Rehber eşliğinde Ombu ormanında çıkacağınız turda bölgenin hayvan ve bitki türlerini gözlemleyebilirsiniz. · La Paloma: Atlantik Okyanusu’nda Santa Maria Burnu üzerinde 20 kilometrelik muhteşem bir kumsal, turist cenneti. Fenerin tepesinden bakıldığında iki körfez güvercini andırıyor. · Laguna Negra: “Ölüm Lagünü”ne geçmişte yerliler cenazelerini getirirmiş. Doğal ormanlar, palmiyelikler ve bataklıklala çevrili bir doğa cenneti. · Parque Santa Teresa: Üç bin hektarlık alanı kaplayan ulusal park 2 milyon ağaca ev sahipliği yapıyor. Egzotik bitkileri, 330 türün yetiştiği gül bahçesiyle ünlü. Temiz, bakımlı bir park.
Köpekbalığı avcılarının okyanus esintili kasabası

Wednesday, December 23, 2009

Her fotoğrafımın bir öyküsü var


Çağını belgelemeyi misyon edinen fotoğrafçı, geçen hafta İFSAK’ın galerisinde “Dünyada Zaman” başlıklı bir Sergi açtı. Son 10 yılda çektiği fotoğrafların yer aldığı sergi 8 Ocak’a kadar açık. “Ülkelerden Esintiler” ve “Dünyada İnsan Halleri” bölümlerinden oluşuyor. Fotoğraflar ayrıca www.ibrahimzaman.com sitesinden de görülebiliyor. “Seyahate çıkarken yanımda en az 100 kutu Film taşırım” diyen İbrahim Zaman, sergideki üç fotoğrafın öyküsünü anlattı.
METEORA MANASTIRLARI
600 metredeki kartal kayası
Yunanistan’ın Kalambaka (Kalabaka) şehrine çok yakın olan Meteora bölgesine 2005’te gittim. Neredeyse yerden 90 derece açıyla yükselen bu dev taş blokların üzerine 9. yüzyılda manastırlar kurulmuş. O dönemde Din adamları sepetler ya da çıkrıklarla inip çıkartılırmış. Zaten o dönemde başka türlü de ulaşmak mümkün değildi herhalde. Kalambaka’dan Meteora’nın belli bir noktasına kadar otomobille gidilebiliyor. Ardından yaklaşık 500 metre yürünüyor. Kayaların yanına vardığınızda döne döne giden taştan merdivenler gördük. Yaklaşık 200 basamak çıkınca bir platformla karşılaştık. Burası ilk aşama. Kimisinde 600 basamağa kadar çıkılabiliyor. Ama aşağıya baktığımda, ne kadar yüksek olduğunu gördüğümde ayak bileklerim sızladı. Her etapta fotoğraf çektim. Bu fotoğrafı da mekânı anlatmak amacıyla dışından, başka bir yükseltiden çektim. Devasa, anıtsal, yontulmuş gibi bir taş kütlesinin dibinde, ona göre daha küçük kalan bir kayanın üzerine inşa edilmiş bir ibadethane. Zaten aşağı yukarı her kayanın tepesine manastır, şapel, kilise ya da izdiva mekanları kurulmuş. İzin verilen hepsine çıkabiliyorsunuz.
BROMO DAĞI
Sanki Ay’da yürüyordum
2002’de Endonezya’dan Bali’ye geçerken uğradık Cava Adası’na. Yogyakarta şehrinden Bromo Dağı’na gitmemiz otomobille 13 saat sürdü. Gündoğumunu görüntüleyecektik. Bölgede pek çok yanardağ var ve her birine seyir alanları yapılmış. Fotoğraftaki bana göre en fotojenik olanıydı. Saat 04.30’da tepeye varıp gündoğumunu beklemeye başladık. Çok yüksek ve soğuk. Kalın giyinmak ya da seyir platformundan battaniye kiralamak gerekiyor. Yazdı, şafak sökerken istediğim volkanı seçtim. Gün ağardıkça Enteresan bir görüntü çıktı karşıma. Yanardağın kraterleri, çevredeki vadilerle yükseklikler, lavların aktığı kanallar Ay yüzeyinde yürüyormuşum hissi yarattı. İsteyenler kratere doğru yürüyüşe de çıkabiliyor ama yukarıdaki görüntü daha fotojenikti. Yanına yaklaştıkça plan daralıyor, anlatım kısırlaşıyor. Başlarda kraterin ağzı dumansızdı. Çekimlere gündoğumundan önce başlamıştım. Sonra güneşin ilk ışıkları tepesini yalama noktasındayken çalışmaları sürdürdüm. Güneş yükselmeye başladığında duman çıkmaya başladı. Kendi kendime bir an “Acaba patlar mı” diye kuşkulandıysam da çekime devam ettim. Meğer zaman zaman böyle yaparmış. Şanslıydım, çünkü en iyi kareler bunlardı. Güneş yükseldikçe dağın gizemi silindi. Yaklaşık beş saat beklemiştim bu fotoğraf için. O dönemde Dijital fotoğraf makinesi yoktu. İki kutu film bitirdim.
ŞVEDAGON TAPINAĞI
Sekiz saat bekledim
Tapınak, Burma’nın başkenti Rangoon yakınlarında. Çevresi altından tapınaklarla çevrili. 2004’te gittim. Birkaç ayrı yönden 250’şer basamaklı merdivenlerle çıkılıyor. Ayakkabı yasak, ayaklar çıplak olmalı. Tırmanışa ilahi bir Müzik eşlik ediyor. Tapınakların platformuna yaklaştıkça buhur kokusu artıyor. Yukarıya vardığınızda karşınıza buhurdanlıkla gezenler çıkıyor. Bu durum ilahilerle de birleşince muhteşem gizemli bir ortam oluşuyor. Çıkarken “Nedir bu altınların muradı” diye çok merak ediyordum. Sonuçta Haliç’e de “Altın Boynuz” diyoruz ama baktığınızda hiç de öyle değil. Bu düşüncelerle merdivenleri bitirdiğimde stupa’nın en büyüğünün gerçekten altın olduğunu görünce çok sevindim. Onun çevresindekiler altından değildi tabii. Fotoğraf çekerken yukarı çıkarken yaşadığım mistik havayı yansıtmaya çalıştım. Bunun için akşam saatini bekledim. İlahiler de çalışmamı çok etkiledi. Altın tapınak gece olunca ışıklandırılıyor. Bu sayede pırıl pırıl oluyor. Çevreden başka ışıklar da almadığı için hiçbir yansıma olmuyor ve doğrudan tapınağı görebiliyorsunuz. Adeta karanlığı delmiş bir altın kütleye dönüşüyor. Bu fotoğrafı çekebilmek için yaklaşık sekiz saat bekledim.
en sevdiği beş yer
' Kapadokya ' Pamukkale' Safranbolu ' Bali ' Brezilya
ne okur
Rehber kitaplar
nerede kalır
Tek ölçütü Temizlik
ne giyer
Rahat kıyafetler
neyle seyahat eder
Uzun mesafede uçak
çantasının vazgeçilmezler
Fotoğraf makineleri, objektifler,sehpa, yedek ayakkabı, rehberler
ne yer, ne içer
Vejetaryen, Türk mutfağına yakın tatları tercih ediyor
kiminle seyahat eder
Yalnız ya da arkadaşlarıyla
ne alır
Kartpostal, ülkelerin kendi fotoğrafçılarınca hazırlanan albümler

Her fotoğrafımın bir öyküsü var