Showing posts with label internet. Show all posts
Showing posts with label internet. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

2011 yılı, Kıbrıs yılı ilan edilmeli

İSTANBUL - Deniz, kum ve güneş üçlüsü, akıllara hemen tatili getiriyor. Özellikle güneşin kendisini göstermeye başladığı şu bahar günlerinde... Çoğunuz Tatil planlarını yapmaya başladı bile, oteller seçildi, yerler ayırtıldı...
Ne tarafa yolunuz düşecek bilmiyoruz ama eğer Kıbrıs'a hiç gitmediyseniz, seçenekleriniz arasında yer verin deriz...
Akdeniz'de yer alan üçüncü büyük ada ve Anadolu yarımadasının 65 kilometre güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan bir Türk devleti; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Tertemiz plajları, eğlencenin hiç bitmediği gece hayatı, bakir koyları ile cennet bir ada...
Kısaca bahsedelim; adanın iç kesiminde, Beşparmak Dağları güneyinde Mesarya ovası, Ercan Havaalanı ve başkent Lefkoşa bulunuyor. Lefkoşa'nın merkezi, 5.5 kilometre uzunluğunda şehir duvarı ile çevrili. Doğu sahili boyunca tarihi Gazimağusa kenti ve Salamis antik kenti yer alıyor. Kıbrıs'ın sahil kıyıları, mayıs ve ağustos ayları arasında "Chelonia Mydas" ve "Caretta caretta" kaplumbağaları tarafından ziyeret ediliyor. Adanın en büyük yarımadası olan Karpaz yarımadası yeşil kaplumbağaların yumurtlama mekanı...
Batıda Soli ve Vouni, Lefkoşa’daki Arabahmet Camii, Mağusa’daki Salamis, doğudaki Apostolos Andreas Manastırı ziyarete açık yerler arasında...
Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele olmak üzere 5 ilçeye ayrılmış ada, plajlarıyla ünlü. İsterseniz kalabalığın içinde eğlencenin; isterseniz de gözlerden uzak bir koyda romantizmin keyfini çıkarın. Seçim size kalmış...
Bu arada Macera arayanlar için ise Güzelyurt Koyu öneriliyor.
Escape, Alagadi, Altın Kum, Sunset, Mare Monte ve Camelot ünlü plajları...
Su sıcaklığı yılın 8 ayı boyunca yüzmek için ideal... Ayrıca yelken, dalış, sörf, deniz kayağı gibi su sporları yapma şansınız da var.
Evet bu cennet ada turistin başını döndürüyor ama yatırımcılar bazı konularda şikayet ediyor.
"1974'ten beri Kuzey Kıbrıs adeta açık bir hapishaneye döndürüldü. Devletten izolasyonun kaldırılmasını ve ulaşım probleminin çözülmesini istiyoruz."
Bu sözler Kıbrıs ve Azerbaycan'da Otel işletmeciliği yapan Net Holding İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Merit Turizm AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar'a ait.
Yatırım için verilen teşviklerin ülkeye yetmediğini, gelişim konusunda KKTC hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne büyük görev düştüğünü söyleyen Arar, Türkiye'nin ve yavru vatanın turizm potansiyelini değerlendirdi...

Kıbrıs'a yeni yatırımcı çekmek ve turizmi geliştirmek için kime, ne görevler düşüyor? Bu konuda en büyük görev KKTC hükümetine ve TBMM'ye düşüyor. Bugün Kuzey Kıbrıs'a yapılan yatırımlara verilen teşvikler, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları göz önüne alırsak, çok minimal seviyede kalıyor.
'TEŞVİK YASASI BİR AN EVVEL ÇIKMALI'1980'lerin Özal dönemini hatırlayalım; Antalya-Marmaris turizmi nasıl patlatıldı? Nasıl krediler ve teşvikler verildi. Bu konu ile ilgili teşvik yasasının bir an evvel çıkması gerekir.
Kıbrıs'ta yatırım yapmanın avantajları ve dezavantajları neler? Avantajı, bölgenin iklimi ve doğası; dezavantajı ise, Türkiye dışında hiç bir devletten ulaşım imkanı olmaması.
'KUZEY KIBRIS'A YAPILMIŞ EN BÜYÜK HAKSIZLIK'Kıbrıs izolasyonu hakkında neler söyleyeceksiniz? Çözüm yolu nedir?KKTC'deki en büyük sıkıntı, izolasyondur. Bu da turizmcinin belini kıran en önemli unsur. Kuzey Kıbrıs'a yapılmış çok büyük haksızlık. 1974'ten beri Kuzey Kıbrıs adeta açık bir hapishaneye döndürüldü. Devletten izolasyonun kaldırılmasını ve ulaşım probleminin çözülmesini istiyoruz. İzolasyonu isterse Türk Hava Yolları (THY) kırabilir. Bakü-Erzurum-Ercan, Tebriz-Adana-Ercan veya Tahran-Gaziantep-Ercan seferleri niye yok? İşte bu büyük bir sorun. Benim THY yetkililerinden bir ricam var; onların bu çok büyük potansiyelinin çok ufak bir parçasını gelsinler, bu yavru vatanın izolasyon olayını çözsünler. Bu arada Kıbrıs'ın bayrak taşıyıcı havayolu olan KTHY da görev düşüyor.
Kıbrıs turizmi gelecekte nasıl olacak? Kıbrıs yeterince tanıtılıyor mu?Önümüzdeki yıllarda çok daha başarılı olacak. Akdeniz'in en genç tesisleri, en başarılı hizmeti ve engin bir konukseverliği, misafirlerini bekliyor.
'2011 YILINI KIBRIS YILI İLAN ETMEK GEREK'Kıbrıs'ın tanıtımı için neler yapılabilir?Kuzey Kıbrıs'a yatırım yapmış ve yapacak olan yatırımcılar ile Turizm Bakanlığı el ele vererek Kıbrıs'ı Anavatan'da da tanıtması gerekir. Anavatan, Kuzey Kıbrıs'ın tüm turizm beklentilerini karşılar. İlgi çeken özellikleri göz önüne çıkartıp, 2011 yılını Anavatan'da "Kıbrıs yılı" ilan etmek gerekir.
Kıbrıs'ta seçim olacak. Seçim sonuçlarında çıkacak yeni hükümetten beklentileriniz neler?Bir tek cümle ile açıklamak isterim: Turizmin önünü açsınlar ve turizmciyi rahat çalışır hale getirsinler.
Kıbrıs'taki yatırımlarınızdan bahseder misiniz? Gelecekte neler planlıyorsunuz?Net Holding bünyesinde otelcilikle uğraşan halka açık bir şirketiz. Kuzey Kıbrıs'ta da büyümeye devam ediyoruz. Bundan 6 yıl önce, Merit Crystal Cove otelde bin 200 kişilik ilk kongre merkezini yapıp kongre turizmini adaya getirdik. Şimdi de Sağlık turizmi için çalışıyoruz. Girne'deki otelimizin hemen yanında "Afrodit Thalassoterapi" tesislerimizin inşaatı devam ediyor. "Denizden gelen sağlık" anlamına gelen "thalasoterapi" alanında Modern ve gelişmik bir otel inşa ediyoruz. 2011 yılında açmayı planlıyoruz.
Kıbrıs dışında yeni yatırımlarınız olacak mı?Şu an Kıbrıs dışında bir yatırım yapmıyoruz. Ama bazı gelişen projelerimiz var.
Müşteri memnuniyeti için neler yapıyorsunuz? Günümüzde yeni trend; insanların ihtiyaçlarını rahatlıkla çözme imkanına sahip olması ve konforudur. Biz devamlı Eğitim alan ve bu trendleri takip eden bir grubuz. Geçtiğimiz haftalarda Amerika'da müşteri mutluluğu ile ilgili eğitime katıldım. Bu müşteri odaklı hizmet eğitimiydi. 'YASTIK BANKASI KURDUK'Örneğin; otellerimizde "yastık bankası" kurduk. Her insanın alıştığı bir yastık vardır. Otellerde ise tek tip yastık vardır. Otele girdiğinizde yastık bankasına başvuruyorsunuz ve hangi tür yastık tercihinizi söylüyorsunuz ve bir daha ki gelişinizde aynı yastığı buluyorsunuz.
Bir işadamının odasında evindeki konforu bulması, ihtiyacı olduğunda ütü masasının ve ütünün hazır olması, hava yağışlı olduğunda dolabı açtığında şemsiyeyle karşılaşması, çalışma masasında gerekli tüm ihtiyaçlarının bulunması, kahve makinesinde kahvesini yapıp içmesi de bence konforun bir parçası...

2010 yılı hedefleri değerlendirildiğinde Bakan Günay'ın 30 milyon turist beklentisi söz konusu... Sizce bu rakam nasıl olacak? Yüzde kaçlık bir büyüme öngörülüyor? Günay'ın bugüne kadar verdiği rakamsal değerler çoğunlukla tutmuştur. Ben bu konudaki rakamın da oluşacağına inanıyorum.
Erken rezervasyon kampanyası, tatilci ve yatırımcılara nasıl bir fayda sağladı? Bu sayede; Türk haklı da tıpkı yabancı ülke misafirlerinde olduğu gibi tatillerini erken programlamaya başladı. Bu turizm için, otellerin sezonlarını net görebilmeleri açısından büyük bir avantaj.
Misafirlerimiz için ise en büyük avantaj; daha ucuza ve taksitle tatil satın alabilme imkanlarının olması...
'KKTC'NİN EN ÖNEMLİ EKSİKLİĞİ...'Türkiye ve Kıbrıs'ta, turizm pastasına rakamsal olarak bakıldığında nasıl bir sonuç çıkıyor? KKTC bilinen sebepler dolayısı ile gerekli payı alamıyor. Ancak yatırımcılar, otelciler ve acentalar sayesinde KKTC için yapılabilecek bir çok şey yapılmaya çalışılıyor.
En önemlisi ise KKTC'nin tanıtım eksiliği; ki bunun da zamanla çözüleceği inancındayız. Türkiye destinasyon olarak zaten dünyada oldukça popüler… Yeni oteller, yeni bölgeler ve tanıtımlar ile bunların desteklenmesi ülke açısından için büyük bir kazanç. Ama her iki taraf için de yapılabilecek çok şey var.
GİRNE POPÜLER, KARPAZ DA GELİŞİYOR En çok hangi ülkelerden turist geliyor ve hangi bölgeleri tercih ediyor? Kıbrıs'a bakıldığında durum nasıl? Yıllardır söylediğimiz gibi; KKTC'nin en çok misafir aldığı ülke Türkiye. Sırayla İngiltere ve Orta Doğu ülkeleri geliyor. Yüzde 80'lik bir rakam tamamen Türkiye pazarına aittir diyebiliriz.
Girne, oldukça popüler bir bölge… Ancak Karpaz bölgesi de son yıllarda (yeni açılan oteller ile) önem kazandı. Lefkoşa zaten başkent olması sebebiyle farklı bir konumda bulunuyor.
Kıbrıs'ın problemleri çözüldüğü an, dünyada yepyeni bir destinasyonda açılmış olacak. Denizi ve doğası keşfedilecek. Tanıtımlar daha rahat yapılacak ve en önemlisi uçuşlar artacak. Şu an sadece elimizden geleni yapabiliyoruz. Ancak çözüm sayesinde Kıbrıs bir cennet ada olarak tüm dünyada tanınacak.
Alman, Rus ya da İngiliz bir turist Türkiye'ye geldiğinde ne kadar para bırakıyor? En çok İranlıların harcama yaptığı söyleniyor. Sizce durum nasıl? Açıkçası geçmiş dönemle 2000'li yılların turizmi arasında ciddi farklar var. 2000 yılı öncesi rakamlar çok yüksekti, ancak şimdi harcama oranı daha düşük. Gelen misafirler sadece tatile odaklılar. Kıbrıs için de bu durum aynen geçerli. İranlı misafirler için de durum bölgesel olarak değişiyor.
İNTERNETTE TATİL SATIN ALIRKEN HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMAMAK İÇİN...İyi ve kaliteli bir işletme nasıl olmalı? Özellikle internet üzerinden rezervasyon yaptıran müşteriler neye ve hangi özelliklere dikkat etmeli? Misafirini ön planda tutan, isteklerini anında cevaplayabilen ve eğitimli personel ile çalışan tüm işletmeler iyi ve kaliteli olabilirler. Misafir odaklı çalışmak, her işletmeye, her anlamda kazandırır.
'2011 yılı, Kıbrıs yılı ilan edilmeli'

İstanbul hamamları Wall Street Journal da

NEW YORK - Gazetenin internet sayfasının gezi bölümünde J.S. Marcus tarafından kaleme alınan ''Hamam Yenileniyor'' adlı makalede, İstanbul'da giderek gelişen ''spa'' (güzellik ve Sağlık merkezi) kültürünün eski Türk hamam geleneklerine döndüğü belirtildi.
İstanbul'da hamam geleneğinin yeni ve Modern bir tarzla geri döndüğü belirtilen makalede, beş yıldızlı otellerin ve lüks sağlık kulüplerinin spa merkezlerinde artık dikkat çekici şekilde tasarlanmış hamamların bulunduğu ve hamam kültürüne yeni kuşak müşteri kitlesinin son derece rağbet ettiği kaydedildi.
Yeni tür çağdaş hamamların en gözdeleri arasında ''Hotel Les Ottamans'ın, Swissotel The Bosphorus'un ve Four Seasons Otelinin'' hamamlarını gösteren yazıda, hamamların artık ''vücudun toksinlerden arındığı yeni sağlık merkezleri'' olarak görüldüğü vurgulandı.
Yeni tür hamamların Mimari tasarımlarının da çağdaş bir yön aldığı, aynı zamanda geçmişin geleneksel mimari çizgilerini de taşıdığı belirtilen yazıda, modern hamam anlayışın İstanbul'un geleneksel hamamlarında da etkisini gösterdiği kaydedildi.

Haberde hayatında hamama hiç gitmemiş genç kuşağın şimdi sağlık için hamamlara ilgi gösterdiği, hatta geleneksel hamamlarda aromaterapi masajlarının yapılmaya başlandığı belirtildi.

İstanbul hamamları Wall Street Journal’da

Wednesday, February 17, 2010

Giresun Adası için turizm atağı

Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu (TÜRÇEK) Giresun Şube Başkanı ve Giresun Adası Eko Turizm Gelişim Planı Proje Koordinatörü Hakan Adanır, yaklaşık 40 dönüm bir alana sahip Giresun Adası'nın, Doğu Karadeniz'de üzerinde yeşil örtü bulunan, adı mitolojide geçen, ikinci derece doğal ve arkeolojik ada olan tek ada olduğunu söyledi.



Bölgede üzerinde insan yaşayabilen tek ada olma özelliği de taşıyan adayı turizme kazandırmak istediklerini anlatan Adanır, Doğu Karadeniz'de ''martı'' ve ''karabatak'' başta olmak üzere birçok deniz kuşunun üreme alanı olan Giresun Adası'nın Önemli Kuş Alanı (ÖKA) olarak da ilan edildiği belirtti.

Adanır, ''Bugüne kadar turizm yönünden yeterince değerlendirilemeyen Giresun Adası'nı her yönüyle ve tüm zenginlikleriyle turizme kazandırmak istiyoruz. Adadaki koruma altına alınan çeşitli kuş türlerinin üreme evrelerini de internet üzerinden Canlı olarak yayınlamayı hedefliyoruz'' şeklinde konuştu.



''ZAMANDA YOLCULUK'' KONSEPTİ



Adada koruma altına alınan kuş türlerinin üreme evrelerini internet üzerinden canlı olarak yayınlamayı düşündüklerini ifade eden Adanır, Giresun Adası'nın bugüne kadar işlenemeyen bir cevher olduğunu belirtti.



Adanır, şunları kaydetti:



''Bir süre önce Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu ve bazı görevlilerle İsveç'in Kalmar kentine gittik. Burada İsveç Bölgeler ve Yerel Yönetimler Birliği ile Türkiye Belediyeler Birliği ortaklığında yürütülen TUSUNET adlı bir proje var. Bu projenin içinde dünyada önemli bir turizm hareketi olarak başlayan 'zamanda yolculuk' turizm konsepti bulunuyor. Giresun Adası'nı da Herkül'ün 'Altın Post arama macerasıyla' zamanda yolculuk turizm konseptine alarak hizmete sunmayı amaçlıyoruz.



Önümüzdeki nisan ayında Kalmar Belediyesi ve 'zamanda yolculuk' konusunda dünya lideri olan Kalmar Kent Müzesi yetkilileri Giresun Adası'na gelerek incelemeler yapacak.''



ADA, TÜRKİYE'NİN GÖZDE TURİZM MEKANLARINDAN OLACAK



Hakan Adanır, çalışmalarının hayata geçmesiyle Giresun Adası'nın turizm açısından önem kazanacağını vurgulayarak, ''Giresun Adası önümüzdeki yıllarda Doğu Karadeniz başta olmak üzere Türkiye'nin gözde turizm mekanlarından biri olacak'' diye konuştu.



Tarihte savaşçı Amazon kadınlarının yaşadığı ada olarak da söz edilen Giresun Adası, mitolojide Aretia, Aretias, Area, Areos ve Chalceritis olarak anılıyor.



Kıyıdan 1 mil açıkta bulunan adayı, her yıl ortalama 50 bini aşkın yerli ve yabancı turist ziyaret ediyor.
Giresun Adası için turizm atağı

En iyi 99 otel arasına girdi


Otellerde konaklayan misafirlerin oylarıyla yapılan seçimde Dünyanın da “En iyi 99 Otel”i arasına giren Ela Quality Resort Hotel, Türkiye’nin de en iyi 6. oteli oldu. Tamamen ağırladıkları misafirlerin oylarıyla seçildiklerini hatırlatan Ela Quality Resort Hotel Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı, dünyanın dört bir yanından 81 bin Otel için yapılan anket sonuçlarının Türk turizmi adına gurur verici olduğunu söyledi. Karatopraklı, Alman turistlerin tercihlerinde önemli bir yer tutan HolidayCheck portalının ülke turizmine avantaj sağlayacağının da altını çizdi. Ela Quality Resort Hotel, internet üzerinden satış yapan ve kurduğu sistem ile dünyanın en güvenilir seyahat ve Tatil portallarından olan HolidayCheck'in müşteri anketleriyle belirlediği 2010 yılı dünyanın “En İyi 99 Oteli” arasına girdi. HolidayCheck portalında 2 milyondan fazla yorum bulunduğunu ve tatilcilerin bunları dikkate aldığını hatırlatan Ela Quality Resort Hotel Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı, Belek’te bir numaralı otel olmaların yanı sıra Türkiye’nin de destinasyon olarak 38 otel ile portalda birinci sırada yer almasının ülke turizmi adına büyük başarı olduğunu söyledi. Ela Quality Resort Hotel Belek’te 1 numara Dünyada 200 ülkeyi ziyaret eden 200 binin üzerinde katılımcının izlenimleriyle belirlenen istatistiklere göre Belek’in 1 numarası olan Ela Quality Resort Hotel, Akdeniz çanağında yer alan 1674 otel arasında ise 6. sırada yer aldı. Karatopraklı, krize rağmen oldukça yoğun geçen ve en önemlisi başarı ile tamamladıkları sezonun ardından böylesi bir sonucun kendileri için büyük bir armağan olduğunu, ancak hak ettikleri ödülün sürpriz olmadığını belirterek bu sezon başarılarını daha üst sıralara taşıyacaklarını vurguladı. Türkiye’nin dünyanın en iyi otellerine ev sahipliği yaptığını ve sunduğu hizmet kalitesinin üstünlüğünü bugün artık tüm Turizm otoritelerinin kabul ettiğini hatırlatan Karatopraklı, “Avrupa’nın en büyük seyahat portallarından olan HolidayCheck’de dünyanın dört bir yanından yaklaşık 81.000 otel için yapılmış 2 milyonun üzerinde yorum mevcut. Tüm bu yorumlar çerçevesinde Türkiye’nin destinasyon olarak 38 otelle birinci sırada yer alıyor olması ülkemiz adına gurur verici. Türkiye’yi 14 otel ile Almanya, 13 Otel ile Avusturya izliyor” dedi. Almanlara karşı avantaj sağladıkÖzellikle Alman turistlerin HolidayCheck portalına tatilleri ile ilgili değerlendirmelerini mutlaka yazdıklarını ve tatil tercihlerinde de önemli bir yer tuttuğunu aktaran Karatopraklı, bu sonuçla Türkiye adına büyük bir ajantaj sağladığının altını çizdi. Karatopraklı, “Biz Ela Quality Resort olarak yola çıktığımız ilk günden bu yana adımızdaki “Kalite” sıfatını yüzde 100 misafir memnuniyeti için her alanda geliştirme hedefinde olduk. Her sezon birçok yeni otel turistlerin beğenisine sunuluyor, artan rekabet çerçevesinde oteli çekici kılacak tek vazgeçilmez hizmet üstünlüğüdür, biz bunun bilincindeyiz. Bugüne kadar pek çok ödülle onurlandırıldık ama HolidayCheck gibi misafir yorumlarının değerlendirildiği ve tatile çıkacak turistin en güvenilir referans olarak gördüğü bir portaldan bu ödülün bize gelmesi farklı bir mutluluk. Ela Quality Resort’ta tek bir hedef var: Kişiye özel hizmetle maksimum müşteri memnuniyeti! Ve görüyoruz ki yüzde 100 misafir memnuniyeti için doğru yoldayız” şeklinde konuştu. Personel Academy Q’da eğitiliyorTurizmde başarının sırrının insana yatırımda gizli olduğuna inanan otel yetkilileri, toplam kalite için her hizmette kalite bilincini tüm çalışanlarına aşılamak amacıyla henüz inşaat aşamasındayken yaklaşık 500 bin dolarlık bir yatırımla Academy Q’yu faaliyete geçirmiş. Çalışanlarının Academy Q’da eğitime tabii tutularak, sınavdan geçerek göreve başladığı Ela Quality Resort Hotel’de eğitimli ve kaliteli hizmet anlayışı çerçevesinde yıl boyunca personeline yabancıl dil, kişisel gelişim, kurumsal kültür gibi alanlarda Eğitim programları uygulanıyor. Otel, işletim sistemini A’dan Z’ye belgelendirmeye yönelik düzenlediği prosedür ve talimatlar ile her departmanında yüzde 100 kalite hedefleniyor. Personel kalitesini sunduğu en önemli ayrıcalık olarak gören Ela Quality Resort Hotel, yaşanan global Ekonomik Kriz çerçevesinde bir çok kurumun öncelikli olarak ertelediği ya da iptal ettiği eğitim giderlerine bu yıl da pay ayırmaya devam ediyor. Otel, önümüzdeki yaz sezonu için şimdiden çalışmalara başlayarak, özellikle dil eğitimlerine önümüzdeki aylarda da devam edecek. 5 Mart’ta Almanya’nın Frankfurt şehrinde düzenlenecek HolidayCheck Awards 2010 ödül Töreni için geri sayım başladı.
En iyi 99 otel arasına girdi

Sevgililer Günü nde ne kadar harcadık?

BKM, Sevgililer Gününde yapılan harcamalara ilişkin kartlı ödeme sistemleri verilerini açıkladı. BKM verilerine göre, Sevgililer Gününü kapsayan 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde, kredi kartları ile 639 milyon liralık harcama gerçekleşti.



13-14 Şubat 2010 tarihlerinde, kredi kartları ile yapılan harcamalar 2009 yılı ile karşılaştırıldığında ciroda hemen hemen değişiklik yaşanmazken, aynı tarihlerde işlem adetlerindeki yüzde 12'yi bulan ciddi artış, bu yıl daha düşük bütçeli ancak daha çok adette hediye alındığını gösterdi. Bu tarihlerde kredi kartı ile yapılan ortalama harcama tutarı 86 lira oldu.



Sevgililer Gününe denk gelen hafta sonunda Türkiye genelinde yağmur ve soğuk hava dalgasının etkili olması nedeniyle sevgililer hediye alışverişlerini telefon ve internet aracılığıyla kapıya getirtmeyi tercih etti.



BKM verilerine göre, 14 Şubat 2010 Pazar günü, bir önceki haftanın aynı günü olan 7 Şubat 2010 ile karşılaştırıldığında, telefon, internet gibi kanallar üzerinden yapılan alışverişleri kapsayan doğrudan pazarlama sektöründe kredi kartı ile yapılan harcamalarda yüzde 270 oranında artış gözlendi.



YURT DIŞINDA LONDRA, NEW YORK VE Paris TERCİH EDİLDİ



Öğrencilerin genç nüfus oranını artırdığı Eskişehir, 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde doğrudan pazarlama sektöründe çiçek siparişleri ile ön plana çıktı.



BKM verilerine göre, bu yıl ''romantik'' bir Sevgililer Günü için yurt dışı Tatil planı yapanlar en çok Londra'yı tercih etti. 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde yerli kredi kartları ile Londra'da yapılan harcamaların tutarı 2,5 milyon liraya yaklaşırken, New York 1,7 milyon lira harcama ile ikinci sırada, Paris ise 1 milyon lira ile üçüncü sırada yer aldı.
Sevgililer Günü'nde ne kadar harcadık?

Thursday, December 31, 2009

Çingene kızı Tuba geliyor


İŞTE ÇİNGENE TUBA(FOTO GALERİ)
Dizide çiçek satarak ailesinin geçimini sağlayan ve tesadüf sonucu şarkıcı olan Hasret’i canlandıran Büyüküstün, “Tomris Giritlioğlu, ‘My Fair Lady’ müzikalinden yola çıkarak oluşturduğu ‘Gönülçelen’ projesini getirdiğinde çok heyecanlandım. Zaten oldum olası Audrey Hepburn’ün o filmine bayılırdım. Yani bu çingene kızı ‘Bu kadar Tatil yeter’ dedirtti” dedi.
Çok uzun zamandır dizilerde oynuyorsunuz. Bir ara, “Dizilere daha ne kadar devam edeceğimi sorguluyorum” dediniz. Neden böyle bir sorgulama içine girdiğinizi açabilir miyiz?- Dizide oynarken, hayatınızı Dizi merkezli programlamak zorundasınız. Açıkçası o açıklamaya yorgun bir anda yapılan bir yorum olarak bakmak gerekir. Çünkü ben oyunculuğu dizi, Sinema filmi ve reklam filmi olarak kategorize eden bir oyuncu değilim. Bugüne kadar yer aldığım tüm projeler heyecanlanarak dahil olduğum, seyirci tarafından benimseneceğini düşündüğüm projelerdi. Sadece sinema, uzun yıllar sonra da internet üstünde veya şu anki Teknoloji ile DVD olarak yaşayan bir sanat dalı. Filmde oynamak tabii ki beni çok heyecanlandırıyor ama dediğim gibi bugüne kadar dizilerde oynadığım tüm karakterleri de severek, benimseyerek, elimden gelenin en fazlasını yapmaya çalışarak oynadım. Bundan sonra da bu böyle devam edecek. Oyunculukta samimiyet ve sahiciliğin peşindeyim. Çünkü her Proje dünyamı zenginleştirdiği gibi oyunculuğa dair yeni adımlar atmama yardımcı oluyor.“Asi” dizisinin çekimleri bittikten sonra dizi yapmamaya karar verdiniz, 6-7 aydır da ekranlardan uzaksınız. Bu zaman içerisinde neler yaptınız?- “Asi”nin çekimleri için Antakya’da yaşamak gerçekten çok keyifliydi. Ancak iki yıl evimden uzak kalmak ve dönüşte eve adaptasyon süreci kolay olmadı. Açıkçası bu yaz yurtdışında olmak gibi bir planım vardı ama Yusuf Kurçenli’nin senaryosu tüm planlarımı değiştirdi. “Yüreğine Sor” filmi, içinde olmaktan çok keyif aldığım bir proje. Aynı zamanda Karadeniz kültürünü de öğrenme şansı yakaladığım bir Film oldu. Çekimler boyunca Rize’de; Ayder Yaylası’nda yaşadım, film için şive ve horon dersleri aldım. Film sonrası, dizi için de hazırlık yapmaya ve karakterin gerektirdiği özellikler için dersler almaya başladım.ÇİNGENE KIZI ‘BU KADAR TATİL YETER’ DEDİRTTİPeki, şimdi yeni bir dizide, “Gönülçelen”de oynayacaksınız. Birkaç yıl dizi yapmama özgürlüğünüz vardı. Neden “Gönülçelen”i kabul ettiniz?- Yıllardır birlikte çalıştığım Tomris Giritlioğlu, “My Fair Lady” müzikalinden yola çıkarak oluşturduğu “Gönülçelen” projesini getirdiğinde çok heyecanlandım. Zaten oldum olası Audrey Hepburn’ün “My Fair Lady” filmine bayılırdım. Filmdeki sokak çiçekçisini başka bir etnik kültürden, Çingene bir kıza dönüştürdük. Bir etnik kimlik olarak kabulü 16’ncı yüzyıla dayanan Çingeneler, hayata bakışları ve yüzyıllardır yerleşik hayata tam adapte olamamış olmalarından ötürü, bugüne kadar genellikle televizyonda Komedi öğesi olarak yer aldı. Yüzyıllardır göçen bu halkın anlatılacak çok fazla şeyi olduğunu düşünüyorum. Özetle bu Çingene kızı, “Bu kadar tatil yeter” dedirtti bana. (Gülüyor)“Çingenelerin anlatılacak çok şeyi var” dediniz. “Gönülçelen”de neler anlatılacak?- Dizide baş erkek karakter Murat, Müzik konusunda kariyer yapmış, 30 yaşlarında bir akademisyen. Zengin olmasının yanı sıra kuşaklar boyu kökü ıstanbul’a bağlı bir ailede doğup büyümüş. Murat, ıstanbul’un en fakir semtlerinden birinde yaşayan, zengin semtlerinde çiçek satarak evine ekmek götüren Hasret’le bir araya geliyor. Onları bir araya getiren şey ise müzik. Semtin havalı şarkıcısı mahalle düğününde Sahne almayı reddedince, yerini Hasret alıyor. Böylece hayatı değişiyor. Bu eğitimsiz ve zaptedilmesi zor ses, daha fazla para kazanıp ailesinin selametini sağlamak adına kendisini Murat’a teslim ediyor. Tabii Murat, “Bu sesi öylesine adam ederim ki, onun geçmişine kimse inanamaz” iddiasını ortaya attıktan sonra! Hasret, Murat’ın ailesinin evine adım attığı andan itibaren bu eğitimin göründüğü kadar kolay olmayacağı ortaya çıkıyor. Hasret’in dobralığı, incelikle düzenlenmiş Sosyete kurallarına karşı ilgisizliği ve özgür ruhu, Murat’ın başına bela oluyor. Hasret’in yolculuğu ikisi için de çetin geçecek. Hasret’in dışarıdan bakıldığında değiştiğini düşünenlere cevabı net; kimsenin söküp atmaya yetmeyeceği kökü, hep aynı yerden nefes almaya yetecek.KIVRAK OLUP OLMADIĞIMI İZLERKEN GÖRECEKSİNİZBelli ki çok neşeli, renkli, keyifli, Türk Filmi lezzetinde bir proje. Sizi bugüne kadar hep az gülen, soğuk karakterlerde izledik. Hasret, bizi şaşırtacak ama eminim ki size de değişik ve ilginç gelmiştir...- Evet... Bol şarkılı, bol müzikli, bol danslı bir proje olacak. Bu projeyi kaçırmak istemedim. Çingenelerin özünde göçebe Yaşam vardır. “Asi” dizisinde toprağına bağlı, yüzyıllardır aynı toprak üzerinde yaşamış, hayatın anlamını toprakla bütünleştirmiş bir ailenin kızını oynadıktan sonra, hayatı günü gününe yaşamayı genlerine yerleştirmiş bir toplumun içinden gelen bir genç kızı canlandırma fikri, bana büyük heyecan verdi. Dediğiniz gibi bu projede izleyiciler, daha neşeli ve gülen bir Tuba ile buluşacak.Türk sinemasında Çingene’yi Türkan şoray, Gülşen Bubikoğlu gibi isimler de canlandırdı. O filmleri izlediniz mi?- Tabi ki izledim. Hemen hemen hepsini hem de. Çingene kültürü Dünyanın her yerinde olan, herkesin fikir sahibi olduğu, buna rağmen gizemini her zaman korumuş bir kültür bence. Çingenelerle ilgili her film, insanı kendine çekiyor. Ya da en azından beni...Hasret rolünü başarıyla canlandırabilmek için dans, şive ve ritim dersleri aldığınızı biliyoruz. Dans konusunda yetenekli misiniz? Bir Roman kıvraklığına sahip misiniz?- Dans dersleri alırken ve müziklerini dinlerken, zaten onların ruh halleriyle özdeşlik kurma şansı buluyorum. Bunun dışında mahallelerinde onları gözlemlemek de benim için önemli bir çalışma süreciydi. Bu süreç dizi boyunca da devam edecek. Bu proje için ağustos ayından beri Aydın Elbasan’dan şive ve ritim, ıstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Hande Soner’den de şan dersleri alıyorum. Kıvrak mıyım, değil miyim, onu izlerken göreceksiniz...HASRET, FİŞEK GİBİ BİR KIZ Etnik bir kültürü yani Roman kültürünü inandırıcı bir şekilde canlandırabilmek için ağustos ayından itibaren ön çalışmalar yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu yeterli olacak mı sizce?- Dersler dışında gözlem yapmak en önemli ön çalışma. Bir de Çingeneliğin tarihi hakkında teorik çalışma yaptım. Nereden geldikleri, tarihte nelerle karşılaştıkları, aldıkları tepkiler, göçebe hayatları, yerleşik hayata geçişleri gibi. Onların da oyunculuğuma yansıyacağına inanıyorum.Çingene kavminin aslen nereden geldiğini biliyor musunuz?- Hindistan’dan gelip dünyanın farklı yerlerine dağılmışlar. Avrupa’ya gidenler ‘soylu gezginler’ olarak adlandırılmış. Her yere gidip konaklayabilmeleri için, kraldan özel izin kağıdıyla dolaşıyorlarmış. Bir süre sonra skolastik düşünce etkisinden dolayı fal bakma yetenekleri gelişmiş ve ten renklerinin farklılığından dolayı da cadılık yapıyorlar diye suçlanıp her şehirden kovulmaya başlanmışlar. Konaklamalarına izin verilmemiş. Birkaç yüzyıl sonra yerleşik hayata geçmeye başlamışlar. Ancak hâlâ evlerini yanlarında taşıyan Çingeneler var. Hasret karakteri için “Güzelliği ve zekası ile herkesi kendine aşık eden bir genç kız” diyebilir miyiz?- Dobralığı, haksızlığa karşı çıkışı bence daha önde. Evine ekmek götürmek, hayta kardeşini okutmak gibi dertleri var bu kızın. Sokaklarda çiçek satarak büyümüş. Zorlukları iyi biliyor ama derdin içinde boğulmayıp gülmeyi, eğlenmeyi de seviyor. Yani fişek gibi, her yanından hayat taşan biri.“Sevdaya Durmak” filminde yasak aşkın içinde yer alıyorsunuz. Bir yanda aşka inanmayan bir Çingene kızı, diğer yanda yasak Aşk yaşayan bir kadın... Aşkın hallerini oyunculukta deneyimlemek nasıl bir şey?- Birinde Karadenizli bir genç kız, diğerinde Çingene... Bir sürü halde var olmayı deneyimlemek, farklı kültürlerin derinlerine inmek dolayısıyla başka başka insanlarla tanışmak, sohbet etmek, en iyisini yapabilmek için gözlem yapmak, hayatlarına bir nebze de olsa girmek çok keyifli.
Çingene kızı Tuba geliyor

Monday, December 14, 2009

Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Batum, Lazistan Sancağı’nın merkeziydi. Üç asır Osmanlı, bir asır Rus denetiminde kaldığı halde, kentte iki ulusa ait önemli eser bulunmuyor. Herhalde “Tanrı bu vilayete o kadar cömert davranmış ki, katkımıza gerek yok” diye düşündüler. Kent geniş bir düzlükte kurulu. Sırtını, sağını ve solunu yemyeşil, çoğu zaman karlı dağlara vermiş, gönlünü ise Karadeniz’e açmış. Kilometrelerce kumsal, yemyeşil doğa, ne lazım bina! Batum otomobille Trabzon’dan bir buçuk saat. Aracın Gürcistan’a girişebilmesi için, sahibinin de içinde olması şart. İstanbul’dan uçakla direkt ulaşım da mümkün. Zaten Türkiye’nin bir iç havaalanı olarak da kullanıyor. Aracımızı hudutta park edip, bavullarımızı elimize alıyoruz, kapıdan içeri giriyoruz. Ne vize soran var ne de ters bir bakış atan ya da aşağılayan... Sarp Sınır Kapısı’nın Gürcistan tarafında Batum’a giden minibüsler olduğunu öğrenmiştik. Yanımıza bir Gürcü yanaşıyor. “Taksi var,” diyor Türkçe, “Batum 100 Lari.” Lari, Gürcü parası, aşağı yukarı TL’ye eşit değerde. Başka kentlerde yediğimiz kazıkların tecrübesiyle, pazarlık bile yapmadan minibüs durağına yönelip sıradaki araca biniyoruz. Minibüs biraz eskice ama ücret kişi başı bir Lari. (Dönüşte taksinin de gerçek ücretini öğreniyoruz: 20 Lari.) Otogardan yakındaki kentlere otobüs seferleri var: Tiflis, Soçi, Bakü, Erivan...Sarp’ın yanıbaşındaki Kemalpaşa’dan bavul ticareti yapan Gürcüler, balya ve kutularla doluşunca, 15 kişilik minibüste nefes alacak küçük bir alan kalıyor. Yol, dört şerit olmasa da, son dere düzgün. Her taraf yemyeşil. Bizim yok ettiğimiz kumsallara Gürcüler gözleri gibi bakmış. Tesisler bakımsız, yıkık dökük olsa da, kumsala dokunulmamış. Yol sahile uzaktan geçiyor.Kent merkezinde iniyoruz. Otogar, Türkiye’nin 40 sene önceki kasaba terminallerini andırıyor. Çoğu eski araçların. Arada son model cipler cirit atıyor. ŞOFÖRÜN TUHAF CEVABITabelalarda Gürcü ve Latin harfleri kullanılmış. Gürcü alfabesine bakarak bir şeyler çıkarmak imkânsız. İbrani ve Hint alfabesini andıran acayip bir şey. Ülkede Ruslara ait ne varsa ortadan kaldırılmış. Tek Rusça tabela yok. Her sokakta birkaç tane bulunan Döviz büfelerindeki rubleler kalmış sadece. Buna karşılık Türk etkisi hemen hissediliyor. Bir sürü Türk markalı ürün, dükkân tabelası göze çarpıyor. Döviz büfelerinde Euro, Dolar, Ruble ile birlikte TL de alınıp satılıyor. Oturup soluklanacak kafeterya, pastane aramak nafile. Bakkal, büfe bile nadir. Valiz elde Otel ararken, bir yandan kenti tanıyoruz. İlk izlenimimiz aynen sürüyor, kent harabe. Rastladığımız otellerde kalmaktansa memlekete dönmek daha iyi. Zaten bir ara bunu geçiriyoruz aklımızdan.Bir büfeden soda içip, işaretle fiyatını soruyorum. Sekiz lari! Bilsem şişeyi açmazdım. Parayı uzatınca gerçek fiyat çıkıyor ortaya: 80 kuruş. Keşke pazarlık yapıp 60’a indirseydim! Caddeler erkeklerin işgali altında. Kadın sayısı o kadar az ki. Ana caddeden sahile yürüyüp yay çizerek başladığımız noktaya dönüyoruz. Yolda tek turist enformasyon bürosu yok. Bir Vestel mağazasına giriyoruz. Gürcü tezgahtar akıcı Türkçe konuşuyor. Mağaza yöneticisi çok daha cana yakın çıkıyor. Bize iki otel tavsiye ediyor: Beş yıldızlı İntourist ve İstanbul. Arayıp fiyatlarını öğreniyor. İlki adam başı 175 dolar, diğeri 60! Nedeni kentte otel sayısının azlığı. Bindiğimiz taksinin şoförü ufacık şehri henüz öğrenememiş. Yolda adres sorarak buluyor otelimizi. Neredeyse bizden tarif isteyecek. İstanbul Otel adına layık. Temiz, düzenli. Kablosuz internet bile var. Derhal arkadaşlarıma bir mesaj çekiyorum: Memleketin kıymetini bilin! Otelin sahibi Borçkalı bir Laz. Bize çok yardımcı olduğu için oteldeki tuhaflıkları görmezden geliyoruz: Örneğin asansörde beşe basıp, altıya çıkıyoruz. Tuvalette taharet tertibatı var, musluk yok! Eşyalarımızı yerleştirip, bizim için kiralanan otomobille yola düşüyoruz. Şoför biraz Türkçe biliyor. Seveceğimizi düşünüp, birbiri ardına arabesk şarkılar çalıyor teypte. Bayılıyoruz!!! Gürcistan denince aklımıza hep çeteler gelir. Şoföre soruyoruz: Gürcistan’da mafya var mı? Suratına gülümseme yayılıyor. “Mafya Saakaşvili’nin kendisi.”SPUTNİK TEPESİ’NDEN MANZARA DOYUMSUZŞehirdeki fiyatlar, bizim Karadeniz kentleri seviyesinde. Benzin yarı fiyatı. Gürcülerin gururu, şehre 5 kilometre mesafedeki Botanik Bahçesi’ne götürülüyoruz. Oysa Karadeniz’in her yanı botanik parkı. Sonra Kobuleti’ye gidiyoruz. Bakımlı, turistik bir kasaba. Kumsalı uzun, denizi temiz. Yazın plajları doluyor. Ardından Sputnik Tepesi’ne tırmanıyoruz. Kent ayaklarımızın altında. Olumsuz izlenimimiz bir anda siliniyor. Müthiş bir coğrafya. Dağların yamaçlarındaki evler tipik Karadeniz mimarisi. Birbirinden uzak, bir ya da iki katlı, önlerinde tarla ve bahçeler.Kentteki binalar maksimum 7-8 kat. En yüksek bina tadilattaki Sheraton. Otel, Ruslar’ın Varşova’da, Varşova Paktı onuruna inşa ettiği, sonra Alışveriş merkezine dönüştürülen binanın kopyası sanki. Ruslar tutumlu insanlar anlaşılan. Mimara tek Proje için para vermiş, sonra küçültüp Batum’da kullanmışlar.Sürücü bu defa sahile götürüyor bizi. O anda, kente haksızlık ettiğimize karar veriyoruz. Sahil tarafı, suni bir göl etrafında son derece güzel parklar, yürüyüş alanları ve şirin barakalarda hizmet veren restoranlarla dolu. Batum’da birkaç kilise ve oldukça ufak bir cami çarpıyor gözüme. Şişmanca bir adam namaz kılmaya kalksa, secdeye vardığında poposu dışarıda kalır. Akşam otelde yemek yiyoruz. Restoran en üst katta, Batum ayaklarımızın altında. Kentin bazı bölümleri şaşaalı, çoğunluğu ise perişan...Vaktiniz varsa, atlayın arabaya gidin Rize’ye, muhlama, fasulye turşusu kavurması ve Laz böreği yiyip geri gelin. Vaktiniz yoksa muteber otellerin restoranlarında veya sahildeki lokantalarda Türk mutfağının ürünleri tadılabilir. Yerel mutfağı denemek istiyorsanız Gorki Caddesi’ndeki restoranları deneyebilirsiniz. Abhaz mutfağını merak ediyorsanız, Era Caddesi’ndeki Sazandari’ye uğrayabilirsiniz. Ninosvili Caddesi’nde, gençlerin tercih ettiği Octopus Cafe, yemekleriyle olmasa da sanatsal atmosferiyle iddialı.Heykeltraş Zurab Tzereteli tarafından dekore edilmiş. Kafenin mönüsünde ahtapot aramayın, kaçapuri tadabilirsiniz. NEREDE KALINIRKesenize güveniyorsanız Intourist’te. Biraz hesaplı olsun diyorsanız İstanbul Otel’de. Yok, ucuz olsun diyorsanız orada duracaksınız! Bir sürü ucuz otel var Batum’da. Fakat kalmak cesaret istiyor.
Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Tuesday, December 8, 2009

Türkiye en ucuz tatil güzergahları arasında


Türkiye, seyahat edilecek en ucuz 10 Tatil güzergahı arasında gösterildi. İngiltere merkezli İnternet sitelerindeki anketlerde, Türkiye'nin hem Avrupa'nın içinde hem de Avrupa'daki pahalılığın dışında bir gezi ülkesi olduğu vurgulandı.

Türk Lirası'nın, İngiliz Sterlini açısından, ucuza seyahat edilebilecek ülkeler arasında yer aldığı, Kapalıçarşısıyla, Çukurcumasıyla, hafta sonu bile gezilerek, alışveriş yapılabileceğine dikkat çekildi.

Türkiye'yi, cazip turistik merkezlerden biri olarak her yıl daha çok turistin ziyaret ettiği belirtilirken, Otel fiyatlarının önümüzdeki yıllarda artış göstereceği ve bu nedenle, otel fiyatları yükselmeden bu fırsatın iyi değerlendirilebileceği ifade edildi.

Türkiye ile birlikte Meksika, Güney Afrika, Mısır, Tayland gibi ülkelerin, İspanya, İtalya ve Fransa gibi ülkelere kıyasla çok daha gezilebilecek mekana sahip olduğu ve bu ülkelerden de daha ucuz olduğu vurgulandı.
Türkiye en ucuz tatil güzergahları arasında

Tayland’ın hindistancevizi adası Samui

Ko Samui ya da kısa adıyla Samui, sessizliğin ve yalnızlığın naif, kendine özgü köşesi. 1970’li yıllarda sırt çantalı gezginler “keşfetmişti.” Adada su, elektrik gibi günümüzün doğal ihtiyaçlarından habersiz, az sayıda yerli yaşıyor, balıkçılıkla geçiniyordu. Yollara pek ihtiyaç duyulmadığından patikalar kullanılıyordu. Göz kamaştırıcı plajları, hindistancevizleri ve cömert yeşilliğiyle “ilk” gelenleri cennet havasında karşılamıştı. İlk gezginlerden sonra, özellikle ABD, Avrupa ve Prag’da esen köklü değişim rüzgârları, Asya’nın mistik, gizemli dünyasının keşfine yol açtı. “Dünyada uyum ve barış” ilkesini benimseyen, tabiat anayı rehber edinen “hippi” hareketi böyle bir cennet köşeyi görmezden gelemezdi. Gelmedi de... Aradan geçen 30 yılda ada çok popüler oldu. Şu anda adını duymayan yok denecek kadar az. Öncelikle plajları ve sualtı görsel zenginliğiyle akla geliyor. Oysa, çok daha fazlasını vaat ediyor. İDEAL DÖNEM OCAK-NİSAN Ko Samui, ülkenin üçüncü büyük adası. Adı “hindistancevizi adası” anlamına geliyor. Adada mevsim kavramı yok. Nem ve sıcaklığın artıp artmamasına, yağışların bolluğuna bağlı olan “dönemlerden” bahsediliyor daha çok. Ekim-aralık arası yağışların en bol ve şiddetli olduğu, denizin coştuğu dönem... “İdeal sezon” ocak-nisan arasında.Adanın bir liman şehri olan, başkenti Nathon turizmle pek fazla haşır neşir değil. Ticari faaliyetler ön planda, geleneksel Yaşam tarzı korunmuş. Yerel yaşamın havasını koklamak için gitmekte, gezmekte fayda var. Deniz, güneş, kum, plaj, romantizm, egzotizm tutkunları için ise doğru adres kuşkusuz adanın doğu sahilindeki Lamai ve Chaweng bölgeleri. Her ne kadar adanın tüm çevresi Güzellik dereceleri değişen plajlarla çevrili olsa da en revaçta olanları bu bölgeler. Yedi kilometre uzunluğundaki Chaweng, plajların en uzunu, en gözdesi. Sakin ve turkuvaz suların beyaz ince kumla uyumlu buluşması güzellik için yetmezmiş gibi, açıkta yeşillikler içindeki iki adacık ve bir mercan kayalığı bulunuyor. Oteller, bungalovlar, dükkânlar, restoranlar, barlar plaja paralel, tespih tanesi gibi yan yana dizilmiş. Bar ve restoranlardan bahsetmişken, Ko Samui’de yeme içme işleri kusursuz. Tayland mutfağını tercih edenler için tabii ki alternatif bol. Ancak İtalyan, Meksika ve diğer Avrupa mutfakları için pek çok mekân var. Fast food konusunda ise “bini bir para” tanımı yeterli olacaktır. Kısacası yeme-içme için bol alternatif ve uygun fiyat bir arada. Bir diğer alternatif adanın kuzeye bakan yüzü, yani Choeng Mon ve Mae Nam bölgesi. “Ko Samui’de hiçbir şey pek uzakta değildir” diyor yerliler. Buna karşın, hazırlıksız gelen ziyaretçi “Nereden başlasam” şaşkınlığını yaşayabilir. Ne de olsa tropikal ortamın sağlayabileceği nimetlerin büyük kısmını sunuyor tabiat ana. Bir de gündüz ile gece hayatının da hareketli olduğunu düşünürsek (alışveriş dahil), gezi programının yükü artabilir. Adayı tamamen çevreleyen “4169” adlı yol 50 kilometre uzunluğunda. Planlı bir şekilde takip edildiğinde, sorun yaşamadan turunuzu tamamlayabilirsiniz. Yerel taksiler, yani “songthaews”lar çok pratik, yine de birçok adada olduğu gibi araç kiralamak çok rahatlık sağlıyor. Hem plajlarını, hem iç bölgelerini gönlünüzce gezebiliyorsunuz. KİTAPLIK OTELİPhuket misalinde olduğu gibi, turizme bağlı hızlı yapılaşmanın, Samui’ye eski vahşi cazibesinden çok şey kaybettirdiğini düşünenler hiç de az değil. Buna karşın yapı yüksekliğinin hindistancevizi ağacını geçememesi bile çok hoş. Uygun fiyatlı konaklama yapabileceğiniz otellere ilave olarak çekici, egzotik havalı, SPA’larıyla öne çıkan farklı statüde pek çok iyi tesis var; tabii avangard yaklaşımlar da. “The Library” oteli avangard tarafıyla adanın en ilginç mekânlarından. Chaweng’in kuzeyinde, göreceli olarak daha sakin bir bölgedeki otelin yegâne özelliği tasarımı. Plajdaki çok rahat şezlonglarından tutun odalarına kadar... İsminin sadece “sessizlik vahası” çağrışımı için seçildiğini sanmayın. Plaja bakan okuma odası baştan aşağıya kitap ve DVD ile donatılmış. İsteyen odasına da götürebiliyor ücretsiz olarak. Laem Nan Koyu’nun ardından gelen Lamai Beach, “Chaweng ruhunu devam ettiriyorum” iddiasında. Restoranlar, barlar, seyyar satıcılar ve günlük deniz turizminin yol açtığı olağan kargaşa... Hua Thanon, Lamai Beach’in doğal devamı olarak dikkat çekiyor, fakat güneye doğru inildikçe asude bir havanın ilk esintileri hissedilebiliyor, özellikle iki kilometre uzunluğundaki ince kumlu Bang Kao plajında. Romantizm ile fotoğraf çekme arasında tereddütlerin her an yaşanabileceği bir sahil şeridi başlıyor gerçekten. Deklanşör ile sessiz Senfoni arasında, gizli olduğu kadar hoş bir iç çekişme. “Gün- batımı izlemenin en doyumsuz olduğu yer” olarak işaret ediyor yerliler Bang Kao’yu, bizden söylemesi. Zamanınız kısıtlıysa, devam edin yolunuza. Denize girip, güzel manzaralar seyrederek adanın güneybatısına ulaşacaksınız. Thong Krut, aslında balıkçı köyü. Ancak diğer adalara tekneler kalkıyor ve bazen bu nedenle sakinliği bozulabiliyor. Biraz daha ilerideki Thong Tanote ve Taling Ngam plajı, göz alıcı manzaralarıyla birbiriyle yarışıyor. Feribotların geldiği iskeleye yakın olan Lipa Noi, sakin ve pek de derin olmayan sularıyla uğranılması gereken yerlerden. Buradaki günbatımı manzarası, Bang Kao ile rekabet edebilecek seviyede. ANI YAŞAMAK VE ANI DONDURMAK Bang Po, yüzünü kuzeye doğru, Ko Phangan’a çevirmiş. Mercan kayalıkların yakınlığı, suyun berraklığı ile birleşince dertsiz, tasasız bir şnorkelci mekânı oluvermiş. Tüm bir gün harcanabilir rahat rahat. Tanınmış isimlerden, Maenam Beach devamında, doğu istikametinde. Ünü pek yersiz değil. Yüzmeyi sevenleri, rüzgâr sörfçülerini aynı sevimlilikte karşılıyor Maenam Beach. Plajın ortasınaki iskeleden, sürat motorlarıyla Ko Tao (18 kilometre), Ko Phangan (45 kilometre) gibi adalara gidilebiliyor. Ko Tao, egzotizmin tatlı ninnisine doyamayanların istikametlerinden biri. Deniz, kum, güneş, tropikal bitki örtüsüyle sessizlik ve ıssızlığı aynı tabloda birleştirmek istiyorsanız, çağrısına kulak verin. Kim bilir, belki de konaklamanıza orada devam edersiniz... Filmlere bile yansımış dolunay partileriyle meşhur olmuş, lakin buranın gerçek kimliğini öncelikle sualtı zenginliği, balık avcılığı ve sakinliği oluşturuyor. Ko Pha-Ngan Adası’na muhteşem bir bakış açısı veren Bo Phut Plajı’na da uğrayın deriz. Chaweng’e yakın olup, göreceli sakinliği yeğleyenlerin ilk tercihi olabilir...Big Buddha (Wat Phra Yai), adanın kuzeybatısında, 4171 numaralı yolun üzerinde. Merdivenlerle ulaşılan heykelin çevresinde hoş vakit geçirilebiliyor.Son olarak Samui’nin oldukça güvenli bir ada olduğunu tekrar söyleyelim. Başınıza rahatsız edici bir durumun gelme ihtimali yok denecek kadar az. Yerli halk oldukça saygılı, kibar. Huzurlarının bu kadar kaçırılmış olmasına rağmen, kendi hallerinde yaşıyorlar. ORMANDA AĞAÇLARIN ÜSTÜNDEN UÇUN FİLLE ŞELALELERİ GEZİNKo Samui’de birçok safari turu düzenleniyor. Orman, şelale ve tapınaklara düzenlenen günlük turlar, fil safarilerinin fiyatları 30 ila 50 dolar arasında. Bir başka Fantezi, ormanda ağaçların üstünden kaymak. Doğu Karadeniz’deki gibi, vadiler arasına çelik teller gerilmiş. Bu tellere kayışlarla bağlanıp kişisel teleferiğinizi oluşturuyor, kuşbakışı ormanı gözlemliyorsunuz. Emniyetli, ön Eğitim gerektirmiyor, 80 yaşındakiler bile yapabiliyor. Fiyatı 35 dolar civarında. Dalış, en popüler spor. Özellikle Ko Tao Adası’nda. Ko Samui’ye tekneyle 1.5 saat uzaklıktaki ada bölgenin en zengin, güzel sualtına sahip. Tayland’da dalış turlarını yabancılar düzenliyor. İşlerini çok ciddiye aldıklarını belirtmem gerek. Bütün dalış okulları PADI ya da SSI sertifikalı. Bu arada eğer amacınız ağırlıklı dalışsa; yemek, Otel transferleri ve ekipman kirası tur fiyatlarına dahil.İZMİRLİ ULAŞ HİZMETİNİZDEAdaya vardığınızda öncelikle bir motosiklet kiralayın. Adayı keşfetmek ve tatlı sürprizlerle kolayca buluşmak için büyük avantaj sağlıyor. İşte, ben tam bu noktada Ko Samui’deki ilk büyük şaşkınlığı yaşadım. Scooter kiralamak için havaalanı yakınındaki Chaweng sahilinde gezinirken, Ulaş (namı-diğer Oscar) ile tanıştım. Yıllar önce İzmir’den iki kardeş ve birkaç arkadaş gelip yerleşmişler Chaweng’e. “Goholidaygo” sloganıyla yola çıkmışlar. Tur, otel, uçak, scooter kiralama, internet dahil pek çok hizmeti sağlıyorlar. Başkent Bangkok’tan hemen her saat başı uçak var Ko Samui’ye. Yolculuk yaklaşık bir saat sürüyor, ama yaşadığınız atmosferin hızla değişime uğraması şaşırtıcı geliyor insana. Birden göğü delen yapıların arasından sıyrılıp tropikal bir adaya düşüveriyorsunuz adeta. Tabii iniş sırasındaki tropikal bahçeye iniyormuş duygusu ayrı bir heyecan katıyor. Büyüleyici bir manzara ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bütün bu görüntülere devasa Buda heykelinin eşlik ettiğini de ilave etmeliyim. Kısacası yaşanan şaşkınlık hiç de kısa sürmüyor.
Tayland’ın hindistancevizi adası Samui

Mozart’ın yeni keşfedilen eserini 31 Ocak’ta SALZBURG’da dinleyin

Geçen yüzyılın başında, tren ve vapur dışında uluslararası ulaşım imkânının bulunmadığı bir çağda, bazı İstanbullu müzikseverlerin sadece yeni sahnelenmeye başlayan bir operayı izlemek için İtalya’ya, Almanya’ya gittiklerini söylesek inanır mıydınız? Bugün uçakla birkaç saatte ulaşılan mesafelerde, bir konser uğruna günlerce yolculuk yapanların öyküleri İstanbullu müzikseverler arasında kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa aktarılır. Aradan geçen zamanda, sayılarının artması beklenirdi. Tam tersine azaldı. Yine de, zaman zaman bazı tur firmaları, bestecilerin, eserlerin izinde geziler düzenliyor. Bunların bir kısmı, ilgisizlikten iptal ediliyor.Serhan Bali, Klasik Müzik evreninin enginliğini, seyahatin kişinin dünyasına getirdiği zenginlikleri öğrencilik döneminde tek başına keşfedip, sonra bu iki tutkuyu birleştirenlerden. “Ailem geziye pek meraklı değildi” diyor çocukluk yıllarını anlatırken. “İlk uzun yurtdışı yolculuğuma 18 aşında çıktım. Singapur’a ve sonra Japonya’da yaşayan ablamın yanına gittim. Farklı bir kültürle tanışmak, dev Müzik mağazaları keşfetmek bana çok cazip gelmişti.”Sonraki yıllarda daha çok yurtiçini keşfetmekle yetindi. “İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’nde okurken AIESEC İstanbul Değişim Programı Koordinatörü’ydüm. Anadolu kentlerinde pek çok toplantı düzenlerdik. Her toplantı, benim için aynı zamanda bir Keşif gezisine dönüşürdü. Üniversiteden mezun olup, satın alma uzmanı olarak iş hayatına girdiğimde gezilerim sıklaştı.” Bali, müzikle tanışıklığını lise arkadaşına borçlu. Önce klasik Türk müziğine ilgi duydu, ardından klasik Batı müziğini keşfetti. TRT-3’ün programları, sahaflardan topladığı ingilizce dergilerle bilgisini ilerletti. 2001’de Açık Radyo’da klasik müzik programları hazırlaması, hayat çizgisinde de köklü bir dönüşüme yol açtı. İşinden ayrılıp, Andante Dergisi’ni yayımlamaya başladı. İşte bu dönemde, müzik temalı uzun yolculuklar girdi hayatına. BİR GÜNDE İKİ PASYON DİNLEDİM“Frankfurt Müzik Fuarı Dünyanın tüm önemli enstrüman yapımcılarını, nota yayımcılarını buluşturur. Yeni eğilimler, enstrümanlar, yayımlanacak yeni nota edisyonları görücüye çıkar. Özellikle eğitimciler ilgi gösterir. Her türlü yeniliği orada görmek mümkündür. Fuarı yıllardır merak ediyordum. Nihayet 2003 Martı’nda bu yolculuğu gerçekleştirdim. Yola çıkmadan, günlerce internet başında hazırlık yaptım. Her akşam bir konser izlemeliydim. Fuarda üç gün geçirdim. Sonra trenle Hollanda’ya, Amsterdam’a geçtim. uzun yıllardır Concertgebouw Konser Salonu’nun olağanüstü akustiğini merak ederdim. Salonun her köşesini gezdim. Konserde Bach’ın Aziz Matthias Pasyonu’nu dinledim. En arka sıradan bile netlikle duyuluyordu tüm sesler. Aynı gün bir başka gruptan bu eseri bir kez daha dinledim. Sonra Almanya’ya dönüp, Dresden, Leipzig, Münih, Berlin’de ikişer gün kaldım. Berlin Filarmoni’nin salonunu gördüm. En arka sıradan, ayakta Daniel Barenboim, Lang Lang Piyano ikilisini dinledim. ünlü konser salonu gezdim, izleyicisini inceledim. Yurtdışında konsere gittiğimde, o ülkelerin izleyicilerini kıyafetlerinden, sevinçlerini gösterme biçimlerine kadar incelerim. Berlin’de ayrıca Halk Operası ve Alman Operası’nda birer eser izledim. Dresden’e geçip Staatcappelle’in meşhur altın yıldızlı salonunda bir opera, bir orkestra konseri izledim. Leipzig’de paskalya zamanı, Bach’ın doğum gününde, kantorluk yaptığı iki kilise, iki ayrı Pasyon’unu dinledim. Aziz Thomas Kilisesi’nde bazı dinleyiciler ağlıyordu. Münih’te Bavyera Devlet Operası’nda Handel’in Tamerlano Operası’nı izledim. Gezim 15 gün sürdü, mutlu döndüm.”İlk turundan sonra Serhan Bali’nin müzikal yolculukları yavaş yavaş sıklaştı. Bu yıl ise birbiri ardına üç geziyle rekor kırdı. Bas Burak Bilgili’yi dinlemek için Finlandiya’daki Savolina Opera Festivali’ne gitti. Helsinki’ye uçakla bir saat uzaklıktaki kentin ortaçağdan kalma şatosunda bir haftada altı opera izledi. Geleceğin yıldızlarını keşfeden bu festivali tüm opera meraklılarına tavsiye ediyor Bali. Eylülde ise iki yılda bir düzenlenen Enescu Festivali için Bükreş’teydi. “Salzburg’la kıyaslanabilecek bir festival. Çok güzel salonların yanı sıra meydanlarda, sokaklarda konserler düzenleniyor. Concertgebouw, St. Petersburg, Philarmonia gibi dünyanın önde gelen orkestralarını 8-10 Euro’ya dinlemek mümkün” diyor. En son, iki hafta önce Calgary’deki Honens Piyano Yarışması’nı izlemek için Kanada’ya gitti. Bir hafta kaldı. MOZART GÜNLERİ“Honens Yarışması şovmen değil, komple müzikçilere yönelik. Adayların solistliğin yanı sıra iyi bir oda müziği yorumcusu, lied eşlikçisi olması gerekiyor. Bunu görmek için gitmeye değerdi” diyor. Calgary’deki Piyano Müzesi’ni, Bonff’da gördüğü sanat merkezini unutamamış. Rocky Dağları’nın eteğindeki bu merkez, kongre turizminden kazanıp, geri kalan zamanında tesisin kapısını eser yazmak için inzivaya çekilecek gençlere açıyor.Serhan Bali, önümüzdeki günlerde müzik temalı bir seyahate çıkmayı düşünenlere 22-31 Ocak arasında Salzburg’da düzenlenecek Mozart Haftası’nı (Mozart Woche) öneriyor. Etkinliğe dünyanın önde gelen Mozart yorumcuları katılıyor. Bu yılki festivalin özelliği, Mozart’ın bu yıl ortaya çıkarılan bir eserinin ilk kez icra edilecek olması. “Mozart’ın kız kardeşi Maria Anna’nın koleksiyonundaki bestecisi belirsiz iki eserin Mozart’a ait olduğu bu yıl kanıtlandı. Piyano için sol majör prelüd ve sol majör piyano konçertosundan bir bölümü ünlü müzikolog ve piyanist Robert Levin piyano ve yaylılara uyarladı. Eseri bir grup müzikçiyle, 31 Ocak’ta, Wiener Saal adlı salondaki Mozart Haftası’nın kapanış konserinde seslendirecek. Mozart Haftası’nın odak noktası ise bestecinin Idomeneo operası. Eseri Les Musiciens du Louvre Grenoble icra edecek. Mozart’ın bu eser üzerine çalıştığı dönemde bestelediği piyano eserleri, serenadlar, senfonik eserler ve oda müziği yapıtları da bir hafta boyunca Nikolaus Harnoncourt, René Jacobs, Christoph Eschenbach gibi şefler, Concentus Musicus Wien, Kremerata Baltica, Camerata Salzburg, Salzburg Mozarteum gibi orkestralar András Schiff, Gidon Kremer, Andreas Scholl, Leif Ove Andsnes gibi solistlerce seslendirilecek. SERHAN BALİ’NİN ARALIK AYI ÖNERİLERİ2010 Mahler Yılı konserlerine başlayan Amsterdam Concertgebouw, Mariss Jansons yönetiminde 2. Senfoni’yi 4 Aralık’ta Amsterdam, 16 Aralık’ta Viyana’da seslendiriyor. Simon Rattle yönetimindeki Berlin Filarmoni’nin 29-31 Aralık akşamları yıl sonu gala konserinde Lang Lang, Rahmaninof’un İkinci Piyano Konçertosu’nu seslendirecek...
Mozart’ın yeni keşfedilen eserini 31 Ocak’ta SALZBURG’da dinleyin

Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Batum, Lazistan Sancağı’nın merkeziydi. Üç asır Osmanlı, bir asır Rus denetiminde kaldığı halde, kentte iki ulusa ait önemli eser bulunmuyor. Herhalde “Tanrı bu vilayete o kadar cömert davranmış ki, katkımıza gerek yok” diye düşündüler. Kent geniş bir düzlükte kurulu. Sırtını, sağını ve solunu yemyeşil, çoğu zaman karlı dağlara vermiş, gönlünü ise Karadeniz’e açmış. Kilometrelerce kumsal, yemyeşil doğa, ne lazım bina! Batum otomobille Trabzon’dan bir buçuk saat. Aracın Gürcistan’a girişebilmesi için, sahibinin de içinde olması şart. İstanbul’dan uçakla direkt ulaşım da mümkün. Zaten Türkiye’nin bir iç havaalanı olarak da kullanıyor. Aracımızı hudutta park edip, bavullarımızı elimize alıyoruz, kapıdan içeri giriyoruz. Ne vize soran var ne de ters bir bakış atan ya da aşağılayan... Sarp Sınır Kapısı’nın Gürcistan tarafında Batum’a giden minibüsler olduğunu öğrenmiştik. Yanımıza bir Gürcü yanaşıyor. “Taksi var,” diyor Türkçe, “Batum 100 Lari.” Lari, Gürcü parası, aşağı yukarı TL’ye eşit değerde. Başka kentlerde yediğimiz kazıkların tecrübesiyle, pazarlık bile yapmadan minibüs durağına yönelip sıradaki araca biniyoruz. Minibüs biraz eskice ama ücret kişi başı bir Lari. (Dönüşte taksinin de gerçek ücretini öğreniyoruz: 20 Lari.) Otogardan yakındaki kentlere otobüs seferleri var: Tiflis, Soçi, Bakü, Erivan...Sarp’ın yanıbaşındaki Kemalpaşa’dan bavul ticareti yapan Gürcüler, balya ve kutularla doluşunca, 15 kişilik minibüste nefes alacak küçük bir alan kalıyor. Yol, dört şerit olmasa da, son dere düzgün. Her taraf yemyeşil. Bizim yok ettiğimiz kumsallara Gürcüler gözleri gibi bakmış. Tesisler bakımsız, yıkık dökük olsa da, kumsala dokunulmamış. Yol sahile uzaktan geçiyor.Kent merkezinde iniyoruz. Otogar, Türkiye’nin 40 sene önceki kasaba terminallerini andırıyor. Çoğu eski araçların. Arada son model cipler cirit atıyor. ŞOFÖRÜN TUHAF CEVABITabelalarda Gürcü ve Latin harfleri kullanılmış. Gürcü alfabesine bakarak bir şeyler çıkarmak imkânsız. İbrani ve Hint alfabesini andıran acayip bir şey. Ülkede Ruslara ait ne varsa ortadan kaldırılmış. Tek Rusça tabela yok. Her sokakta birkaç tane bulunan Döviz büfelerindeki rubleler kalmış sadece. Buna karşılık Türk etkisi hemen hissediliyor. Bir sürü Türk markalı ürün, dükkân tabelası göze çarpıyor. Döviz büfelerinde Euro, Dolar, Ruble ile birlikte TL de alınıp satılıyor. Oturup soluklanacak kafeterya, pastane aramak nafile. Bakkal, büfe bile nadir. Valiz elde Otel ararken, bir yandan kenti tanıyoruz. İlk izlenimimiz aynen sürüyor, kent harabe. Rastladığımız otellerde kalmaktansa memlekete dönmek daha iyi. Zaten bir ara bunu geçiriyoruz aklımızdan.Bir büfeden soda içip, işaretle fiyatını soruyorum. Sekiz lari! Bilsem şişeyi açmazdım. Parayı uzatınca gerçek fiyat çıkıyor ortaya: 80 kuruş. Keşke pazarlık yapıp 60’a indirseydim! Caddeler erkeklerin işgali altında. Kadın sayısı o kadar az ki. Ana caddeden sahile yürüyüp yay çizerek başladığımız noktaya dönüyoruz. Yolda tek turist enformasyon bürosu yok. Bir Vestel mağazasına giriyoruz. Gürcü tezgahtar akıcı Türkçe konuşuyor. Mağaza yöneticisi çok daha cana yakın çıkıyor. Bize iki otel tavsiye ediyor: Beş yıldızlı İntourist ve İstanbul. Arayıp fiyatlarını öğreniyor. İlki adam başı 175 dolar, diğeri 60! Nedeni kentte otel sayısının azlığı. Bindiğimiz taksinin şoförü ufacık şehri henüz öğrenememiş. Yolda adres sorarak buluyor otelimizi. Neredeyse bizden tarif isteyecek. İstanbul Otel adına layık. Temiz, düzenli. Kablosuz internet bile var. Derhal arkadaşlarıma bir mesaj çekiyorum: Memleketin kıymetini bilin! Otelin sahibi Borçkalı bir Laz. Bize çok yardımcı olduğu için oteldeki tuhaflıkları görmezden geliyoruz: Örneğin asansörde beşe basıp, altıya çıkıyoruz. Tuvalette taharet tertibatı var, musluk yok! Eşyalarımızı yerleştirip, bizim için kiralanan otomobille yola düşüyoruz. Şoför biraz Türkçe biliyor. Seveceğimizi düşünüp, birbiri ardına arabesk şarkılar çalıyor teypte. Bayılıyoruz!!! Gürcistan denince aklımıza hep çeteler gelir. Şoföre soruyoruz: Gürcistan’da mafya var mı? Suratına gülümseme yayılıyor. “Mafya Saakaşvili’nin kendisi.”SPUTNİK TEPESİ’NDEN MANZARA DOYUMSUZŞehirdeki fiyatlar, bizim Karadeniz kentleri seviyesinde. Benzin yarı fiyatı. Gürcülerin gururu, şehre 5 kilometre mesafedeki Botanik Bahçesi’ne götürülüyoruz. Oysa Karadeniz’in her yanı botanik parkı. Sonra Kobuleti’ye gidiyoruz. Bakımlı, turistik bir kasaba. Kumsalı uzun, denizi temiz. Yazın plajları doluyor. Ardından Sputnik Tepesi’ne tırmanıyoruz. Kent ayaklarımızın altında. Olumsuz izlenimimiz bir anda siliniyor. Müthiş bir coğrafya. Dağların yamaçlarındaki evler tipik Karadeniz mimarisi. Birbirinden uzak, bir ya da iki katlı, önlerinde tarla ve bahçeler.Kentteki binalar maksimum 7-8 kat. En yüksek bina tadilattaki Sheraton. Otel, Ruslar’ın Varşova’da, Varşova Paktı onuruna inşa ettiği, sonra Alışveriş merkezine dönüştürülen binanın kopyası sanki. Ruslar tutumlu insanlar anlaşılan. Mimara tek Proje için para vermiş, sonra küçültüp Batum’da kullanmışlar.Sürücü bu defa sahile götürüyor bizi. O anda, kente haksızlık ettiğimize karar veriyoruz. Sahil tarafı, suni bir göl etrafında son derece güzel parklar, yürüyüş alanları ve şirin barakalarda hizmet veren restoranlarla dolu. Batum’da birkaç kilise ve oldukça ufak bir cami çarpıyor gözüme. Şişmanca bir adam namaz kılmaya kalksa, secdeye vardığında poposu dışarıda kalır. Akşam otelde yemek yiyoruz. Restoran en üst katta, Batum ayaklarımızın altında. Kentin bazı bölümleri şaşaalı, çoğunluğu ise perişan...Vaktiniz varsa, atlayın arabaya gidin Rize’ye, muhlama, fasulye turşusu kavurması ve Laz böreği yiyip geri gelin. Vaktiniz yoksa muteber otellerin restoranlarında veya sahildeki lokantalarda Türk mutfağının ürünleri tadılabilir. Yerel mutfağı denemek istiyorsanız Gorki Caddesi’ndeki restoranları deneyebilirsiniz. Abhaz mutfağını merak ediyorsanız, Era Caddesi’ndeki Sazandari’ye uğrayabilirsiniz. Ninosvili Caddesi’nde, gençlerin tercih ettiği Octopus Cafe, yemekleriyle olmasa da sanatsal atmosferiyle iddialı.Heykeltraş Zurab Tzereteli tarafından dekore edilmiş. Kafenin mönüsünde ahtapot aramayın, kaçapuri tadabilirsiniz. NEREDE KALINIRKesenize güveniyorsanız Intourist’te. Biraz hesaplı olsun diyorsanız İstanbul Otel’de. Yok, ucuz olsun diyorsanız orada duracaksınız! Bir sürü ucuz otel var Batum’da. Fakat kalmak cesaret istiyor.
Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur