Showing posts with label Restoran. Show all posts
Showing posts with label Restoran. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İstanbul Park Hotel-Tuzla ya konukseverlik ödülü

ANKARA - Birleşmiş Milletler tarafından resmi olarak tanınan birlik, Turizm endüstrisindeki tüm uluslararası acenteleri izliyor ve lobicilik faaliyetleri yürütüyor.
Üyeleri dünya çapında otel, Restoran birlikleri, uluslararası ve ulusal Otel ile restoran zincirleri, bağımsız otel ve restoranlar olan birlik, her yıl çeşitli kategorilerde ödüller veriyor.
Birlik tarafından bu yıl ilk kez açıklanan ''Konukseverlik Büyük Ödülü''ne İstanbul Park Hotel-Tuzla layık görüldü.
İstanbul Park Hotel (Tuzla) Müdürü Berkay Türkel, yaklaşık 300 bin otel ve 8 milyon restoranı temsil eden birliğin verdiği ödülün önem taşıdığını söyledi.
Ödülü 17-20 Ocak 2010 tarihleri arasında Sırbistan'ın başkenti Belgrat'ta gerçekleştirilen Yıllık Kongre Toplantısı'nda aldıklarını anlatan Türkel, törene İstanbul Park Hotel yetkililerinin yanı sıra TUROB (Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği) Başkanı Timur Bayındır'ın da katıldığını bildirdi.
Türkel, Hindistanlı bir iş adamının da ''The Leela Hotel'' zincirleriyle ''Yılın Otelcisi'' ödülüne layık görüldüğünü bildirdi.
İstanbul Park Hotel-Tuzla'ya 'konukseverlik ödülü'

Her şeyin başladığı yer e gidin

KAHİRE - Turizmde 2010 yılını yatırım yılı olarak belirleyen Mısır, Türkiye'den gelecek turist sayısını artırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda İstanbul'daki ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'na da (EMITT) katılan ülke, reklam ve tanıtıma ağırlık vererek Türkiye'den turist çekmeyi planlıyor.
Prontotour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, Türkiye'den Mısır'a geçen yıl 4 bin 500 kişiyi götürdüklerini söyledi.
Mısır'ın bu yıl turist sayısını artırmaya yönelik tur operatörlerine Gazete ilanları ve getirilen kişi sayısı bazında toplam 270 bin dolarlık bir teşvikte bulunacağını ifade eden Özkar, ''Sektörün paket tur satış totalinde yüzde 40'lara varan bir satış yüzdemiz olduğu için, teşviğin büyük bir kısmının bize verilmesi ön görülüyor'' dedi.
Mısır'ın 11 Şubatta İstanbul'da düzenlenen ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı''na katılarak reklam ve tanıtım yaptığını anımsatan Özkar, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çok ciddi miktarlarda yaklaşık 200 bin TL'lik gibi bir reklam harcaması yaptılar. Mısır'ı tanıtan ve EMITT Fuarı'nın sponsoru olduklarını anlatan bir çalışmaydı bu. 2010 yılında bu reklam çalışmalarını bilboard ve gazete ilanlarıyla sürdüreceklerini belirttiler. Bizlerden de tur operatörü olarak destek bekliyorlar.
Açıkçası 'turist sayısını şu kadar yüzde artıralım' gibi bir hedeften ziyade 2010 yılını biraz da yatırım yılı olarak görüyorlar. Yapılacak reklamlarla acenteleri teşvik ederek, gerek acentelerin eski müşterilerine gerekse onların yapacağı reklamlarda Mısır'ın ön planda tutulmasını, uygun fiyatta olduğunu, yurt içi fiyatına orada Tatil yapılabileceğini insanlara anlatmak istiyorlar.'' ''AMAÇ, İNSANLARIN AKLINA MISIR'I SOKMAK'' Reklam kampanyasındaki diğer bir amacın da Mısır'a gitmeyi hiç düşünmeyen insanların aklına bu ülkeyi sokmak olduğunu vurgulayan Özkar, bu doğrultuda Mısır'ın imajını artırmaya yönelik çalışmalar yapılacağını belirtti.
Mısır Turizm Bakanlığının belirlediği ''Her şeyin başladığı yer'' sloganının çok doğru olduğunu ifade eden Özkar, ''Dünyada her şeyin başladığı yer olarak nitelendirilen 5 bin yıllık bir medeniyet olan Mısır'a, tarih, kültür gezmek isteyenler mutlaka gitmeli'' dedi.
Mısır'ın her türlü zevke ve her türlü tatilciye hitap ettiğini vurgulayan Özkar, Avrupa'ya alternatif olarak gezilip görülmesi gereken bir yer olduğunu belirtti.
MISIR TURLARI Özkar, 4 yıldır Mısır'a tur düzenlediğini, ilk yılda yaklaşık 500 kişiyi gezdirdiklerini söyledi. Bu turların tarifeli seferlerle yapıldığını anlatan Özkar, ''Bugünlere göre fiyatlarımız biraz daha fazla idi. Örneğin şu anda 199 Euro'ya satılan Kahire, İskenderiye Şarm paketleri o dönemde 499-649 euro arasında değişiyordu'' dedi.
Mısır'a götürdükleri Türk sayısının her yıl katlanarak arttığını dile getiren Özkar, rakamın bir yıl sonra 700'lere sonraki yıl 2500'e 2009 yılında ise 4500'e yükseldiğini bildirdi.
Turları iki yıl önce tarifesiz uçak (charter) ile yapmaya başladıklarını belirten Özkar, şu bilgileri verdi:
''Kasım ayının 15'inden Martın başına kadar her hafta düzenli olarak Kahire, Şarm, İskenderiye charterini kaldırdık. O zamanlar ücrete herşey dahil değildi. Mısır'da 199 avrodan başlayan 499 avroya kadar değişen bir haftalık paketlerimiz var.
Burada yapılabilecek çok fazla ekstra tur var. Ekstralar 20-60 Euro arasında değişiyor. Bir haftalık turlarda 4 akşam yemeği dahil. Misafirlerimiz 3 akşam yemeğini ve 7 öğle yemeğini kendileri alıyorlar. Mısır ekonomik bir yer olduğu için çok fazla para harcanmıyor. Buraya gelenler aşağı yukarı kişi başına 300 avro yanlarında getirse yeterli oluyor.'' ''YURT İÇİ TATİL FİYATINA YURT DIŞI FIRSATI''Mısır'a gelmek için en uygun zamanın Şubat ile Haziran ayı arası olduğunu dile getiren Özkar, ''Haziran ayından sonra sıcaklıklar arttığı için dolaşmak biraz sıkıntılı olabiliyor. Ancak yaz aylarında buradaki deniz kıyılarında da yurt içine alternatif tatil yapılabilir'' diye konuştu.
199 avrodan başlayan ekonomik turlardaki amaçlarının sürekli yurt içinde tatil yapan kişilerin, çok düşük rakamlara ve taksit imkanlarıyla yurt dışına çıkmalarını sağlamak olduğunu ifade eden Özkar, Türk tatilcilerin ''bir ülkeye bir kez gideyim her yerini göreyim'' mantığıyla hareket ettiklerini söyledi.
Özkar, sundukları bir haftalık paketlerde tarih, kültür, deniz ve güneş gibi birçok seçeneğin bulunduğunu belirtti.
Gezginlerin, ülkeye birkaç kez gelmiş olanların ise Mısır tarihinin yüzde 70'inin bulunduğu Luxor bölgesini tercih ettiğini anlatan Özkar, ''Luxor Aswan arasında gemilerle nehir turu yapılan turlarımız da var. Bu turların fiyatları ise 699 ile 899 avro gibi fiyatlardan başlıyor bin 200, bin 300 avroya kadar yükselebiliyor'' dedi.
YAPMADAN MISIR'DAN DÖNMEYİNÖzkan, Mısır'da gezilecek ve yapılacak çok şey olduğunu ifade ederek, şu tavsiyelerde bulundu:
''Kahire'de Dünyanın 7 harikasından tek ayakta olan Piramitler mutlaka gezilmeli. Turistlerin ilgisini çeken Khan-el Halili Çarşısı da görülmeye değer. Kahire Müzesi, kalesi ve kulesi de görülmesi gereken diğer yerler. Ülkenin tarihini merak edenler daha ziyade Luxor bölgesini tercih etmeli.
İskenderiye'de eski Osmanlı yerleşimlerinden biri. Görmek mümkün olmasa da İskenderiye Feneri'nin bulunduğu yerde yapılan kale, İskenderiye Kütüphanesi ve Muntaza sarayı gezilmeden bu şehirden dönmeyin. Ayrıca burada Akdeniz'den tutulan nefis balıkları tadabileceğiniz bir çok Restoran var. Bu alternatifi de mutlaka değerlendirin.
'Her şeyin başladığı yer'e gidin

Wednesday, February 17, 2010

Doğu Anadolu nun kar rekoru bu kış Sarıkamış ta

Havayolu ulaşımının yaygınlaşması, bölgedeki Turizm yatırımlarının artması nedeniyle son yıllarda yıldızı hızla parladı. Bu sezonda ise güçlü güney rüzgarları Türkiye’nin tüm kayak merkezlerindeki kar kalınlıklarını azaltırken, Sarıkamış’ta kar kalınlığı 130 santim civarında kaldı. Palandöken hariç Doğu Anadolu’nun diğer kayak merkezlerinin çeşitli sorunlarla boğuşması da Sarıkamış’a rağbeti artırdı. Otellerin sömestr rezervasyonları dolmak üzere. Bölgedeki turizmciler 2010 sezonuna umutla bakıyor.

Sarıkamış Kayak Merkezi, Kars’ın güneybatısındaki Güllü Dağları üstünde. Kars Havaalanı’na karayoluyla 50 kilometre uzaklıkta. İstanbul’dan uçakla yola çıkıldığında, en geç 2,5 saat sonra ayağınıza kayaklarınızı geçirip Dünyanın en güzel pistlerinden birinde kayağa başlayabiliyorsunuz.


ÇIĞ TEHLİKESİ YOK


Cıbıltepe’deki kayak merkezi dünyanın en uzun kayak pistlerinden birine sahip. Bu nedenle “Türkiye’nin Innsbruck’u” diye adlandırılıyor. Günde 5 bin kişi yararlanabiliyor. Sarıkamış’ı diğer pistlerden ayıran özelliklerin başında bölgeye yağan karın cinsi ve oranı geliyor. Sarıkamış dışında sadece Alpler’de bulunan kristal kar, kayak sporu için son derece elverişli. Yılın büyük bir bölümünün güneşli geçmesine rağmen, kar ilk yağdığı günkü özelliğini kaybetmiyor. Kars’ta kışın ortalama gündüz sıcaklıkları 3-4 derece (en düşük - 34). Kayak sezonu Türkiye’nin diğer merkezlerine oranla uzun. En uygun dönem kasım sonu, nisan başı arasında. Cıbıltepe, normal koşullarda yılda ortalama dört ay, yaklaşık 1 metre karla kaplı. Alp ve Kuzey disiplini kayak türleri yapılabildiği gibi tur kayağı ve kızaklı geziler için mükemmel parkurlar var. PİSTLER 9’A ÇIKTI ÇILGIN PİSTİ AÇILDISarıkamış Kayak Merkezi’nin kayak pistlerinde çığ tehlikesi yok, çünkü çevresi sarı çam ormanlarıyla kaplı. Pistler rüzgara karşı korunaklı. Çamkar Otel’in yanından başlayan Sarıçam Kayak Tesisleri, saatte 2400 kişi kapasiteli, Bilgisayar donanımlı telesiyeji ile Türkiye’nin en büyük kayak tesislerinden birisi. Cıbıltepe’deki kayak alanları 2200’den 2900 metreye yükselen bir platoda yer alıyor. Kayak merkezinin 1435 metrelik telesiyeji saatte 1800 kişiyi, 2250 metre uzunluğundaki ise saatte 800 kişiyi taşıyor. Yeni açılan iki yeni pistle birlikte toplam pist sayısı dokuza ulaştı. En uzunu 3500 metre uzunluğunda. Toplamları 25 kilometreyi buluyor. Pistler iki etaplı. Zirveden birinci etaba beş, buradan aşağıya iki pist yer alıyor. İlaveten zirveden Karanlık Dere denilen bölgeye iki pist iniyor. Bu bölgede 200 metrelik snowboard pisti bulunuyor. Birinci etaptaki 2400 metrelik pist yeni başlayanlar için. 2200 metrelik ikinci etabın dört pisti farklı zorluk derecelerinde. 1610 metredeki Karanlık Dere pisti ise yüzde 28 eğime sahip. Sarıkamışlıların “Çılgınlar Pisti” ismini taktığı parkur sadece çok usta sporculara açık. Ayrıca, 5 kilometresi Uluslararası Federasyon tarafından tescilli Cross Country Alanı (Toplam uzunluğu 50 kilometre) kullanıma açık. Tüm bölgedeki telesiyejlerin kapasitesi ise saatte 2400 kişi.




NEREDE KALINIR?

Sarıkamış Kayak Merkezi’nde bir beş yıldızlı, iki üç yıldızlı Otel bulunuyor. Üç otelin inşaatı sürüyor. İlçe merkezinde de konaklanabilecek belediye ruhsatlı oteller, ayrıca kamu kurumlarına ait ve turizme açık Öğretmenevi, Orduevi ve Kızılay otelleri bulunuyor. ? Toprak Oteli: Altı yıl önce açıldı, beş yıldızlı. 350 yataklı, 145 odalı. Türklerin yanı sıra Rus, Ukrayna, Gürcistan, İtalya ve İran’dan müşteriler ağırlıkta. Sömestr fiyatları tam pansiyon, limitsiz yerli içki dahil kişi başı 230 TL. Özel kampanyalar ve tanıtım sayesinde şu sıralar doluluk oranı yüzde 100. Şubat ayına kadar yer yok. (Tel: 0474 413 41 11) ? Çamkar Oteli: Üç yıldızlı, 155 yataklı. Diskosundan jakuzili saunasına, kış bahçesinden çocuk Oyun alanlarına kadar pek çok sosyal alanı bulunuyor. Mönüde yerel yemekler ağırlıkta. Restoranı kaz yemeklerinde iddialı. Sömestr rezervasyonları geçen hafta yüzde 70’e ulaşmıştı. Çift kişilik odada kişi başı tam pansiyon 180 TL. (Tel: 0474 413 52 59) ? Kar Otel: Üç yıldızlı. 23 standart odası, bir süiti var. Müşterilerinden yüzde 40’ı yurtiçinden. Sömestr rezervasyonları tamamlanmak üzere. Sömestr fiyatları yarım pansiyon 140 TL. Sabah akşam açık büfe yemekler, havalimanı transferi bu ücrete dahil. (Tel: 0474 413 51 52)




NASIL GİDİLİR?

 KARAYOLU: İstanbul’dan Kars, karayoluyla 1453 kilometre. İzmir’den 1668, Ankara’dan 1086 kilometre. İstanbul’dan otobüsle 21 saat sürüyor, bilet fiyatları 60 TL civarında. ? UÇAK: THY ve Sun Ekspress’in İstanbul’dan her gün, Anadolu Jet’in Ankara’dan her gün, Sun Ekspress’in İzmir’den salı, perşembe, cumartesi Kars’a direkt uçuşu bulunuyor. THY’nin İstanbul’dan tek yön bilet fiyatları 79 TL’den, Sun Ekspress’in 99 TL’den başlıyor. Kayak merkezindeki otellerin havaalanından ücretsiz servisi bulunuyor. ? DEMİRYOLU: Kars’a her gün Ankara’dan Erzurum Ekspresi, İstanbul’dan Doğu Ekspresi sefer yapıyor. Yolculuk süresi İstanbul’dan 40 saat. Kuşetli 55, yataklı 87 TL. Ankara’dan ise yolculuk 15 saat sürüyor. Kuşetli 42, yataklı 74 TL.

KAYAK KİRASI 20 TL

Sarıkamış Kayak Merkezi’nde kayak baton ve botların günlük kirası 20 TL civarında. Kayak hocalarının ders ücretleri ise ortalama olarak 80-100 TL. Özel ders ücretleri pahalı gelirse, grup eğitimlerini seçip yüzde 50 indirim alabilirsiniz.




GEREKLİ TELEFONLAR




Kars Turizm Danışma Bürosu: 0 474 212 68 17 Kars İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü: 0 474 212 21 79




LEZZET DURAKLARI




Yörenin ünlü cağ kebabı ve kaz yemeklerinin dışında Kars’ta pek çok yerel lezzet tadabilirsiniz. Sarıkamış’taki Antep Sofrası’nda Nurten Yıldız, ısırganlı mantıdan, patatesli velibağına meşhur yemekleri kendisi hazırlıyor. Akşam 22.00’ye kadar açık. (Tel: 0474 4134094) Tandırda pişirilen kaz yemeklerini ilçedeki Güler Yurt Lokantası’nda bulabilirsiniz. Kars merkezinde ise seçenekler daha fazla. Atatürk Caddesi’ndeki Ocakbaşı’nın aşçısı Bünyamin Usta, kaz yemeklerinde iddialı. (Tel: 0474 2120056) Resul Yıldız Caddesi’ndeki Bistro Kar Restoran’a uğrarsanız nohut ve kuzu etiyle hazırlanan piti, mercimekli erişte pilavını, yufka ve yarma buğdayla hazırlanan hıngeli tatmayı unutmayın. (Tel: 0474 212 80 50). Zamanınız varsa Ani Ocakbaşı (Tel: 0474 2120423) ve Nuran Abla’nın Yeri / Kars Kaz Evi (Tel: 0474 2123713) uğramanız gereken diğer iki adres. Kars’a gitmişken, Kars kaşarı almanızı öneririz. Dinlenme süresine göre kilo fiyatları 9-15 TL arasında değişiyor. Sadece mayısta inek sütüyle üretilen Kars gravyerinin tadı müthiştir. Kilo fiyatı 20-25 TL arasında.




STES EMEN TAŞLAR




Sarıkamış obsidyeni olarak bilinen taşlar yönenin en önemli hediyelik eşyaları arasında. Kolye ve yüzük yapılıyor. Vücuttaki elektriği emdiği iddia edilen bu taşlar, SPA salonlarında Stres azaltıcı olarak kullanılıyor. Kars’tan alabileceğiniz diğer hediyelikler: Bebekler, dokuma kilimler, gümüş kemerler. Kazım Paşa Caddesi’ndeki kuyumcularda gümüş kemerlerin fiyatları 450 TL’den başlayıp 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.




MUŞ / Güzeltepe Kayak MerkeziTesis yenilendi

Muş merkezine 14 kilometre uzaklıktaki 800 metre rakımlı Güzeltepe’ye 2003’te il valiliği kayak evi inşa ettirmiş, 300’er metrelik iki babylift kurdurmuştu. Güzeltepe Kayak Merkezi’nin işletme hakkını devralan firma bu yıl 90 milyar TL yatırımla 10 yataklı bir otel, kafeterya ve Restoran kurdu. Üç zorluk aşamasına göre yapılan, üç kilometrelik kayak pistleri genişletildi. Yaz aylarında çelik halatları çalınan iki kilometrelik teleski yenilendi. Geçen yıl bugünlerde Güzeltepe’de kar kalınlığı 30 santimetre civarındaydı. Ancak bu yıl henüz kar yağmadı. (Tel: 436 212 64 94)




ELAZIĞ / Hazar Baba Kayak Merkeziİki hafta içinde açılıyor

İl merkezine 33, Sivrice ilçesine 6 kilometre uzaklıktaki kayak merkezi göl manzaralı. 2000 yılında açılan tesisin pist uzunluğu 1200 metre, genişliği 3500 metre. Kayak merkezini bu yıl devralan Sivrice Kaymakamlığı, teleskiyi yeniledi, kiralanmak üzere yeni kayak malzemeleri satın aldı. Yeni işletmeci bulunana kadar, kaymakamlık tarafından işletilecek tesisler günübirlik kullanılıyor. Kayak dersleri veriliyor. Hazar Baba’dan yararlananlar Sivrice merkezindeki otellerde ve Öğretmenevi’nde konaklayabiliyor. Tesisler ve kar durumu hakkında güncel bilgiyi Sivrice Kaymakamlığı’ndan edinebilirsiniz. (Tel: 0424 4112014)




ERZİNCAN / Akbulut Kayak MerkeziKayak merkezi açık, otel kapalı

Sakaltutan Geçidi’ndeki Yıldırım Akbulut Kayak Merkezi, il merkezine 42 kilometre uzaklıkta. Kolay, orta, ve zor derecelerdeki pistlerinin uzunluğu 1200 ila 3500 metre arasında. 1046 metrelik bir telesiyeji, 60 yataklı, saunalı, konferans salonlu bir oteli bulunuyor. İl Özel İdaresi’nce özel sektöre kiralanan tesisler, işletmecinin başarısız olması nedeniyle bu yıl Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne devredildi. Teleski ve otelin kafeteryası onarıldı. Kalorifer sistemi arızalı olduğu için şu anda otel açık değil. Ancak şubat sonuna kadar onarımın tamamlanması hedefleniyor. Erzincanlı sporcuların kamp yaptığı tesisler sadece günlük kullanıma açık. Geçen hafta itibarıyla Sakaltutan’daki kar kalınlığı 40 santimetreydi. Tesisler hakkında güncel bilgi için Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nü arayabilirsiniz. (Tel: 0446 223 69 33-34)




BİTLİS / Nemrut, Çiftkaya Kayak MerkeziNemrut’u lodos vurdu Çiftkaya kar bekliyor

Bitlis’in Tatvan ilçesindeki Nemrut Kayak Merkezi bu yıl yenilenmiş, 70 yataklı bir otel açılmıştı. Tesisin 25 yıllık işletme hakkı İl Özel İdaresi’nce 25 yıllığına turizmci Abdülmenaf Kocakaplan’a verilmişti. Yeni sezon hazırlıkları sürerken, üç hafta önce tüm Türkiye’yi etkisi altına alan lodos fırtınası Nemrut Kayak Merkezi’nde büyük hasara yol açtı. Telesiyejin çelik halatları koptu, oturakları söküldü. Otelin çatısının bir kısmı uçtu. Geçen hafta hasar tespit çalışmaları sürdürülüyordu. Onarımın sömestr tatilinden önce tamamlanması beklenmiyor. Nemrut’ta kar kalınlığı da henüz beklenilen düzeye ulaşmadı. Tesislerin son durumu hakkında Kocakaplan’ın Tatvan’daki Kardelen Oteli’nden bilgi alabilirsiniz. (Tel: 0434 827 95 00) Kent merkezindeki, Türkiye’nin en dik pistine sahip Çiftkaya Kayak Tesisleri, Gençlik Spor Müdürlüğü’nce işletiliyor. Tesisin 70 yatak kapasiteli kayak evi, bu yıldan itibaren 40 yatakla hizmet verecek. Tesis, kent merkezindeki otellere yakın olduğu için sorun yaşanmıyor. 726 metre uzunluğunda teleskisi, 10 kişilik eğitimci kadrosu bulunan kayak merkezinde bu yıl tek eksik kar! Bu haftadan itibaren gelecek soğuk hava dalgasıyla pistlerin kar tutması bekleniyor. Kayak evindeki konaklamalarda geçen yılın ücretleri geçerli: Kişi başı 15 TL, gruplara tam pansiyon konaklama kişi başı 40 TL. (Tel: 0434 226 87 55)


Doğu Anadolu’nun kar rekoru bu kış Sarıkamış’ta

Tuesday, December 29, 2009

Köpekbalığı avcılarının okyanus esintili kasabası

Sahile çekilmiş birkaç balıkçı kayığının manzarası nostaljik... Denizden esen serin rüzgâr, masmavi gökyüzü ve yakan güneşiyle tipik bir yaz günü... Kumsal yürüyüş yapanlar ve güneşlenenlerle dolu. Kimileri kayalıkların üzerinden balık tutmayı deniyor. Uruguay’ın bu okyanus beldesinde binlerce yıldan beri doğanın hükmü geçiyor. Rüzgâr durmaksızın eserek granit kayaların altın kumlara gömülmesine yol açıyor, ardından iç kesimlere doğru yolculuğuna devam ediyor. Sahili boydan boya kat ederek okyanustan Laguna Negra’ya (Siyah Lagün) kadar yayılan altın kumsallar, tamamen bu rüzgârların ürünü... Yağmurla oluşan erozyon kumulların şeklini bir anda değiştiriveriyor. Sahildeki devasa granit kayalıklar arasından yolunu bulan kumlar tuhaf biçimli tümseklere dönüşüyor, üzerini bitkiler kaplıyor.Yükseklerden gelen dereler ve yağmur, bu kumulların arasında minik göletler oluşturuyor. Bu da yörenin envai türde bitkilerine Yaşam ortamı sunuyor.KURULUŞ VESİLESİ ASTIMLI BİR ÇOCUKPunta del Diablo, ülkenin doğusundaki Rocha Bölgesi’nde. Başkent Montevideo’nun 300 kilometre kuzey- doğusunda. Vaktiyle küçük bir balıkçı köyüymüş, bugün popüler bir sahil beldesi. Arjantinli, Brezilyalı ve Avrupalıların gözdesi. Kumsalları, “trident” olarak adlandırılan üç kayalık dağla adeta damgalanıyor. Bu bölge aynı zamanda Santa Teresa ve San Miguel ulusal parklarının da yakınında. Punta del Diablo’nun daimi nüfusu yalnızca 650 kişi. Çoğunu balıkçılar, zanaatkârlar oluşturuyor.Kasabanın kuruluşu 70 yıl öncesine uzanıyor. Vuelta del Palmar’da küçük bir arazi sahibi olan Rocha Ailesi, çocukları astım hastalığına yakalanınca, doktorların önerisiyle bu bölgeye geldi. Martinez Ailesi’ne ait dağlık arazide bir çiftlik kurdu. Yazları sahile indi. Küçük çocuğun bedeni okyanus havasıyla güçlendi. Bay Rocha, kışın balık sezonunda da sahildeki evine geliyordu. Ardından 1942’de, köpekbalığı avlayıp ciğerini Asya ülkelerine satan balıkçılar kulübeler kurdu. Onları, ülkenin iç bölgelerinde yaşayıp hayatlarını değiştirmek isteyen köylüler izledi. Böylece bir balıkçı kasabası oluştu. Pamuktan “tasajo” dedikleri ağlar örüp, yıllarca umutlu denize açıldılar, hayatlarını böyle kazandılar. 1990’larda bölgeye sürekli gelen, yerleşmeye karar veren turistler ilk tesisleri kurdu. Kasabanın tanıtımına girişti. Bugün, yerli halkın kısaca “Punta” olarak adlandırdığı Punta del Diablo, gelişmiş altyapısı, birinci sınıf restoranları, şirin butikleriyle cıvıl cıvıl bir Tatil belde. 40 DOLARA EV KİRALAYINSanatçı ve zanaatkârlar her daim işbaşında. Tatilciler gündüz plaja, gece ise pub, Restoran ve barlara akıyor. Restoranların özellikle kızarmış kalamarları çok lezzetli. Marmelatlı pastalar ve “dulce de leche” isimli sütlü tatlılar tatmaya değer. Kasaba oldukça ucuz. Birkaç kişinin kalabileceği bir evin gecelik ücreti 40 dolar. Bu nedenle özellikle aileler, öğrenciler ve huzur arayanlar için ideal.ÇEVREDE GÖRÜLECEK YERLER· Aguas Dulces: Göz alabildiğine uzanan kumsala küçük çiftlikler, kulübeler kurulmuş. Kumsalda yürüyüşe çıktığınızda karaya oturmuş çok sayıda geminin enkazıyla karşılaşacaksınız. · Bosque de Ombues Monte Grande: Valizas İskelesi’nden günübirlik tekne turlarıyla gidebilirsiniz. · Cabo Polonio: Kayalık alan doğal bir fok yuvası. Çığlıkları uzaklardan bile duyuluyor. Fokları güneşlenirken, dalgalarla oynarken seyredebilirsiniz. · Centro de Tortugas Marinas del Uruguay: Denizkaplumbağası cenneti. · Chuy: Rocha Bölgesi ile Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyaletleri arasında tam bir Alışveriş cenneti. Uruguay-Brezilya Bulvarı’nın Uruguay tarafı vergisiz mağazalarla, Brezilya tarafı rengârenk dükkânlarla dolu. · Fortaleza de Santa Teresa: Uruguay’ın en görkemli tarihi miraslarından biri. Kaleyi 1762’de Portekizliler inşa etmeye başlamış, İspanyollar tamamlamış. Bağımsızlık savaşlarından sonra toprağa gömülen yapıyı 1928’de arkeolog Horacio Arredondo yeniden gün ışığına çıkarmış. İçinde silahhane, şapel, Müze, orijinal mönüleriyle asker mutfağı replikası bulunuyor. · La Bara Grande Bosque de Ombues: Rehber eşliğinde Ombu ormanında çıkacağınız turda bölgenin hayvan ve bitki türlerini gözlemleyebilirsiniz. · La Paloma: Atlantik Okyanusu’nda Santa Maria Burnu üzerinde 20 kilometrelik muhteşem bir kumsal, turist cenneti. Fenerin tepesinden bakıldığında iki körfez güvercini andırıyor. · Laguna Negra: “Ölüm Lagünü”ne geçmişte yerliler cenazelerini getirirmiş. Doğal ormanlar, palmiyelikler ve bataklıklala çevrili bir doğa cenneti. · Parque Santa Teresa: Üç bin hektarlık alanı kaplayan ulusal park 2 milyon ağaca ev sahipliği yapıyor. Egzotik bitkileri, 330 türün yetiştiği gül bahçesiyle ünlü. Temiz, bakımlı bir park.
Köpekbalığı avcılarının okyanus esintili kasabası

Monday, December 14, 2009

Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Batum, Lazistan Sancağı’nın merkeziydi. Üç asır Osmanlı, bir asır Rus denetiminde kaldığı halde, kentte iki ulusa ait önemli eser bulunmuyor. Herhalde “Tanrı bu vilayete o kadar cömert davranmış ki, katkımıza gerek yok” diye düşündüler. Kent geniş bir düzlükte kurulu. Sırtını, sağını ve solunu yemyeşil, çoğu zaman karlı dağlara vermiş, gönlünü ise Karadeniz’e açmış. Kilometrelerce kumsal, yemyeşil doğa, ne lazım bina! Batum otomobille Trabzon’dan bir buçuk saat. Aracın Gürcistan’a girişebilmesi için, sahibinin de içinde olması şart. İstanbul’dan uçakla direkt ulaşım da mümkün. Zaten Türkiye’nin bir iç havaalanı olarak da kullanıyor. Aracımızı hudutta park edip, bavullarımızı elimize alıyoruz, kapıdan içeri giriyoruz. Ne vize soran var ne de ters bir bakış atan ya da aşağılayan... Sarp Sınır Kapısı’nın Gürcistan tarafında Batum’a giden minibüsler olduğunu öğrenmiştik. Yanımıza bir Gürcü yanaşıyor. “Taksi var,” diyor Türkçe, “Batum 100 Lari.” Lari, Gürcü parası, aşağı yukarı TL’ye eşit değerde. Başka kentlerde yediğimiz kazıkların tecrübesiyle, pazarlık bile yapmadan minibüs durağına yönelip sıradaki araca biniyoruz. Minibüs biraz eskice ama ücret kişi başı bir Lari. (Dönüşte taksinin de gerçek ücretini öğreniyoruz: 20 Lari.) Otogardan yakındaki kentlere otobüs seferleri var: Tiflis, Soçi, Bakü, Erivan...Sarp’ın yanıbaşındaki Kemalpaşa’dan bavul ticareti yapan Gürcüler, balya ve kutularla doluşunca, 15 kişilik minibüste nefes alacak küçük bir alan kalıyor. Yol, dört şerit olmasa da, son dere düzgün. Her taraf yemyeşil. Bizim yok ettiğimiz kumsallara Gürcüler gözleri gibi bakmış. Tesisler bakımsız, yıkık dökük olsa da, kumsala dokunulmamış. Yol sahile uzaktan geçiyor.Kent merkezinde iniyoruz. Otogar, Türkiye’nin 40 sene önceki kasaba terminallerini andırıyor. Çoğu eski araçların. Arada son model cipler cirit atıyor. ŞOFÖRÜN TUHAF CEVABITabelalarda Gürcü ve Latin harfleri kullanılmış. Gürcü alfabesine bakarak bir şeyler çıkarmak imkânsız. İbrani ve Hint alfabesini andıran acayip bir şey. Ülkede Ruslara ait ne varsa ortadan kaldırılmış. Tek Rusça tabela yok. Her sokakta birkaç tane bulunan Döviz büfelerindeki rubleler kalmış sadece. Buna karşılık Türk etkisi hemen hissediliyor. Bir sürü Türk markalı ürün, dükkân tabelası göze çarpıyor. Döviz büfelerinde Euro, Dolar, Ruble ile birlikte TL de alınıp satılıyor. Oturup soluklanacak kafeterya, pastane aramak nafile. Bakkal, büfe bile nadir. Valiz elde Otel ararken, bir yandan kenti tanıyoruz. İlk izlenimimiz aynen sürüyor, kent harabe. Rastladığımız otellerde kalmaktansa memlekete dönmek daha iyi. Zaten bir ara bunu geçiriyoruz aklımızdan.Bir büfeden soda içip, işaretle fiyatını soruyorum. Sekiz lari! Bilsem şişeyi açmazdım. Parayı uzatınca gerçek fiyat çıkıyor ortaya: 80 kuruş. Keşke pazarlık yapıp 60’a indirseydim! Caddeler erkeklerin işgali altında. Kadın sayısı o kadar az ki. Ana caddeden sahile yürüyüp yay çizerek başladığımız noktaya dönüyoruz. Yolda tek turist enformasyon bürosu yok. Bir Vestel mağazasına giriyoruz. Gürcü tezgahtar akıcı Türkçe konuşuyor. Mağaza yöneticisi çok daha cana yakın çıkıyor. Bize iki otel tavsiye ediyor: Beş yıldızlı İntourist ve İstanbul. Arayıp fiyatlarını öğreniyor. İlki adam başı 175 dolar, diğeri 60! Nedeni kentte otel sayısının azlığı. Bindiğimiz taksinin şoförü ufacık şehri henüz öğrenememiş. Yolda adres sorarak buluyor otelimizi. Neredeyse bizden tarif isteyecek. İstanbul Otel adına layık. Temiz, düzenli. Kablosuz internet bile var. Derhal arkadaşlarıma bir mesaj çekiyorum: Memleketin kıymetini bilin! Otelin sahibi Borçkalı bir Laz. Bize çok yardımcı olduğu için oteldeki tuhaflıkları görmezden geliyoruz: Örneğin asansörde beşe basıp, altıya çıkıyoruz. Tuvalette taharet tertibatı var, musluk yok! Eşyalarımızı yerleştirip, bizim için kiralanan otomobille yola düşüyoruz. Şoför biraz Türkçe biliyor. Seveceğimizi düşünüp, birbiri ardına arabesk şarkılar çalıyor teypte. Bayılıyoruz!!! Gürcistan denince aklımıza hep çeteler gelir. Şoföre soruyoruz: Gürcistan’da mafya var mı? Suratına gülümseme yayılıyor. “Mafya Saakaşvili’nin kendisi.”SPUTNİK TEPESİ’NDEN MANZARA DOYUMSUZŞehirdeki fiyatlar, bizim Karadeniz kentleri seviyesinde. Benzin yarı fiyatı. Gürcülerin gururu, şehre 5 kilometre mesafedeki Botanik Bahçesi’ne götürülüyoruz. Oysa Karadeniz’in her yanı botanik parkı. Sonra Kobuleti’ye gidiyoruz. Bakımlı, turistik bir kasaba. Kumsalı uzun, denizi temiz. Yazın plajları doluyor. Ardından Sputnik Tepesi’ne tırmanıyoruz. Kent ayaklarımızın altında. Olumsuz izlenimimiz bir anda siliniyor. Müthiş bir coğrafya. Dağların yamaçlarındaki evler tipik Karadeniz mimarisi. Birbirinden uzak, bir ya da iki katlı, önlerinde tarla ve bahçeler.Kentteki binalar maksimum 7-8 kat. En yüksek bina tadilattaki Sheraton. Otel, Ruslar’ın Varşova’da, Varşova Paktı onuruna inşa ettiği, sonra Alışveriş merkezine dönüştürülen binanın kopyası sanki. Ruslar tutumlu insanlar anlaşılan. Mimara tek Proje için para vermiş, sonra küçültüp Batum’da kullanmışlar.Sürücü bu defa sahile götürüyor bizi. O anda, kente haksızlık ettiğimize karar veriyoruz. Sahil tarafı, suni bir göl etrafında son derece güzel parklar, yürüyüş alanları ve şirin barakalarda hizmet veren restoranlarla dolu. Batum’da birkaç kilise ve oldukça ufak bir cami çarpıyor gözüme. Şişmanca bir adam namaz kılmaya kalksa, secdeye vardığında poposu dışarıda kalır. Akşam otelde yemek yiyoruz. Restoran en üst katta, Batum ayaklarımızın altında. Kentin bazı bölümleri şaşaalı, çoğunluğu ise perişan...Vaktiniz varsa, atlayın arabaya gidin Rize’ye, muhlama, fasulye turşusu kavurması ve Laz böreği yiyip geri gelin. Vaktiniz yoksa muteber otellerin restoranlarında veya sahildeki lokantalarda Türk mutfağının ürünleri tadılabilir. Yerel mutfağı denemek istiyorsanız Gorki Caddesi’ndeki restoranları deneyebilirsiniz. Abhaz mutfağını merak ediyorsanız, Era Caddesi’ndeki Sazandari’ye uğrayabilirsiniz. Ninosvili Caddesi’nde, gençlerin tercih ettiği Octopus Cafe, yemekleriyle olmasa da sanatsal atmosferiyle iddialı.Heykeltraş Zurab Tzereteli tarafından dekore edilmiş. Kafenin mönüsünde ahtapot aramayın, kaçapuri tadabilirsiniz. NEREDE KALINIRKesenize güveniyorsanız Intourist’te. Biraz hesaplı olsun diyorsanız İstanbul Otel’de. Yok, ucuz olsun diyorsanız orada duracaksınız! Bir sürü ucuz otel var Batum’da. Fakat kalmak cesaret istiyor.
Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Basra Körfezi nin parlayan incisi

Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş Alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı. BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ


Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.


KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ


1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara Otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son yıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.


2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ


Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi Restoran Il TeatroŞafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi Otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkınDoha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir Mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel Müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze. ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYORSize tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. işsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!


ÇÖPÇATAN BLUETOOTH


Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta Oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin Bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız.


Basra Körfezi’nin parlayan incisi

Tuesday, December 8, 2009

Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur

Batum, Lazistan Sancağı’nın merkeziydi. Üç asır Osmanlı, bir asır Rus denetiminde kaldığı halde, kentte iki ulusa ait önemli eser bulunmuyor. Herhalde “Tanrı bu vilayete o kadar cömert davranmış ki, katkımıza gerek yok” diye düşündüler. Kent geniş bir düzlükte kurulu. Sırtını, sağını ve solunu yemyeşil, çoğu zaman karlı dağlara vermiş, gönlünü ise Karadeniz’e açmış. Kilometrelerce kumsal, yemyeşil doğa, ne lazım bina! Batum otomobille Trabzon’dan bir buçuk saat. Aracın Gürcistan’a girişebilmesi için, sahibinin de içinde olması şart. İstanbul’dan uçakla direkt ulaşım da mümkün. Zaten Türkiye’nin bir iç havaalanı olarak da kullanıyor. Aracımızı hudutta park edip, bavullarımızı elimize alıyoruz, kapıdan içeri giriyoruz. Ne vize soran var ne de ters bir bakış atan ya da aşağılayan... Sarp Sınır Kapısı’nın Gürcistan tarafında Batum’a giden minibüsler olduğunu öğrenmiştik. Yanımıza bir Gürcü yanaşıyor. “Taksi var,” diyor Türkçe, “Batum 100 Lari.” Lari, Gürcü parası, aşağı yukarı TL’ye eşit değerde. Başka kentlerde yediğimiz kazıkların tecrübesiyle, pazarlık bile yapmadan minibüs durağına yönelip sıradaki araca biniyoruz. Minibüs biraz eskice ama ücret kişi başı bir Lari. (Dönüşte taksinin de gerçek ücretini öğreniyoruz: 20 Lari.) Otogardan yakındaki kentlere otobüs seferleri var: Tiflis, Soçi, Bakü, Erivan...Sarp’ın yanıbaşındaki Kemalpaşa’dan bavul ticareti yapan Gürcüler, balya ve kutularla doluşunca, 15 kişilik minibüste nefes alacak küçük bir alan kalıyor. Yol, dört şerit olmasa da, son dere düzgün. Her taraf yemyeşil. Bizim yok ettiğimiz kumsallara Gürcüler gözleri gibi bakmış. Tesisler bakımsız, yıkık dökük olsa da, kumsala dokunulmamış. Yol sahile uzaktan geçiyor.Kent merkezinde iniyoruz. Otogar, Türkiye’nin 40 sene önceki kasaba terminallerini andırıyor. Çoğu eski araçların. Arada son model cipler cirit atıyor. ŞOFÖRÜN TUHAF CEVABITabelalarda Gürcü ve Latin harfleri kullanılmış. Gürcü alfabesine bakarak bir şeyler çıkarmak imkânsız. İbrani ve Hint alfabesini andıran acayip bir şey. Ülkede Ruslara ait ne varsa ortadan kaldırılmış. Tek Rusça tabela yok. Her sokakta birkaç tane bulunan Döviz büfelerindeki rubleler kalmış sadece. Buna karşılık Türk etkisi hemen hissediliyor. Bir sürü Türk markalı ürün, dükkân tabelası göze çarpıyor. Döviz büfelerinde Euro, Dolar, Ruble ile birlikte TL de alınıp satılıyor. Oturup soluklanacak kafeterya, pastane aramak nafile. Bakkal, büfe bile nadir. Valiz elde Otel ararken, bir yandan kenti tanıyoruz. İlk izlenimimiz aynen sürüyor, kent harabe. Rastladığımız otellerde kalmaktansa memlekete dönmek daha iyi. Zaten bir ara bunu geçiriyoruz aklımızdan.Bir büfeden soda içip, işaretle fiyatını soruyorum. Sekiz lari! Bilsem şişeyi açmazdım. Parayı uzatınca gerçek fiyat çıkıyor ortaya: 80 kuruş. Keşke pazarlık yapıp 60’a indirseydim! Caddeler erkeklerin işgali altında. Kadın sayısı o kadar az ki. Ana caddeden sahile yürüyüp yay çizerek başladığımız noktaya dönüyoruz. Yolda tek turist enformasyon bürosu yok. Bir Vestel mağazasına giriyoruz. Gürcü tezgahtar akıcı Türkçe konuşuyor. Mağaza yöneticisi çok daha cana yakın çıkıyor. Bize iki otel tavsiye ediyor: Beş yıldızlı İntourist ve İstanbul. Arayıp fiyatlarını öğreniyor. İlki adam başı 175 dolar, diğeri 60! Nedeni kentte otel sayısının azlığı. Bindiğimiz taksinin şoförü ufacık şehri henüz öğrenememiş. Yolda adres sorarak buluyor otelimizi. Neredeyse bizden tarif isteyecek. İstanbul Otel adına layık. Temiz, düzenli. Kablosuz internet bile var. Derhal arkadaşlarıma bir mesaj çekiyorum: Memleketin kıymetini bilin! Otelin sahibi Borçkalı bir Laz. Bize çok yardımcı olduğu için oteldeki tuhaflıkları görmezden geliyoruz: Örneğin asansörde beşe basıp, altıya çıkıyoruz. Tuvalette taharet tertibatı var, musluk yok! Eşyalarımızı yerleştirip, bizim için kiralanan otomobille yola düşüyoruz. Şoför biraz Türkçe biliyor. Seveceğimizi düşünüp, birbiri ardına arabesk şarkılar çalıyor teypte. Bayılıyoruz!!! Gürcistan denince aklımıza hep çeteler gelir. Şoföre soruyoruz: Gürcistan’da mafya var mı? Suratına gülümseme yayılıyor. “Mafya Saakaşvili’nin kendisi.”SPUTNİK TEPESİ’NDEN MANZARA DOYUMSUZŞehirdeki fiyatlar, bizim Karadeniz kentleri seviyesinde. Benzin yarı fiyatı. Gürcülerin gururu, şehre 5 kilometre mesafedeki Botanik Bahçesi’ne götürülüyoruz. Oysa Karadeniz’in her yanı botanik parkı. Sonra Kobuleti’ye gidiyoruz. Bakımlı, turistik bir kasaba. Kumsalı uzun, denizi temiz. Yazın plajları doluyor. Ardından Sputnik Tepesi’ne tırmanıyoruz. Kent ayaklarımızın altında. Olumsuz izlenimimiz bir anda siliniyor. Müthiş bir coğrafya. Dağların yamaçlarındaki evler tipik Karadeniz mimarisi. Birbirinden uzak, bir ya da iki katlı, önlerinde tarla ve bahçeler.Kentteki binalar maksimum 7-8 kat. En yüksek bina tadilattaki Sheraton. Otel, Ruslar’ın Varşova’da, Varşova Paktı onuruna inşa ettiği, sonra Alışveriş merkezine dönüştürülen binanın kopyası sanki. Ruslar tutumlu insanlar anlaşılan. Mimara tek Proje için para vermiş, sonra küçültüp Batum’da kullanmışlar.Sürücü bu defa sahile götürüyor bizi. O anda, kente haksızlık ettiğimize karar veriyoruz. Sahil tarafı, suni bir göl etrafında son derece güzel parklar, yürüyüş alanları ve şirin barakalarda hizmet veren restoranlarla dolu. Batum’da birkaç kilise ve oldukça ufak bir cami çarpıyor gözüme. Şişmanca bir adam namaz kılmaya kalksa, secdeye vardığında poposu dışarıda kalır. Akşam otelde yemek yiyoruz. Restoran en üst katta, Batum ayaklarımızın altında. Kentin bazı bölümleri şaşaalı, çoğunluğu ise perişan...Vaktiniz varsa, atlayın arabaya gidin Rize’ye, muhlama, fasulye turşusu kavurması ve Laz böreği yiyip geri gelin. Vaktiniz yoksa muteber otellerin restoranlarında veya sahildeki lokantalarda Türk mutfağının ürünleri tadılabilir. Yerel mutfağı denemek istiyorsanız Gorki Caddesi’ndeki restoranları deneyebilirsiniz. Abhaz mutfağını merak ediyorsanız, Era Caddesi’ndeki Sazandari’ye uğrayabilirsiniz. Ninosvili Caddesi’nde, gençlerin tercih ettiği Octopus Cafe, yemekleriyle olmasa da sanatsal atmosferiyle iddialı.Heykeltraş Zurab Tzereteli tarafından dekore edilmiş. Kafenin mönüsünde ahtapot aramayın, kaçapuri tadabilirsiniz. NEREDE KALINIRKesenize güveniyorsanız Intourist’te. Biraz hesaplı olsun diyorsanız İstanbul Otel’de. Yok, ucuz olsun diyorsanız orada duracaksınız! Bir sürü ucuz otel var Batum’da. Fakat kalmak cesaret istiyor.
Ha uşağum, bu ne biçum şehirdur