Showing posts with label Eğlence. Show all posts
Showing posts with label Eğlence. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Baharın ilk tatilini yapmak isteyenler...

İSTANBUL - EtsTur Kültür Turları Müdürü Serdar Eşmeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı hafta sonuyla birleştirmek isteyenlerin, farklı yörelerin tarih, Eğlence, Müzik ve yemek kültürünü tanıtan ''Anadolu Kültür Turları''nı tercih edebileceğini söyledi.
Likya, Safranbolu-Ilgaz-Amasra-Bartın ya da Assos, Bozcaada, Foça, Ayvalık, Cunda gibi yerlerin kültür turları kapsamında ilgi gördüğünü belirten Eşmeli, şu bilgileri verdi:
- Adını tarihi Likya uygarlığından alan ve Muğla yöresine yönelik gerçekleştirilen tur 22 Nisanda başlayacak. Misafirlerimizi Dalyan'ın rahatlatıcı doğası karşılayacak. Dalyan'daki ilk tekne turuyla birlikte Ölüdeniz ve Kelebekler Vadisi ile 12 Adalar tekne turları sizi maviye doyuracak. Bu özel turla hem Kral Mezarları'nı gezebilecek hem de caretta carettaları görebileceksiniz. Üç gece Otel konaklamalı turun fiyatı 271 TL'den başlıyor.
- Dünyanın sayılı güzelliklerinden olan Kapadokya, kültür turları kapsamında ilgi görüyor. 22 Nisan akşamı yola çıkarak, peri bacaları arasında dolaşabilir, balonla yöreyi yukarıdan inceleyebilir, yer altı mağaralarının ilgi çekici hikayesini öğrenebilirsiniz. Turun fiyatı 330 TL'den başlıyor.
- Karya turuna çıkanlar, Efes Antik Kenti'nin ilgi çekici hikayesini dinleyebilir, ünlü Şirince Şarapları'nı tadabilir ve Azmak Çayı'nda tekne turuna çıkabilir. Üç gece otel konaklamalı turun fiyatı 229 TL'den başlıyor. - Safranbolu-Ilgaz-Amasra-Bartın'ı kapsayan Bitinya turunun çok sıcak olmayan bir dönemde gezginlere yeni yerler keşfetme fırsatı veriyor. 23 Nisanda yola çıkacak üç gece otel konaklamalı turun fiyatı 330 TL'den başlıyor.
- Yüzyıllardır şifa dağıtan Pamukkale de güzel bir Tatil alternatifi olabilir. Bu turun fiyatı ise 329 TL'den başlıyor.
YURT DIŞI TATİL FIRSATLARI 23 Nisan tatilinde yeni ülkeler görmek isteyenler için de farklı seçenekler bulunuyor.
- Gösterişli katedraller, kuleler, köprüler ve müzeler arasında keyifle geçecek Prag turu, 22 Nisanda başlayacak ve üç gece sürecek. Fiyatlar ise 299 euro'dan başlıyor.
- Yunanistan'ın en gözde üç şehri, Selanik, Atina ve Kalambaka'nın bahar aylarında görülmeye değer... 20 Nisanda hareket edecek turun fiyatı 299 Euro'dan başlıyor.
- İtalya'nın sıcak kültürünü tanıma fırsatı sağlayan Roma turu da 22 Nisanda başlayacak ve turun satış fiyatı ortalama 499 Euro.
ÇOCUKLARIYLA TATİL PLANI YAPAN AİLELER İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ - Tunus turu 22 Nisanda hareket edecek. Üç gece, beş yıldızlı otelde yarım pansiyon konaklama transferler, Türkçe rehberlik hizmeti dahil paket fiyatı kişi başı 349 Euro'dan başlıyor.
- Filler adası Sri Lanka'da çocuklarınızla farklı bir kültürü keşfedebilirsiniz. 20 Nisanda yola çıkacak ve yedi gece sürecek turda, beş yıldızlı otellerde 999 Euro'dan başlayan fiyatlarla konaklayabilirsiniz.
Baharın ilk tatilini yapmak isteyenler...

Sunday, February 28, 2010

Kontrol delisi misiniz?

İSTANBUL - Peki kontrol delisi ne demek, kontrol delisi olmak bir rahatsızlık mı ve eğer öyleyse bu durumda ne yapmak gerekir? Amerikan Hastanesi’nden Uzman Psikolog Aslı Akkan, bu durumun psikolojide Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu olduğunu söyledi. "Bu durum, hata yapma, eksik ve yetersiz olma gibi korkular ile "Yaşamımı devam ettirebilemek için kontrolde olmalıyım" gibi fonksiyonel olmayan temel inançların bulunması halidir. Yani Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu olarak da tanımlanan durumdur" diyen Akkan, 'kontrol delisi” olma hali hakkında merak edilen soruları şöyle yanıtladı. Kontrol delisi insanlar, bir yerde diğer insanlara güvenmiyorlar. Kendilerini diğer insanlardan daha akıllı ve üstün mü görüyorlar?Bu tip insanlar kendilerini üstün görmekten ziyade diğerlerini yetersiz görürler. Hem kendilerinden hem de çevrelerinden beklentileri oldukça ve çoğu zaman rasyonel olmayan bir biçimde fazladır. Güvensizliklerinin temelinde felaket beklentileri ve bunu ancak kendilerinin önleyebilecekleri yönünde inançları vardır.
Kontrol delisi olmak, psikolojik bir rahatsızlık mıdır?Her ne kadar OKKB’ yani Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğunun tek belirtisi kontrolde olma isteği değilse ve ayrıntılara dikkat, disiplinli olma, katılık, mükemmeliyetçilik, Temizlik, kuralcılık, kararsızlık gibi uç noktalara ulaşan ve işlevsel olmayan yönleri varsa da “kontrol deliliğini”, kişinin işlevselliğini engellediği durumlarda OKKB olarak sınıflandırabiliriz veya “kontrol delisi” olma özelliğini bir tip OKKB özelliği olarak düşünebiliriz.
Evde, işte, arkadaşlıkta, aile hayatında nasıl davranıyorlar? Mesela, kişi Okul veya iş hayatında bir grup projesi yapmakta oldukça zorlanabilir. Tüm projenin sorumluluğunu ve yükünü üstüne almak zorunda olduğu inancına sahiptir. Çünkü kimse o projeyi onun kadar “mükkemel” yapamayacaktır. Başkasına verdiği sorumlulukla birlikte kontrolü de kaybetmiş olacak ve felaketler silsilesini başlatmış olacaktır. Bu, doğal olarak işlevsel olmayan bir süreçtir. Kişi, dört beş kişinin yapıp ancak yerine getirebileceği görevi tek başına üstlenmeye kalkınca, hem diğerleriyle çatışma yaşayacak hem de projeyi tehlikeye sokacaktır. Ayrıca bu yük onu çok yoğun Stres altına sokacaktır ki bu duygudurum OKKB patolojisinin iyice alevlenmesine yol açabilecektir.
Bu kişiler, “kontrolde olma” özelliğinin sıkıntılarını aile ortamına da yansıtabilir. Zevk, Eğlence ve paylaşım için yapılacak olan bir Tatil planı, ailenin kabusu haline dönüşebilir. Çünkü bu kişi, tatil planının her anının mükemmel olması adına kontrolde olmaya çalışacak, her detayı planlayacak ya da planlamaya çalışacak, olası bir aksilikte bunu Dünyanın sonu haline getirecek, sonuçta yoğun öfke, mutsuzluk ve tatminsizlik duygularının ortaya çıkmasına yol açacaktır.
Neden insanlar kontrol delisi olurlar? Doğuştan gelen mi, yoksa sonradan, yaşananlar karşısında geliştirilen bir özellik mi?Farklı psikolojik ekoller OKKB'yi farklı süreçlere dayandırırlar. Bu açıklamalar arasında anne–baba tutumları, biyolojik, Genetik süreçler, öğrenilen davranışların bu durumu tetiklemesi ve irrasyonel düşüncüleri oluşturması sayılabilir. Hipotez sayısı çok olmakla birlikte bu hipotezleri destekleyen Bilimsel çalışma sayısı azdır. Bunların bazıları doğuştan gelen genetik faktörlerin OKKB'ye etkisini göstermekte, kimisi ise öğrenilmiş süreçleri desteklemektedir. Ancak halen tam bir anlaşma sağlanamamıştır.
Kontrol delisi olan insanlar, çevrelerini rahatsız ettiklerinin farkında mıdırlar yoksa yaptıklarının normal olduğunu mu düşünürler?Bu kişilerin tıpkı diğer kişilik bozukluğu patalojilerinde olduğu gibi içgörüleri ya çok azdır veya yoktur. Onlara göre “normal” olan budur. Hatta aksi, kınanacak ve eleştirilecek bir haldir. Bu yüzdendir ki terapiye çoğu zaman bu sorunla değil, bu sorunun yarattığı başka bir sorun ve zorunlu olarak yani başka seçenek kalmadığında başvururlar.Sık karşılaşılan bir rahatsızlık mıdır, daha çok hangi meslek gruplarında görülüyor, böyle bir ayrım var mı? Böyle bir ayrım yapmam zor. Herhangi bir kişilik bozukluğu tanısı koymak, o danışanla uzun bir terapötik süreç içinde olmayı gerektirir. Ancak OKKB bozukluğundan çok, OKKB özelliklerine sahip danışanlarımın olduğunu söyleyebilirim. Son dönemlerde bu özelliklere sahip danışanların sayısının daha fazla olduğunu görmekteyim. Bunun bir sebebi ekonomik krizin yarattığı stres ve kontrol kaybının bu özellikleri alevlendirmesi olabilir. Ancak tam bir sebep sonuç ilişkisi çıkarmak olası değil.
Ayrıca, bu kişilerin OKKB özelliklerinden dolayı yaşadıkları işlevsel sorunlarla değil, daha çok bunların yarattığı eş problemleri, iş veya arkadaş ortamlarındaki zorlanmalardan dolayı geldiklerini de belirtmem lazım. OKKB özellikleri taşıyan çok ender danışan direkt olarak “Ben bu kontrolde olma halini veya isteğini bırakmak istiyorum” diye başvurur. Böyle bir farkındalık durumda bile ifadeleri “Ben bu halimi bırakmalıyım” veya “Bu halimi daha rahat kontrol etmeliyim” gibi patolojileriyle uyumlu fonksiyonel olmayan düşünce kalıpları öndedir.
'Kontrol delisi' misiniz?

Wednesday, February 17, 2010

Güneşi özleyenlerin tercihi Güney yarım küre


Kış ortasında güneş ve kum keyfi çıkarmak isteyenler, altın sarısı kum ve masmavi denizle Maldivler, Seyşeller, Singapur, Phuket'te buluşuyor.

Türkiye’nin yer aldığı Kuzey yarım kürede kış şiddetini artırırken, diğer yarım kürede yaz bütün güzelliğiyle sürüyor. Soğuk havalardan, büyük şehrin ve trafiğin stresinden kaçıp güneşin altında bronzlaşmak, denize girmek isteyenler için yurt dışında birçok Tatil seçenek bulunuyor.

Yaz aylarını özleyenler ve deniz tatili yapmak isteyenler için seyahat acenteleri Seyşeller, Singapur, Phuket, Brezilya gibi yerlere çeşitli taksit seçenekleriyle turlar düzenliyor.

Etstur Yurtdışı Turlar Müdürü Nilüfer Müstecaplıoğlu, kış mevsiminde deniz, kum ve güneş tatili fırsatını değerlendirmek isteyen özel bir kitle bulunduğunu söyledi.

Düzenledikleri turlara katılanların hem Stres atıp, hem de bronzlaşarak Türkiye’ye döndüklerini anlatan Müstecaplıoğlu, "Böyle bir tatil için Maldivler ve Seyşeller’i özellikle öneriyorum. Bununla birlikte Singapur-Phuket-Bangkok ya da Singapur-Bangkok-Pattaya da değişik tercihler olabilir. Üstelik bu bölgelerde vize alma stresi de yaşanmıyor" dedi.

Etstur olarak Ocak-Şubat aylarında isteyenlere bu bölgelerde tatil yapma fırsatı sunduklarını ifade eden Müstecaplıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Deniz, kum, güneş tatili hayalini kuranlar turlarımızı tercih ediyor. Kışın evlenip balayına sıcak bir bölgeye gitmek isteyenler, üst gelir grubuna ait olmasa da para biriktirip veya taksit imkanlarından yararlanarak bu turlara katılanlar da var.

Konuklarımıza özel aktivitelerle farklı bir deneyim yaşatıyoruz. Phuket ve Pattaya da denize girmek için güzel bölgeler. Güney yarım kürede deniz, güneş, kum tatili yapılabilecek diğer bir destinasyon da Brezilya. 2010 Şubat ayından itibaren Brezilya’ya yönelik haftalık turlara başlayacağız. Böylece misafirlerimiz Rio de Jenerio plajlarının keyfini sürebilecek." ‘Maldivler ve Afrika’nın inci kolyesi Seyşeller’ Kristal mavisi suları, tropikal iklimi ve Hindistan cevizi ağaçlarıyla adeta yeryüzündeki cennet Maldivler... Parıltılı sularda yüzmenin yanı sıra doğa harikası adaların su altını da keşfedebilirsiniz.

Pudra inceliğindeki beyaz kumsallarda güneşin sıcaklığını hissetmek isteyenler, Ocak ve Şubat ayları boyunca her Pazartesi, Salı, Perşembe ve Cumartesi yola çıkacak turlarda yerini alabilir. 5 yıldızlı otellerde oda, kahvaltı, konaklama, ulaşım dahil olan tur, bin 149 avrodan başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.

Afrika’nın doğu kıyısında geniş bir alana yayılmış, turkuaz sular üzerinde inci misali yer alan 115 adadan oluşan Seyşeller ise başka bir seçenek. 6 ya da 8 gün süren tura katılmak isteyenler, ulaşım dahil bin 199 avro ayırıyor.

"Uzak Doğu sizi çağırıyor" Romantik bir tatil arayanlar için Phuket adası, doğru bir seçim...

Palmiye ağaçları altında güneşlenmek, masmavi denizinde serinlemek, su altı ve su üstü sporları yapmak için oldukça ideal bir yer olan Phuket, gece hayatıyla da Eğlence arayanlara imkan sunuyor.

Singapur Havayolları ile yola çıkarak, bir gece Singapur’da, 3 gece Phuket, 2 gece Bangkok’ta, bin 99 avroya oda-kahvaltı konaklayabilir, panoramik şehir turlarına katılabilirsiniz. Ayrıca, 899 avrodan başlayan Singapur-Bangkok-Pattaya turunu tercih edebilirsiniz
Güneşi özleyenlerin tercihi Güney yarım küre

Yağmur ormanında bisiklete bindim denizinde köpekbalıklarıyla yüzdüm

Banu Özkan, “Cennetten bir köşeye gittiğimizi biliyorduk ama bu kadar müthiş bir güzellikle karşılaşacağımızı tahmin etmemiştik” diyor. Gideceklere bir de uyarısı var: “Maldivler Eğlence değil dinlence mekanı.”




Maldivler gerçekten de reklamlarda, televizyonlarda, internet fotoğraflarında görüldüğü kadar güzel; rüya gibi bir yer. Yola çıkarken, cennetten bir köşeye gittiğimizi biliyorduk. Ama bu kadar mı güzel olabilir bir yer, bir deniz bu kadar mı berrak olabilir ve bir manzara bu kadar mı etkiler insanı? Yolun uzunluğuna, maceralı oluşuna rağmen bu zorluğa değer. İstanbul’dan Dubai’ye, Dubai’den Male’ye, oradan deniz uçağıyla kalacağımız adaya, oradan tekneyle otelimize ulaşmamız neredeyse 15 saat sürdü. Bu zorlu yolculuktan sonra bir cennete geldik adeta. Hint Okyanusu’nun ortasında sadece palmiyeler, tropik bitkiler, begonviller, Hindistan cevizleri ve masmavi sulardan oluşan Sun Island, Maldivler’deki küçüklü büyüklü 1200 adadan sadece biri, ama büyüklerinden. Her ne kadar en hareketli ve aktiviteli adalardan olsa da, bizim Tatil köylerine bakınca ıssız kalıyor doğrusu...


İÇKİ SADECE OTELLERDE SERBEST


Maldivler’in denizi anlatılacak gibi değil, rengarenk balıklarla yüzüyorsunuz bir kere. Turkuvaz rengi denir ya hani, yeşille mavi arası, işte öyle bir deniz ve bembeyaz kum. Şnorkellerimizi takıp denize daldığımızda hem çevremizdeki balıkları hem de birbirimizi görüyorduk, adeta dev bir akvaryumda yüzer gibi. Yavru köpek balıkları yanınızdan geçiyor yüzerken ve siz bunu o kadar doğal karşılıyorsunuz ki, bir an kendinizi balıkadam gibi hissediyorsunuz. Hint Okyanusu’nda ve Sri Lanka’nın güneyinde yer alıyor Maldiv Cumhuriyeti. Bağımsız bir ülke. Başkenti Male, aynı zamanda en büyük şehri. Uçak zaten Male’ye iniyor. İstanbul’dan bir büyüklük karşılaştırması yapacak olursak, Kadıköy kadar bile yok. Maldiv’in sadece 201 adasında yerleşim var. Örneğin gittiğimiz adalardan Dhigurah’ın toplam nüfusu 650’ydi. Maldivliler Müslüman. Oteller hariç, içki satışı ve kullanımı kesinlikle yasak. Halkı ise son derece güleryüzlü. Maldivler’e giderken gece hayatı, eğlence gibi beklentiniz varsa hüsran yaşayabilirsiniz. Deniz, güneş ve kum haricinde bir hareket yok adalarda. Bizim adamız ki, en hareketli olandı, yine de birkaç Müzik, disko, internet cafe, SPA dışında çok fazla bir aktivite yoktu. Ama zaten bunların hiçbirini aramıyorsunuz, doğa ve deniz sizi öyle büyülüyor ki, sanki başka bir şeyle meşgul olursanız bunları kaçıracakmışsınız gibi geliyor.


30 DAKİKADA BİSİKLETE BİNMEYİ ÖĞRENDİM


Adada her yere bisikletle ulaşabiliyorsunuz. Yıllarca bisiklet kullanmasını öğrenemeyen ben, orada yarım saatte çok iyi bir bisikletçi oldum. Muson yağmurları eşliğinde, ormanda bisiklete binmek mutluluğun resmi sanki. Adanın her köşesinde ayrı bir Güzellik var, bir yandan tropikal içeceklerinizi yudumlarken uçsuz bucaksız okyanusu seyredebiliyor ya da bungalovların önünden yürüyerek bir Tai restoranında köpekbalıklarını izleyebiliyorsunuz. Cennetten bir köşe olan Maldivler her ne kadar balayı cenneti diye akıllarda yer ettiyse de, deniz seven bir çocuğunuz varsa ve siz onunla seyahat edebiliyorsanız, mutlaka görülmesi gereken bir yer. Hele yüz yıl içinde sular altında kalacağı da söyleniyor ya, vakit ve tabii nakit bir arada uygun olduğunda, Maldivler’e gidin, bir daha gitmek isteyeceksiniz.


Yağmur ormanında bisiklete bindim denizinde köpekbalıklarıyla yüzdüm

Zamanın izinde Beyrut tan Baalbek e


Yunanca adı Heliopolis (Güneş Kenti) olan eski zaman şehri Venüs, Jüpiter ve Bacchus Tapınağı başta olmak üzere pek çok tarihi kalıntıya ev sahipliği yapıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde. Tarih boyu pek çok kez el değiştirmiş. Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı.
Lübnan’ın başkenti Beyrut’un ne kadar güzel ve kendine özgü bir şehir olduğunu hep duyar, dinlerdim. Gösterişli Eğlence hayatı, Batı’yı aratmayan lüks otelleri, ünlü markaların boy gösterdiği vitrinleri, görkemli binaları ve Korniş’iyle Ortadoğu’nun Paris’iydi o. Bu cümleyi “bir zamanlar” sözcüğüyle bitirmemi bekleyebilirsiniz, çünkü son yıllarda Beyrut daha çok savaşla anılır oldu. Ancak savaşın ağır yaraları bile ondan bu unvanını alamadı. Kaybettiği çok şey vardı, yine de Kayıp şehre dönüşmedi. Silah ve top mermileriyle yıkıldığında bile asla harabe kent tanımını hak etmiyordu. Eğlenmeyi bilirken ağlamayı da öğrenmişti. İç burkan anılar, hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyordu. Beyrut sadece bir ağıtı dillendirmiyordu. Onun herkese anlatacak başka başka hikâyeleri vardı. Gezmek, görmek, eğlenmek, anlatılanların izini sürmek ama en çok da yeni hikâyeler dinlemek için yola çıktım. Beyrut’la ilgili kurabileceğim ilk cümle şu olur: Kesinlikle hafızasını koruyan bir şehir. Sadece kendi hafızasını mı? Bunu daha ilk bakışta hem görüyor hem duyuyor hem de hissediyorsunuz. Hatta dokunabiliyorsunuz da... Üstelik karşınızda duran, savaşın izlerini hızla silmeye çalışıp kendini iyileştiren, durmadan yenileyen bir şehir iken. Beyrut’ta zaman, hem öncesiz hem sonrasız gibi; bugündesiniz, ama dün de yarın da sizinle. Karşınıza çıkan her sokakta, her yapıda, her yüzde hem yıllar, yüzyıllar öncesine gidiyorsunuz hem de bugünün ruhunu yakalıyorsunuz. Bellek, attığınız her adımda size eşlik ediyor ve her defasında yeni bir kapı aralıyor geçmiş zamana. Arnavutkaldırımlı sokakları arşınlarken, şık restoranlarda Beyrut mutfağıyla tanışırken, vitrinlerin ışıltısına dalarken, gece kulüplerinde çılgınca dans ederken ya da bir başınıza sessiz sakin bir köşede Feyruz’a kulak verirken zaman hep sizinle. Ünlü Lübnanlı ses sanatçısı Feyruz’un şarkılarıyla tanıştıysanız eğer, bu şehir kendiliğinden ve usulca sizi içine alıyor zaten. Feyruz bir şarkısında, “Seni seviyorum Beyrut/ Benim garip vatanım/ Kötü zamanlarda da seni özlüyor ve görmek istiyorum” derken, siz de savaşın acılarını yaşamış ve eski güzel günleri özleyen bir Beyrutlu oluveriyorsunuz.FENİKELİLER KURMUŞTUBeyrut’ta, kent merkezinde zamanı kovalamak şimdilik bir başka yazının konusu olsun, ben bu kez sizleri hâlâ zamanın tek boyutuyla hüküm sürdüğü Baalbek’e götürmek istiyorum. Buraya tam olarak şehir demek de mümkün değil. İsmini pek çoğumuz geçen yıl İsrail saldırıları sırasında duydu. Lübnan Kültür Bakanı’nın UNESCO’ya “Baalbek’i kurtarın” çağrısı yapmıştı. Her yıl Dünyanın dört bir yanından tarih meraklılarını ağırlıyan ıssız şehir, Beyrut’tan 180 kilometre uzaklıkta. Humus - Şam demiryolu üzerinde, Antilübnanların batı eteğinde. Dünya üzerindeki en geniş akropole sahip antik şehir. Aynı zamanda Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı. Baal tanrısına tapanların da merkezi.Roma egemenliği altındayken, güneş tanrısı Jüpiter için inşa edilen mabet dolayısıyla, “Heliopolis” (Güneş Şehir) ismini alan Baalbek şehrinin kurucusu Fenikeliler. Geçmişi MÖ 1100’e kadar uzanıyor. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların istilasına uğramış, pek çok kez el değiştirmiş. Romalıların, özellikle de Antonius’un zamanında çok gelişmiş. Ardından savaşlar yıkımlarla dolu asırlar geçirmiş. Şehirdeki en büyük yıkımı yapan Haçlılar. 14. yüzyılda Haçlılarca kaleye dönüştürülmüş. Ardından Ortadoğu seferine çıkan Timur’un gazabına uğramış. Sonra Osmanlı gelmiş. Zamanla yarısı toprağa gömülmüş. Osmanlılar, 1899’da ilk kez Almanlara kazı yapma izni vermiş. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Lübnan, Fransızların eline geçmiş ve sonraki onlar kazıları sürdürmüş. Antik şehrin kalıntıları ise Lübnanlılar tarafından ortaya çıkarılmış. SÜTUNLARINDAN BİRİ SÜLEYMANİYE CAMİİ’NDEGünümüzde Baalbek’te harabe halinde üç adet tapınak yer alıyor: Jüpiter, Bacchus ve Venüs tapınakları. En büyüğü olan Jüpiter Tapınağı, MS 3. yüzyılda yapılan büyük bir giriş kapısına sahip. Kapıdan geçince önce ön avluya, sonra da büyük avluya ulaşılıyor. Büyük avlunun eni 104,5 metre, genişliği ise 117 metre. Avludan sonra geniş bir kapıdan girilen tapınağın 84 granit sütunu var. Bugün bunlardan sadece altısı ayakta. Diğerlerinin bir kısmı kırılmış, bir kısmı da başka yerlere götürülmüş. Bu sütunlardan biriyse Süleymaniye Camii’nde bulunuyor. Bacchus Tapınağı Jüpiter’e göre daha iyi durumda. Tapınağın, her biri 18 metre yükseklikte olan 46 sütunu hâlâ ayakta bulunuyor. Venüs Tapınağı da son onarımlarla oldukça iyi durumda. Mabedin yapımında kullanılan ve Modern teknolojiyle bile hareket ettirilmesi çok zor olan birkaç bloğun, oraya nasıl taşındığı ise hâlâ muamma. Baalbek’in girişine inşa edilen müzeyi de mutlaka görün. Temmuzda yolunuz düşerse, 1956’dan bu yana sürdürülen Uluslararası Baalbek Festivali’nin bale gösterilerine, Klasik Müzik, caz, Rock konserlerine rastlayabilirsiniz. (www.baalbeck.org.lb) Gezi sonrası her ne kadar geri dönüp geceyi Beyrut’ta yaşamanızı tavsiye etsem de mutlaka kalmanız gerekiyorsa Ash-Shams veya Palmyra adlı otelleri tercih edebilirsiniz.
BEYRUT’A GELMİŞKEN…
Ünlü Lübnanlı sanatçılar Feyruz ve Ümmü Gülsüm’ün şarkılarıyla tanışın. · Gitmeden Batı Beyrut filmini izleyin. · Şehrin denizle buluştuğu kordon boyu La Corniche’de turlayın, Beyrutluları izleyin. · Oldukça uygun fiyata yolcu taşıyan taksi ya da dolmuşları da kullanmak mümkün ama bence bu şehri yürüyerek keşfetmelisiniz.· Beyrut geceleri çok hareketli, Beyrutlular eğlenmeyi gerçekten de iyi biliyorlar. Siz de bir gecenizi Beyrut eğlencesine ayırın.
YEMEDEN DÖNMEYİN
Lübnan mutfağı için Akdeniz mutfaklarının son derece ilginç bir karışımı diyebiliriz. Ege ve Akdeniz esintilerini de bulabiliyorsunuz, Güneydoğu ve Arap esintilerini de! İşte mutlaka tatmanız gerekenler: · Semsek (labneli börek), humus, tabuli (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte (bulgurlu veya bulgursuz), patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, deniz ürünleri kibbe (içli köfte), binbir meze çeşidinden sadece birkaçı. · Beyrut mutfağının bir başka başrol oyuncusu da Zahter... Kekik türünden, ancak kekikten çok daha aromalı ve lezzetli... Tazesi, salata malzemesi; tozu, susam unu ve zeytinyağı ile karıştırılınca, kahvaltıda ekmeğe sürebiliyor veya kurusu, zahterli pide malzemesi şeklinde; günün her anında sofrada yer bulabiliyor kendine. · Ana yemeklerde bulgur, nohut, fasulye ve yoğurt başı çekiyor. Lebeniye (nohutlu yoğurt çorbası), kibbe lebeniye (içli köfteli versiyonu), falafel (kızarmış soğanlı nohut ezmesi), tavuklu pilav, maluf (fasulye ezmesi), ekşili yaprak sarma baştan çıkaran lezzetler arasında. · Lübnan, bir yandan da zeytin ve zeytinyağı cenneti. Salatalara ve yemeklere konanlar yetmiyormuş gibi; zeytinyağı, sabah, öğlen, akşam değişik karaf ve kâselerde sofrada da sunuluyor. Yemeklerden sonra ağır tatlılar ve kakuleli Türk kahvesi pek makbul. · Ekşili yaprak sarma da bir daha kolay kolay bulamayacağınız bir lezzet, kaçırmayın. · Alkolle arası iyi olanlar muhakkak “arak” içmeli. Hatta bir şişe de sevdiklerinize getirin.
Zamanın izinde Beyrut’tan Baalbek’e

Tuesday, December 8, 2009

Bayram’da İstanbul’da yapılacak 10 şey

İSTANBUL - Hafta sonu ile birlikte toplam 4 gün olan Ramazan Bayramı tatilini nasıl değerlendireceğiniz konusunda plan yapmakta zorlanıyor musunuz?
Bu bayramda da aileniz ile vakit geçirebilir, nostaljik gezintilere çıkabilir ya da akraba ziyaretleri gerçekleştirebilirsiniz. Bunların yanına mağazaların kapalı olduğunu ve televizyonda da hiçbir şey olmadığını düşünürsek tatilinizin heyecanlı ve renkli geçmesi için zengin bir listeye ihtiyacınız olacak gibi.
İstanbulluların Yaşam portalı olan www.istanbul.com İstanbullulara ve İstanbulseverlere ekonomik, eğlenceli, hareketli kısacası dopdoplu bir bayram listesi hazırladı. Listede Asmalı Mescit’in daracık sokakları ve Beyoğlu’nun farklı yüzünü yeniden keşfederken Haliç adalarını yakından ve yüksekten görebileceğiniz inanılmaz manzaraya sahip Pier Loti’ye, Modern sanatın kalbi Bienal’den nefis taze balık yemek için Anadolu ya da Rumeli Feneri’ne ufak bir gezintiye kadar yok yok.
10 MADDEDE BAYRAM ÖNERİLERİ
1. Boğaz Keyfi: Vapurla Boğaz keyfi bayramda ayrı bir güzel… Kanlıca’da verilecek yoğurt molası ile birlikte sabah serinliğini yaşayacağınız bu noktadan sonra vapur yolculuğuna devam edin!
2. Prens Adaları: Prens Adaları’nda bayramın bir günü… Bizlere İstanbul’un ne güzel bir şehir olduğunu, Otomobil ve kaostan uzak, insanın kendi ile buluşma adresleri olduğunu hatırlatan adalara ufak bir gezinti… Ve sonrasında Burgaz’da Sait Faik’in favori mekânı Kalpazankaya’da yenecek bir akşam yemeği…
3. Asmalımescit ve Beyoğlu: Asmalımescit’i yeniden keşfetmek. İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nda eskiyle modernin kesiştiği bir mekânda biraz sohbet, biraz Eğlence sizi bekliyor.
4. Bienal: Bienal mekânlarını gezmek… Sanat dünyasının iki senede bir gelen zirvesi bayramda da sizleri bekliyor.
5. Rahmi Koç Müzesi: Rahmi Koç Müzesi’ne aile boyu bir ziyaret… Haliç kıyısında çocuklardan yetişkinlere kadar herkesin ilgisini çekecek Türkiye’nin modern müzelerinden Koç Müzesi, tarih ve sanatla iç içe olmanızı sağlayacak.
6. Belgrad Ormanı: Sonbaharın renk cümbüşünü, Belgrad Ormanı’nın temiz havasında yürüyüş yaparak çıkarın.
7. Eyüp – Pier Loti: Eyüp Camii’nde bayram duası ve ardından Haliç adalarını yakından ve yüksekten görebileceğiniz inanılmaz manzara Pier Loti’ye teleferik seremonisi ile ziyaret. İçilecek Türk kahvesinin tadı damağınızda kalacak.
8. Sirkeci: Bayram şekeri için Hacı Bekir ya da şekerci Cafer Erol’da noktalanacak Sirkeci turu…
9. Arnavutköy: Arnavutköy - Rumelihisarı arasında Eylül ayının güzelliğine bir Boğaz yürüyüşü ekleyin! Yolda Bebek Badem Ezmecisi’nden badem ezmesi almak, Rumelihisarı’nda demli bir çay içmek alternatifler arasında…
Bayram’da İstanbul’da yapılacak 10 şey

Cebimde 30 dolarla yola çıktım bir haftada dört şehir gezdim

Fırsat bulduğunda yolcularla sohbet edip, yolculuk hayalleri kuruyor. Hürriyet Seyahat iki ay önce Özlem Yücel’in vereceği seyahat bursuyla ilgili haberi yayımladığında, Sezer Arslan ilk başvuranlardan biriydi. Arslan, seyahat tutkusunun gelişimini, 30 dolarla çıktığı Polonya yolculuğunu ve bursu kazandığında gerçekleştireceği hayalini anlattı. Sabaha karşı ya da sabah erken saatlerde yolunuz Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’ne düşerse Sezer Arslan’ı gidiş katında görebilirsiniz. Delta, British Airways gibi büyük havayollarının yolcularını karşılayıp ilk bilgileri veriyor, sonra check in sırasına yönlendiriyor. Bu arada fırsat bulursa sohbet ediyor. “Gittikleri ülkeler hakkındaki izlenimlerini soruyorum, tavsiyelerini alıyorum. Gece, yolcu trafiğinin azaldığı saatlerde konuşkan gezginlere rastladığımda çok ilginç bilgiler alıyorum. Zor gidilen ülkeleri anlatıyorlar mesela. Ben de yolculuk hayalleri kuruyorum” diyor.OTOSTOPLA İSTANBULArslan dar gelirli bir ailenin çocuğu. Liseden mezun olana kadar annesi ve kız kardeşiyle İzmir’de yaşadı. İlk yalnız yolculuğuna 18 yaşında çıktı: Kelkit Aydın Doğan Meslek Yüksekokulu’nda muhasebecilik öğrenimi görmek üzere Gümüşhane’ye gitti. Bu yolculuk seyahat merakını ateşleyen ilk kıvılcım oldu. “İki yıllık öğrenimim boyunca Gümüşhane çevresinden başlayıp çevre illeri gezdim. Hafta sonunda otogara gider, ilk rastladığım otobüse atlardım. Bazen otostop yapardım. Çoğunlukla arkadaşımın bulunduğu, konaklama ücreti vermeyeceğim şehirleri seçerdim. Bazen yurtlarda misafir kalırdım.” Trabzon, Giresun, Samsun, Erzurum, Ankara’yı bu yöntemle görmüş ilk kez. Ağrı’ya kadar uzanmış. 2005’te, cebinde 5 TL’yle çıktığı İstanbul yolculuğu ise Film olacak kadar ilginç: “İstanbul’u çok merak ediyordum. Bir hafta sonunda otostopla yola çıktım. Kamyon, Otomobil değiştirerek 30 saat sürdü. Ankara’da yol kenarında beklerken belediyenin Temizlik işçileriyle karşılaştım. Ayaküstü sohbet ettik. Öğrenci olduğumu, cebimde sadece 5 TL bulunduğunu öğrendiler. Aralarında topladıkları 20 TL’yi verip, bununla bir çorba içersin, dediler. İstanbul’a vardığımda kentin hareketliliği, Boğaziçi’nin güzelliği beni büyüledi. Heyecandan elim, ayağım birbirine karıştı. Böylesine güzel bir şehir varmış, ben bilmiyormuşum, ne yazık, dedim. Gece Taksim’de bankta uyudum. İşte bu geziyi başarmam bana büyük cesaret verdi. Yurtdışı hayalleri kurmaya başladım.”İlk yurdışı yolculuğuna 2007 Mayısı’nda çıktı. “İngilizcemi ilerletmek için internette çok sayıda kişiyle yazışıyorum. Çek Cumhuriyeti’nden bir arkadaşım davet etti. Biletimi aldım, cebimde 250 TL karşılığı dövizle yola çıktım. Arkadaşımda kaldım, yedi günde Prag ve Brno şehirlerini gezdim. Farklı Yaşam biçimi ve kültürle tanışmak, yabancılık hissi yaşamak çok güzeldi. Keşfedecek çok şey vardı dünyada. Dönüşte seyahat arzum biraz daha artmıştı.”KKTC’deki Askerlik süresini de keşifle değerlendiren Arslan daha sonra İstanbul’a yerleşti. ingilizce çevirmenlik öğrenimine başladı. Hayali, gelecekte Anadolu’nun bir şehrinde İngilizce öğretmenliği yapmak. Bu arada küçük bütçelerle dünyayı gezmek. Paris, Londra gibi çok kültürlü şehirlere gitmek istiyor öncelikle. Sonra tüm Avrupa ülkelerini keşfetmek. İnternette couchsurfing, hospitality club gibi gezgin kulüplerine üye. Sefaköy’deki evini İstanbul’a gelen gezginlere açıyor. Bu gruplar yardımıyla geziler yapıyor. Bu yaz, Polonya’daki bir haftalık turuna da internetten tanıştığı arkadaşları sayesinde çıktı.ÜÇ BALTIK ŞEHRİ “Polonya’yı çok merak ediyordum. Lehçe öğrenmek istiyordum. Gdansk’lı bir mimarlık öğrencisinin davetiyle yola çıktım. Aynı şehirden iki arkadaş daha edinmiştim” diyor Arslan. 350 dolara gidiş, dönüş uçak biletini alıp, ağustos başında cebinde 30 dolarla yola düştü. Varşova’ya vardığında, cebindeki paranın önemli bölümünü gidiş - dönüş Gdansk biletine harcaması gerekti. “Neyse ki Gdansk’taki arkadaşlarım çok misafirperverdi. Hiç para harcatmadılar. Altı günde, Baltık kıyısındaki Trio Miasto, yani Üç Şehir olarak adlandırılan Gdansk, Sopot ve Gydinia’yı gezdim. Dönüşte birkaç saatliğine de olsa Varşova’yı keşfettim.” Gdansk’ta kalıp, çevredeki kentleri bir saati aşmayan otobüs yolculuklarıyla gezdi. Arslan, bölgede Alman etkisinin çok belirgin olduğunu söylüyor. “Savaşta Alman işgali altında kalmasının, bugün Almanya’dan çok sayıda turist çekmesinin önemli etkisi olmuş. Gdansk, tersane şehrinden çok Tatil kenti görünümünde. Sokakları, sahili, denizi çok temiz. Yüzülebilirliği artırmak için sahiller düzenlenmiş. Bin kilometrelik Vistül Nehri’nin bir kolu, şehrin içinden geçip denize dökülüyor. Nehir, şehirde kanallar oluşturmuş. Herbirinin üstünde Prag’dakileri çağrıştıran küçük köprüler yapılmış. Deniz kıyısında güzel restoranlar, kafeler sıralanıyor. Tersanelerinde biblo gibi yolcu vapurları, Eğlence gemileri yapılıyor. Şehir merkezindeki meşhur havuzlu meydanın çevresi trafiğe kapalı. Kentin ritmini burada hissetmek mümkün. Sokaklar podyum gibi, genç Kızlar fotomodelleri kıskandıracak kadar güzel. Kadınlar iş hayatında erkeklerle yarışıyor. Otobüs şoförlüğü dahil erkeklerle özdeşleşen pek çok işin başında kadınları gördüm ve mutlu oldum. Gdansk’ın troleybüs, tramvay sistemi gelişkin, şehir rahatça gezilebiliyor. Halkı güleryüzlü, yardımsever. Caddeleri çok geniş, ferah. Bence yaşanabilir bir şehir.”Üç Şehir’den en çok Sopot’u sevmiş Arslan. Mimari mucize kabilinden yapılan eğri binayı, Baltık Denizi’ne doğru yaklaşık 150 metre uzanan iskelesini unutamıyor. “Sopot, otobüsle Gdansk’tan 25 dakika uzaklıkta. Küçük bir sahil kasabası, ağırlıklı olarak eğlence ağırlıklı hayat. Yazın çok fazla Festival, açıkhava konseri var. İskelesinin uzunluğu şaşırtıcı. Halk burada yürüyüş yapıyor. Deniz kıyısı otellere ayrılmış. Konutlar geri plana çekilmiş. Alışveriş merkezlerinde Türk restoranları gördüm. Birinin ismi Sakarya Restoran’dı. Sokakta Fenerbahçe formalı gençlerle karşılaştım. Onlar da arkadaşlarını ziyaret etmek için Türkiye’den gelmiş. Gydnia’da ise 250 bin nüfuslu büyük bir liman ve tersane kenti, geniş bir marinası var. Merkezinde yüksekliği 50 metreye yaklaşan gökdelenler bulunuyor. Sahil, sayfiye yeri gibi. 1970’lerden itibaren Polonya’da sistem değişimini yaratan tüm protesto hareketleri bu kentten yükselmiş. Hatta bu kentin tersane işçileri Wajda’nın filmlerine konu olmuş.” Sezer Arslan, Üç Şehir’den sonra dönüşte gezdiği Varşova’yı, Ankara’ya benzetmiş. “İş hayatı eksenli, gri, kalabalık bir şehir. Fakat Polonya’nın diğer kentleri gibi şehir planlama, çevre dokusunun korunması ve temizlik açısından örnek bir şehir” diyor. Arslan’ın bir sonraki hedefi Yunanistan. Yaz aylarında, otobüsle sahil şehirlerini keşfetmeyi planlıyor. “Uyku tulumuyla dışarıda yatmayı başarabilirsem toplam 300 Euro’ya bir haftalık seyahat yapabilirim” diyor. Seyahat bursunu kazanırsa hedefi öncelikli olarak Fransa’yı keşfetmek. SEYAHAT BURSU VERENLER ARTIYORTürkiye ’de gezgin kültürünün yaygınlaşmasını amaçlayan iletişimci Özlem Yücel, eylül ayında gençlere yönelik seyahat bursu başlattı. Yılda bir kez, bir gence verilecek bursun duyurusu Hürriyet Seyahat’te yayımlandıktan sonra, Yücel çok sayıda başvuru aldı. Hürriyet Seyahat’in de aralarında yer aldığı kurumlar ve kişiler, burs kampanyasına destek verdi. Burs sayısı 4’e yükseldi. Adayların 18-26 yaş arasında, öğrenci ve yazma yeteneğine sahip olması gerekiyor. Interrail gezisine neden çıkmak istediklerini anlatan bir yazıyı, seyahatbursu@gmail.com adresine göndermeleri isteniyor. 5 Ocak 2010 ’a kadar bu adrese gönderilen metinlerden seçilenler, Özlem Yücel ’in kişisel bloğunda yayımlanacak. Kazanan, Blog okurlarının oylarıyla belirlenecek. Gezginlere, yazın Avrupa’da bir ay geçerli interrail bileti verilecek. Karşılığında, seyahat gözlemlerini her gün kişisel blogunda yazması istenecek.


Cebimde 30 dolarla yola çıktım bir haftada dört şehir gezdim