Showing posts with label Klasik Müzik. Show all posts
Showing posts with label Klasik Müzik. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Zamanın izinde Beyrut tan Baalbek e


Yunanca adı Heliopolis (Güneş Kenti) olan eski zaman şehri Venüs, Jüpiter ve Bacchus Tapınağı başta olmak üzere pek çok tarihi kalıntıya ev sahipliği yapıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde. Tarih boyu pek çok kez el değiştirmiş. Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı.
Lübnan’ın başkenti Beyrut’un ne kadar güzel ve kendine özgü bir şehir olduğunu hep duyar, dinlerdim. Gösterişli Eğlence hayatı, Batı’yı aratmayan lüks otelleri, ünlü markaların boy gösterdiği vitrinleri, görkemli binaları ve Korniş’iyle Ortadoğu’nun Paris’iydi o. Bu cümleyi “bir zamanlar” sözcüğüyle bitirmemi bekleyebilirsiniz, çünkü son yıllarda Beyrut daha çok savaşla anılır oldu. Ancak savaşın ağır yaraları bile ondan bu unvanını alamadı. Kaybettiği çok şey vardı, yine de Kayıp şehre dönüşmedi. Silah ve top mermileriyle yıkıldığında bile asla harabe kent tanımını hak etmiyordu. Eğlenmeyi bilirken ağlamayı da öğrenmişti. İç burkan anılar, hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyordu. Beyrut sadece bir ağıtı dillendirmiyordu. Onun herkese anlatacak başka başka hikâyeleri vardı. Gezmek, görmek, eğlenmek, anlatılanların izini sürmek ama en çok da yeni hikâyeler dinlemek için yola çıktım. Beyrut’la ilgili kurabileceğim ilk cümle şu olur: Kesinlikle hafızasını koruyan bir şehir. Sadece kendi hafızasını mı? Bunu daha ilk bakışta hem görüyor hem duyuyor hem de hissediyorsunuz. Hatta dokunabiliyorsunuz da... Üstelik karşınızda duran, savaşın izlerini hızla silmeye çalışıp kendini iyileştiren, durmadan yenileyen bir şehir iken. Beyrut’ta zaman, hem öncesiz hem sonrasız gibi; bugündesiniz, ama dün de yarın da sizinle. Karşınıza çıkan her sokakta, her yapıda, her yüzde hem yıllar, yüzyıllar öncesine gidiyorsunuz hem de bugünün ruhunu yakalıyorsunuz. Bellek, attığınız her adımda size eşlik ediyor ve her defasında yeni bir kapı aralıyor geçmiş zamana. Arnavutkaldırımlı sokakları arşınlarken, şık restoranlarda Beyrut mutfağıyla tanışırken, vitrinlerin ışıltısına dalarken, gece kulüplerinde çılgınca dans ederken ya da bir başınıza sessiz sakin bir köşede Feyruz’a kulak verirken zaman hep sizinle. Ünlü Lübnanlı ses sanatçısı Feyruz’un şarkılarıyla tanıştıysanız eğer, bu şehir kendiliğinden ve usulca sizi içine alıyor zaten. Feyruz bir şarkısında, “Seni seviyorum Beyrut/ Benim garip vatanım/ Kötü zamanlarda da seni özlüyor ve görmek istiyorum” derken, siz de savaşın acılarını yaşamış ve eski güzel günleri özleyen bir Beyrutlu oluveriyorsunuz.FENİKELİLER KURMUŞTUBeyrut’ta, kent merkezinde zamanı kovalamak şimdilik bir başka yazının konusu olsun, ben bu kez sizleri hâlâ zamanın tek boyutuyla hüküm sürdüğü Baalbek’e götürmek istiyorum. Buraya tam olarak şehir demek de mümkün değil. İsmini pek çoğumuz geçen yıl İsrail saldırıları sırasında duydu. Lübnan Kültür Bakanı’nın UNESCO’ya “Baalbek’i kurtarın” çağrısı yapmıştı. Her yıl Dünyanın dört bir yanından tarih meraklılarını ağırlıyan ıssız şehir, Beyrut’tan 180 kilometre uzaklıkta. Humus - Şam demiryolu üzerinde, Antilübnanların batı eteğinde. Dünya üzerindeki en geniş akropole sahip antik şehir. Aynı zamanda Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı. Baal tanrısına tapanların da merkezi.Roma egemenliği altındayken, güneş tanrısı Jüpiter için inşa edilen mabet dolayısıyla, “Heliopolis” (Güneş Şehir) ismini alan Baalbek şehrinin kurucusu Fenikeliler. Geçmişi MÖ 1100’e kadar uzanıyor. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların istilasına uğramış, pek çok kez el değiştirmiş. Romalıların, özellikle de Antonius’un zamanında çok gelişmiş. Ardından savaşlar yıkımlarla dolu asırlar geçirmiş. Şehirdeki en büyük yıkımı yapan Haçlılar. 14. yüzyılda Haçlılarca kaleye dönüştürülmüş. Ardından Ortadoğu seferine çıkan Timur’un gazabına uğramış. Sonra Osmanlı gelmiş. Zamanla yarısı toprağa gömülmüş. Osmanlılar, 1899’da ilk kez Almanlara kazı yapma izni vermiş. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Lübnan, Fransızların eline geçmiş ve sonraki onlar kazıları sürdürmüş. Antik şehrin kalıntıları ise Lübnanlılar tarafından ortaya çıkarılmış. SÜTUNLARINDAN BİRİ SÜLEYMANİYE CAMİİ’NDEGünümüzde Baalbek’te harabe halinde üç adet tapınak yer alıyor: Jüpiter, Bacchus ve Venüs tapınakları. En büyüğü olan Jüpiter Tapınağı, MS 3. yüzyılda yapılan büyük bir giriş kapısına sahip. Kapıdan geçince önce ön avluya, sonra da büyük avluya ulaşılıyor. Büyük avlunun eni 104,5 metre, genişliği ise 117 metre. Avludan sonra geniş bir kapıdan girilen tapınağın 84 granit sütunu var. Bugün bunlardan sadece altısı ayakta. Diğerlerinin bir kısmı kırılmış, bir kısmı da başka yerlere götürülmüş. Bu sütunlardan biriyse Süleymaniye Camii’nde bulunuyor. Bacchus Tapınağı Jüpiter’e göre daha iyi durumda. Tapınağın, her biri 18 metre yükseklikte olan 46 sütunu hâlâ ayakta bulunuyor. Venüs Tapınağı da son onarımlarla oldukça iyi durumda. Mabedin yapımında kullanılan ve Modern teknolojiyle bile hareket ettirilmesi çok zor olan birkaç bloğun, oraya nasıl taşındığı ise hâlâ muamma. Baalbek’in girişine inşa edilen müzeyi de mutlaka görün. Temmuzda yolunuz düşerse, 1956’dan bu yana sürdürülen Uluslararası Baalbek Festivali’nin bale gösterilerine, Klasik Müzik, caz, Rock konserlerine rastlayabilirsiniz. (www.baalbeck.org.lb) Gezi sonrası her ne kadar geri dönüp geceyi Beyrut’ta yaşamanızı tavsiye etsem de mutlaka kalmanız gerekiyorsa Ash-Shams veya Palmyra adlı otelleri tercih edebilirsiniz.
BEYRUT’A GELMİŞKEN…
Ünlü Lübnanlı sanatçılar Feyruz ve Ümmü Gülsüm’ün şarkılarıyla tanışın. · Gitmeden Batı Beyrut filmini izleyin. · Şehrin denizle buluştuğu kordon boyu La Corniche’de turlayın, Beyrutluları izleyin. · Oldukça uygun fiyata yolcu taşıyan taksi ya da dolmuşları da kullanmak mümkün ama bence bu şehri yürüyerek keşfetmelisiniz.· Beyrut geceleri çok hareketli, Beyrutlular eğlenmeyi gerçekten de iyi biliyorlar. Siz de bir gecenizi Beyrut eğlencesine ayırın.
YEMEDEN DÖNMEYİN
Lübnan mutfağı için Akdeniz mutfaklarının son derece ilginç bir karışımı diyebiliriz. Ege ve Akdeniz esintilerini de bulabiliyorsunuz, Güneydoğu ve Arap esintilerini de! İşte mutlaka tatmanız gerekenler: · Semsek (labneli börek), humus, tabuli (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte (bulgurlu veya bulgursuz), patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, deniz ürünleri kibbe (içli köfte), binbir meze çeşidinden sadece birkaçı. · Beyrut mutfağının bir başka başrol oyuncusu da Zahter... Kekik türünden, ancak kekikten çok daha aromalı ve lezzetli... Tazesi, salata malzemesi; tozu, susam unu ve zeytinyağı ile karıştırılınca, kahvaltıda ekmeğe sürebiliyor veya kurusu, zahterli pide malzemesi şeklinde; günün her anında sofrada yer bulabiliyor kendine. · Ana yemeklerde bulgur, nohut, fasulye ve yoğurt başı çekiyor. Lebeniye (nohutlu yoğurt çorbası), kibbe lebeniye (içli köfteli versiyonu), falafel (kızarmış soğanlı nohut ezmesi), tavuklu pilav, maluf (fasulye ezmesi), ekşili yaprak sarma baştan çıkaran lezzetler arasında. · Lübnan, bir yandan da zeytin ve zeytinyağı cenneti. Salatalara ve yemeklere konanlar yetmiyormuş gibi; zeytinyağı, sabah, öğlen, akşam değişik karaf ve kâselerde sofrada da sunuluyor. Yemeklerden sonra ağır tatlılar ve kakuleli Türk kahvesi pek makbul. · Ekşili yaprak sarma da bir daha kolay kolay bulamayacağınız bir lezzet, kaçırmayın. · Alkolle arası iyi olanlar muhakkak “arak” içmeli. Hatta bir şişe de sevdiklerinize getirin.
Zamanın izinde Beyrut’tan Baalbek’e

Tuesday, December 8, 2009

Mozart’ın yeni keşfedilen eserini 31 Ocak’ta SALZBURG’da dinleyin

Geçen yüzyılın başında, tren ve vapur dışında uluslararası ulaşım imkânının bulunmadığı bir çağda, bazı İstanbullu müzikseverlerin sadece yeni sahnelenmeye başlayan bir operayı izlemek için İtalya’ya, Almanya’ya gittiklerini söylesek inanır mıydınız? Bugün uçakla birkaç saatte ulaşılan mesafelerde, bir konser uğruna günlerce yolculuk yapanların öyküleri İstanbullu müzikseverler arasında kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa aktarılır. Aradan geçen zamanda, sayılarının artması beklenirdi. Tam tersine azaldı. Yine de, zaman zaman bazı tur firmaları, bestecilerin, eserlerin izinde geziler düzenliyor. Bunların bir kısmı, ilgisizlikten iptal ediliyor.Serhan Bali, Klasik Müzik evreninin enginliğini, seyahatin kişinin dünyasına getirdiği zenginlikleri öğrencilik döneminde tek başına keşfedip, sonra bu iki tutkuyu birleştirenlerden. “Ailem geziye pek meraklı değildi” diyor çocukluk yıllarını anlatırken. “İlk uzun yurtdışı yolculuğuma 18 aşında çıktım. Singapur’a ve sonra Japonya’da yaşayan ablamın yanına gittim. Farklı bir kültürle tanışmak, dev Müzik mağazaları keşfetmek bana çok cazip gelmişti.”Sonraki yıllarda daha çok yurtiçini keşfetmekle yetindi. “İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’nde okurken AIESEC İstanbul Değişim Programı Koordinatörü’ydüm. Anadolu kentlerinde pek çok toplantı düzenlerdik. Her toplantı, benim için aynı zamanda bir Keşif gezisine dönüşürdü. Üniversiteden mezun olup, satın alma uzmanı olarak iş hayatına girdiğimde gezilerim sıklaştı.” Bali, müzikle tanışıklığını lise arkadaşına borçlu. Önce klasik Türk müziğine ilgi duydu, ardından klasik Batı müziğini keşfetti. TRT-3’ün programları, sahaflardan topladığı ingilizce dergilerle bilgisini ilerletti. 2001’de Açık Radyo’da klasik müzik programları hazırlaması, hayat çizgisinde de köklü bir dönüşüme yol açtı. İşinden ayrılıp, Andante Dergisi’ni yayımlamaya başladı. İşte bu dönemde, müzik temalı uzun yolculuklar girdi hayatına. BİR GÜNDE İKİ PASYON DİNLEDİM“Frankfurt Müzik Fuarı Dünyanın tüm önemli enstrüman yapımcılarını, nota yayımcılarını buluşturur. Yeni eğilimler, enstrümanlar, yayımlanacak yeni nota edisyonları görücüye çıkar. Özellikle eğitimciler ilgi gösterir. Her türlü yeniliği orada görmek mümkündür. Fuarı yıllardır merak ediyordum. Nihayet 2003 Martı’nda bu yolculuğu gerçekleştirdim. Yola çıkmadan, günlerce internet başında hazırlık yaptım. Her akşam bir konser izlemeliydim. Fuarda üç gün geçirdim. Sonra trenle Hollanda’ya, Amsterdam’a geçtim. uzun yıllardır Concertgebouw Konser Salonu’nun olağanüstü akustiğini merak ederdim. Salonun her köşesini gezdim. Konserde Bach’ın Aziz Matthias Pasyonu’nu dinledim. En arka sıradan bile netlikle duyuluyordu tüm sesler. Aynı gün bir başka gruptan bu eseri bir kez daha dinledim. Sonra Almanya’ya dönüp, Dresden, Leipzig, Münih, Berlin’de ikişer gün kaldım. Berlin Filarmoni’nin salonunu gördüm. En arka sıradan, ayakta Daniel Barenboim, Lang Lang Piyano ikilisini dinledim. ünlü konser salonu gezdim, izleyicisini inceledim. Yurtdışında konsere gittiğimde, o ülkelerin izleyicilerini kıyafetlerinden, sevinçlerini gösterme biçimlerine kadar incelerim. Berlin’de ayrıca Halk Operası ve Alman Operası’nda birer eser izledim. Dresden’e geçip Staatcappelle’in meşhur altın yıldızlı salonunda bir opera, bir orkestra konseri izledim. Leipzig’de paskalya zamanı, Bach’ın doğum gününde, kantorluk yaptığı iki kilise, iki ayrı Pasyon’unu dinledim. Aziz Thomas Kilisesi’nde bazı dinleyiciler ağlıyordu. Münih’te Bavyera Devlet Operası’nda Handel’in Tamerlano Operası’nı izledim. Gezim 15 gün sürdü, mutlu döndüm.”İlk turundan sonra Serhan Bali’nin müzikal yolculukları yavaş yavaş sıklaştı. Bu yıl ise birbiri ardına üç geziyle rekor kırdı. Bas Burak Bilgili’yi dinlemek için Finlandiya’daki Savolina Opera Festivali’ne gitti. Helsinki’ye uçakla bir saat uzaklıktaki kentin ortaçağdan kalma şatosunda bir haftada altı opera izledi. Geleceğin yıldızlarını keşfeden bu festivali tüm opera meraklılarına tavsiye ediyor Bali. Eylülde ise iki yılda bir düzenlenen Enescu Festivali için Bükreş’teydi. “Salzburg’la kıyaslanabilecek bir festival. Çok güzel salonların yanı sıra meydanlarda, sokaklarda konserler düzenleniyor. Concertgebouw, St. Petersburg, Philarmonia gibi dünyanın önde gelen orkestralarını 8-10 Euro’ya dinlemek mümkün” diyor. En son, iki hafta önce Calgary’deki Honens Piyano Yarışması’nı izlemek için Kanada’ya gitti. Bir hafta kaldı. MOZART GÜNLERİ“Honens Yarışması şovmen değil, komple müzikçilere yönelik. Adayların solistliğin yanı sıra iyi bir oda müziği yorumcusu, lied eşlikçisi olması gerekiyor. Bunu görmek için gitmeye değerdi” diyor. Calgary’deki Piyano Müzesi’ni, Bonff’da gördüğü sanat merkezini unutamamış. Rocky Dağları’nın eteğindeki bu merkez, kongre turizminden kazanıp, geri kalan zamanında tesisin kapısını eser yazmak için inzivaya çekilecek gençlere açıyor.Serhan Bali, önümüzdeki günlerde müzik temalı bir seyahate çıkmayı düşünenlere 22-31 Ocak arasında Salzburg’da düzenlenecek Mozart Haftası’nı (Mozart Woche) öneriyor. Etkinliğe dünyanın önde gelen Mozart yorumcuları katılıyor. Bu yılki festivalin özelliği, Mozart’ın bu yıl ortaya çıkarılan bir eserinin ilk kez icra edilecek olması. “Mozart’ın kız kardeşi Maria Anna’nın koleksiyonundaki bestecisi belirsiz iki eserin Mozart’a ait olduğu bu yıl kanıtlandı. Piyano için sol majör prelüd ve sol majör piyano konçertosundan bir bölümü ünlü müzikolog ve piyanist Robert Levin piyano ve yaylılara uyarladı. Eseri bir grup müzikçiyle, 31 Ocak’ta, Wiener Saal adlı salondaki Mozart Haftası’nın kapanış konserinde seslendirecek. Mozart Haftası’nın odak noktası ise bestecinin Idomeneo operası. Eseri Les Musiciens du Louvre Grenoble icra edecek. Mozart’ın bu eser üzerine çalıştığı dönemde bestelediği piyano eserleri, serenadlar, senfonik eserler ve oda müziği yapıtları da bir hafta boyunca Nikolaus Harnoncourt, René Jacobs, Christoph Eschenbach gibi şefler, Concentus Musicus Wien, Kremerata Baltica, Camerata Salzburg, Salzburg Mozarteum gibi orkestralar András Schiff, Gidon Kremer, Andreas Scholl, Leif Ove Andsnes gibi solistlerce seslendirilecek. SERHAN BALİ’NİN ARALIK AYI ÖNERİLERİ2010 Mahler Yılı konserlerine başlayan Amsterdam Concertgebouw, Mariss Jansons yönetiminde 2. Senfoni’yi 4 Aralık’ta Amsterdam, 16 Aralık’ta Viyana’da seslendiriyor. Simon Rattle yönetimindeki Berlin Filarmoni’nin 29-31 Aralık akşamları yıl sonu gala konserinde Lang Lang, Rahmaninof’un İkinci Piyano Konçertosu’nu seslendirecek...
Mozart’ın yeni keşfedilen eserini 31 Ocak’ta SALZBURG’da dinleyin