Showing posts with label Amerika. Show all posts
Showing posts with label Amerika. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

2011 yılı, Kıbrıs yılı ilan edilmeli

İSTANBUL - Deniz, kum ve güneş üçlüsü, akıllara hemen tatili getiriyor. Özellikle güneşin kendisini göstermeye başladığı şu bahar günlerinde... Çoğunuz Tatil planlarını yapmaya başladı bile, oteller seçildi, yerler ayırtıldı...
Ne tarafa yolunuz düşecek bilmiyoruz ama eğer Kıbrıs'a hiç gitmediyseniz, seçenekleriniz arasında yer verin deriz...
Akdeniz'de yer alan üçüncü büyük ada ve Anadolu yarımadasının 65 kilometre güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan bir Türk devleti; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Tertemiz plajları, eğlencenin hiç bitmediği gece hayatı, bakir koyları ile cennet bir ada...
Kısaca bahsedelim; adanın iç kesiminde, Beşparmak Dağları güneyinde Mesarya ovası, Ercan Havaalanı ve başkent Lefkoşa bulunuyor. Lefkoşa'nın merkezi, 5.5 kilometre uzunluğunda şehir duvarı ile çevrili. Doğu sahili boyunca tarihi Gazimağusa kenti ve Salamis antik kenti yer alıyor. Kıbrıs'ın sahil kıyıları, mayıs ve ağustos ayları arasında "Chelonia Mydas" ve "Caretta caretta" kaplumbağaları tarafından ziyeret ediliyor. Adanın en büyük yarımadası olan Karpaz yarımadası yeşil kaplumbağaların yumurtlama mekanı...
Batıda Soli ve Vouni, Lefkoşa’daki Arabahmet Camii, Mağusa’daki Salamis, doğudaki Apostolos Andreas Manastırı ziyarete açık yerler arasında...
Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele olmak üzere 5 ilçeye ayrılmış ada, plajlarıyla ünlü. İsterseniz kalabalığın içinde eğlencenin; isterseniz de gözlerden uzak bir koyda romantizmin keyfini çıkarın. Seçim size kalmış...
Bu arada Macera arayanlar için ise Güzelyurt Koyu öneriliyor.
Escape, Alagadi, Altın Kum, Sunset, Mare Monte ve Camelot ünlü plajları...
Su sıcaklığı yılın 8 ayı boyunca yüzmek için ideal... Ayrıca yelken, dalış, sörf, deniz kayağı gibi su sporları yapma şansınız da var.
Evet bu cennet ada turistin başını döndürüyor ama yatırımcılar bazı konularda şikayet ediyor.
"1974'ten beri Kuzey Kıbrıs adeta açık bir hapishaneye döndürüldü. Devletten izolasyonun kaldırılmasını ve ulaşım probleminin çözülmesini istiyoruz."
Bu sözler Kıbrıs ve Azerbaycan'da Otel işletmeciliği yapan Net Holding İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Merit Turizm AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar'a ait.
Yatırım için verilen teşviklerin ülkeye yetmediğini, gelişim konusunda KKTC hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne büyük görev düştüğünü söyleyen Arar, Türkiye'nin ve yavru vatanın turizm potansiyelini değerlendirdi...

Kıbrıs'a yeni yatırımcı çekmek ve turizmi geliştirmek için kime, ne görevler düşüyor? Bu konuda en büyük görev KKTC hükümetine ve TBMM'ye düşüyor. Bugün Kuzey Kıbrıs'a yapılan yatırımlara verilen teşvikler, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları göz önüne alırsak, çok minimal seviyede kalıyor.
'TEŞVİK YASASI BİR AN EVVEL ÇIKMALI'1980'lerin Özal dönemini hatırlayalım; Antalya-Marmaris turizmi nasıl patlatıldı? Nasıl krediler ve teşvikler verildi. Bu konu ile ilgili teşvik yasasının bir an evvel çıkması gerekir.
Kıbrıs'ta yatırım yapmanın avantajları ve dezavantajları neler? Avantajı, bölgenin iklimi ve doğası; dezavantajı ise, Türkiye dışında hiç bir devletten ulaşım imkanı olmaması.
'KUZEY KIBRIS'A YAPILMIŞ EN BÜYÜK HAKSIZLIK'Kıbrıs izolasyonu hakkında neler söyleyeceksiniz? Çözüm yolu nedir?KKTC'deki en büyük sıkıntı, izolasyondur. Bu da turizmcinin belini kıran en önemli unsur. Kuzey Kıbrıs'a yapılmış çok büyük haksızlık. 1974'ten beri Kuzey Kıbrıs adeta açık bir hapishaneye döndürüldü. Devletten izolasyonun kaldırılmasını ve ulaşım probleminin çözülmesini istiyoruz. İzolasyonu isterse Türk Hava Yolları (THY) kırabilir. Bakü-Erzurum-Ercan, Tebriz-Adana-Ercan veya Tahran-Gaziantep-Ercan seferleri niye yok? İşte bu büyük bir sorun. Benim THY yetkililerinden bir ricam var; onların bu çok büyük potansiyelinin çok ufak bir parçasını gelsinler, bu yavru vatanın izolasyon olayını çözsünler. Bu arada Kıbrıs'ın bayrak taşıyıcı havayolu olan KTHY da görev düşüyor.
Kıbrıs turizmi gelecekte nasıl olacak? Kıbrıs yeterince tanıtılıyor mu?Önümüzdeki yıllarda çok daha başarılı olacak. Akdeniz'in en genç tesisleri, en başarılı hizmeti ve engin bir konukseverliği, misafirlerini bekliyor.
'2011 YILINI KIBRIS YILI İLAN ETMEK GEREK'Kıbrıs'ın tanıtımı için neler yapılabilir?Kuzey Kıbrıs'a yatırım yapmış ve yapacak olan yatırımcılar ile Turizm Bakanlığı el ele vererek Kıbrıs'ı Anavatan'da da tanıtması gerekir. Anavatan, Kuzey Kıbrıs'ın tüm turizm beklentilerini karşılar. İlgi çeken özellikleri göz önüne çıkartıp, 2011 yılını Anavatan'da "Kıbrıs yılı" ilan etmek gerekir.
Kıbrıs'ta seçim olacak. Seçim sonuçlarında çıkacak yeni hükümetten beklentileriniz neler?Bir tek cümle ile açıklamak isterim: Turizmin önünü açsınlar ve turizmciyi rahat çalışır hale getirsinler.
Kıbrıs'taki yatırımlarınızdan bahseder misiniz? Gelecekte neler planlıyorsunuz?Net Holding bünyesinde otelcilikle uğraşan halka açık bir şirketiz. Kuzey Kıbrıs'ta da büyümeye devam ediyoruz. Bundan 6 yıl önce, Merit Crystal Cove otelde bin 200 kişilik ilk kongre merkezini yapıp kongre turizmini adaya getirdik. Şimdi de Sağlık turizmi için çalışıyoruz. Girne'deki otelimizin hemen yanında "Afrodit Thalassoterapi" tesislerimizin inşaatı devam ediyor. "Denizden gelen sağlık" anlamına gelen "thalasoterapi" alanında Modern ve gelişmik bir otel inşa ediyoruz. 2011 yılında açmayı planlıyoruz.
Kıbrıs dışında yeni yatırımlarınız olacak mı?Şu an Kıbrıs dışında bir yatırım yapmıyoruz. Ama bazı gelişen projelerimiz var.
Müşteri memnuniyeti için neler yapıyorsunuz? Günümüzde yeni trend; insanların ihtiyaçlarını rahatlıkla çözme imkanına sahip olması ve konforudur. Biz devamlı Eğitim alan ve bu trendleri takip eden bir grubuz. Geçtiğimiz haftalarda Amerika'da müşteri mutluluğu ile ilgili eğitime katıldım. Bu müşteri odaklı hizmet eğitimiydi. 'YASTIK BANKASI KURDUK'Örneğin; otellerimizde "yastık bankası" kurduk. Her insanın alıştığı bir yastık vardır. Otellerde ise tek tip yastık vardır. Otele girdiğinizde yastık bankasına başvuruyorsunuz ve hangi tür yastık tercihinizi söylüyorsunuz ve bir daha ki gelişinizde aynı yastığı buluyorsunuz.
Bir işadamının odasında evindeki konforu bulması, ihtiyacı olduğunda ütü masasının ve ütünün hazır olması, hava yağışlı olduğunda dolabı açtığında şemsiyeyle karşılaşması, çalışma masasında gerekli tüm ihtiyaçlarının bulunması, kahve makinesinde kahvesini yapıp içmesi de bence konforun bir parçası...

2010 yılı hedefleri değerlendirildiğinde Bakan Günay'ın 30 milyon turist beklentisi söz konusu... Sizce bu rakam nasıl olacak? Yüzde kaçlık bir büyüme öngörülüyor? Günay'ın bugüne kadar verdiği rakamsal değerler çoğunlukla tutmuştur. Ben bu konudaki rakamın da oluşacağına inanıyorum.
Erken rezervasyon kampanyası, tatilci ve yatırımcılara nasıl bir fayda sağladı? Bu sayede; Türk haklı da tıpkı yabancı ülke misafirlerinde olduğu gibi tatillerini erken programlamaya başladı. Bu turizm için, otellerin sezonlarını net görebilmeleri açısından büyük bir avantaj.
Misafirlerimiz için ise en büyük avantaj; daha ucuza ve taksitle tatil satın alabilme imkanlarının olması...
'KKTC'NİN EN ÖNEMLİ EKSİKLİĞİ...'Türkiye ve Kıbrıs'ta, turizm pastasına rakamsal olarak bakıldığında nasıl bir sonuç çıkıyor? KKTC bilinen sebepler dolayısı ile gerekli payı alamıyor. Ancak yatırımcılar, otelciler ve acentalar sayesinde KKTC için yapılabilecek bir çok şey yapılmaya çalışılıyor.
En önemlisi ise KKTC'nin tanıtım eksiliği; ki bunun da zamanla çözüleceği inancındayız. Türkiye destinasyon olarak zaten dünyada oldukça popüler… Yeni oteller, yeni bölgeler ve tanıtımlar ile bunların desteklenmesi ülke açısından için büyük bir kazanç. Ama her iki taraf için de yapılabilecek çok şey var.
GİRNE POPÜLER, KARPAZ DA GELİŞİYOR En çok hangi ülkelerden turist geliyor ve hangi bölgeleri tercih ediyor? Kıbrıs'a bakıldığında durum nasıl? Yıllardır söylediğimiz gibi; KKTC'nin en çok misafir aldığı ülke Türkiye. Sırayla İngiltere ve Orta Doğu ülkeleri geliyor. Yüzde 80'lik bir rakam tamamen Türkiye pazarına aittir diyebiliriz.
Girne, oldukça popüler bir bölge… Ancak Karpaz bölgesi de son yıllarda (yeni açılan oteller ile) önem kazandı. Lefkoşa zaten başkent olması sebebiyle farklı bir konumda bulunuyor.
Kıbrıs'ın problemleri çözüldüğü an, dünyada yepyeni bir destinasyonda açılmış olacak. Denizi ve doğası keşfedilecek. Tanıtımlar daha rahat yapılacak ve en önemlisi uçuşlar artacak. Şu an sadece elimizden geleni yapabiliyoruz. Ancak çözüm sayesinde Kıbrıs bir cennet ada olarak tüm dünyada tanınacak.
Alman, Rus ya da İngiliz bir turist Türkiye'ye geldiğinde ne kadar para bırakıyor? En çok İranlıların harcama yaptığı söyleniyor. Sizce durum nasıl? Açıkçası geçmiş dönemle 2000'li yılların turizmi arasında ciddi farklar var. 2000 yılı öncesi rakamlar çok yüksekti, ancak şimdi harcama oranı daha düşük. Gelen misafirler sadece tatile odaklılar. Kıbrıs için de bu durum aynen geçerli. İranlı misafirler için de durum bölgesel olarak değişiyor.
İNTERNETTE TATİL SATIN ALIRKEN HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMAMAK İÇİN...İyi ve kaliteli bir işletme nasıl olmalı? Özellikle internet üzerinden rezervasyon yaptıran müşteriler neye ve hangi özelliklere dikkat etmeli? Misafirini ön planda tutan, isteklerini anında cevaplayabilen ve eğitimli personel ile çalışan tüm işletmeler iyi ve kaliteli olabilirler. Misafir odaklı çalışmak, her işletmeye, her anlamda kazandırır.
'2011 yılı, Kıbrıs yılı ilan edilmeli'

Dünyanın en iyi havaalanı bekleme salonu

İSTANBUL - Dünyanın en büyük yolcu uçuş programı Priority Pass, 30 bin üyesi üzerinde araştırma yaptı.
Dünyanın en iyi havaalanı bekleme salonu 600 aday arasından Peru'nun başkenti Lima'daki Jorge Chavez Uluslararası Havaalanı'nınki seçildi.
Salonda; battaniye, yorgan ve duşların olduğu dinlenme odaları bulunuyor.
Priority Pass Marka başkanı Jonathan French, "ödüller Lima SUMAQ VIP Lounge ve diğer ödül alan salonların örnek hizmet standartlarını yansıtıyor" dedi.
En iyi havaalanı bekleme salonu ödüllerini Kuzey Amerika bölgesi için Teksas Houston havaalanının E terminalindeki Continental Presidents Club, Avrupa için Zürih havaalanındaki Panorama Lounge kazandı.
Dünyanın en iyi havaalanı bekleme salonu

Wednesday, February 17, 2010

Tek boyutlu dünyada hayali kış yolculuğu

Siz haritaya baktığınızda ne görürsünüz? Kahverengiye boyanmış dağlar, maviye boyanmış denizler ve göller, sınırları gösteren kalın çizgiler, kıvrım kıvrım çizilerle gösterilen yollar, yeşil nehirler... en büyük noktaların olduğu yerlerde başkentler, bir boy küçük noktalarda kentler, görünür görünmez küçüklükteki noktalarda ise kasabalar. Ve çöller, ovalar, koylar, fiyortlar... Büyükçe bir kağıt üstünde, bir bakışta her yerin görüldüğü tek boyutlu bir dünya. Sizi bilmem ama ben haritaları çok severim. Odamın duvarında büyükçe bir dünya haritası durur. Üstünde de kırmızı başlıklı raptiyeler. Bunlar gezdiğim yerleri gösterir. Bazı yerlerde yan yana dizilen raptiyeler, o bölgeyi gelincik tarlasına çevirir... En çok raptiye Avrupa’ya saplanmıştır. Daha sonra Amerika gelir. Kuzeyde daha çok, güneyde daha az kırmızı raptiye görülür. Benim haritamda Dünyanın hemen her yerine bir raptiye vardır. Sibirya’nın kuzeyinin, Avustralya’nın, Yeni Zelanda’nın, Okyanusya adalarının üstüne ise henüz raptiye saplanamamıştır.


SİNEMA PERDESİ


Sizi bilmem ama ben haritalara tutkunum. En keyifli yolculuklarımı haritanın karşısında, oturduğum koltukta yaparım. Sizin için fazla anlam taşımayan noktalar, bana çok şeyler anlatır. O noktaların simgelediği kentler gözümün önünde canlanır. Caddeler, sokaklar, binalar, dükkanlar, işyerleri, lokantalar, barlar, mağazalar ayan beyan görünür. İnsanlar koşuşturmaya başlar, klakson sesleri havada uçuşur, Güzel Kızlar salına salına yürür. Mutfaklardan yayılan kokular haritadan çıkıp odama yayılır. Şık insanlar, pejmürdeler, avare avare yürüyenler, bir telaş koşturanlar, siren sesleri, kahkahalar, gözyaşları... Bunların hepsini bir bakışta görürüm, duyarım, koklarım...Sizi bilmem ama ben haritalara baktığımda Film seyreder gibi olurum. Kağıdın üstünde anılarla dolu kareler sıralanır. Her film ayrı bir dilden seslenir. Siz Arjantin’in Şili sınırına yakın bölgesinde, minik bir noktayla işaretlenmiş Salta sözcüğünü gördüğünüzde neler düşünürsünüz? Bu küçücük kent size bir şey anlatır mı? Ben Salta’ya baktığımda, bunaltıcı sıcakta girdiğim barı görürüm. Biraya İspanyolca’da cervase dendiğini, soğuğu anlatmak için barmene buz resmini gösterdiğimi hatırlarım. Sonra bu küçük kentin sokaklarında, koka yaprağı çiğneyerek uykusuz kalmaya çalıştığım geceler aklıma gelir.Veya Şili’nin okyanus kıyısına kondurulmuş küçük noktanın üstünde yazan Antofagasta kelimesi size bir şey anımsatır mı? Ben o küçük noktaya baktığımda, kızgın kumsalda koşup, buz gibi sulara atıldığımı görürüm. Yıllar sonra, okyanustan binlerce kilometre ötede bir kez daha üşürüm. Akşam, güneş bir ateş topu gibi sulara gömülürken, yudumladığım lezzetli kırmızı şarabın tadını damağımda yine hissederim.


PİRİ REİS ÖZLEMİ


Alaska’da, kıvrım kıvrım uzanan bir çizginin üstündeki Susitma yazısını görünce adrenalim yükselir. Akıntılı sularda, küçük bir kayığın içinde yaptığım 13 saatlik zorlu yolculuk aklıma gelir. Yalnız kartallar, sessiz taygalar, asırlar öncesinin izlerini taşıyan buzullar gözlerimin önünden akıp gider.Kuzey Denizi’ndeki küçücük bir adanın üstünde, beş puntoyla yazılmış, çok zor okunan Kirkwall kelimesi dikkatinizi hiç çekmemiş olabilir. Ama ben o noktaya bakınca, bitmek bilmeyen günleri, sabaha karşı mora boyanan suların oynaştığı körfezi, şişeden yudumladığım malt viskinin kadifemsi tadını hatırlarım. Kendimi ıssız barlarda, siyah biranın yoğun köpüğüne parmağımla şekil çizerken yakalarım.Siz Portekiz’in güney ucunda yer alan Pontimao yazısını görmeden geçebilirsiniz. Ama benim bakışlarım o yazıya takılır kalır. Sardalye yerken dinlediğim, yanık ve boğuk sesli şarkıcıların söyledikleri fadolar kulaklarımda çınlar. Anlamını bilmediğim şarkılara döktüğüm gözyaşları aklıma gelir.Sizi bilmem ama ben bir haritacı olmak isterim. Ama öyle bugünkü gibi üniversite sıralarından yetişmiş, rakamları, uzaydan gelen verileri birleştirip yükseltileri, sınırları, nehirleri, yolları, kentleri işaretleyen haritacılardan değil. Ben “acımasız korsan” Piri Reis gibi bir haritacı olmayı arzularım. Onun gibi baskınlara katılıp, Kristof Kolomb’un dünya haritasını ele geçirmek, ondan yararlanarak yeni bir dünya haritası çizmek hayalinden hiç kurtulamam. Kurtulmak da istemem. Rüyalarımda bir korsan gemisiyle dolaştığımı, geri dönünce uğradığım limanları kağıt üstüne çizdiğimi görmekten hiç bıkmam.


HARİTACI KEŞİŞ Veya Roman kahramanı keşiş Fra Mauros gibi bir haritacı olmayı arzularım. Bu da kim derseniz anlatayım: Amerikalı yazar James Cowan’ın, “A Mapmaker’s Dream” adlı romanının kahramanıdır. Venedik’te, San Michele di Murano Manastırı’nda yaşamaktadır. Hücresinden ziyaretçi eksik olmaz. Elçiler, gezginler, tüccarlar, Din adamları, çeşitli görevliler, geziden dönünce soluğu Fra Mauros’un yanında alırlar ve gördüklerini anlatırlar. Keşiş, bu anlatılanlarla bir dünya haritası oluşturur. Bu haritada sadece kentler, yollar, sınırlar yer almaz. Tutkular, istekler, inançlar, rüyalar, aşklar da görüntüye girer. Yani Keşiş Fra, hücresinden hiç çıkmadan, benim hep yapmayı hayal ettiğim dünya haritasını çizer.Odamın duvarında asılı duran dünya haritamı keşişin haritasına benzetirim. Ona bakınca, birtakım renkler ve çizgiler yerine heyecan, duygu, tehlike, yorgunluk, lezzet yüklü gezilerimi görürüm. Ve canım sıkıldığımda, haritamın karşısına oturup yalnız yolculuklara çıkarım. Size de böyle bir harita oluşturmanızı hararetle öneririm.Gezmek için uçağa, vapura, arabaya, trene binmeye gerek yok. Bir haritaya bakarak veya bilgisayarınızın ekranı aracılığı ile de dünyanın dört bir yanına gidebilirsiniz. Yeter ki niyetlenin.




DÜNYA’YI UZAYDAN SEYREDİN

Bir başka “Düş Gezintisi Aracım” da internette yeni keşfettiğim “Google Earth.” Bu Program sayesinde, bilgisayarım aracılığı ile hiç bilmediğim uzak köşelere giderim. Ekranda beliren kentlerin sokak görüntüleri arasında, kaybolma korkusu yaşamadan dolaşır dururum. Bazen çöllere gidip, bunaltıcı sıcağı hissetmeden kum tepelerinin üstünden bir kuş gibi uçarım. Bazen çok uzak denizlerdeki, küçücük adalara uzanırım. Kumsalda yaz rüyaları görürüm, denizin dibinde rengarenk mercan kayalarının arasında yüzdüğümü, balıklarla oynaştığımı düşlerim. Bilmediğim, görmediğim, gitmediğim, hiç gidemeyeceğim yerleri bilgisayarımın ekranına getirip, vahşi ormanlarda, geçit vermeyen dağların zirvesinde, yoksul sokaklarda, fırtınalı denizlerde korkusuzca dolaşmak boş zamanlarımın vazgeçilmez tutkusu oldu.“Google Earth” sayesinde bazen anılarımı tazelediğim de oluyor. Örneğin, New York’ta kızımın yaşadığı caddeyi ekrana getirip, onunla gittiğim yerleri, yediğim yemekleri hatırlıyorum. Gittiğimiz sokaklarda dolaşıp duruyorum. O zaman özlemden burnumun direği sızlıyor. Bazen çok önceleri gittiğim kentlerde dolaşıyorum. Örneğin Rio’da Copacabana plajını görünce minicik mayolu Güzel Kadınlar aklıma geliyor. O günleri anıp gülümsüyorum. Veya Somali’ye geçip, Mogadişu kentinin caddelerinde dolaşıp, başıma gelenleri hatırlıyorum. Tüylerim diken diken oluyor.


Tek boyutlu dünyada hayali kış yolculuğu

Aynı adada iki farklı kader

DOMINIK CUMHURİYETİ - Karayipler'in Küba'dan sonra en büyük adası olan Hispanyola Adası'nda bulunan, Dünyanın en yoksul ülkelerinden Haiti son depremle enkaza dönerken, adanın diğer yarısındaki Dominik Cumhuriyeti, egzotik sahilleriyle turizmden önemli gelir elde ederek büyüyor.
Bağımsızlığını 1844 yılında Haiti'den alan Dominik Cumhuriyeti son yıllarda geçirdiği değişimlerle Karayiplerin en lüks Tatil mekanı haline geldi.
Boca Chica, Santo Domingo, Puerto Plata, Isla Catalina gibi şehirlerinde dünyanın en egzotik sahillerine sahip olan Dominik Cumhuriyeti, casinolarıyla da Kumar tutkunlarını ülkeye çekiyor.
Beyaz kumsalları, denize uzanan palmiye ağaçlarıyla tatilcileri büyüleyen kumsallara sahip olan Dominik Cumhuriyeti'nde yıllık gelirin yüzde 90'lara varan kısmı turizmden elde ediliyor.

Adanın diğer yarısında bulunan Haiti ise dünyada kölelerin kurduğu ilk bağımsız ülke olmasına karşın yıllar içinde fakirleşti. Birleşmiş Milletler'in belirlediği dünyanın en yoksul ülkeleri listesinin en üst sıralarında bulunan Haiti'de yaşanan son depremle birlikte iki milyonun üzerinde kişi evsiz kaldı.

Depremde açıklanan resmi rakamlara göre, 150 bin kişinin hayatını kaybettiği Hispanyola Adası'ndaki Haiti'de her 1000 çocuktan 80'i çeşitli nedenlerle hayatını kaybediyor.

DOMİNİK'TE İSPANYOLCA, HAİTİ'DE FRANSIZCA Hispanyola Adası'nı paylaşan iki ülkeden Dominik Cumhuriyeti, Avrupalıların Amerika kıtasında oluşturdukları ilk yerleşim yeri olarak biliniyor. Dominik Cumhuriyeti'nde İspanyolca konuşulurken, eski bir Fransız sömürgesi olan Haiti'de ise Fransızca anadil olarak konuşuluyor.
Aynı adada iki farklı kader

Tuesday, December 8, 2009

400 yıl önceki New York

Ekoloji uzmanları zamanı dört yüzyıl geriye sardı. Ve Henry Hudson'ın tayfasıyla ilk kez New York Limanı'na girdiği o eylül gününde Manhattan Adası'nın nasıl göründüğünü ortaya çıkardı.
Son yıllarda New York'a gelen en şaşırtıcı ziyaretçilerden biri José adındaki kunduzdu. Nereden geldiği hakkında kimsenin fikri yoktu.
Ekologların tahmini, kuzeydeki Westchester ilçesinden çıkıp, Bronx Nehri'nden yüzerek buraya ulaştığı yönündeydi. 2007 kışında bir sabah, Bronx Hayvanat Bahçesi'nden geçen nehrin bir kıyısında ortaya çıkıvermişti José.
Burada birkaç söğüt ağacını kemirmiş ve kendine bir de in yapmıştı. Merkezi Bronx Hayvanat Bahçesi'nde bulunan Yaban Hayatını Koruma Derneği'nden (WCS) ekoloji uzmanı Eric Sanderson, "O günlerde bana, Bronx'ta bir kunduz olması olasılığı nedir diye sorsanız, sıfır derdim," diyor. "New York kentinde 200 küsur yıldan beri kunduz yok."
Kentin, New Amsterdam adı altında bir Hollanda yerleşimi olduğu 17. yüzyıl başlarında, kunduzlar Avrupa'da o dönemde çok Moda olan postları yüzünden yoğun olarak avlanıyordu. Kürk ticareti öyle kârlı bir işkolu haline gelmişti ki, bir çift kunduz kentin resmi mühründe kendilerine bir yer edinmişti. Ve hâlâ da mühürde yer alıyorlar. Ama gerçek kunduzlar yok oldu.
Sanderson, Yaban Hayatını Koruma Derneği'nden meslektaşı Stephen Sautner nehrin kıyısında yürürken bir kunduza dair bazı işaretler gördüğünü söylediğinde, işte bu yüzden söylediğine pek inanmamıştı.
Sautner'la birlikte nehri hayvanat bahçesinin otoparklarının birinden ayıran tel örgünün çevresinden dolaşmış ve tam da Sautner'ın dediği yerde José'nin inini bulmuşlardı. Birkaç hafta sonra geri gittiklerindeyse, José'nin kendisiyle karşılaştılar.
Sanderson, "Karanlık çöküyordu," diye anlatıyor. "Nehrin kıyısında durmuş çene çalarken, birden onu gördük. Dibimize kadar yüzdü. Sonra nehirde daireler çizmeye başladı. Biz biraz geri çekildik. O ise bir alarm çağrısı yaptı ve kuyruğunu pat pat suya vurdu."
Kunduzun New York'a geri dönüşü, bir zamanlar araba hurdalarının ve çöplerin atıldığı Bronx Nehri'ni iyileştirmek için 30 küsur yıldır emek harcayan çevreciler ve gönüllüler tarafından büyük bir zafer olarak ilan edildi.
Kunduza, geçen yıllar zarfında nehrin temizlenmesi için federal fonlardan 15 küsur milyon dolar aktarılmasında itici güç olan Bronx'tan kongre üyesi José E. Serrano'nun onuruna, José adı verildi. Sanderson için José'nin öyküsünün daha farklı bir anlamı var.
Yaklaşık on yıldır Yaban Hayatını Koruma Derneği'nde, kent burada kök salmaya başlamadan önce Manhattan adasının nasıl göründüğünü olabildiğince kesin bir şekilde yansıtmayı hedefleyen bir projeyi yönetiyor.
Lenape halkının "çok tepeli ada" sözcüğüne atfen Mannahatta Projesi olarak anılan bu çalışma, zamanı 12 Eylül 1609'un öğleden sonrasına, Henry Hudson'la tayfasının New York Limanı'na girip adayı gördükleri andan hemen öncesine geri çevirmeyi amaçlıyor.
Sanderson, Hudson'ın gördüğü doğa harikasını insanların bugün zihinlerinde canlandırabilmeleri halinde, doğallığını sürdürebilen diğer yerleri korumak için daha fazla mücadele edebilecekleri görüşünde. "İnsanların, New York'un orijinal coğrafyasına âşık olmalarını istedim," diyor. "İnsanların normalde doğayla hiç bağdaştırmadığı bir yerde, doğanın tüm unsurlarıyla işlediğinde ne kadar harika olabileceğini göstermek istedim."
Tepeleri dozerle düzleştirilmeden, sulak alanları betonla kaplanmadan çok önce, Manhattan devasa kestane, meşe ve Amerika ceviz ağaçlarıyla, tuzlu bataklıklarla ve hindi, Kanada geyiği ve Amerika kara ayısı dolu çayırlarla kaplı olağanüstü bir doğal alandı.
Hudson'a göre, "İnsanın ayak basabileceği en hoş topraklardan biri"ydi. 21 kilometre uzunluğundaki bu dar adanın her iki kıyısında da, Lenape halkının kendilerine deniztarağı ve istiridye ziyafeti çektiği kumluk sahiller uzanıyordu. Manhattan'dan akan derelerin uzunluğu 105 kilometreyi aşıyor, çoğu derede birkaç kunduz yaşıyordu. Ve Sanderson'un bakış açısıyla José'nin ortaya çıkması da, o eski günlere açılan nadir bir pencere anlamına geliyordu.
Devamı National Geographic Eylül sayısında...
KISA KISA EYLÜL... Güneş Dünyayı Kurtaracak mı? Dünyanın enerji ihtiyacının kat kat fazlası hergün gezegenimize yağıyor. Mesele, yetecek kadar güneş ışığını depolamak. Güneş enerjisi özel dosyası... Somali’nin Perde Arkası Açık sularda kol gezen korsanlar, Somali gerçeğini anlatmakta yetersiz kalıyor. Başkent Mogadişu yıkıntı halinde. İnsanlar şiddet ve açlıkla boğuşuyor. Bütün bunların yanında hayat her şeye rağmen devam ediyor. Somali’nin öteki yüzü... İğneada Karadeniz’in batı kıyısında su içindeki ormanları, benzersiz mantar türleri ve sazlıklarıyla fantastik bir kasaba.

National Geographic Eylül sayısında tüm okurlarına özel yapım Türkiye haritası hediye ediyor!
400 yıl önceki New York