Showing posts with label İsrail. Show all posts
Showing posts with label İsrail. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Zamanın izinde Beyrut tan Baalbek e


Yunanca adı Heliopolis (Güneş Kenti) olan eski zaman şehri Venüs, Jüpiter ve Bacchus Tapınağı başta olmak üzere pek çok tarihi kalıntıya ev sahipliği yapıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde. Tarih boyu pek çok kez el değiştirmiş. Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı.
Lübnan’ın başkenti Beyrut’un ne kadar güzel ve kendine özgü bir şehir olduğunu hep duyar, dinlerdim. Gösterişli Eğlence hayatı, Batı’yı aratmayan lüks otelleri, ünlü markaların boy gösterdiği vitrinleri, görkemli binaları ve Korniş’iyle Ortadoğu’nun Paris’iydi o. Bu cümleyi “bir zamanlar” sözcüğüyle bitirmemi bekleyebilirsiniz, çünkü son yıllarda Beyrut daha çok savaşla anılır oldu. Ancak savaşın ağır yaraları bile ondan bu unvanını alamadı. Kaybettiği çok şey vardı, yine de Kayıp şehre dönüşmedi. Silah ve top mermileriyle yıkıldığında bile asla harabe kent tanımını hak etmiyordu. Eğlenmeyi bilirken ağlamayı da öğrenmişti. İç burkan anılar, hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyordu. Beyrut sadece bir ağıtı dillendirmiyordu. Onun herkese anlatacak başka başka hikâyeleri vardı. Gezmek, görmek, eğlenmek, anlatılanların izini sürmek ama en çok da yeni hikâyeler dinlemek için yola çıktım. Beyrut’la ilgili kurabileceğim ilk cümle şu olur: Kesinlikle hafızasını koruyan bir şehir. Sadece kendi hafızasını mı? Bunu daha ilk bakışta hem görüyor hem duyuyor hem de hissediyorsunuz. Hatta dokunabiliyorsunuz da... Üstelik karşınızda duran, savaşın izlerini hızla silmeye çalışıp kendini iyileştiren, durmadan yenileyen bir şehir iken. Beyrut’ta zaman, hem öncesiz hem sonrasız gibi; bugündesiniz, ama dün de yarın da sizinle. Karşınıza çıkan her sokakta, her yapıda, her yüzde hem yıllar, yüzyıllar öncesine gidiyorsunuz hem de bugünün ruhunu yakalıyorsunuz. Bellek, attığınız her adımda size eşlik ediyor ve her defasında yeni bir kapı aralıyor geçmiş zamana. Arnavutkaldırımlı sokakları arşınlarken, şık restoranlarda Beyrut mutfağıyla tanışırken, vitrinlerin ışıltısına dalarken, gece kulüplerinde çılgınca dans ederken ya da bir başınıza sessiz sakin bir köşede Feyruz’a kulak verirken zaman hep sizinle. Ünlü Lübnanlı ses sanatçısı Feyruz’un şarkılarıyla tanıştıysanız eğer, bu şehir kendiliğinden ve usulca sizi içine alıyor zaten. Feyruz bir şarkısında, “Seni seviyorum Beyrut/ Benim garip vatanım/ Kötü zamanlarda da seni özlüyor ve görmek istiyorum” derken, siz de savaşın acılarını yaşamış ve eski güzel günleri özleyen bir Beyrutlu oluveriyorsunuz.FENİKELİLER KURMUŞTUBeyrut’ta, kent merkezinde zamanı kovalamak şimdilik bir başka yazının konusu olsun, ben bu kez sizleri hâlâ zamanın tek boyutuyla hüküm sürdüğü Baalbek’e götürmek istiyorum. Buraya tam olarak şehir demek de mümkün değil. İsmini pek çoğumuz geçen yıl İsrail saldırıları sırasında duydu. Lübnan Kültür Bakanı’nın UNESCO’ya “Baalbek’i kurtarın” çağrısı yapmıştı. Her yıl Dünyanın dört bir yanından tarih meraklılarını ağırlıyan ıssız şehir, Beyrut’tan 180 kilometre uzaklıkta. Humus - Şam demiryolu üzerinde, Antilübnanların batı eteğinde. Dünya üzerindeki en geniş akropole sahip antik şehir. Aynı zamanda Ortadoğu’daki en önemli Roma kalıntısı. Baal tanrısına tapanların da merkezi.Roma egemenliği altındayken, güneş tanrısı Jüpiter için inşa edilen mabet dolayısıyla, “Heliopolis” (Güneş Şehir) ismini alan Baalbek şehrinin kurucusu Fenikeliler. Geçmişi MÖ 1100’e kadar uzanıyor. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların istilasına uğramış, pek çok kez el değiştirmiş. Romalıların, özellikle de Antonius’un zamanında çok gelişmiş. Ardından savaşlar yıkımlarla dolu asırlar geçirmiş. Şehirdeki en büyük yıkımı yapan Haçlılar. 14. yüzyılda Haçlılarca kaleye dönüştürülmüş. Ardından Ortadoğu seferine çıkan Timur’un gazabına uğramış. Sonra Osmanlı gelmiş. Zamanla yarısı toprağa gömülmüş. Osmanlılar, 1899’da ilk kez Almanlara kazı yapma izni vermiş. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Lübnan, Fransızların eline geçmiş ve sonraki onlar kazıları sürdürmüş. Antik şehrin kalıntıları ise Lübnanlılar tarafından ortaya çıkarılmış. SÜTUNLARINDAN BİRİ SÜLEYMANİYE CAMİİ’NDEGünümüzde Baalbek’te harabe halinde üç adet tapınak yer alıyor: Jüpiter, Bacchus ve Venüs tapınakları. En büyüğü olan Jüpiter Tapınağı, MS 3. yüzyılda yapılan büyük bir giriş kapısına sahip. Kapıdan geçince önce ön avluya, sonra da büyük avluya ulaşılıyor. Büyük avlunun eni 104,5 metre, genişliği ise 117 metre. Avludan sonra geniş bir kapıdan girilen tapınağın 84 granit sütunu var. Bugün bunlardan sadece altısı ayakta. Diğerlerinin bir kısmı kırılmış, bir kısmı da başka yerlere götürülmüş. Bu sütunlardan biriyse Süleymaniye Camii’nde bulunuyor. Bacchus Tapınağı Jüpiter’e göre daha iyi durumda. Tapınağın, her biri 18 metre yükseklikte olan 46 sütunu hâlâ ayakta bulunuyor. Venüs Tapınağı da son onarımlarla oldukça iyi durumda. Mabedin yapımında kullanılan ve Modern teknolojiyle bile hareket ettirilmesi çok zor olan birkaç bloğun, oraya nasıl taşındığı ise hâlâ muamma. Baalbek’in girişine inşa edilen müzeyi de mutlaka görün. Temmuzda yolunuz düşerse, 1956’dan bu yana sürdürülen Uluslararası Baalbek Festivali’nin bale gösterilerine, Klasik Müzik, caz, Rock konserlerine rastlayabilirsiniz. (www.baalbeck.org.lb) Gezi sonrası her ne kadar geri dönüp geceyi Beyrut’ta yaşamanızı tavsiye etsem de mutlaka kalmanız gerekiyorsa Ash-Shams veya Palmyra adlı otelleri tercih edebilirsiniz.
BEYRUT’A GELMİŞKEN…
Ünlü Lübnanlı sanatçılar Feyruz ve Ümmü Gülsüm’ün şarkılarıyla tanışın. · Gitmeden Batı Beyrut filmini izleyin. · Şehrin denizle buluştuğu kordon boyu La Corniche’de turlayın, Beyrutluları izleyin. · Oldukça uygun fiyata yolcu taşıyan taksi ya da dolmuşları da kullanmak mümkün ama bence bu şehri yürüyerek keşfetmelisiniz.· Beyrut geceleri çok hareketli, Beyrutlular eğlenmeyi gerçekten de iyi biliyorlar. Siz de bir gecenizi Beyrut eğlencesine ayırın.
YEMEDEN DÖNMEYİN
Lübnan mutfağı için Akdeniz mutfaklarının son derece ilginç bir karışımı diyebiliriz. Ege ve Akdeniz esintilerini de bulabiliyorsunuz, Güneydoğu ve Arap esintilerini de! İşte mutlaka tatmanız gerekenler: · Semsek (labneli börek), humus, tabuli (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte (bulgurlu veya bulgursuz), patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, deniz ürünleri kibbe (içli köfte), binbir meze çeşidinden sadece birkaçı. · Beyrut mutfağının bir başka başrol oyuncusu da Zahter... Kekik türünden, ancak kekikten çok daha aromalı ve lezzetli... Tazesi, salata malzemesi; tozu, susam unu ve zeytinyağı ile karıştırılınca, kahvaltıda ekmeğe sürebiliyor veya kurusu, zahterli pide malzemesi şeklinde; günün her anında sofrada yer bulabiliyor kendine. · Ana yemeklerde bulgur, nohut, fasulye ve yoğurt başı çekiyor. Lebeniye (nohutlu yoğurt çorbası), kibbe lebeniye (içli köfteli versiyonu), falafel (kızarmış soğanlı nohut ezmesi), tavuklu pilav, maluf (fasulye ezmesi), ekşili yaprak sarma baştan çıkaran lezzetler arasında. · Lübnan, bir yandan da zeytin ve zeytinyağı cenneti. Salatalara ve yemeklere konanlar yetmiyormuş gibi; zeytinyağı, sabah, öğlen, akşam değişik karaf ve kâselerde sofrada da sunuluyor. Yemeklerden sonra ağır tatlılar ve kakuleli Türk kahvesi pek makbul. · Ekşili yaprak sarma da bir daha kolay kolay bulamayacağınız bir lezzet, kaçırmayın. · Alkolle arası iyi olanlar muhakkak “arak” içmeli. Hatta bir şişe de sevdiklerinize getirin.
Zamanın izinde Beyrut’tan Baalbek’e

Thursday, December 31, 2009

Dünya basınından manşetler- 31 Aralık




--İngiliz anne en sonunda huzura kavuştu (İngiliz basını)
Kuşadası’nda 2005 yılında yaşanan bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının annesi gazetelere verdiği röportajlarda bombacının ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasıyla en sonunda huzura kavuştuğunu söyledi.

O zaman 21 yaşında olan Helyn Bennett, Temmuz 2005’te yaşanan patlamada hayatını kaybeden beş kişiden biriydi.

Mahkemenin Salı günü bombacı Mehmet Keskin’e altı ömür boyu hapis cezası vermesinin ardından konuşan anne Sharon Holden, kararı duyduğunda gözyaşlarını tutamadığını belirtti.

“Dört buçuk yıl bekledikten sonra en sonunda adalet yerini buldu” diyen anne “Şimdi huzura kavuştuk. Umarım hapishanedeki günleri zor geçer ve ailemizin çektiği gibi bir acı çeker” dedi.

Bugüne kadar sürekli olarak “Ya salıverilirse?” sorusuyla yaşadıklarını ifade eden Holden, “Artık bittiğini biliyoruz ve rahatız. Asla dışarı çıkamayacak” dedi.

Bu yıl sonbahar aylarında aile Türk yetkililerinden gelecek 1.1 milyon sterlinlik (o günün parasıyla 2.4 milyon TL) tazminatı kabul etmişti.

Holden, İngiliz hükümetinin ülkede Temmuz’da gerçekleşen terör olayında zarar görenlere verilen tazminatın yurtdışındaki saldırılarda zarar görenleri kapsamadığını söylediğini ifade etmiş ve “Kendi hükümetimiz bize sırt çevirdi. Ancak olaydan dört yıl sonra Türk hükümeti kendi hükümetimizin yapması gerekeni yaptı,” demişti.

İngiliz anne ayrıca davanın sona ermesi beklenen Temmuz ayında Türkiye’yi ziyaret etmişti.

DIŞ BASINDA TÜRKİYE
THE ECONOMIST
--Türkiye ve generalleri: Lanetli Komplo Teorileri
Türkiye’nin generalleri için 2009 zor bir yıl oldu. Bir Dizi sızdırılmış belge, telefon dinlemeleri ve bazen de basit kazalarla ortaya çıkan gelişmeler en güçlü laiklerin bile inancını sarstı.

VOICE OF AMERICA
--Rum Ortodoks Patrik’i ile hükümet arasında gerginlik artıyor
Fener Rum Patrik’i Bartolomeos, ABD kanalında yayınlanan 60 Minutes programında Türk yetkililerin ülkedeki Hıristiyanlara kötü muamelesinden şikayet etmişti.

XINHUA
--Türkiye Iraklı yaralılara tedavi olanağı sundu
Türkiye Çarşamba günü yaptığı açıklamada 15 Iraklı yaralının tedavi için Türkiye’ye getirileceğini duyurdu. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Pazar günkü bombalamada yaralanan Iraklıların, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir ambulans uçağıyla Türkiye’ye getirileceği belirtildi.

DAILY MAIL
--İngiliz kadının annesi teröriste verilen cezayla huzura kavuştu
Kuşadası’nda yaşanan bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının annesi teröriste hapis cezası verilmesiyle en sonunda huzura kavuşabildiğini söyledi.

BBC
--Türkiye’deki bomba kurbanı için sonunda adalet geldi
Türkiye’deki bombalı saldırıda ölen İngiliz kadının ailesi bombacının ölüm cezasına çarptırılmasıyla en sonunda adalete kavuştuklarını belirtti.

VOICE OF GREECE
--Eski bir Türk üst düzey yetkiliden itiraf: Heybeliada okulu konusunda çözüme ulaştık
O dönemde Patrik Bartolomeos’la görüşen Kemal Gürüz’ün yaptığı açıklamaya göre Patrikhane ve Ankara arasında Heybeliada Ruhban Okulu üzerinde 2000 yılında anlaşmaya varılmıştı.

THE ASSOCIATED PRESS
--Jim Walter Resources, Erdemir’e borç davası açıyor
Hammadde satan Jim Walter Resources, Türkiye’nin çelik üreticisi Erdemir’in 89 milyon dolardan fazla borcunu ödemediği için dava açtığını duyurdu.

DAILY TIMES
--Cumhurbaşkanı Gül, Zerdari’ye telefon etti
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’ye telefon ederek Aşure gününde Karaçi’de hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi. Gül, Türkiye’nin Pakistan’daki demokrasi savaşına ve terörle mücadelesine destek verdiğini belirtti.

FINANCIAL TIMES
--Türk medya devi ayrılıyor
Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan Holding’in sahibi Aydın Doğan Cuma gününden itibaren başkanlıktan ayrılacağını ve yerine kızı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın geçeceğini duyurdu.

Dünya Basını


THE NEW YORK TIMES

--Casusluk kurumları terör üzerindeki ipuçlarını bir araya getirmeyi başaramadı
Ulusal Güvenlik Teşkilatı Yemen’deki El Kaide liderlerine ait bir plana yönelik değerlendirmeleri tespit ederken, casusluk kurumları değerlendirmeleri diğer bilgiler ile bir araya getirmedi.

--Havayolu şirketleri müşteri tepkisi ile karşı karşıya
ABD'deli havayolu şirketlerinin yöneticileri Detroit'e giden ABD uçağındaki bombalama girişiminin yolcuların gezi planları üzerindeki etkisini minimuma indirmeye çalışıyor.


--New York ilk bütçe açığını verdi
Aylarca düşen gelir ve bütçe savaşlarının ardından, Çarşamba günü itibari ile New York yaklaşık 1 milyar dolar borçlu durumda.

THE WASHINGTON POST
--İntihar bombacısı Afganistan’daki CIA üssüne saldırdı
Yetkililer Afganistan-Pakistan sınırında gerçekleşen bombalamanın, savaş süresince ABD istihbarat ajanlarına düzenlenen en ölümcül saldırı olduğunu belirtti.

--Obama uçaktaki terör saldırısı hatalarını gözden geçirecek
Bu araştrıma kapsamında CIA, Ulusal güvenlik Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı da bulunuyor.

--ABD GMAC’ı tekrar kurtardı
ABD Hazinesi General Motors'un kredi sağlayan birimi olan GMAC'e, verdiği 3.8 milyar dolarlık yeni destek ile yönetimin, şirkette ana mal sahibi konumuna gelmesini sağladı.

THE WALL STREET JOURNAL
--ABD, saldırı girişimi araştırmalarına devam ediyor
ABD’li güvenlik güçlerinin yaptıkları araştırmalar sonucunda, daha önce de pek çok terör eyleminde yer alan ABD doğumlu Yemenli Din adamı Enver el-Evlaki’nin Noel gününde Detroit’e giden uçağa yapılan saldırı girişimiyle bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

--İran, başarılı öğrencilere savaş açıyor
İran sokaklarında yaşanan dramının ardından, ülkedeki yetkililerin en iyi öğrencilerine göz açtırmadığı ve öğrencilerin kariyerlerine büyük bir Darbe indirdikleri ortaya çıktı.

--Rusya, yılı düşük enflasyonla kapatıyor
Federal İstatistik Hizmetler Merkezi’nden gelen son veriler, Rusya’da tüketici fiyatlarının 28 Aralık’ta sona eren haftada da sabit kaldığını gösterdi. Bu şekilde Rusya, bu onyılda gördüğü en düşük yıllık enflasyon rakamlarından birine yaklaşmış oldu.

FINANCIAL TIMES
--Bankacılık sektörü liderleri ikramiyelerden alınan vergilere kızgın
İngiltere’nin bankacılık sektöründen isimler, hükümetin bankalar, çalışanlar ve bankacıların aldıkları ikramiyeler konusunda duygusal hareket ettiğini ve oldukça sorumsuz kararlar aldığını dile getiriyor.

--Sarkozy, karbon vergilerinde en iyisini yapmaya çalışıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Anayasa mahkemesinin karbon vergilerinin yürürlüğe girmesinden iki gün önce kararı geçersiz kılmasının ardından, hükümetiyle birlikte vergiler konusunda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

--Rus devi Rusal’dan 2.6 milyar dolarlık halka arz
Rus milyarder Oleg Deripaska’nın kontrolündeki alüminyum şirketi UC Rusal, Hong Kong’da gelecek ay gerçekleştireceği halka arz ile 2.6 milyar dolar elde etmeyi planlıyor.

THE GUARDIAN
--Bağdat’ta yaşanan kaçırılma olayında İran parmağı
The Guardian gazetesinin yaptığı araştırmalar Irak’ta kaçırılanların hemen ertesi gün İran’a götürüldüğünü ortaya çıkardı.

--Afganistan’daki patlamada CIA ajanları öldürüldü
Afganistan'daki Askeri üste yaşanan intihar saldırısında ölen sekiz sivilin CIA ajanları olduğu doğrulandı.

--ABD’nin, El Kaide’ye karşı planları başarılı oldu
Başarısız olan uçak bombacısını kimlerin idare ettiği araştırmaları sürerken Yemen’deki terörist üslerine karşı misilleme saldırıları ihtimali sürüyor.

HAARETZ


-- Hamas: İsrail’in Gilad Şalit’i yerini tespit etme çabalarını engelledik
Hamas, İsrail’in Gazze’deki El Fetih örgütü arayıcılığıyla esir asker hakkında bilgi toplamaya çalıştığını dile getirdi.

-- İsrail, Gazze sınırındaki köylere maddi yardım sağlayacak
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Maliye Bakanı Yuval Steinitz, Pazar günü hükümete Gazze sınırındaki bazı yerleşimlere 190 milyon şekel değerinde maddi yardım vermeyi ön gören bir plan sunacak.

--Polis, Yahudi teröristten 10 yıl önce şüphe etmişti
Batı Şeria’daki yerleşimlerin durdurulması kararından sonra aşırı protesto gösterilerinde bulunan Jack Teitel’in birçok cinayet vakasında şüpheli olarak gözaltına alındığı ve birçok cinayet girişiminde bulunduğu ortaya çıktı.

FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG
--ABD El Kaide'ye saldırmaya hazırlanıyor
El Kaide'nin, Amsterdam-Detroit uçağını havaya uçurma girişimi ABD'yi harekete geçirdi. ABD El Kaide'nin Yemen'deki üslerini vurmak için hazırlıklara başladı. Başkan Barack Obama ise istihbarat birimi yetkililerini görevlerini yapmamakla suçladı.

DIE WELT
--Merkel: 2010 zor bir yıl olacak
Almanya Başbakanı Angela Merkel yılın son gününde Alman halkına seslendi. Merkel 2010 yılının ekonomik açıdan zor bir yıl olacağı uyarısı yaptı. Ekonomik durgunluktan çıkmak için 2010 yılının belirleyici bir yıl olacağını ifade eden Merkel, Almanya'nın Afganistan misyonunu da savundu.

EKONOMİ BASINI

BLOOMBERG
--Asya borsaları 2003'ten beri en büyük yıllık kazanca hazırlanıyor
Asya borsaları, Çin'in önümüzdeki dönemde de küresel ekonominin resesyondan çıkmasına yardım eden politikalarını devam ettireceği taahhüdünde bulunmasıyla bu yılsonunda 2003 yılından beri en yüksek yıllık kazancını sağlayabilir. Aynı Politika, Petrol ve bakırın fiyatında da son onyıldaki en sert rallisini yaşamasına neden oldu.

--Fed’in alımları durdurmasıyla mortgage tahvillerindeki ralli sona erebilir
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Mart ayı itibariyle 1.25 trilyon dolar değerindeki mortgage destekli tahvilleri almaya son verecek olması, bu yatırım aracında yaşanana rallinin sona ermesine neden olabilir. Gelişme yeni konut fiyatları faizlerini de artırma potansiyeli taşıyor.

--Çin: Krizi 'defetmek' için 2010 kritik
Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan, 2010'un Dünyanın üçüncü büyük ülkesinin ekonomisini güçlendirme ve küresel finansal krizini etkilerini 'def etmek' için kritik bir yıl olacağını söyledi.

CNBC
--Hazine bonolarının açık artırmaları 2010’da azalabilir
ABD’de hazine tahvil piyasasında bu hafta 118 milyar dolar değerinde alım gerçekleştirdi ancak gelecek yıl bu kadar yüksek seviyede olmayabilir. Çünkü yatırımcılar enflasyon korkusuyla piyasadan çıkabilir.

-- Çin yuan konusunda kendi bildiğini yapmaya kararlı
Çin Merkez Bankası’ndan yetkili bir birim, Çarşamba günü Çin’in yuanın değerlendirilmesi konusunda, ekonomik büyüme ve istihdam piyasasını dikkate alarak büyük değişikliklere gitmeyeceğini açıkladı.

-- Küresel alüminyum piyasasında Rus etkisi
Rus alüminyum şirketi UC RUSAL, Salı günü şirketin Hong Kong’da 2.6 milyar dolarlık bir halka arz gerçekleştirmeyi planladığını açıkladı.


CNNMONEY
--Fox, Time Warner ile yaşanan sorunda pes etmiyor
ABD'li Televizyon yayıncısı Fox Network, Çarşamba günü Time Warner Cable şirketinin yaşanan bir ödeme sorunu nedeniyle Federal İletişim Komisyonu'yla tahkime gitme teklifini reddetti.

--Dow Jones ve Nasdaq 2009'un zirvesinde
ABD borsaları Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq, Çarşamba günü dalgalı seyreden seansın sonrasında, yatırımcıların güçlü dolar beklentisi ve yılsonundaki temkinli hareketleriyle hafif yükseldi ve yılın yeni zirve seviyelerini gördü.

--Amazon.com Tatil sezonunun en mutlu eden şirketi oldu
ABD’de pazar araştırmaları yapan ForeSee Results şirketi tarafından yayımlanan veriler, Amazon.com'dan Alışveriş yapanların bu yılki tatil sezonundan en tatmin olmuş müşteriler olduğunu gösterdi.

FORBES
--Kuzey Kore yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasakladı
Kuzey Kore’nin yabancı para birimlerinin kullanılmasını yasaklaması, aşırı tutucu hükümetin yeni gelişmekte olan piyasa ekonomisi üzerinde kontrolü ele geçirmeye yönelik niyetini gösterdi.

--Çin’in gelecek yılı
Çin'de önümzdeki sene büyümenin güçlü şekilde devam edecek olmasına rağmen, dış Ticaret ve iç politikadaki baskılar 2010'un ülke için bir test dönemi olacağını gösteriyor.

--Kriz bazı hükümetleri güçlendirdi
Latin Amerikalı liderler, küresel finansal krize gösterdikleri yönetimle popülaritelerini arttırdılar.

MARKETWATCH
-- Hazine'den GMAC’e ek 3.8 milyar dolarlık yardım
General Motors'un kredi sağlayan birimi olarak faaliyet gösteren GMAC, ABD Hazinesi'nden 3.79 milyar dolar daha kaynak aldığını açıkladı. Yapılan bu son yardımla, Hazine'nin şirket sahipliğindeki payı yüzde 56'nın üzerine çıkmış oldu.

--Gelişmekte olan ülkeler 2010'da yükselmeye devam edecek mi?
Gelişmekte olan ülkelere odaklanan uluslararası menkul kıymet yatırım fonları bu yılın en çok kazandıran enstrümanları olurken, aynı başarının 2010’da da devam edip etmeyeceği sorgulanıyor.

--ITC çelik boru dampinginde Çin karşıtı karar aldı
Uluslararası Ticaret Komisyonu (ITC), Çarşamba günü ABD'li çelik üreticilerini lehine karar vererek, Çin'in bu ülkede sattığı çelik boru ürünlerinin fiyatının adil olmadığını söyledi.







Dünya basınından manşetler- 31 Aralık

Tuesday, December 29, 2009

BEYRUT küllerinden doğuyor

Tevrat’ta “bal ve süt” ülkesi olarak geçen Kenaneli’nin “vaat edilmiş” topraklarıyla alfabenin mucidi Fenike’yi düşünüyorum... Tüm Semitik kökenli dillerde, karlı zirvelerinden dolayı “Beyaz Dağ” diye anılan Lübnan’ın başına gelenleri. Bu küçük ama zengin (yalnızca yerel kaynakları açısından değil tarihi ve kültür mirasıyla da) ülkenin, yıllar boyu birbiriyle halleşip kaynaşmış ama ilk fırsatta birbirinin gözünü oymaktan geri kalmamış Hıristiyan, Müslüman, Dürzi halklarının trajik alın yazısını...MERKEZDEKİ METRUK ALANLAR CANLANMIŞMS 551’deki depremde yerle bir olmadan, dev dalgaların altında yitip gitmeden önce antikçağın en önemli yerleşimlerinden biri vardı burada. Mermer sütunları, tapınakları, su kemerleri, tiyatrosu ve hipodromuyla olduğu kadar Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanından gelen öğrencilerin en yetkili hocalardan ders aldığı Hukuk Okulu’yla da ünlüydü. Ama taş üstünde taş kalmadı bir anda, eski kent yeryüzünden silindi gitti. Neyse ki bugün, son savaşta yıkılan kent merkezindeki metruk alan, kazı çalışmaları sayesinde canlanmış durumda. Beyrut’un Fenike, Helenistik, Roma ve Bizans mirası yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. Haçlılardan kalma kilise kalıntılarıyla Kölemen ve Osmanlı hamamları da. Dev vinçleri, kıyı boyunca yükselen gökdelenleri ve köstebek yuvasını andıran kazı yerleriyle büyük bir şantiye halinde Beyrut, her kazma darbesiyle eski kimliğine kavuşma mücadelesi veriyor. Otelin balkonundan gördüğüm manzara: çanak antenlerle sarmaş dolaş kuruyan çamaşırlar, harap bir evin çatısına yığılmış, ne işe yaradığı belirsiz eski Otomobil lastikleri ve bir parça deniz: Akdeniz. Romalılardan bu yana “bizim” olan, yine de bir türlü paylaşamadığımız, tarih boyunca kan gölüne dönüştürdüğümüz deniz. Bu yüzden olsa gerek, Filistinli Şair Mahmut Derviş ünlü “Beyrut Kasidesi”nde “Ak ya da kurşuni, nisanda yeşil. Gerçekte mavi ama öfkelendiğinde her mevsim kıpkırmızı” der Beyrut’un denizinden söz ederken.Boş arsada tek başına bir palmiye bekliyor, öyle mahzun, yalnız, kurumak üzere. Sivri yaprakları arasından beş katlı bir yapı görünüyor, duvarlarında mermi izleri, içi boş, pencereleri kırılmış. Her yıkımdan sonra küllerinden doğsa da, savaşın (daha doğrusu peşpeşe patlak veren savaşların) yaralarını tümüyle saramamış bir kent görünümünde Beyrut. İSYAN VE SEVGİ İFADESİÜç yıl öncesinin İsrail bombardımanından söz etmiyorum, iç savaşın yol açtığı derin yaralar var hâlâ, yalnızca kentin Mimari dokusunda değil, insanların yaşamlarında da. Bir anlamda mirasçısı olmayan, yani sahipsiz bir kentteyim. Sahi, yüce dağlardan Akdeniz’e yumuşak bir iniş yapmış gibi sere serpe uzanan bu güzel yarımadanın gerçek sahibi kim? Yine Mahmut Derviş’e dönersek “Saygıyla kıyıya inen dağlarla, dağlara yükselen denizin” sahibi? Bir ulustan ziyade çokkültürlü, çokdinli bir topluluklar harmanı olan Lübnan halkı mı, hâlâ kamplarda yaşayan Filistinliler mi yoksa? Filistinliler silahlarıyla 1962’de kovulmuştu bu kentten, dolayısıyla onlar olamaz. 0 zaman Hizbullah örgütüdür belki ya da Suriye. Lübnan’ın tek sahibi yok anlayacağınız. Bu yüzden de başına gelmedik bela kalmamış. İsrail bombardımanları sırasında “kim derdi ki bir gün” diye yazmıştım, “evet bir gün her şey yeniden başlayacak, kentin kalbine yeniden bombalar yağacak? İç savaştan, Sabra - Şatila katliamından, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün zorla sürgüne gönderilmesinin ardından İsrail, Lübnan’a yeniden müdahale edecek, bu kez Hizbullah’ı ortadan kaldırmak bahanesiyle yeniden siviller ölecek. Kim derdi ki bir gün, önce Suriye’nin gizli, sonra İsrail’in haksız ve ölçüsüz müdahalesiyle kan dökülecek, Beyrut yeniden geçmişin acılarını yaşayacak.” Yalnızca bir isyan değildi bu satırlar, aynı zamanda bu ülkeye, bu kente duyduğum ilgi ve sevginin de ifadesiydi. Arkadaşlarım vardı orada. Kitaplarımın Arapça çevirilerini yayımlayan Dar Al Farabi Yayınevi ve yöneticisi Abou Akl bombardıman altındaydı. Kentin en akıllı, en cana yakın, en güzel gazetecisi, sevgili Joumana ve onun gazetesi An-Nahar bombardıman altındaydı. Arap dünyasının en değerli yazar ve şairleri, dostlarım Elias Ghoury ve Amman’da yaşamakla birlikte yolu sıkça Beyrut’a düşen Mahmut Derviş bombardıman altındaydı. ŞAŞIRTAN KARŞILAŞMAOysa şimdi, resmi binalarla kentin stratejik noktalarında bekleyen silahlı askerlere rağmen, ortalık sakin gibi görünüyor. Bir gerilim var evet, ama savaş yok. Şimdilik yok. Gökdelenlerle izbelerin, boş arsalarla viran evlerin kentindeyim. Yine de, Ortadoğu’nun en ışıklı, en Canlı, en göz alıcı kentlerinden biri Beyrut, çünkü kozmopolit bir geleneğe sahip. Sabahın erken saatlerinden itibaren dağdan inen Dürzilerle Ermeni ve Kürtlerden, Maronitlerle çember sakallı Şiilerden oluşan, iş aramaya gelmiş Pakistanlı ve Hintlilerle renklenen bir kalabalık dolduruyor sokakları. Kıyı kahvelerinde kot pantolonlu genç kızlarla türbanlı kadınlar kavrulmuş çekirdek, fındık fıstık, dondurma, artık ne bulurlarsa atıştırıp bir yandan da nargile içiyor. Bu kozmopolit ve görece özgür ortamda, uzun yıllar bu topraklara hükmetmiş Osmanlı’nın da payı var elbette. Eski kültür bakanlarından Ghassan Salame’nin davetlisi olarak Lübnan’a geçen gelişimde Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşım Celâlettin Kart’a rastlamıştım. Hayretle, burada ne işin var, diye sormuştum. “Asıl senin ne işin var, ben TC’nin Beyrut büyükelçisiyim!” yanıtını almıştım. Dağın tepesinde bir oteldeydik. Celâlettin bir Osmanlı valisi edasıyla dolaşıyordu ortalıkta. Ne de olsa bu dağ ve aşağıdaki kıyı, dik yamaçlar, Bekaa vadisi, 1. Dünya Savaşı ertesinde Fransız yönetimine geçene kadar, 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı. Son gece, Celâlettin’in de katıldığı Fransız elçisinin rezidansındaki yemekte Osmanlı’dan miras duvar süslemeleriyle çinilere hayran kalmıştık. Yalnızca kent merkezinde ve köklü ailelerin yaşadığı köşklerde değil, “Davut Paşa” gibi bazı yemek adlarında bile Osmanlı izlerine rastlamak mümkündü. Balkonda kahve keyfinden sonra otelden çıktığımda dikkatimi çeken ilk şey askerler oldu. Ağır silahlar kuşanmış, zırhlı araçlarla köşe başını tutmuşlardı. Para bozdurmak için girdiğim ilk bankanın duvarında eski başbakan Hariri’nin fotoğrafını görünce savaş ve yıkım günlerini anımsadım. Hariri de, Lübnan siyasetini yönlendiren nice lider gibi bir suikastta can vermişti. Onun adını taşıyan Osmanlı tarzı camiye doğru, küçük saat kulesine açılan sokaklarda yürüdüm. Balkonlu, cepheleri yenilenmiş eski taş yapılar tarihsel Beyrut’un bağdaşık, tutarlı ve güzel bir mimari dokusu olduğunun en belirgin işaretleri. Ne var ki, Ortodoks Katedralin yanı başına, sanki ona meydan okumak için dikilmiş izlenimi veren Hariri Camii, turkuvaz rengi kubbeleri ve süslü minareleriyle Binbir Gece Masalları’ndan çıkıp gelmiş bir devasa oyuncağı andırıyor. Ve mimari dokuyu berbat ediyor.OTOBÜS, DOLMUŞ ARAMAYIN Yayalara göre bir kent değil Beyrut, benim gibi toplu taşıma araçlarını, otobüs ve tramvayları özel araçlara tercih edenlere göre hiç değil. Çünkü Beyrut’da yoksul da zengin de kendi otomobiliyle dolaşıyor. Otomobilleri tek varoluş nedenleri sanki, kişiliklerinin, günlük hayatlarının ayrılmaz bir parçası. Hatta en doğal uzantısı. Yoksullarınki hurda belki, ama, yine de, bunlardan daha hurda taksilerle dolmuşlara bir alternatif oluşturuyor. Kent merkezinde ne metro var ne otobüs. Ne de, anılarda, sepya fotoğraflarda kalmış eski tramvaylardan en küçük bir iz. Otobüslerin yalnızca kenar mahallelerde çalıştığını söylediler; merkezden kent dışına sefer yapan Nuh-u Nebi’den kalma tektük minibüslere rastladığımı ama binmekten çekindiğimi, hatta düpedüz korktuğumu da itiraf etmeliyim. Beyrut doğumlu, ergenlik yıllarını ve gençliğini bu kentte yaşamış, Kavafis’in o nefis şiirinde İskenderiye için söylediği gibi “hayatını bu köşede karartmış” kadim dostum Amin Maalouf’a romanlarında Semerkant, Granada, hatta Cenova gibi birçok kentten söz etmesine rağmen neden Beyrut’u (Tinos Kayası hariç) es geçtiğini sorduğumda, iç savaşın travmasını bir türlü üzerinden atamadığını, bu nedenle sevgili kentinden söz etmeye gönlünün el vermediğini söylemişti. Ama, dikkatli bir okurun, dolaylı da olsa, satır aralarında Beyrut’u bulabileceğini de eklemişti. Cebimde son kitabı, Amin Maalouf’un Beyrut’unu keşfetmek üzere Musichall’den otele dönerken gün ağarıyordu.NÖBETTEKİ SİLAHLI ASKER BİLE NARGİLE İÇİYORBurada bir nargile cennetindeyim. Yalnızca kent merkezindeki, “Yıldız Alanı” na çıkan sokaklar boyunca sıralanmış şık kahve teraslarında değil, yoksul halkın, daha doğrusu cellabalı erkeklerin çene çaldığı izbe kahvelerde de değil, lokantalarda, tüm kapalı yerlerde nargile içiliyor. Kaldığım otelin barında kısa etekli kızlarla başörtülü teyzeler, hatta türbanlı genç kadınlar da, kocalarının eşliğinde geç vakitlere kadar nargile içiyorlardı. Sabaha karşı otele dönerken, köşede mevzilenmiş Kalaşnikov ve roketatarlı askerlerin bile nöbette nargile içtiklerine tanık oldum. SAVAŞA İNAT EĞLENİYORLARMusichall, Beyrut’un en ünlü gece kulüplerinden. Geç vakit, kırmızı kadife perde açıldığında Sahne alan Rock grupların çaldığı Müzik eşliğinde mini etekli, aşırı makyajlı, birbirinden güzel kızlarla delikanlıların, kulübe son model cipleriyle geldikleri her hallerinden belli olan mirasyedilerin masalar üzerinde dansı, daha doğru bir deyimle “tepinmesi”, başlıyor. Siyasi ve ekonomik krize, adım başında rastlanan Askeri barikatlara ve Hizbullah’a inat, çılgın gençlik burada kurtlarını döküyor. İçki serbest elbette, Sigara dumanı kalabalığın üzerine bulut gibi çöktüğünde hayaletler de sahnede yerlerini alıyor. Öldürülen siyasi liderlerle iç savaş sırasında komşularının kulaklarından kolye, derilerinden abajur yapan milisleri, bizimkinden pek farkı olmayan Lübnan rakısının da etkisiyle, görür gibi oluyorum. Rock eşliğinde hora tepiyorlar. Derken, karşımda durmadan konuşan ama gürültüden söyledikleri anlaşılmayan, Kameriye’nin Altında romanıyla Lübnan iç savaşına yeni bir yorum getiren Hyam Yared’e 15 yıl süren savaşı kimin kazandığını soruyorum. Tek cümleyle yanıtlıyor: “Hiç kimse kazanmadı, herkes kaybetti.”
BEYRUT küllerinden doğuyor

Monday, December 14, 2009

Basra Körfezi nin parlayan incisi

Şikago ya da Şanghay’ı hatırlatan gökdelenler, geleneksel bir yaşamın hüküm sürdüğü ara sokaklar, denizin üzerine inşa edilmiş şehir Pearl Qatar, muhteşem İslam Eserleri Müzesi, Doha Film Festivali, ünlü tenisçilerin raket salladığı turnuvalar, yabancı üniversitelerin kampüslerine kucak açmış Eğitim Şehri Projesi, görkemli evler, Venedik’teki gibi kanallarla süslenmiş Alışveriş merkezleri, El Cezire Televizyonu, denizin kenarındaki çölde yapılan safari Katar’da beni şaşırtanlardan bazılarıydı. BODRUMLU HEREDOT 2500 YIL ÖNCE YAZMIŞ


Katar gittiğim 108’inci ülke oldu. Gördükten sonra bu kadar sona bıraktığıma üzüldüm. Gerçekten çok daha başlarda ziyaret edilmeyi haketmiş. Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ve eşi Mozah Bint Nasır El Missned ülkeyi bambaşka bir lige taşımış. Vizyonları Katar’ı Körfez’in incisi haline getirmiş.Dünyada Lihtenştayn’dan sonra en yüksek milli gelire sahip ikinci ülke olan Katar hakkındaki ilk yazılı belge, MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan, Bodrumlu Heredot’a ait. Katar tarihinde fazla bir renk yok, yüzyıllarca fakir bir ülke olmuş. 16. yüzyılda Osmanlılar ele geçirip dört yüzyıl egemenlik sürmüş. Bedevi El Tani ailesi ise 18. yüzyılın ortalarında Katar’a gelip yerleşik düzene geçmiş. Ülkede özellikle balıkçılık ve inci ticareti ile uğraşmışlar. I. Dünya Savaşı sırasında, Şeyh Abdullah döneminde Osmanlı yönetimi sona ermiş. İngilizler kendilerinin izni olmadan başka yabancı güçlerle ilişkiye girmeme sözü karşılığında Katar’ın hamiliğini üstlenmiş. Bu süreç 3 Eylül 1971’deki özgürlük ilanına kadar devam etmiş. 3 Eylül Katarlılar için önemli bir tarih. Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı inci ticareti 1930’larda değerini yitirince yoksulluk almış başını yürümüş. Petrolün bulunması ise Katar’ın makûs talihini değiştirmiş.


KADINLARA OY HAKKI VERİLDİ


1995’te babasını kansız bir darbeyle deviren Emir Şeyh Hamid Bin Halife El Tani ülkede çok seviliyor. Kadınlara Otomobil kullanma ve oy verme hakkı tanımış. Demokrasi yolunda önemli adımlar atılmış. 2003’teki referandumla nüfusun yüzde 96.6’sı yeni anayasaya “evet” demiş. Ama Katar’da hâlâ politik bir parti yok, monarşi devam ediyor. Emir aynı zamanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı. Dünyanın en büyük üçüncü doğal gaz rezervine sahip Katar’da son yıllarda kaydedilen gelişmeler inanılmaz. Ülke nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Doha’nın silueti gökdelenlerle değişmeye başlamış. Her taraf inşaat dolu, hummalı faaliyet 24 saat devam ediyor. West Bay Lagoon’da, aynı Dubai’deki Palmiye misali denizi doldurup Pearl Qatar isimli inanılmaz bir yerleşim yaratmışlar. Burada her şey çok lüks, en bilindik markaların mağazaları ve marinalardaki görkemli yatlar dikkat çekiyor. Emirin başarısının arkasındaki kişi ise eşi. Şeyha diye geçen Mozah Bint Nasır El Missned’in internet sitesine (www.mozahbintnasser.qa) bir göz atın. Arap kadından ziyade Hollywood yıldızlarına benziyor. Onun modern, Batılı görünümü ülkedeki kadınlara da örnek olmuş.


2.5 YILDIR KATAR’DA YAŞAYAN ŞAFAK GÜVENÇ TAVSİYE ETTİ


Gece hayatının merkezi Crystal Lounge, en iyi Restoran Il TeatroŞafak Güvenç, Katar’ın en güzel otellerinden W’nun genel müdürü. İsviçre’de okuyan, New York ve Kahire’deki önemli otellerde çalışan Güvenç, 2007 Martı’ndan bu yana Doha’da yaşıyor. Katar izlenimlerini ve 2.5 yıllık tecrübesinden yararlanıp gezginlere önerilerini sordum. Güvenç, Katar’ın en çok dinamizminden etkilendiğini söylüyor. Bunun nedeni çok farklı kültürlerin Katar’da birbiriyle kaynaşması. Özel bir üniversite şehri kuracak kadar eğitime önem veriliyormuş. Hatta yakında bir kültür köyü açılacakmış. İslam Eserleri Müzesi’ndeki iddialı koleksiyonu mutlaka görmenizi tavsiye ediyor. Doha’daki en iyi Otel ve restoranları ise şöyle sıralıyor: “W, Four Seasons, Sharq Village, Hyatt iyi oteller arasında. Restoran olarak Spice Market, Il Teatro, Al Dana, Al Bandar, Tajine ve Bice’yi tavsiye ederim. Gece hayatının merkezi ise Crystal Lounge.”DOHA Dhow’la körfezi gezin, çölde safariye çıkınDoha Körfezi, İzmir Körfezi gibi şehri ikiye ayırmış. Ortasındaki bölüm yürüyüş yolu. Bir tarafı gökdelenlerle bezenmiş, adeta bir Avrupa şehri, diğer taraf ise yakın tarihin sıradan binalarıyla dolu. Modern kısımda beş yıldızlı oteller, uluslararası şirketlerin merkezleri ve büyükelçilikler bulunuyor. İki yerleşim arasında ise Korniş dedikleri, sekiz kilometrelik sahil şeridi var. Doha’nın tarihi bölgesi vasat bir yerleşim. Şehrin iki yüzü taban tabana zıt. Eski kısımda en ilginç yer Souq Waqif dedikleri kapalı çarşı. Burası oryantalistlerin anlattığı, resmettiği görünümdeki kişilerle dolu, geleneksel yapı korunmuş. Çarşı etrafında ilginç bir hayvan pazarı var, yan sokaklarında da otantik restoranlar ve nargile keyfi yapabileceğiniz kafeler. Eski Doha’nın yeni yüzü olan ve deniz üzerine inşa edilmiş İslam Eserleri Müzesi tam bir Mimari harikası. İçindeki eserler az ama öz, sergileme ise olağanüstü. Osmanlı’dan çok sayıda eser müzeyi süslüyor. İznik çinileri, halılar, yazı setleri bizden izlerin bazıları. Giriş ücretsiz. Bu müzeyi gördükten sonra İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi öyle sıradan kalıyor ki... Eski Doha’da göreceğiniz bir başka güzel Müze, eski bir saraydaki Ulusal Müze. ÇÖL SAFARİSİ DENİZDE BİTİYORSize tavsiyem, Dhow adı verilen geleneksel teknelerle Doha Körfezi’nde tur atmanız. Dhow’lar İstanbul’un Boğaziçi’ndeki dolmuş motorları gibi. Sizi eski ve yeni Doha arasında yolculuğa çıkarıyor. Körfezin tam ortasına gelince iki tarafa da bakın, Katar’ın kat ettiği inanılmaz yolu göreceksiniz. Alışverişe meraklıysanız City Center Doha ve Landmark büyük alışveriş merkezleri ama en görkemlisi Villaggio. İçine kanallar yapıp gondol koymuşlar. Gondollarla dolaşırken vitrinleri seyretmeye ne dersiniz?Küçük bir ülke olan Katar’da yapılacak en güzel etkinliklerden biri de çölde safari. Doha’dan karayoluyla bir saatte ulaşabileceğiniz çöl bu iş için ideal. Dört çeker araçlarla kumun üzerinde adeta akrobasi yapıyorlar. Sonunda da denizin kenarında duruluyor ve kendinizi sulara atıyorsunuz. Körfez’de bir yarımada ülkesi olan Katar’ın Suudi Arabistan’la 60 kilometrelik bir sınırı var. Suudilerle ilişkileri iyi, İran, İsrail ve Batı dünyası ile de bağlantıları sağlam. Turistlere karşı hoşgörülüler. Arap ülkesi olmasına rağmen basın son derece özgür, baskı yok. Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonunun bu kadar güvenilir olmasının sebebi de bu. Etrafta Katarlı görmek çok zor. Onlar azınlık konumunda. 900 bin kişilik nüfusun sadece üçte biri Katarlı. Her taraf yabancı kaynıyor. Pakistanlı, Hintli, Filipinliler sokakları doldurmuş. Yabancılar her işi yapıyor, Katarlılar da yüksek duvarlı villalarında hayatın tadını çıkarıyor. işsizlik oranını merak ediyorsanız sadece yüzde 0.4!


ÇÖPÇATAN BLUETOOTH


Ülkede modern kadınlar da görüyorsunuz ama çoğu peçenin ardına gizlenmiş, gözleri bile örtülü. Kadın erkek ilişkilerini merak edip sorduğumda modern teknolojiyi kullandıklarını söylediler. Tanışmak için bir alışveriş merkezine gidiyorsunuz, restoran ya da kafeye oturuyorsunuz, kendinize uygun bir rumuz belirleyip Bluetooth’unuzu açıyorsunuz. Sonra mesajlaşmalar başlıyor. Adeta Oyun gibi! Size mesajı göndereni bulmaya çalışıyorsunuz. Sonra telefonla sohbet, ardından kaçamak buluşmalar başlıyor. Issız sokaklarda yan yana gelen siyah camlı otomobiller, araç arası transferler derken, belki de mutlu sona ulaşılıyor. İşin ilginç yanı daha sonra gittiğim Bahreyn’de de durumun aynı olmasıydı. Konuştuğum bir Türk, Türk olmanın avantajlarından bahsetti. Bizi Batılı Müslümanlar olarak gördükleri için Türk olduğunuzu belirten bir rumuz seçtiğinizde mesajlar yağmaya başlıyormuş! Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Katar’da da Türk dizilerine büyük ilgi var. Ben Doha Film Festivali zamanı Katar’deyken Gümüş dizisinde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ da oradaydı. Resminin basılı olduğu tişörtler dükkânlarda satılıyordu. Aşk-ı Memnu dizisinin ülke televizyonlarına gelmesi sabırsızlıkla bekleniyor. Türkiye’de oynayan bölümleri Arapça altyazılarla hemen You Tube’a konuluyor. Vahabi İslam’ın katı kurallarına rağmen Katar’da beş yıldızlı otellerin Bar ve restoranlarında içki serbest, sokak arası restoranlarda ise gazoz ve meyve suyuyla idare ediyorsunuz. Türk mutfağı çok popüler, bol miktarda döner ve kebap salonu var. Ülkeye giriş için vizeyi kapıda alıyorsunuz, ücretini de kredi kartınızdan çekiyorlar!Katar Arap dünyasının İsviçre’si olarak geçiyor, bu sıfatı da fazlasıyla hak etmiş. Listenize bir an önce koyun, pişman olmayacaksınız.


Basra Körfezi’nin parlayan incisi