Showing posts with label Yunan. Show all posts
Showing posts with label Yunan. Show all posts

Wednesday, February 17, 2010

Salyangoz simgeli Umbria güzeli


Üç yıl aradan sonra İtalya’da olmanın keyfi anlatılamaz benim için. Toscana güzelliklerini doyasıya yaşamıştım geçen gezimde ve ruhum selvilerin dallarına asılı kalmıştı. Nice çeşmelere para atmıştım kısa zamanda dönebilmek için. Lazio ve Umbria tanrıları kabul etti dualarımı. Kış günü yolunuzu İtalya’ya çevirirseniz Roma yakınlarındaki Orvieto’yı görmeden dönmek seyahatinize haksızlık olur. Orvieto, Dünyanın en önemli ortaçağ miraslarından, İtalyan “Yavaş Şehir”lerinin en önemlilerinden. Yaşanılır şehirler yaratmak fikrinden yola çıkan “Yavaş Şehir” akımı, küçük kentlerin geleneksel yapılarını, sıkı kurallarla korumaları gerektiğini savunuyor. Bugün dünyada sayıları 91’e yükseldi. Amaç, Modern ile geleneksel arasında, kaliteli yaşamı destekleyen bir denge oluşturabilmek. Yavaş şehirli olabilmenin en önemli kuralları gürültü kirliliğini ve trafiği kesmek, yeşil alanları, yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkan ve lokantaları desteklemek, yerel sanatı ve zanaatı korumak. Bu küçük şehirlerde, süpermarket ya da McDonald’s sakın aramayın, bulamazsınız.Orvieto, geniş Paglia Vadisi’nin ortasında bir ada gibi yükselen volkanik tüf birikimlerinin üzerinde, yassı platoya kurulmuş. Puslu bir havada Roma-Floransa otobanından baktığınızda, köpüklü dalgalar arasında ilerleyen bir Savaş Gemisi gibi görünür. Eteklerinde üzüm bağlarıyla donanmış arazilerle buluşur.Roma Termini Garı’ndan Orvieto’ya trenle 1,5 saatte, gidiş-dönüş 11-13 Euro’ya ulaşabilirsiniz. Otobüs bir başka seçenek. (www.atcterni.it/). Şehir merkezine 1888’de yapılan, 1990 yılında yenilenen finüküler, 580 metre uzunluktaki raylı yoldan sizi 157 metre yuksekliğe üç dakikada çıkarır. Bundan sonrasını yürüyerek veya bisikletle dolaşabilirsiniz.SÜNGER TAŞINDAN BİNALAR, SOKAKLARÖnemli bir Etrüsk kenti olan Orvieto, çanak çömlek endüstrisi nedeniyle Roma zamanında da önemini sürdürmüş. Roma yıkılınca Vizigotların akınına uğramış. 12. yüzyılda kendini yöneten bir komün olarak kardinale bağlanıp, Papalık şehri olmuş. 1860’da İtalya Birliği’ne katılıyor. 15. yüzyıl sonunda sivil yenilenme geçirip, eski bölgelerde düzenli bir şekil oluşturuluyor Orvieto’nun tarihi bölgesinin görüntüsü o zamandan günümüze korunmuş. Dar kemerli ortaçağ sokakları, evler tüf (sünger taşı) ve bazalt taşından yapılmış. Sarımsı renkte.Merkezde, Orvieto Katedrali’nin bulunduğu Doumo Meydanı sade, orantılı. Sol köşedeki ortaçağdan kalma saat kulesinin tepesinde çan ve heykel bulunuyor. Duomo’ya çıkan dar caddeler el ürünleri satan hediyelik eşya mağazalarıyla dolu. Seramikler, toprak kaplar, tahta oyma oyuncaklar, demirden yapılmış hediyelikler, Şarap mağazaları... İsteseniz de eliniz boş dönemezsiniz Orvieto’dan. Sofralık Rosso şarabının iki şişesini altı Euro’ya almamak zaten düşünülemez. İmzalı seramik çanaklar boy boy. El yapımı çikolata dükkanından eli boş dönmek imkansız. İnanın gözünüz doyacak şehrin renkli sokaklarında. Soliano Sarayı’nın 1. katında Emilio Greco Müzesi’ni gezin. 1995’te ölmüş heykel sanatçısının grafik çalışmalarını da izleyebilirsiniz. Katedralin karşısında Palazzo Papale (Papalık Sarayı) 1200’lerde yapılmış, en zarif binalardan biri, içinde Arkeoloji Müzesi’ni gezebilirsiniz. Etrüsk, Korint, Yunan vazoları ayrıca bronz savaş aletleri, başlıklar, kalkanlar sergileniyor.KAPADOKYA BENZERİ YERALTI ŞEHRİOrvieto ile Kapadokya arasındaki benzerlik şaşırtıcı. Halkı, volkanik platonun doğasını 3 bin yıl boyunca iyi kullanmış. Yeraltında tüneller, pasajlar, atölyeler, kuyular, su sarnıçları inşa etmiş. Yeraltındaki şehir 1970’lerde, toprak kayması sonucu bulunmuş. “Orvieto’nun altı bomboş” sözünün doğruluğu ortaya çıkmış. Etrüskler yağmur suyunu tutmak, dağıtmak amacıyla kanallar yapmış. 264’te, tam iki yıl kuşatmaya bu sistem sayesinde dayanmışlar.Çok sayıda odalar tünellerle bağlı birbirine, penceler var, mağaralar bir takım alet tamirinde kullanılan yerler, depolama yerleri olarak yapılmış. Yer altında ortaçağdan kalma bir zeytin presi, değirmeni bulunmuş. Asil ailelerin çoğu, şehir kuşatıldığında evlerindeki gizli tünelle surların eteklerine ulaşıyormuş. San Patrizio Kuyusu, finüküler istasyonuna yakın panoramik terasın kenarında. 1527’de, Papa VII. Clements tarafından inşasına başlanmış. 10 yılda tamamlanmış. Kuşatmalara karşı sarnıç işlevi gören kuyu, 62 metre derinliğinde. MÖ 5.yüzyılda yapılan Belvedere Tapınağı, şehirdeki tek Etrüsk kalıntısı. Etrüskler zamanında başlayan sur yapıları her dönemde onarım geçirmiş. Kent surları eski çağlarda tüf kayalıklarının doğal halinden oluşmuş olmalı, koruma amacıyla daha sonra duvarlar daha da yukseltilmiş. Albornoz Kulesi’nden vadiyi, doğanın renklerini seyretmelisiniz.Piazza del Popolo, 13. yy gotik-romanesk stilde yapılmış. Umbria Kış Caz Festivali’ne ev sahipliği yapan güzel binalardan biri. Şehir Festival nedeniyle ocak ayında çok canlı. Meydanda pazar kuruluyor. Cumhuriyet Meydanı’ndaki Gotik Belediye Binası 16. yüzyılda yapılmış. Gün batarken meydanın sokak lambaları yağmur damlalarıyla ışıldıyor.
ORVIETO VE YORTULARI
Etrüsk döneminin ruhani merkezi Orvieto, Hıristiyan dünyası için önemli iki yortunun da başladığı yer. 1263’te bir papaz Roma’ya hacca gider. Dönerken yolda Santa Cristina Kilisesi’nde ayine katılır. Ekmekten sunağın örtüsüne kan damladığını görür. Papa örtünün Orvieto’ya getirilmesini ister. Corpus Christi (İsa’nın bedeni) yortusunu başlatır. Hem rahipler hem de kasaba halkı bu örtü için değerli bir mabet yapılması konusunda anlaşır. 1290’da yapımına başlanan ve bugün İtalya’nın en büyük katedrallerinden biri olan yapı, görkemli mimarisi, iç ve dış cephelerindeki işlemeleriyle dikkat çekiyor. 1960’da restorasyondan geçmiş. Geçmişte Papa, Corpus Cristi yortusunda kente gelip, kanlı örtüyü sokakta taşıyormuş. Bugün ortaçağ giysili kalabalıklar yürüyüş yapıyor. Yortu bu yıl 3 Haziran’da kutlanacak. Diğer önemli dini kutlama Palombella (Beyaz Güvercin) Yortusu, Orvietolu bayan asilzadenin vasiyetiyle başlatılmış. Paskalya pazarından 50 gün sonra kutlanıyor. Katedral önüne gotik tarzda içinde Meryem, Havarilerin figürleri bulunan ayaklı seyyar bir tapınak konuyor. Üzerine çelik tel geriliyor, kutsal ruhu temsil eden beyaz güvercin figürü kayarak geliyor, havai fişek gösterisi yapılıyor.
Salyangoz simgeli Umbria güzeli

Thursday, December 24, 2009

Kleopatra nın mezarının kapısı bulundu

İSKENDERİYE - Bir grup Yunan arkeolog, Mısır’ın İskenderiye kıyılarında yaptıkları sualtı araştırmaları sonucunda VII. Kleopatra’nın ölümünden hemen önce yaptırdığı mezarın devasa granit kapısını buldu.
Arkeologların bulduğu kapı 15 ton ağırlığında ve yedi metre yüksekliğinde.
Araştırmanın başında olan Harry Tzalas, "Onu görür görmez çok özel bir kapı olduğunu anladım. Bu kadar ağır ve iki kapılı bir yapı dalgalarla taşınamazdı ve o an bunun mezarın bir parçası olduğunu düşündüm. Makedonyalı mezar kapılarına benziyordu. Kapandığında sonsuza kadar kapanıyordu" dedi.
Tzalas kapının bulunmasıyla aralarında büyük bir Aşk olan Romalı komutan Marcus Antonius ile Kleopatra'nın ölmeden önceki son saatlerine de ışık tutulabileceğini düşünüyor.
.Boxes { float:left; width: 220px; border:dotted 1px; background-color:#f7f7f7; border-color:#ccc; margin:10px padding:5px; } .Text { font-family:Georgia, "Times New Roman", Times, serif; font-size:12px; font-weight:normal; color:#333; !important; padding:10px !important; line-height:18px; } .Text a, .Text a:link, .Text a:visited, .Text a:active { font-family:Georgia, "Times New Roman", Times, serif; font-size:12px; font-weight: normal; color:#333; !important; padding:10px !important; } .Text a:hover { font-family:Georgia, "Times New Roman", Times, serif; font-size:12px; font-weight: normal; color:#cc0000; !important; padding:10px !important; } .ImgUp { padding:5px 10px 5px 0px !important; } .ImgDown { padding:5px !important; } EDİTÖRÜN NOTU Kleopatra ile Antonius arasında yedi yıl süren dillere destan bir aşk yaşanır. ünlü tarihçi Plinius, Kleopatra'nın tacından çıkardığı bir çiçekle Antonius'a Şarap sunduğunu yazar. Romalı hükümdar kadehi dudaklarına götürdüğü sırada ise Kleopatra ona engel olur ve "Aptal! Sensiz yaşayabilseydim, seni yüz kere zehrileyebilirdim, görmüyor musun" der. Milattan sonra birinci yüzyılda Yunan tarihçi Plutarch Marcus Antonius'un Kleopatra'nın kendisini öldürdüğüne dair yanlış bilgilendirilmesinden sonra intihar etmeye kalktığını yazar.
Son isteği olarak Kleopatra'nın yanına gömülmek isteyen Antonius, o sırada hizmetçileriyle birlikte mezarın içinde saklanan Kleopatra'nın yanına gömülmek istediğini söylemiş.
Bunun üzerine de Antonius zincirler ve iplerle mezarın tepesine çıkarılmış, böylece camdan içeri girmeye çalışmış. Plutarch şöyle yazmış: "Mezarın kapısı bir kere kapandı mı mekanizma bir daha açılmasına izin vermiyordu."
Tzalas da buldukları yapının Yunanlı tarihçinin sözlerini doğrular nitelikte olduğunu dile getirdi: "Yıllardır insanlar Plutarch gibi güvenilir bir tarihçinin bu sözlerle ne demek istediğini merak etmişti. Artık bir cevabımız var."
Kleopatra'nın mezarının kapısı bulundu

Wednesday, December 9, 2009

At sırtında Evliya Çelebi’nin izinde

Seyahatname’nin ışığında, Evliya Çelebi’nin ayak izlerinden Anadolu’yu gezme fikri Prof. Gerald Maclean’e ait. Exeter Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Maclean, 1996’da eşi Donna Landry ile Tatil için Kapadokya’ya gelmişti. Eşi, Kent Üniversitesi’nde İngiliz - Amerikan edebiyatı profesörüydü. Atla çevreyi gezerken, “Neden atla Türkiye turu yapmıyoruz” diye düşündüler. “Bu turu Amerika’da yapamazsınız” diyor Maclean. “Çünkü insanlar saldırgan, biri sizi vurabilir. İngiltere’de her yer özel arazi, giremezsiniz. Türkiye’de kırsal kesim buna müsait. Aynı dönemde Edinburg Üniversitesi’nden Osmanlı Tarihçisi Caroline Finkel ile tanıştık, o da Türkiye’yi yürüyerek gezmek istediğini söyledi. Bu iki projeyi birleştirdik.” 2007’DE İLK DENEMEGezi bir “Reenacment,” yani geçmişte yaşanan olayı tekrarlama projesi olacaktı. Maclean, geçmişte Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar üzerine çalışırken, onların rotasından geçmiş, çevreyi incelemişti. Yine aynı yöntemi uygulayacaktı. “İngiliz yazar yerine, neden Evliya Çelebi’nin rotasını izlemiyorum, diye düşündüm. Evliya Çelebi’nin oryantalist bakış açısından uzak olması da avantajdı. Eğer Avrupalı gezgin seçseydik, Batılı yaklaşımını tekrarlamak zorunda kalacaktık. Avrupalı seyyahlar planlı gezerken, Evliya’nın asla belirli bir rotası yoktu. Adeta rüzgarın götürdüğü yere gidiyordu. Bu yüzden akademik çalışmam açısından da önemliydi. Bu projeye hazırlanırken, Batı’da Evliya Çelebi’nin ne kadar az bilindiğini görüp şaşırdım.”Maclean, 2007’de Evliya Çelebi’nin batı rotalarından bir kısmını otomobille geçerek, geçerliliğini araştırdı. Seyahatname’de bahsedilen köylerin yerinde olup olmadığına baktı.Sonunda gezi bu yıl, 22 Eylül’de başladı. Yalova’nın Altınova ilçesi yakınlarındaki sahil köyü Hersek’ten yola çıktılar. Türkiye Jokey Kulübü sponsor olmuş, Avanos’tan yedi at getirilmişti. Ekipte Maclean ve eşinin yanı sıra Caroline Finkel, atların sahibi Akhal-teke Binicilik Merkezi’nden Ercihan Dilari, Der Spiegel muhabiri Susan Wirth, Kanadalı Teherese Tardif yer alıyordu. 42 günlük yolculuk boyunca yeni katılımlar oldu. Eski İngiltere Büyükelçisi’nin eşi Patricia Daunt, geçmişte Türkiye’de 10 yıl yaşayan Botanikçi Andrew Byfield yolculuğun bir bölümüne eşlik etti. Geziyi tamamlayanlar, planlayan üç kişiydi: Maclean, eşi ve Finkel. Yol boyunca ekibi bir kamyon izledi. At malzemelerini, çadırları taşıdı, mutfak hizmeti verdi. Sabancı Üniversitesi’nden antropolog ve sözlü tarihçi Dr. Leyla Neyzi ön araştırma sırasında ekibe yardımcı olurken, Açık Radyo’dan Mahir Başdoğan projeye destek verdi. Zeytinoğlu şirketi yol boyunca at yemi sağladı. Kütahya Porselen, Güral Porselen, Kütahya Belediyesi ve akademisyenlerin üniversiteleri projeye destek oldu. Ekip çoğunlukla çadırlarda geceledi. Bazen köy misafirhanelerinde konakladı.SANKİ İKİNCİ GEÇİŞİMİZDİ Yolculukta Evliya Çelebi’nin batı rotasını takip ettiler. Evliya, İstanbul’dan başlayarak İzmit’e gitmişti ama günümüzde bu bölgeyi atla geçecek yol yoktu. Karşı kıyıdaki Hersek’ten başlayıp, Evliya Çelebi gibi 1200 kilometrelik rotayı Kütahya’da bitirdiler. Evliya Çelebi, İnegöl-Tavşanlı- Kütahya-Afyon-Sandıklı-Banaz-Ovacık-Uşak-Gediz-Simav-Gediz-Kütahya yolunu izlemişti. Proje sırasında grup, ufak değişikliklerle, bu dolambaçlı hattı takip etti. Kasabalar arasındaki gözden uzak köylere girdi. İznik’ten Bursa, İnegöl, Domaniç, Kütahya, Afyon, Boyalı, Sinanpaşa, Banaz, Ovacık, Uşak, Mesudiye, Eski Gediz, Simav ve tekrar Kütahya’ya geçtiler. Ekibin amaçlarından biri de Osmanlı’dan günümüze kalan binicilik kültürünü ortaya çıkarmaktı. Yol boyunca rahvan at yarışları, cirit müsabakaları, pazarlarda at koşumları satan esnaf, at malzemesi yapım atölyeleri, binicilik merkezleri gibi atçılık kültürüne ait bir çok izi görüntülediler. Gerald Maclean, başından itibaren rahat bir yolculuk olduğunu söylüyor. Son bir iki gün yaşanan ani sıcaklık düşüşü dışında yol boyunca hava koşulları da onlardan yanaymış: “Uğradığımız yerlerde nasıl karşılanacağımızı bilmiyorduk. Birkaç garip bakış dışında çok iyi karşılandık. Özellikle çocuklar çok meraklıydı, bizi görmekten mutlu oldular. İkinci günden itibaren, bu yollardan daha önce geçtiğim hissine kapıldım. Sanki daha önce bu pazarlara, çarşılara uğramış, satıcılarla tanışmıştım. Sonrasında rotamız nehirlerden, tepelerden, açık araziden, vadilerden, köylerden geçti. Kamyonumuz konaklayacağımız yere bizden önce gidiyordu. Muhtar ve jandarmayla görüşüp, bilgi veriyordu. Londra’daki Türkiye Büyükelçiliği ve Kültür Bakanlığı’nca verilen belgeleri gösteriyordu.”Sadece Uşak’ın Ovacık köyünde sorun yaşadılar. İki yıl önce onlara her türlü yardımı yapma sözü veren ve projeden çok mutluluk duyan muhtar gitmiş, yerine yeni muhtar gelmişti: “Bize söz verilen misafirhanede kalamayacağımızı, köyde istenmediğimizi söylediler. Biz de çadır kurduk. Sabaha karşı 6’da muhtarın ihbarıyla Jandarma geldi. Muhtar ısrarla pasaportlarımızı almak istiyordu. Sonunda jandarma bizim zaten köye davet edildiğimizi gördü, sorun kapandı.” KAMYONLARINA EL KONULDUBir başka kötü anı Kütahya yolunda, Çavdarhisar’da yaşanmış: “Burada hava çok kötüydü, dağda kar yağmak üzereydi. Atları karda dışarda bırakamazdık. Bu gece Çavdarhisar’da bir polis kamyonumuzun belgelerini kontrol etti. Aracın eski sahibinden kalan borçlar vardı, kamyona el konuldu. Tüm eşyalarımız boşaltıldı. Atları bir ahıra koyduk. Kütahya’dan bir kamyon gelip, atları götürdü. Bu arada kamyonu satan komisyoncu bize yeni bir araç gönderdi, sorunumuz çözüldü.” Bu iki olay dışında gezi olumlu geçtiğini söylüyor Maclean: “Her gittiğimiz kasabada, köyde iyi karşılandık. Bizi gördüklerine memnun oldular. Gelecekte turistik rotaya dönüşürse, sık sık atlılar geçerse köylüler aynı misafirperverliği gösterir mi, bilmiyorum. Türk turizmi Bodrum, Antalya’ya odaklanmış. Neden Çavdarhisar’a ya da Kütahya’ya gidilmiyor? Projemizin bir amacı da yeni Turizm temalarına yönelimi teşvik etmekti.” YOLU EN AZ ÜÇ KİŞİYE SORMALI Ekip bir başka ilginç olayı, yol sorarken yaşadı: “Bazı çobanlar asfalt yolu hiç bilmiyordu. Bu yoldan, diyorlardı ama zamanla bize ayıp olmasın diye yolu bilmeden söylediklerini fark ettik.” Bu nedenle Domaniç yakınlarında kayboldular. Çünkü muhtar, çeşmeye kadar gidip sağa dönün, demişti. Karşılarına çıkan bir başka yaşlı köylü ise çeşmeden sola dönmelerini önermişti. Muhtarı dinlediler, gece yarısı kendilerini dağbaşında buldular. “Şanslıydık ki ay ışığı vardı ve sonunda jandarma, itfaiye araçlarının koruması eşliğinde gelip bizi buldu” diyor Donna Landry. Bu tecrübeden sonra, yolu en az üç kişiye sormaya karar vermişler. Gerald Maclean’in dikkatini yollardaki çöplükler çekmiş. Ayrıca birçok yeni camiye rastladıklarını anlatıyor. “Kuran kursları var, okullarda Bilgisayar yok” diyor. Çok sayıda köyün, kayıtlı görünen nüfusuna rağmen ekonomik zorluklar yüzünden aslında boşalmış olduğunu fark etmişler. Bu gezinin sonuçları önümüzdeki yıllarda yayımlanmaya başlayacak. 2011’de önce Evliya Çelebi’nin rotasını, GPS verileriyle sunan, ekibin gözlemlerini yansıtan bir kitap yayımlanacak. Ayrıca bir de küçük rehber kitap çıkarmayı düşünüyorlar. Yolculuğun Ajans 21’den Nurdan Arca yönetmenliğinde, Mehmet Çam’ın prodüktörlüğünde çekilen belgeseli de 2011’e kadar tamamlanmış olacak. (Proje hakkında www.sabanciuniv.edu/ssbf/evliyacelebi/tr/ sayfasından ayrıntılı bilgi alabilirsiniz) PROF. GERALD MACLEANTürkler hakkındaki önyargılar, Anadolu’ya gelen ilk gezginler sayesinde azaldıProf. Gerald Maclean, Exeter Üniversitesi’nde ingilizce bölümü öğretim üyesi. 15 yıldır, 16 ve 17. yy’da Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasındaki ilişkiler üzerine çalışıyor. Bu dönemden İngilizler’e ait bir çok el yazması bulmuş. Osmanlı’ya gelen ilk gezginlerin notlarında, şu ortak ifade dikkatini çekmiş: “Türklerin Korkunç, zalim ve şeytan olduğu söylenir hep, doğru olmadığını gördük, başka şeyleri keşfettik.” 16. yüzyılın sonunda, İngilizlerin önyargıları değişmeye başlamış. “Önce Osmanlı’ya gelen ilk gezginler, ardından bu topraklara hiç ayak basmamış yazarların Osmanlı’yla ilgili görüşleri üzerine iki kitap yazdım. İkinci gruptaki yazarların eserleri, eski bilgilerin tekrarı gibiydi.”Maclean, Türkiye’ye ilk kez 1974’te, Yunanistan’da yaşarken, gelmiş. O zaman Yunan dostlarının “Niye gidiyorsun ki orası Türklerle dolu, İstanbul aslında bizim şehrimiz” dediğini söylüyor. İstanbul’a geldiğinde, Türklerin Batı’da onlara atfedilen şablonlardan farklı davrandığını gözlemlemiş. Önyargıların bugün AB tartışmaları sırasında Almanya ve Fransa’da yeniden ortaya çıktığını söylüyor. Batı’daki “Korkunç Türk” imgesi, zamanla Maclean için inceleme konusuna dönüşmüş. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’yle de bu çalışma sırasında tanışmış. Yararlandığı önemli kaynaklardan biri olmuş.PROF. DONNA LANDRYKültür turizmi rotasına dönüşebilirEvliya Çelebi’nin Hersek - Kütahya rotası farklı temalarda alternatif turizm rotalarına dönüşebilir. Geçtiğimiz bazı köylerde geleneksel yöntemlerle Organik Tarım yapılıyordu. Köylüler sağlıklı yaşıyor. Ekolojik, sürdürülebilir bir Yaşam modeli bu. Yurdışında ilgi çekebilir. Kültür turizmi, atla sürüş turizmi yapılabilir. Yol boyunca Osmanlı eserleri, arkeolojik sit alanları görülebilir. Hatta slow food hareketine ilgi duyanlar, yani geleneksel yöre yemeklerini merak edenler için bile bu rotada turlar düzenlenebilir.
At sırtında Evliya Çelebi’nin izinde