Showing posts with label italya turları. Show all posts
Showing posts with label italya turları. Show all posts

Monday, September 21, 2009

Sanat Mimarinin Buluşma noktası İtalya Tatil Turları

Roma sanatı, 1.yy’a kadar Etrüsk ve Yunan sanatının bir sentezi olup kendine özgü bir özelliğe sahip değildi. Roma’nın kendine ait sanatının ilk örneğini ancak M.S. 2.yy’da görmekteyiz. Bu dönemdeki sanat eserleri, estetiğe önem vermeyen fakat daha çok, rahatlıkla kullanılabilir eserlerdir. İlk cumhuriyet döneminde, daha çok ihtiyaçtan dolayı büyük binalar yapmaya başlamışlardır. Bunun en önemli örneği Tabularium‘dur. Kanun ve anlaşmaların saklandığı büyük bir arşiv binasıdır. Binalar yapılırken aynı zamanda kullanılacak malzemenin özelliği, dayanıklılığı ve kullanışlığına önem verilmekteydi. Yunanlıların mermerinden farklı olarak Romalılar, tüf ve opus caementicium (malta ve taş karışımı bir çeşit harç) kullanmışlardır.M.Ö. 5.yy’dan itibaren şehrin, kültürel, siyasi ve sosyal merkezi olan bölgede inşa edilen roma forumlarının birincisi, M.Ö. 1.yy’da Giulio Cesare (Jul Sezar)’nin yapmıs oldugu Lulium Forumu’dur. Ondan sonra gelen imparatorlar da sırasıyla Foro di Augusto, Foro di Vespasiano, Foro di Traiano forumlarını inşa etmişlerdir. O dönemin şehir ve planlama mühendisleri, tipik bir roma şehrinin ilk gelişmiş modelini (Il Catrum) ortaya çıkarmışlardır.Romalıların bir başka mimari yapısı, Etrüsk ve Yunan örneklerinden esinlenerek geliştirdikleri Roma Tapınakları (Tempio Romano)’dır. Roma tapınaklarının diğerlerine göre en önemli farkı; dini tören ve kutlamaların rahatlıkla yapılabilmesi için tapınak girişinin önu yükseltilerek çok geniş bir meydan oluşturulmasıdır. Ayrıca, bu meydana değişik foksiyonlu binalar yerleştirilmiştir. Bu çeşit tapınağa verilebilecek en önemli örnek, bugün tamamen hasara uğramış Tempio di Giove‘dir. Verilebilecek diğer örnekler ise; Tempio della Fortuna Virile (Virile Sans Tapınağı), Tempio di Ercole (Herkül Tapınağı), Tempio di Pola (Pola Tapınağı), Tempio di Vesta (Vesta Tapınağı)’dır.Roma’daki büyük anıtsal yapıların yapılması, cadde ve meydanların inşası ile birlikte gerçekleştirilirdi.Roma’da yapılan bir anıtsal yapı Tiyatro (Il Teatro) dur. Roma tiyatrolarının en önemli özelligi, hiç bir tepe veya yamaç desteği kullanılmadan, düz bir alan üzerinde, kemerlerin desteği ile inşa edilmiş olmalarıdır. Roma döneminde yapılan ilk tiyatro Teatro Pompeo‘dir. Daha sonra Teatro Marcello ve L’Anfiteatro Flavio (Colosseo) inşa edilmiştir.Roma halk yaşamında en çok yer tutan binalardan birisi de Bazilikadır. Bazilikalar, bugünkü adliye ve idari binalarının yerini alırlar. Genellikle dikdörtgen biçiminde yapılır, iç tarafı tek sıra sütun ile çevrilmiştir. Zamanla bu mimari özellik değişikliğe ugramış ve bazilikanın uzun kenarlarından birinin tam ortasına bir apsis yerleştirilmiş ve dolayısıyla ana kenarlarda da sütun sayısı azaltılmıştır. En önemli Bazilikalar; La Basilica di Massenzio, La Basilica di Pompei (M.O. 2yy.)Romalıların yaşadıkları meskenler, değişik ailelerin prestijinin bir aynasıydı. Bunun en güzel örneklerinden olan Villalar, önceleri tarım ile uğraşan insanların işlerini yürüttüğü bir yer olarak kullanılırken, zamanla, hem bir ticarethane hem de mesken olarak kullanılmışlardır. Bugüne kadar yapılan kazılarda ele geçen Roma dönemi villalarından en önemlisi, Ercolano kasabasındaki Villa dei Papiri‘dir. Şehir merkezinin dışında kurulan villaların en önemli özelliği şehirdeki evlerin tam aksine oldukça büyük alana inşa edilmesi, dolayısıyla istenildiği kadar hizmetli, hayvan barındırılıp, her çeşit meyve ve sebze yetiştilebilmeleridir. İki bölümden oluşan villaların bir bölümü la pars rustica olarak adlandırılır ve hizmetçilerin kaldığı, hayvanların barındığı, depoların buluduğu bölümdür. İkinci bölum ise la pars urbana isminin verildiği aile bireylerinin yaşadığı yerdir.Açık alanların bolluğu, pazar (mercato) fikrinin doğmasına sebep olmuştur. Önceleri, Forum’un bir parçası olan mercato yani pazar yeri, M.S. 117′de İmparator Traiano tarafından, ortasından geçen uzun bir cadde ile ayrılan dört katlı iki bina inşa edilerek otonom yani sadece ticaret yapılan bir yer haline getirilmiştir.L’Aqcuadotto (su kemeri), romalıların hayatında çok önemli bir yer tutan en önemli mimari yapılardan birisidir. Dağdaki su kaynağından şehir merkezine, daha sonra da her bir eve ulaştırmak için yapılan su kemerlerinin ilk örneği M.Ö. 312′de yapılan l’Acqua Appia’dır. Romalı mühendislerin bir başka dehası ise kullanılan suyun şehir dışına aktarılması için yapmış oldukları Cloaca Maxima olarak adlandırılan lağım sistemidir.Roma mimarisinin onuru diyebileceğimiz Anıtsal Kemerler veya Zafer Takları, ünlü aileleri veya kişileri anma törenleri için yapılmış anıtlardır. Bunların ilk örnekleri, M.Ö. 2.yy’da yapılmasına rağman Cumhuriyet döneminde ve hatta imparatorluk döneminde de belirli meydanlara dikilmiştir. En ünlü Anıtsal Kemerler; Tito, Settimio Severo ve Costantino’ninkilerdir.Heykeltraşlık alanında yunan sanatını taklit ederek geliştiren Romalılar hem rölyef, hem de heykel alanında bir çok eser bırakmışlardır. En ünlü rölyefli anıtlar; 35m yüksekligine sahip M.Ö. 1.yy’da yapılan Ara Pacis Augustae, ve 6m temel kaidesi olan Colonna Traiano (Traiano Sütunu)’dir

Bugünkü İtalya'da tatil Rehberi

Sınır ve toprak birliğini meydana getiren yeni Devletin sayısız ve çok karmaşık sorunları arasında ülkenin içerisindeki siyasi ve ekonomik farklılıklar bulunmakta idi. Eski Piemonte’nin rastgele yürürlüğe koymuş olduğu idari, yargı ve mali konularla ilgili uygulamalar, İtalya’nın ekonomik bakımdan daha güçlü olan Kuzeyi ve Ortası ile Güneyi (Mezzogiorno) arasındaki farkı daha da açmakta idi. 19. ve 20. yüzyılda özellikle köylu ve en fakir sınıfın oluşturduğu, iki Amarika’ya büyük bir göç kitlesini meydana getiren nüfus bir kaç milyonu bulmuştur.Aynı zamanda, diğer Avrupalı güçlerle rekabet için, İtalya, Afrika’ya sömürgelerini yayma politikasına girmiştir. Bu amacla, 1885-96 yıllarında Eritre, 1889-1905 yıllarında Somalya, 1911-12 yıllarında Libya ve Ege adalarını ele geçiren İtalya, 1902′de Tien-Tsin Bölgesinde bulunan ve yaklaşık 1125 km2lik bölgeyi ticari imtiyazlı bir bölge olarak Çin’den almışlardır.Roma’nın İtalya Birliğine dahil edilmesinden 1870 – 1915 yılları arasında Birinci Dünya savaşına katılmasına kadar geçen süre içerisinde, İtalya, dünya devletlerine göre ekonomik ve sosyal bakımdan çok önemli bir büyümeye sahne olmuştur. Uluslararası ilişkilerinde uygulamış olduğu politikalar, hiç kuşkusuz İtalya’nın lehine gelişmiş, idari yapısını yeniden organize etmesine ve ticari meselelerini uygulamasına yardımcı olmuştur. Daha sonra ise çoğunlukla dış yardım desteği ile ülkenin en önemli gereksinimleri olan tren yolu ağı ve ana sanayilerin kurulması bunları izlemiştir. Aynı zamanda, özellikle Bismark’lı Almanya ve Franz Joseph’li Avusturya ile Üçlü İttifak‘a katılarak uluslarası politik ilişkileri ve ticari bağları sağlamlaştşrmak için teşebbüste bulunmuştur.Dış pazarlardaki fiyatların düşmesi ve çok geniş alanlarda hala eski sistemlerin kullanılmasından dolayı Tarım alanında oldukça büyük sorunlar yaşanmasına ve bulaşıcı hastalıkların ağır yaralarına rağmen, endğstride büyüme devam etmekteydi. İpek ve pamuk olarak iki bölümden oluşan tekstil endüstrisi, metalürji ve makine endüstrileri, Alp ve Appenin vadilerine yeni inşa edilmiş hidrolik barajlardan elde edilen elektrik enerjisi ile desteklenmekteydi.Güney İtalya SorunuÜlkenin sosyal durumu şehir ve köy bölgelerinde büyük farklar göstermekteydi. Güneyde, ağır vergi yükü (örneğin; değirmen vergisi) altında ezilen köylü protestoları çok sıkça görülürken, endüstri işçileri, siyasi dernekler ve ticari birlikler ile daha organize olmuşlardı. anarşistlerin ve eşitlik isteyen hareketlerin oluşturduğu bu işçi sınıfı 1892 yılında Partita Socialistà (Sosyalist Partisi)’ni kurmuşlar ve sonra 1896′da, 1891 yılında XIII. Leo’nun “Rerum novarum” prensiplerini kabul eden Partita Democrazia Cristiana (Hıristiyan Demokrat Partisi) kurulmuştur. Birliğin kurulduğu ilk on yıl boyunca eski sağ görüşlü monarşistler ve liberalller ve sol göruşlü cumhuriyet ve reformcuların bulunduğu parlamentoda sınırlı sayıda bulunan bu hareketlerin önemli temsilcilerinin eklenmesi, parlamento arenasındaki siyasi tartışmaları büyük ölçüde hareketlendirmiştir.Birinci Dünya SavaşıUlusal kitlelerin siyasete direk olarak katılımları, henüz kadınlar dışarıda tutulmasına rağmen, 1913 yılında evrensel oy kullanma hakkının ilanı ile olmuştur. Böylelikle, 1. Dünya Savaşı (1914-18) öncesinde İtalya, sosyal birliğini kurmuş, seçiminde özgür ve her şeyden önce, Birliğin kurulması dönemine göre oldukça modern bir ülke olarak uluslararasu sahnede yerini almıştı.Avusturya ile ilişkilerin soğuması, kaybettiği topraklar arasında olan Trentino ve Venezia Giulia Bölgelerini tekrar geri alma planları, İtalya’nın eski müttefiklerini bırakarak Fransa ve İngiltere ile müttefik olarak aynı saflarda savaşmasına neden olmuştur. Savaşın sonucunda, ciddi krizle (Caporetto, Kasim 1917) karşı karşıya kalmasına ragmen Amerika Birleşik Devletleri’nin yardımını gören İtalya’nın lehine olmuştur. 1919 Vesailles Konferansı ile Trentino, Alto Adige, Venezia Giulia ve Dodecanese Bölgelerini sınırlarına katan İtalya’nın, Fiume ve Dalmaçya kıyılarını da alma isteği reddedilmiştir. Bu karara karşı bir reaksiyon Fiume halkının desteği ile birlikte Gabriele D’Anunzio tarafından gerçekleştirilmiştir.Savaş sonrası politik krizden büyük zaferlerle çıkmasına rağmen İtalya büyük çabalarından dolayı ekonomik bakımdan harabeye dönmüştü. Siyasi ve ekonomik çöküşün sonucunda iyice zayıflayan hükümet, kontrolu kaybedeceği bir döneme girmişti. Savaş sonrası eksik kalan tek konu Rapallo Antlaşması (1920) ile çözüme kavuşmuş; Zadar disindaki tüm dalmaçya kıyıları Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yıkılması ile ortaya çıkan yeni Yugoslavya Devletine bırakılmış, ayrıca İstria’nın İtalya’ya katılması onaylanmıştır. Fiume, bağımsız bir şehir olarak ilan edilmiş fakat Yugoslavya ile yapılan özel bir anlaşma ile üç yıl sonra İtalya’ya katılmıştır.Bu dönem boyunca bir çok siyasi parti kurulmuştur; Luigi Sturzo liderliğindeki Democrazia Cristiana‘nin bir devamı olan Partito Popolare (Halk Partisi) (1919), Sosyalist partiden ayrılarak Antonio Gramsci liderliğinde kurulan Partito Comunista d’Italia (İtalya Komünist Partisi)(1921), ve en son olarak eskiden sosyalist bir lider ve müdahale seven, ateşli Benito Mussolini‘nin Fasci di Combattimento (Savaş Faşistleri). Bu hareket, 1921 seçimlerinde elde ettigi 35 milletvekili ile parlamentoya girer girmez partilerini Partito Nazionale Fascista (Milli Faşist Partisi)’ne dönüştürmüş ve ihtilal yaratacak bir değişim programı ile 28 Ekim 1922′de Mussolini Liderliğinde yeni hükümetin başına geçmişlerdir

Napolyon'un İtalyası

Bağımsızlığın ve değişimin çekirdekleri ilk olarak Napolyon savaşları ile İtalya’ya ekilmiş, ulusal birlik düşünceleri ise kendisini ilk olarak Cumhuriyetçi Devletler ve İtalya Krallığı olarak göstermiştir. Fransa’da ortaya çıkarak İtalya’da yönetim ve yargı reformları olarak genişleyen birleşme hareketi, yeniden yapılanmaya bir öncü olmuştur. Bu harket, bütün İtalyan Devletlerinin entellektuelleri ile orta-sınıfı ve çoğunlukla gizli çalışan fakat büyük halk kitlelerini etkileyen yurtsever kuruluşlardan (Guiseppe Mazzini’nin “Genç İtalya”sındaki gibi) büyük destek bulmuştur. Özgürlük ve daha fazla demokratik olma isteği, Piemonte Bölgesi’nden Sicilya’ya kadar bütün yarımadayı sarmış fakat, İspanyol anasayasının imtiyazları İtalya kanun yapıcılarına zorla kabul ettirilmiştir (Özellikle Carlo Alberto’dan II. Leopoldo’ya ve II. Ferdinando’dan IX. Pio’ya). Bu olay 1848 yılında da devam etmiştir. 1848 yılı, Paris ve Viyana ihtilallerinden sonra, sadece İtalya için değil aynı zamanda bütün Avrupa için olumlu olayların ve yeniliklerin gerçekleştiği bir yıl olmuştur.Milano ve Venedik’deki isyanlardan cesaret alan Sardenya Kralı Carlo Alberto, İtalya’nın değişik bölgelerinden gelen gönüllüler ile Papa ve Napoli’nin düzenli askerlerinin yardımı ile 1848 yılında Avusturya’ya karşı savaş açar. Fakat ani savunma karşısında Papa ve Napoli askerleri ağır bir yenilgiye uğrar. Bir yıl sonra, Carlo Alberto, Novara’da bir başka atak sonunda geri püskürtülür ve II. Vittorio Emanuele’nin lehine yapılan geri çekilmeye destek verir. Bu sırada, Roma’da bulunmakta olan Mazzini ve Giuseppe Garibaldi, Fransız ve Avusturyalı birliklerin değiştirdikleri kanun yapıcıları görevlerinden alıp bir yıl önce onaylanmış olan yeni anayasanın hükümsüz olduğunu ilan ederler.İtalya BirliğiSonraki on yıl boyunca Piemonte hükümetinin başındaki Kont Camillo Benso Cavour, kabiliyetli ve sabırlı tavrı sayesinde elde ettiği planlarını gerçekleştirme başarısı sayesinde küçük Savoy Devleti’ni büyük Avrupa güçleri ile müttefik bir devlet, Fransızlarla komşuluğunu da bir arkadaşlık durumuna getirmek için uğraşmıştır.Sonuçları elde etmek çok uzun sürmez. Kırım Savaşını sonuçlandıran 1856 Paris Kongresinde, Rus ve Osmanlı güçlerine karşı, Fransız ve İngilizlerle birlikte ittifaka imzasını atar. Cavour, ülke topraklarının sınırları hakkındaki avantajları elde etmeyi hemen başaramasa bile İtalyan sorununu sürekli gündemde tutar. Yaklaşık üç yıl süren bu dönemden sonra 1859 yılının başlarında, Piemonte destekli II. Vittorio Emanuele, tahtından, İtalyan halkına ülkenin milli egemenliğini istediğini belirten bir beyanat yayınlar. Piemonte’yi ele geçirme hayalleri yıkılan Avusturya, Sardenya Krallığına savaş ilan eder. Bu olay, Cavour’un uzun zamandan beri beklediği bir fırsattır.III. Napolyonlu Fransız ordusu ve kanlı zaferlerin Solferino ve San Martinosu, Avusturya’ya karşı bir güç oluşturarak büyük bir zafer kazanırlar. Savaş sonunda imzalanan Villafranca Antlasması ile Lombardia Bölgesi Avusturya’lıların egemenliğinden çıkar. Bu sırada, Orta İtalya ve Romagna Bölgesinde ayaklanmalar çıkarak eski rejimlere dönülür. 1860 yılında yapılan ve Piemonte’ye katılma lehine çıkan oyların yapıldığı referandumun sonucunda, Birleşik İtalya Krallığı‘na bağlı Garibaldi’nin seferi “Binler” sayesinde ele geçirilen Güney İtalya’da dahil olmak üzere tüm ülke’nin her açıdan geliştirilmesi çalışmaları başlar.17 Mart 1861′de Torino’da ilan edilen Birleşik İtalya Krallığı, henüz krallığa dahil olmayan Roma ve Venedik’i sonraki yıllar Krallığa dahil etmiştir. Prusya’nın yardımı sayesinde Avusturya’lılara karşı yapılan savaş sonunda 1866 yılında Venedik, III. Napolyon desteğinde olan Roma ise 20 Eylül 1870′de Kralliğa katılmışlardır.Bütün bu olaylar sonucunda İtalya Devletinin birliğini oluşturan sınırlar hemen oluşturulmuş ve geriye sadece ülkenin sosyal, ekonomik ve kültürel inşasının tamamlanması kalmıştı

İtalya cumhuriyeti

Avusturya Kırallığına karşı Avusturya’nın güneyinde kazandığı büyük zafer ile Napolyon Bonapart, İtalyan yarımadasına girmiş, 16 Mayıs 1796′daki Paris Barış Anlaşması ile de Bügünkü İtalya’nın Piemonte bölgesini de içine alan Savoy Krallığı ile komşu olmuştur. Venedik Cumhuriyetini de eline geçiren Napolyon Bonapart, daha sonra bu bölgeyi Milan Düklüğü karşılığında Avusturya’lılara vermiştir.Napolyon’un İtalya’ya girmesi ile Fransız Ihtilalinin etkileri tüm yarımadada kendisini hissettirmiştir. Papa’ya bağlı devletlerin 1796′da Fransızların egemenliğine geçmesinden sonra ilk bağımsızlık hareketi Reggio Emilia (Bugünkü Emilia Bölgesi)’da gerçekleşmiş ve aynı yılın ağustos ayında Emilio kralı tahtından indirilerek Aralık ayında bağımsız Cispadana Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Bu cumhuriyet, bugünkü Italya’nın bayrağı olan beyaz, kırmızı ve yeşil renklerini ilk defa bir bayrak rengi olarak kullanmıştır. 1979 yılının Haziran 29 günü ise iki ayrı cumhuhiret birleşerek Cisalpina Cumhuriyetini kurmuşlar, aynı yılın sonlarına doğru ise Ligure Cumhuriyeti oluşmuştur. Geriye kalan diğer Papa’ya baglı devletler ise 1798′in başlarında Roma Cumhuriyeti çatısı altında birleşmiş, Roma’da yaşayan Papa da Toscana bölgesine kaçmak zorunda kalmıştır. 1799 yılında ise Napoli’nin aristokrat ve entellektuelleri Partenopea Cumhuriyetini kurarak, Kral IV. Fernando’nun Sicilya’ya kacmasına neden olmuşlardır. Daha sonra Toscana bölgesinde de bir Cumhuriyet devleti kurulmuştur.Fakat bu bagımsızlık hayalleri çok kısa sürer. Zira, Napolyon’un (1798-99) Mısır seferini firsat bilen diğer Avrupa Devletleri İngiltere monarşisi ve Rus çarı ile birlikte ittifak kurarak Italya yarımadasındaki Fransız ordusunu geri çekilmek zorunda bırakırlar. Bu geri çekilme sırasında Fransızlar özellikle Napoli’ye büyük hasarlar verirler.İkinci İtalya savaşı 14 Haziran 1800′de Marengo’nun galibiyeti ile başlamasına rağmen, 9 Subat 1801 yılında imzalanan Luneville Barışı ile yarımada yeniden Fransızların egemenliğine geçer. Yarımadanın Napolyon’dan kurtarılarak İtalya Cumhuriyetini kurmayı amaçlayan Cumhuriyetçi fikirler, Cisalpina ve Venedik bölgesinden büyük destek alarak önce 28 Aralık 1805′de İtalya Cumhuriyetini kurarlar. Daha sonra bu cumhuriyet 31 Mart 1805′de İtalya Krallığına dönüştürülür. Papa’nın kontrolu altındaki bölgeler yeniden oluşturulur; Büyük Toscana Düklüğü Etruria Krallığına dönüştürülürken, Lucca, Massa, Piombino ve Carrara Düklüğü, Napolyon’un kız kardeşi Eloise’nin, Napoli Krallığı ise erkek kardeşi Joseph’in himayesine verilir (30 Mart 1806). Yalnızca Sardenya ve Sicilya adaları, Savoy ve Bourbonlara bırakılır.Daha sonraki olaylar, Napolyon’un İtalya’daki egemenliğini daha da pekiştirmiştir. Kayınbiraderi Murat, Napoli tahtına oturmuş, İtalya Krallığı sınırlarını Trentino ve Alto Adige Bölgelerine kadar genişletmiş ve Toscana, 14 Ekim 1810 yılındaki Schonbrumm Barış Anlaşmasıyla Papa ile Fransız İmparatorluğunun ortak yonetimi altına girmiştir. Fakat, Napolyon’un Ruslara karşı yapmış olduğu 1813 Liepzig ve 1815 Waterloo savaşlarını kaybetmesi, 1815′de Murat’ın trajik sonu, 1815 Viyana Kongresi ile elde ettiği haklarla birlikte İtalya, siyasi ve toprak bakımından avantajlı bir şekilde yeniden restore edilme durumuna gelmiştir

Günümüzde İtalya ve Roma turları

Orta ve küçük ölçekli endüstrileri ve işçileri iyi çalışmakta, ihracatta ve turizmde ''Boom'' dönemi yaşanmakta. Caddeler, iyi giyinmiş, mutlu gözüken, nezaket dolu insanlarla ve heryerde çocuklarla dopdolu. Trafiği yoğun, mağazaları kaliteli, çekici ve fazla pahalı olmayan mallar ile dolu, restoranları kalabalık. Bireysellik, açık yüreklilik, karmaşa ve eğlenmeyi severek yaşamak italya turları'yı gizlenemeyecek ve hükümet krizlerinde bile işleri rast gidiyormuş gibi görünen bir ülke yapmaktadır.İtalya'yı ziyaret eden yabancıların sayısının her geçen yıl daha da arttığı kuşku götürmez bir gerçektir.Neden bu barış dolu istila, bu sonsuz uzun ve çetin yolculuk?Sonsuz güneş ışığı hakkında eskimiş sloganlar, spagetti, gondollar, mandolinler ve Latin aşıkları üzerine kurulu sebeplerin bazıları hayali veya abartılıdır. Her an değişime maruz kalabilen kısmen ucuz fiyatlar her zaman belirleyici faktörler değildir.Yabancıların İtalya'ya yönelmesinin nedenleri bazen çelişmektedir. Bazıları dinlendirici, arkadaş canlısı insanlardan hoşlanır, diğerleri yemeği, şarabı, konforlu otelleri, verilen hizmetleri, güneşi, manzarayı sever; bir çoğu ise kültür, sanat ve tarihin tadını çıkarır. Ne olursa olsun, biribirinden sadece 1 - 2 saatlik mesafelerdeki her çeşit ve her zevke uygun atraksiyonları, yoğun bir şekilde, bir paket halinde sunan Dünya'da başka bir ülke olmadığı reddedilemeyecek bir gerçektir: panoramik manzaralı gölleri, buzulları, bakımlı kayak pistleri ve her zaman dorukları karlarla kaplı dağlara tırmanış. Kumlu plajlarında, yeşil tepelari ve ormanlarında, şatolarında, üzüm bağlarında, çiftliklerinde, garip ve hoş köylerinde uzun yürüyüşler, hepsi yakın ulaşım mesafelerinde ve folklör, anıtlar, koşuşturmalı şehirler, topluluk aktiviteleri, operalar, konserler, baleler, kurslar, sanat ve tarih. Ve hiç şüphesiz! Kısa bir zaman öncesine kadar herbirinin kendi tarih ve farklı gelişimi olan ve Torino, Milano, Venedik, Floransa, Napoli, Palermo, Genova ve Roma turları gibi önemli şehirleri kendilerinin başkenti olan dükalıklar, prenslikler ve krallıklar (bazıları yabancıların egemenliğinde)'dan oluşan birçok devlete bölünmüş durumdaydı. Bu nedenle, İtalya'da bazı tarihi kalıntı veya sanat harikası bulunmayan bir kasaba yoktur.İtalyanlar, bir bütün olarak, çok çalışan, barışsever, cömert, alçak gönüllü, müsamahakar, aile düşkünü insanlardır. Bir çok savaşta, çoğunlukla yabancıların komutasında, cesurca savaşmışlar ve büyük sayılarda kayıplar vermişlerdir.Hala, bir ulus olarak İtalya'nın performansı, üzerinde yaşayan insanların bireysel başarılarının toplamı kadar iyi olamaz. Ülkesi yüzyıllar boyunca fakirleşmeye yöneldiği ve kalıcı hatalar yaptığında, İtalyan, birey olarak surumluluğunun farkına vararak tedbirini almasını bilmiştir.İtalyanlar her zaman (bugün bile) siyasi bakımdan bölünmüş (sağ ve soldan çok uzak olan bir düzineden fazla siyasi partiler), diğer insanların görüşlerini kabullenmekte isteksiz, işleri birlikte yapmak ve ortak hedefe ulaşmada başarı kazanmak amacıyla katlanılacaklar için her nasılsa güçlerini birleştirememektedirler. italyan karakterini bir bütün olarak tanımlayacak kesin bir yol yoktur.İtalyanlar kendi ulusal meziyetleri ve kusurları hakkında sürekli olarak konuşurlar. Bu tartışmalar veya münakaşalar gazetelerde, tren kompartımanlarında ve kafelerde durmaksızın devam eder: neden biz hep bu yoldayız? Kesin bir cevap yoktur; sadece tek bir şey söylenebilir, o da italyanların, bazı alışkanlıklar, adetler ve fedakarlıklarda bulunmanın italyanın tipik özellikleri olduğu görüşünde hemfikir olduklarıdır.Ve, tabii ki Futbol: çok şey söylemeye gerek var mı?«İtalya'nın sihirli büyüsü» ve halkı, gösterecek ve sunacak çok şeyi olan bu neşeli, arkadaş canlısı, coşku dolu, heyecan verici ülkeyi keşfetmek için insanları baştan çıkartmaktadırlar

İtalya turları Roma, Venedik, Palermo etkinlikler

AREZZO: "Giostra del Saracino" (At üzerinde mızrak döğüşü - Saracen) Eylül ayının ilk Pazar günü - 13. yüzyıl silahlı şövalyelerin müsabakası.ASCOLI PICENO: "Torneo della Quintana" (Mızrak döğüşü - Quintana) Ağustos'un ilk Pazar günü - 15. yüzyıl kostümleri giymiş yüzlerce kişinin katılımı ile gerçekleştirilen tarihi gösteri.CAGLIARI: "Sagra di Sant'Efisio" (St. Efisio Festivali) 1 - 4 Mayıs - Dünyanın en büyük ve en renkli alayı. 1657 yıllarına tarihlenen kostümler giyen bir kaç bin katolik hacısının atlarla, atlı arabaların eşliğinde ve yürüyerek Aziz Efisio'nun heykelinin taşınması.FLORANSA: "Scoppio del Carro" (Atlı arabanın patlaması) Paskalya Pazarı - Ayin sırasında altardan getirilen makanik bir güvercin vasıtasıyla, Katedral meydanındaki bir havai fişekler piramidi ateşlenmektedir. "Gioco del Calcio" (Futbol Maçı) 24 ve 28 Haziran - Ortaçağ kostümleri ile oynanan bir 16. yüzyıl futbol maçı. Şehrin yüksek bölgelerinde bulunan teraslı bahçelerden ateşlenen havai fişekler.FOLIGNO: "Giostra della Quintana" (At üzerinde mızrak döğüşü - Quintana) Eylül ayının ikinci yarısı - 600 adet 17. yüzyıl şövalyelerinin kostümleri ile yapılan mızrak döğüşlerinin yeniden canladırılması. Bir gece önce tarihi bir olay canlandırılmaktadır.GENZANO: "Infiorata" (Çiçek Festivali) Corpus Domini 23 Haziran. Halılar döşenmiş ve çiçeklerle süslenmiş sokaklar boyunca dinsel bir olayın ihtişamlı gösterisi.GUBBIO: "Festa dei Ceri" (Mum Festivali) 15 Mayıs - Kutsal sandıkların Ingino dağının tepesindeki Kiliseye taşınması olayının yöresel kostümler içerisinde gerçekleştirilmesi. "Palio dei Balestrieri" (Okçuların Palio'su (yarışma)) Mayıs ayının son Pazar günü - Ortaçağ elbiseleri ve silahları ile Gubbio ve Sansepulcrolular arasındaki ortaçağ arbalet (tatar yayı) yarışmaları.LA SPEZIA: "Palio del Golfo" (Körfez Palio'su (yarışma)) Ağustos'un ikinci Pazar günü - 2000 m. kürek yarışması.MAROSTICA: "Partita a Scacchi con Personaggi Viventi" (Canlı İnsanlarla Oynanan Satranç Müsabakası) Çift rakamlı Yılların Eylül Ayı - Satranç oyunu kasabanın meydanında ortaçağ kostümleri giymiş canlı taşlarla oynanmaktadır.NAPOLİ: "Piedigrotta" - 6 ve 7 Eylül - Bir dizi renkli ve harikulade gösteriler - havai fişekler, ışıklandırılmış karnaval teknelerinin gösterileri, Napolitan Şarkı Yarışması.NOLA: "Festa del Giglio" (Zambak Festivali) 20 Haziranı takip eden Pazar günü - Mecazi anlamlar taşıyan kulelerin geleneksel kostümler içerisinde rengarenk bir ortamda taşınması.NUORO: "Sagra del Redentore" (Günahtan Kurtulma Bayramı) 28 - 30 Ağustos - Geleneksel Sardunya kostümleri içerisinde rengarenk kutlamalar.PISA (PİZA): "Gioco del Ponte" (Köprü Savaşı) Haziran Ayının ilk Pazar günü - Bir köprünün ele geçirilmesi için, ortaçağ atmosferi içerisinde gerçekleştirilen, ortaçağ gösterileri ve savaş taklitleri.ROMA: "Epifania" Piazza Navona'da - 6 Ocak. Onikinci gecenin arife gecesinde, Bernini'nin harikulade anıtsal çeşmelerinin bulunduğu ortamda, oyuncak, şeker ve diğer hediyelik eşyaların sergilendiği bir panayır kurulmaktadır. 24 Mart 2002'de, palmiye (hurma Ağacının) Papa tarafından kutsanması ile başlayan kutsal hafta boyunca bir çok kutlamalar yapılmaktadır. Paskalya'da (31 Mart 2002'de) Papa, tüm dünyayı kutsayarak özel 'Urbis et Orbis''ini vermektedir."Festa de Noantri" - 16 - 24 Temmuz - Geleneksel halk dansları ve şarkıları, karnaval gösterileri ve havai fişekleri ile eski Roma turları'nın folklörü.SASSARI: "Cavalcata Sarda" (Sardunya usulü ata binme) 1 Mayıs - Bayanlar ve Bayların pahalı ve rengarenk kostümlerle, bazıları at üzerinde, İsa'nın göğe yükselme gününde, 3000 kişiden fazla insanın katılımı ile gerçekleştirilen geleneksel gösteriler.SIENA: "Il Palio" (At Yarışı) 2 Temmuz ve 16 Ağustos - Eğersiz at yarışı ve gösterileri. Palio (Bayrak/Sancak) için yarışan katılımcılar, 'contrade' olarak adlandırılan şehrin eski mahallelerinin sakinleridir. Rengarenk hareketli ortaçağ törenleri ve hata affetmeyen hünerler.Dünya'nın en canlı ve heyecen verici gösterilerinden birisi olan Palio'yu izlemek isteyen binlerce ziyaretçi ortaçağ Siena'sını tıka basa doldurmaktadırlar. Göz kamaştırıcı ortaçağ kostümleri giyen sürücüler, şehrin mahallerini (contrade) temsil etmekte ve Siena'nın harikulade güzel ana meydanının (Piazza del Campo) çevresinde, vahşi bir ortamda, atların saçlarından tutarak ve tamamen gerçek bir at yarışındaymış gibi ciddi olarak rekabet ederken tehlikeli bir şekilde koşarlar.VENEDİK: 24 Nisan 2002 San Marco (St. Mark) bayramı. "Il Redentore" (Günahdan Kurtulma Bayramı) Temmuzun üçüncü Pazar günü - Gondolların gösterileri ve 1575 yılı salgın hastalığının son bulması anısına yapılan kutlamarın yıldönümü. "Historical Regatta" Eylül Ayının ilk Pazar günü - Venedik turları Cumhuriyetinin bir gösterisini takiben iki adet kürekli gondol arasındaki geleneksel rekabet. "Venedik Karnavalı" Şubat Ayının son iki haftası (1 - 14 Şubat 2002) - Geleneksel kostümler ve maskeli kutlamalar. Sokaklarda ve meydanlarda eğlenceler. Müzik, pantomimciler, havai fişekler.VIAREGGIO: Şubat Ayının 1. ve 2. haftasındaki Karnaval Kutlamaları. 1 - 14 Şubat 2002. Karnaval kutlamalarının en önemli bölümü, harikulade ve rengarek teknelerle yapılan gösterilerdir.24 haziran'da GENOVA ve TORİNO şehirlerinde St. John the Baptist (San Giovanni Battista) adına yapılan kutlamalar; 15 Temmuz Palermo turları (S.ta Rosalia) kutlamaları ile Palermo'lular şehirlerinin koruyucu azizi adına eşi ve benzeri görülmeyen festivaller düzenlemektedirler; 4 Ekim BOLOGNA (St. Petronio); ve 7 Aralık MILAN (St. Ambrose) kutlamaları

İtalya tatil turları Roma, Milano, Venedik ve müzik

Napoli'nin San Carlo Tiyatrosu, Roma turları'nın Teatro dell'Opera'sı, Palermo turları'nun Teatro Massimo'su, Venedik'in La Fenice'si ve Milano turları'nun La Scala'sında sergilenen operalar özellikle kış aylarında en iyi dönemlerini yaşamaktadırlar.Temmuz ve Ağustos aylarında Roma'daki Olimpik Stadyumda ve tarihi Caracalla Hamamlarında açık hava operaları ve konserleri düzenlenmektedir. Yazın organize edilen gösterilerinin en etkileyicisi hiç şüphesiz Haziran ayının sonundan Eylül ayının başına kadar süren ve Verona turları Anfitiyatrosunda gerçekleştirilen, unutulmaz derecede etkileyici olan Opera ve Konserlerdir.Özel ilgisi olanlar için; Floransa turları'da Müzikli Mayıs, Umbria'nın Spoleto kasabasındaki İki Dünya'nın Festivali (Temmuz) ve Venedik turları Uluslararası Müzik Festivali (Eylül) kaçırılmayacak fırsatlardır. Ayrıca, tüm yıl boyunca ülke çapında çok güzel müzik konserleri organize edilmektedir

İtalya tatilinde Akdeniz mutfağını tadın

Coğrafi konumu itibariyle Avrupa turları'nın harikulade bir yerinde olan Italya, uygun iklimi ile sizlere zeytinyağı için zeytin, şarap için üzüm, makarna ve ekmek için buday gibi doğal ürünleri, sebze çeşitlerini, balık ve dana eti, tavşan, kümes hayvan etleri gibi beyaz et türlerini sunan Akdeniz turları mutfağının en iyisi ve dünyaca meşhur olanı olması itibariyle bir gurur kaynağıdır.Dünyaca bir üne sahip İtalyan mutfağının çeşitli örneklerini tatmanın mümkün olduğu ülke çapında hizmet veren uluslararası ün yapmış restoranların yanısıra, daha ekonomik seçenekler ile lezzetli yemeklerin sunulduğu “trattorie” ve “rosticceria” adı ile bilinen küçük lokantaların binlercesi bulunmaktadır. “pizzeria” isimli pizzacılar yine aynı grup içerisinde geç saatlere kadar hizmet vermektedirler. Şehir merkezlerinde yine çeşitli yerel lezzetlerin ekonomik olarak bizzat restoran sahipleri tarafından yapılıp sunulan “ev yemeği” yapan küçük aile restoranları bulunmaktadır. İtalya’nın her yöresinde kendine özgü özel yemeklerin bazıları özel isim veya yerler ile meşhur olmuştur. Napoli turları tarafında (burada doğmuş olması nedeniyle) “pizza”, Floransa’nın az pişmiş ızgara “Floransa Bifteği”, Siena’nın sadece su ve undan ibaret makarnası “pici”, Roma’nın baharat soslu makarnası “arabbiata” ile yumurta, jambon ve karabierli makarnası “carbonara”, Milano’nun safranlı pilavı, ve kuzey bölgesinin daha çok kışın yenilen tanınmış “polenta” sı (mısır unu peltesi), Sardunya adasının genç domuz etinden kızartılarak yapılan meşhur “porchetto”su, Pulia’nın sadece un ve su katılarak el ile yapılan ve şalgam-yeşilliği ile terbiye edilen taze bukle makarnası “orecchiette alla cirne di rape” ve diğer bölgelerde bulunan sayısız diğer yöresel yemekler bunların arasında sayılabilir

italya tatil bölegeleri

İtalya'da sanat ve din birbirine o kadar bağlanmıştır ki, birbirlerinden farklı olarak telaffuz edilmesi asla düşünülemez. Ülke, manastırlar, kutsal yerler ve diğer tapınak yerleri bakımından oldukça zengindir: Umbria Bölgesinde Assisi (San Francesco), Napoli turları'nin yakınındaki Pompeii, Adriyatik kıyısındaki Marche Bölgesindeki Loreto, Palermo turları'daki San Rosalio, Padova'daki Sant'Antonio, Foggio yakınlarındaki Padre Pio in San Giovanni Rotondo bunların en önemlileridir.Nüfusun % 95'i vaftiz edilmiştir veya çocuklarını vaftiz ettirmiştir. % 85'i de ergin yaşa geldiklerinde katolik dinine inandıklarını ilan ederler. İtalya'da yaklaşık 25.000'in üzerinde kilise veya manastır bulunmakta ve bu sayı ülkedeki belediye sayısının neredeyse üç katıdır. Yine İtalya'da 60.000 rahip ve 125.000 rahibe bulunmaktadır. Laikliğin etkisi ile din adamı olma oranı yaklaşık % 10 düşmekte, kiliselerde evlenme oranında da (hala çogunlukta olsa bile) belirli bir azalma gözlenmekte, dolayısıyla belediyelerde yapılan evlilik oranında artış bulunmaktadır. Dini görevlerini yerine getirme oranı da düşme eğiliminde olup 1950'lerde % 70 olan oran bugün % 30'lara kadar gerilemiştir. Bu oranın çoğunluğu kırsal kesimi oluşturmaktadır. Geçmişte, italya turları Devleti ile Kilisenin ilişkileri dönüşümlü olmasına karşın, İtalya Krallığı kurulduktan sonra "Özgür Devletin İçinde Özgür Kilise" prensibini kabul etmişlerdir. Dolayısıyla, devlet, kiliseye sonsuz özgürlük verirken kontrolü de elden bırakmamıştır. 1929'da İtalya Devleti ile Kilise arasında "Patti Lateranensi" diye adlandırılan bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşma ile Katolik dini ülkenin resmi dini ve Roma turları'nın kutsal bir şehir olduğu ilan edilir. Bugün İtalya'da katolik dininden sonra en önemli ikinci din 2.000.000'den fazla kişi ile müslümanlıktır. Bunun nedeni, özellikle Kuzey Afrikadan ve son zamanlarda Balkanlar ile Orta Doğudan gelen göçlerdir. Ülkede, valdesi, metodist, battisti, luterani gibi farklı gruplara ayrılan protestanların sayısı 200.000, yahudilerin sayısı 36.300, budistlerin sayısı 30.000, ortodoksların sayısı ise 20.000 civarındadır. 'Testimoni di Geova' diye adlandırılan ve katolik dininden ayrılan bir gruba mensup kişilerin sayısı ise yaklaşık 300.000'dir.Papa'nın Kabul Günleri ve Vatikan ŞehriPapa'nın kabul günü genellikle haftada bir kez (Çarşamba) Vatikan şehrinde, yazın ise Roma'ya yaklaşık 40km uzaklıkdaki Castel Gondolfo'da gerçekleştirilmektedir. Bu genel Kabul gününe katılmak için 'Prefetto della Casa Pontificia, 00120 Citta del Vaticano' adresinde bulunan büroya başvuru yapmak gerekmektedir. Katolik dinine mensup olanlardan bağlı olduğu kiliseden bir yazı getirmesi istenmektedir. Papa'nın kabul gününe katılacak bayanlar, uzun kollu, başı kapalı ve sade giysiler giymek zorundadırlar. Koyu renkli veya dikkati çekmeyen elbiseler tercih edilmektedir. Erkeklerin ise koyu renkli ceket ve kravat ile katılmaları uygun görülmektedir

İtalya turları italyanca öğren

Bugün, italya turları'da konuşulan dil, Toskana (Toscana) Bölgesine özgü bir dil olup ortaçağ döneminde yaşamış, Dante Alighieri, Bocaccio gibi yazar ve siyaset adamları tarafından bütün İtalya'ya yayılmış, cumhuriyet ile birlikte ülkenin resmi dili olarak ilan edilmiş, dil kurumu kurulmuş ve dilde değişik reformlar yapılmıştır. Daha sonra ise bu dil, özellikle radyo ve televizyon ile bütün İtalyanlar tarafından kullanılır hale gelmiştir. Sardegna adasında konuşulan Sardo ile Venedik turları ve çevresinde konuşulan dil friulano dialek olmayan fakat tamamen farklı iki dil olarak Italya'da konuşulan diller sınıfına girmektedir. Belirli bir kesim İtalyan, özellikle sınır bölgelerinde yaşayanlar, azınlık dilleri konuşur. İtalyan anayasası, dört adet olan bu azınlık dillerinin konuşulmasını serbest bırakmıştır. Bu diller; Trentino-Alto Adige Bölgesinde Almanca, Valle d'Aosta Bölgesinde Fransızca, Friuli-Venezia Giulia Bölgesinde Slovence ve isviçre turları'de yaygın olan ve Dalmaçya Bölgesinin bazı kesimlerinde de konuşulan ladino dilidir. Yabanci dil ve dialektlerin arasında İtalya'nın coğrafi konum ve tarihi geçmişi bakımından yakınlığı nedeniyle konuşulan diğer diller ise; Calabria ve Sicilya turları'da konuşulan Arnavutça, Sardenya adasında Katalan, Piemonte bölgesinde Provenzale veya Occitano dili, yakın geçmişten beri devam eden göçler nedeni ile sayısı artan, belki de İtalyancadan sonra en fazla konuşulan Arapca dilidir. Bölgeden bölgeye göre değişiklik gösteren aksanların bulunduğu tüm yarımadada konuşulan İtalyanca'nın en yalın hali, doğum yeri olan Toskana bölgesinde konuşulmaktadır. Tanınmış turistik bölgelerde ingilizce de konuşulmasına rağmen, Fransızca, özellikle iyi eğitim görmüş İtalyanlar tarafından konuşulan ikinci yabancı dildir.İngilizce, genellikle otellerde, turistik mağazalarda, gemilerde, uçaklarda, trenlerde ve tur otobüslerinde anlaşılabilmektedir. Fakat, İtalyanlar, yabancıların kendi dillerini konuşmaya çalışmasına memnun olurlar. Sadece iki kelime bile aniden doğan bir arkadaşlığın başlangıcı olabilir. Otellere veya yöresel bürolara gönderilecek mektuplar ingilizce, mümkünse daktilo yazısı ile yazılmalıdır

İtalya Turları Coğrafyası

Birinci bölge; Fransa, İsviçre, Avusturya ve Slovenya sınırlarını içine alan ve karasal iklime sahip olan Alp dağlarının bulunduğu, bölgedir. İkincisi ise üç tarafı İyon, Adriyatik, Akdeniz, Ligure ve Tiran denizleri ile çevrili, Afrika turları'ya 150km uzaklıkta ve Akdeniz turları iklimine sahip büyük bir yarımadadır.Kara sınırları yaklaşık 1800 km, kıyı uzunluğu ise yaklaşık 7500 km'dir. 22 önemli adalarından en büyük ikisi; Sicilya turları (25.426 km2) ve Sardenya (23.812 km2)'dir.En Güneyde 35"29' enlemindeki Pelagie'de bulunan Pesce Spada (Kılıç Balığı) noktasından, en kuzeyde 47"5' enlemindeki Aurine Alplerinde bulunan La Testa Gemella (İkiz Baş) noktasına kadar olan uzaklık yaklaşık 1300 km'dir. Ülkenin genişlik ortalaması yaklaşık 140 ile 240 km arasında değişmesine rağmen bu sayı kuzeyde 600 km'ye kadar ulaşır. Batı Boylamı 6"37' (il Monte Chardonnet) ve Dogu Boylamı 18"31' (il capo d'Otranto)'dir.Ülkenin yüzölçümü toplamı 301.323 km2 , nüfusu 57.380.894 kişi, kilometre başına düşen insan sayısı 190 olup Avrupa turları Kıtasının ortalaması olan 68 'den oldukça yüksektir."İtalya" ismi oldukca eskilere dayanmaktadır; Eski yunanlılar bulunduğu yöne dayanarak Esperia yani "Batı Ülkesi" olarak adlandırmışlardır. Zamanla bu ismin yerini bugünkü ismi olan italya turları'ya bırakmıştır. İtalia (anlamı "dana" olan Latince vitilus kelimesinden türemiş olabilir) kelimesi önceleri sadece Calabria bölgesinde kullanılıp "danaların bulundugu ülke" veya büyük bir ihtimalle "danalara tapılan ülke" anlamına gelmekteydi. Daha sonraları Romalıların ülke sınırlarını genişletmesiyle bu isim bütün yarımada için kullanılmıştır

İtalya tarihi ve turları

1861 yılından beri bir birleşik devlet olan İtalya, bir zamanlar, konuştukları ortak yabancı dil olan italyancayı kullanan insanlar sayesinde yarımadada ortaya çıkan coğrafik bir terimdi.Tarih boyunca, Etrüsk, Yunan ve Latin uygarlıklarının yeşerdiği yer bugün italya turları olarak tanımlanmaktadır. Daha sonraları Roma'lılar tarafından ele geçirilecek olan Orta İtalya'da Etrüskler büyük bir İmparatorluk kuraken, M.Ö. 8. yüzyılda Yunanlılar, Sicilya turları ve Güney İtalya'da kolonilerini kurmaya başlamıştır. Efsanelere gore Roma turları kenti M.Ö. 753 yılında kurulmuş, yapılan sürekli savaşlar sonucunda sınırlarını İngiltere'den Sahara Çölüne ve İspanya'dan Kafkaslara kadar yaymışlardır.5. Yüzyılda İtalya yabancılara boyun eğer (Barbar İstilaları). Roma'nın Vizigotlar tafından işgal edilmesinin ardından, bir Germen savaşçısı olan Odoacer, kendisini İmparator ilan ederek Batı İmparatorluğuna son verir. 800 yılına kadar süren bu Ostrogotlar ve Lombartlar hükümdarlığı, (Carlo Magno) Charlemagne'ın İmparator olarak seçilmesi ve Kutsal Roma İmparatorluğu'nun kurulması ile son bulur. Charlemagne'ın ve onu izleyen Germen Kralların İmparatorluğu kuvvet ve birlik eksikliği duymuşlardır. Batı Avrupa turları ülkelerinin her geçen gün gelişen ulusal rakabetlerinin etkisiyle İtalya, birbirleri ile bir rekabet içerisine giren şehir devletleri tarafından bölünür. Bu sırada, Uluslararası arenada büyük bir öneme sahip olan Papalık, yarımadada etkisini göstererek diğer devletler karşısında önemli bir güç durumuna gelir.Bu devletlerin en önemlileri, değişik dönemlerde egemenliğini hissettiren Fransa, İspanya turları ve Avusturya'dır. Merkezi otoritenin eksikliği yarımadanın büyük bir bölümünde bağımsızlık ruhunun gelişmesini teşvik etmiştir. Bu sayede, özellikle Rönesans doneminde, endüstri, ticaret, sanat ve öğrenimi dallarında büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.19. Yüzyılla birlikte, özellikle Fransa turları ile Avusturya arasındaki rekabette büyük bir azalma meydana gelir.Napolyonik rejimin devrilmesi, 1815 Viyana turları Kongresinden birliğin kurulmasına kadar geçen sure için İtalya'da Avusturya'nın egemenliği sunucunu getirir. İtalya Birliği kurulmadan önce en önemlileri Piemonte Krallığı, İki Sicilya Krallığı, ve Papalık Davletleri olmak üzere 11 farklı devlet bulunmaktaydı. 1849 yılı başında, kuzeydeki bazı İtalyan devletleri, Piemonte'nin liderliğinde ve Papa'nın şüpheli desteği ile Avusturya boyunduruğuna son verme çabası içine girerler.Bu çaba, sonuçsuz kalmasına rağmen 1859 ve 1866 yıllarında yeni denemeler yapılır. Bu sırada İtalya'nın bir bölümünde, büyük Piemonte'li devlet adamı, Cavour tarafından bir kaç devlet ile birlik oluşturularak 1861 yılında İtalya Krallığı kurulur. Birlik oluşumu, Roma'nın Piemonteliler tarafından ele geçirilerek başkent ilan edilmesiyle 1861 yılında tamamlanır. İtalya Birliği hareketine Cavour dışında büyük vatansever Mazzini ve efsanevi vatansever-asker Garibaldi liderlik etmişlerdir.İtalya, Mussolini'nin 1922'deki Faşist diktatorlüğüne kadar sınırlı monarşi ile yönetilmekteydi. I. Dünya Savaşının sonunda, İstria ve Trentino sınırların dışında bulunmaktaydı; Trieste, Dalmaçyanın bir bölümü ve Adriyatik Denizindeki bazı adalar Yugoslavya'da imzalanan özel bir barış antlaşmasıyla 1924 yılında İtalyan topraklarına katılmıştır. II. Dünya Savaşına, 1940 yılında Müttefik Kuvvetleri karşısına alarak Almanya turları ile birlikte savaşan İtalya, 1943 yılında Almanlar tarafından tamamen işgal edilir. Bağımsızlık, 1945 yılında Mussolini'nin İtalyan anti-faşist güçler tarafından öldürülmesi sonucunda elde edilir. 1946 yılında bir halk referandumu yapılarak İtalya Cumhuriyeti ilan edilir. Bugünkü Devlet Başkanı (Cumhurbaşkanı) Carlo Azelio Ciampi'dir

İtalya Tatil Turları İtalya'yı tanıyalım

İtalya'nın çizme şeklindeki yarımadası Alplerden Sicilya'ya kadar 1210 km uzunluğunda ve 170 ila 240 km genişliğindedir. Ülkenin toplam yüzölçümü yaklaşık 300.000 km2'dir. İtalya, Dogu, Batı ve Güney tarafından Ligure Denizi, Tiren (Tirreno) Denizi, Ionia (İyonya) Denizi ve Adriyatik Denizi ile yaklaşık 7400 km'lik sahil şeridi ile çevrilmiştir. Kuzeydeki Alp Dağlari ile kendisine karadan komşu olan ülkeler; Fransa, isviçre turları ve Avusturya'dır. Apenin Dağları Kuzeydeki Alp dağlarından başlayarak Güneydeki Sicilya turları Adasına kadar uzanmaktadır. Sardinia (Sardunya), İtalya'nın bir başka büyük adası olup ülkenin batısında bulunmaktadır.İtalya 20 bölgeden oluşan bir Cumhuriyettir. Kuzeyden Güneye bu bölgeler; Valle d'Aosta, Piemonte, Lombardia, Liguria, Veneto, Trentino-Alto Adige, Friuli-Venezia Giulia, Emilia-Romagna, Toscana, Marche, Umbria, Lazio, Abruzzo, Molise, Campania, Apulia, Calabria, Basilicata, Sicilia (Sicilya), Sardenia (Sardunya) olup İtalya'da toplam 109 adet şehir ve kasaba bulunmaktadır.Her bölge birbirinden farklı ve her birinin kendi yöresel hükümeti bulunmaktadır; bazıları özel bir statüye ve belirli bir 'otonom'luğa sahiptir. Kuzeydeki dağ dorukları ve gölleri, oldukça geniş ve bereketli Po deltası, yuvarlak tepeleri ile Toskana ve Umbria bölgeleri, dik yamaçlı dağları ile Abruzzo bölgesi, son derece güzel ve uzun Napoli turları körfezi, portakal üretimi ile Sicilya, ormanlık dağları ile Sardenia ve İtalya'nın her yerinde uzun, güneşli, kumlu, çakıl taşlı ve kayalıklı sahilleri, 10 derece enlemini içine alan İtalya'nın cografyasını oluşturmaktadır.Yüzölçümünün % 40'ını dağların oluşturmasına ve ovalarının çoğunlukla aşırı ıslak veya kuru olmasına rağmen İtalya, Batı Avrupa turları'nın en önemli tarım ürünü üreticilerinden birisidir. Yüzyıllar boyu süren yoğun denemeler ve yıllar süren islah, kurutma ve sulama çalışmaları bunu mümkün kılmıştır. Oldukca geniş ürün yelpazesi içerisinde tahıl, prinç, hayvan yemi, ve kuzeyden gelen meyveler bulunmaktadır.Üzüm bağları hemen hemen her yerde bulunabilir. Zeytin ağaçları orta ve güney İtalya'nın tepelik bölgelerinde, turunçgiller özellilikle güneşli güneyde bol olarak bulunmaktadır. Yılın her sezonu için her türlü salatalık ve sebzeler ülkenin hemen her yerinde üretilmektedir.II. Dünya savaşından sonra italya turları ekonomik bakımdan hızlı bir ilerleme gösterek Endüstrileşmiş ülkeler arasında kendisini ispat etmeyi bilmiştir. Endüstri, kuzeydeki Milano, Genova ve Torino'da yoğunlaşmış olmasına rağmen Toskana, Emilia Romagna ve Orta ve Guney İtalya'da da önemli merkezler bulunmaktadır. Hidroelektrik kullanımında Avrupa'nın birincisi olan İtalya'nın önemli endüstrileri; çelik, makine mühendisliği, kimyasallar, lastik, tekstil, cam ve petrol endüstrisidir. İtalya, Toskana bölgesindeki çok güzel, saf Carrara mermeri ile bütün dünyaca meşhurdur

Friday, September 18, 2009

İtalya Sanat ve Mimari tatil turları

Roma sanatı, 1.yy’a kadar Etrüsk ve Yunan sanatının bir sentezi olup kendine özgü bir özelliğe sahip değildi. Roma’nın kendine ait sanatının ilk örneğini ancak M.S. 2.yy’da görmekteyiz. Bu dönemdeki sanat eserleri, estetiğe önem vermeyen fakat daha çok, rahatlıkla kullanılabilir eserlerdir. İlk cumhuriyet döneminde, daha çok ihtiyaçtan dolayı büyük binalar yapmaya başlamışlardır. Bunun en önemli örneği Tabularium‘dur. Kanun ve anlaşmaların saklandığı büyük bir arşiv binasıdır. Binalar yapılırken aynı zamanda kullanılacak malzemenin özelliği, dayanıklılığı ve kullanışlığına önem verilmekteydi. Yunanlıların mermerinden farklı olarak Romalılar, tüf ve opus caementicium (malta ve taş karışımı bir çeşit harç) kullanmışlardır.
M.Ö. 5.yy’dan itibaren şehrin, kültürel, siyasi ve sosyal merkezi olan bölgede inşa edilen roma forumlarının birincisi, M.Ö. 1.yy’da Giulio Cesare (Jul Sezar)’nin yapmıs oldugu Lulium Forumu’dur. Ondan sonra gelen imparatorlar da sırasıyla Foro di Augusto, Foro di Vespasiano, Foro di Traiano forumlarını inşa etmişlerdir. O dönemin şehir ve planlama mühendisleri, tipik bir roma şehrinin ilk gelişmiş modelini (Il Catrum) ortaya çıkarmışlardır.
Romalıların bir başka mimari yapısı, Etrüsk ve Yunan örneklerinden esinlenerek geliştirdikleri Roma Tapınakları (Tempio Romano)’dır. Roma tapınaklarının diğerlerine göre en önemli farkı; dini tören ve kutlamaların rahatlıkla yapılabilmesi için tapınak girişinin önu yükseltilerek çok geniş bir meydan oluşturulmasıdır. Ayrıca, bu meydana değişik foksiyonlu binalar yerleştirilmiştir. Bu çeşit tapınağa verilebilecek en önemli örnek, bugün tamamen hasara uğramış Tempio di Giove‘dir. Verilebilecek diğer örnekler ise; Tempio della Fortuna Virile (Virile Sans Tapınağı), Tempio di Ercole (Herkül Tapınağı), Tempio di Pola (Pola Tapınağı), Tempio di Vesta (Vesta Tapınağı)’dır.
Roma’daki büyük anıtsal yapıların yapılması, cadde ve meydanların inşası ile birlikte gerçekleştirilirdi.
Roma’da yapılan bir anıtsal yapı Tiyatro (Il Teatro) dur. Roma tiyatrolarının en önemli özelligi, hiç bir tepe veya yamaç desteği kullanılmadan, düz bir alan üzerinde, kemerlerin desteği ile inşa edilmiş olmalarıdır. Roma döneminde yapılan ilk tiyatro Teatro Pompeo‘dir. Daha sonra Teatro Marcello ve L’Anfiteatro Flavio (Colosseo) inşa edilmiştir.
Roma halk yaşamında en çok yer tutan binalardan birisi de Bazilikadır. Bazilikalar, bugünkü adliye ve idari binalarının yerini alırlar. Genellikle dikdörtgen biçiminde yapılır, iç tarafı tek sıra sütun ile çevrilmiştir. Zamanla bu mimari özellik değişikliğe ugramış ve bazilikanın uzun kenarlarından birinin tam ortasına bir apsis yerleştirilmiş ve dolayısıyla ana kenarlarda da sütun sayısı azaltılmıştır. En önemli Bazilikalar; La Basilica di Massenzio, La Basilica di Pompei (M.O. 2yy.)
Romalıların yaşadıkları meskenler, değişik ailelerin prestijinin bir aynasıydı. Bunun en güzel örneklerinden olan Villalar, önceleri tarım ile uğraşan insanların işlerini yürüttüğü bir yer olarak kullanılırken, zamanla, hem bir ticarethane hem de mesken olarak kullanılmışlardır. Bugüne kadar yapılan kazılarda ele geçen Roma dönemi villalarından en önemlisi, Ercolano kasabasındaki Villa dei Papiri‘dir. Şehir merkezinin dışında kurulan villaların en önemli özelliği şehirdeki evlerin tam aksine oldukça büyük alana inşa edilmesi, dolayısıyla istenildiği kadar hizmetli, hayvan barındırılıp, her çeşit meyve ve sebze yetiştilebilmeleridir. İki bölümden oluşan villaların bir bölümü la pars rustica olarak adlandırılır ve hizmetçilerin kaldığı, hayvanların barındığı, depoların buluduğu bölümdür. İkinci bölum ise la pars urbana isminin verildiği aile bireylerinin yaşadığı yerdir.
Açık alanların bolluğu, pazar (mercato) fikrinin doğmasına sebep olmuştur. Önceleri, Forum’un bir parçası olan mercato yani pazar yeri, M.S. 117′de İmparator Traiano tarafından, ortasından geçen uzun bir cadde ile ayrılan dört katlı iki bina inşa edilerek otonom yani sadece ticaret yapılan bir yer haline getirilmiştir.
L’Aqcuadotto (su kemeri), romalıların hayatında çok önemli bir yer tutan en önemli mimari yapılardan birisidir. Dağdaki su kaynağından şehir merkezine, daha sonra da her bir eve ulaştırmak için yapılan su kemerlerinin ilk örneği M.Ö. 312′de yapılan l’Acqua Appia’dır. Romalı mühendislerin bir başka dehası ise kullanılan suyun şehir dışına aktarılması için yapmış oldukları Cloaca Maxima olarak adlandırılan lağım sistemidir.
Roma mimarisinin onuru diyebileceğimiz Anıtsal Kemerler veya Zafer Takları, ünlü aileleri veya kişileri anma törenleri için yapılmış anıtlardır. Bunların ilk örnekleri, M.Ö. 2.yy’da yapılmasına rağman Cumhuriyet döneminde ve hatta imparatorluk döneminde de belirli meydanlara dikilmiştir. En ünlü Anıtsal Kemerler; Tito, Settimio Severo ve Costantino’ninkilerdir.
Heykeltraşlık alanında yunan sanatını taklit ederek geliştiren Romalılar hem rölyef, hem de heykel alanında bir çok eser bırakmışlardır. En ünlü rölyefli anıtlar; 35m yüksekligine sahip M.Ö. 1.yy’da yapılan Ara Pacis Augustae, ve 6m temel kaidesi olan Colonna Traiano (Traiano Sütunu)’dir

İtalya Remus ve Remulus tatil turları

Amulius, kardeşi Numitor’u tahtından indirerek yerine geçer ve Numitor’un kızı Rhea Silvia (Ilia)’yı Vestal Rahibesi yaparak tapınağa kapatarak onun çocuk yapmasını yasaklar. Çünkü Rhea Silvia’dan doğacak bir çocuğun ileride kendi tahtına göz koyabileceğini düşünmektedir.
Rhea Silvia tanrı Mars’dan ikiz erkek çocuk dünyaya getirir. Bunun farkına varan Amulius, Rhea Silvia’yı öldürerek bebekleri başıboş bir tekneye bindirerek taşmak üzere olan Tiber nehrine bırakır.
Nehrin taşması ile tekne karaya vurur ve parçalanır. Dişi bir kurt tarafından bulunan ve emzirilen bebekleri, daha sonra Picus adında Circe’den henüz dönen bir ormancı bulur ve eşi Canenzo ile birlikte bu bebeklere Romolo (Remulus) ile Remo (Remus) isimlerini vererek büyütürler.
Çoban ailesinin yanında büyüyen Remulus ve Remus, Amulius’un baş çobanından çobanlık yapmasını öğrenirler.
Amulius’un askerleri ile çobanlar arasında çıkan bir tartışmada Remus yakalanarak Numitor’a götürülür. İkizlerin, Numitor’un torunları olduğu ortaya çıkar. Liderliğini Remus ile Romulus’un yaptığı büyük bir ayaklanmadan sonra dedeleri Numitor yeniden tahta çıkar.
Daha sonra, Romulus ve Remus bir şehir kurmaya karar verirler. Fakat şehri kimin kuracağına karar veremezler. Sonunda buna tanrıların karar vermesi gerektiğinde hem fikir olarak dişi kurdun kendilerini bulduğu yere gelirler. Remus, Aventino tepesine oturur ve kafasını yukarıya çevirir. O sırada başının üzerinden altı adet kuş uçarak geçer. Palatino tepesine oturan Romulus’un başının üzerinden ise oniki kuş uçarak geçer. Böylece Roma’yi Romulus kurar.
Varro’ya göre Roma’nın Romulus tarafından Palatino tepesine kuruluşu M.O. 21 Nisan 753‘dır.
Roma’nın kuruluşu hakkında bir çok efsane ortaya atılmıştır.
- Ennius’a göre Roma’nın kuruluşu 900
- Fabius Pictor’a göre Roma’nın kuruluşu 748
- Cincius Alimentus’a göre Roma’nın kuruluşu 728‘dir.

Roma’da Monarşi Donemi – Romulus (753 – 716)
Romulus, şehir surlarını inşa ederken surların üzerinden atlayarak dalga geçen kardeşi Remus’u orada öldürür.
Romulus, Roma’da nüfusu artırmak için, kanun kaçaklarına vatandaş olma hakkı verir. Romalılar, komşu Krallık Sabinelileri bir şölene çağırarak kadınlarını kaçırırlar ve onları kendi eşleri olmaları için zorlarlar.
Sabineliler ile Romalılar arasında yapılan anlaşma ile iki ülke birleşerek iki lider tarafından yönetilir. Sabine Krali Tatius öldükten sonra Remulus iki kralliği birlikte yönetir.
Remulus’un ölümünden sonra ise, ülke 100 senatörden oluşan “patres”ler ile senatörlar arasından seçilen ve 12 kişiden oluşan bir konsey tarafından yönetilir.
Palatino tepesinde Romulus’un evi olduğu söylenen Casa Romuli (Romulus’un Evi) bulunmaktadır

İtalya tatil turuna gitmeden italya hakkında bilgiler

Toscana bölgesine ismini veren Etrüskler, İtalya’nın ilk önemli uygarlığıdır. Mezarlarında ortaya çıkarılan freskler, değerli ziynet eşyaları ve çanak çömleklerden, onların yüksek seviyede sanat ve kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kullandıkları dil gibi asıl orijinlerinin hala bir sır olduğu, fakat M.Ö. 9.yy’da Orta İtalya’ya yayıldıkları bilinmektedir. Etruria bölgesi olarak adlandırılan yerleşim bölgesinde yaşayan halk tarih boyunca hiç bir zaman bir devlet birliği kuramamış sadece şehirler konfederasyonunda yaşamışlardır. 3 Etrüsklü ve 2 Tarquinius kralı, Roma şehrini M.Ö. 616-509 yılları arasında yönetmişlerdir. Ayrıca, Roma şehrinin ilk kalıcı taş yapılarını, “Servius duvarlarını”, idare binalarını, kamu kuruluşlarını, mahkeme binalarını, binaların ve mezarların duvar resimlerini, kutsal kanunlarını, senatoyu ve bir orduyu kuran ilk uygarlık Etrüsklerdir.
Roma Uygarlığı
Romalılar, 2.000 yıldan fazla süreden beri İtalyalı olan eski bir halk topluluğudur. Kendilerinin, M.Ö. 753′de Roma şehrini kuran ikiz kardeşler; Remus (Remo) ile Romulus (Romolo)’un soyundan geldiklerine inanırlar. M.Ö. 510 yılına kadar süren monarşi donemine kadar güçlü komşuları olan Etrüskler ile birlikte yaşayan Romalılar, tarihlerindeki ilk Cumhuriyetle tanışırlar. Sonradan ortaya çıkan halk savaşlarının sonunda, yani M.Ö. 27 yılında Sezar’ın evlatlık oğlu Ottaviano Augustus (Augusto) tarafından İmparatorluk kurulur. Bu İmparatorluk zamanla, İngiltere dahil olmak uzere Avrupanın büyük bir bölümünü, Kuzey Afrikayı, Anadolu’nun hemen ardından Hindistan’a kadar olan büyük bir bölgeyi egemenliği altına alır. Başkentleri Roma, Tiren Denizi (Mar Tirreno)’ne yaklaşık 30 km uzaklıkta ve Tiber (Tevere) nehrinin her iki yakasını içine alan bir bölgede bulunmaktadır. Romalılar, Roma’nın Remus ile Remulus tarafından kurulduğuna inanırlar.
Cumhuriyet
Roma Cumhuriyeti, bir senato ve genellikle 12 kişilik bir halk konseyinden oluşmakta idi. Senato, günümüzdeki Millet Meclisinin görevini üstlenmekle birlikte, Konsey tarafından yılda bir kez seçilen iki lider tarafından yönetilmekte idi. Senato ve liderlerin görevi hem kanun çıkarmak, hem de devleti idare etmekti.
Roma Cumhuriyetinin bu özelliği sayesinde ülkenin en becerikli insanları iktidara getirilerek birbirleri arasında bir rekabet ortamı yaratılmış, böylece iktidara gelen kişiler hem zamanlarını hem de zenginliklerini devlet için harcayarak ülkeyi güçlü hale getirmişlerdir. Dolayısı ile, önce İtalya’daki komşuları, daha sonra da Akdeniz ve Orta Doğu’daki uygarlıklar üzerinde kendi egemenliklerini kanıtlamışlardır.
Ne yazik ki rekabetin ters etkileri de görülmüş; Cumhuriyetin ilk yıllarında Patrici ve Plebeiler arasında yaşanan güç çatışmaları çoğunlukla bir çok insanın ölümü ile sonuçlanmıştır. Cumhuriyetin son yıllarında ise, Roma’nın topraklarını aşırı bir şekilde genişletmesi bazı senatörlerin gücüne güç katmıştır. M.Ö. 44 yılında Sezar (Giulio Cesare) ‘ın kendisini zorla diktatör ilan ettirmesi halk tarafından korku ile karşılanmış ve kendisini aynı zamanda Kral ilan etmesinden endişe duyulmuştu. Böylece, Cumhuriyeti korumak isteyen bazı senatör üyeleri ona suikast düzenlemişler, sonucunda ise halk savası başlamıştır. En sonunda, Sezar’ın evlatlık oğlu Octaviano savaşı zaferle sonuçlandırarak kendisini Augustus (Augusto) unvanı ile onurlandırmış ve Roma İmparatorluğunu kurmuştur. Augustus, M.Ö. 27 ile M.S. 14 yılları arasında hükümdarlık yapmıştır.
Roma ve Kartacalılar
Kartaca (Carthage), Afrika kıyısında bulunan güçlü bir ticaret şehri idi. Romalıların İtalya’yı ele geçirmesinden çok önce, Kartaca’lılar Sicilya, Sardenya, Kuzey Afrika ve İspanya’yı kontrolleri altında bulundurmakta idiler. Romalılar, İtalya’yı ele geçirdikten sonra topraklarını daha da genişletmek için M.Ö. 264 ile M.Ö. 146 yılları arasında Kartaca’lılar ile bir çok savaş yapmışlardır.
Roma, Kartacalılar ile üç korkunç savaş yapmıştır. Yaptıkları ilk Pon (Punic) savaşında, gemi yapma sanatını ve Kartacalıları denizde nasıl yenebileceklerini öğrenmişlerdir. İkinci Pon savaşında ise Kartaca Generali Hanibal, ordusu ile Alp Dağlarını aşarak bütün İtalya’yı ele geçirmiştir. Romalılar, hiç vazgeçmeden savaş üzerine savaş yaparak İtalya’yı geri almış, daha sonra Afrika’ya geçerek Hanibal’ın ordusunu M.Ö. 202′de Kartaca yakınlarındaki Zama’da yenilgiye uğratmışlardır.
Romalılar, Hanibal’den o kadar çok korkmuşlardır ki sonunda Kartaca’yı yıkarak tamamen yok etmeye karar vermişlerdir. M.Ö. 149 ile M.Ö. 146 yılları arasındaki üçüncü Pon savaşlarında Romalılar, Kartaca şehrini yakarak tamamen tahrip etmişlerdir. Kuzey Afrika, Romalıların eline geçince de eski kalıntılar üzerine yeni bir şehir kurarak buraya lejyonlerini yerleştirmişlerdir.
Romalı yazarlar, Kartacalıların çok barbar olduklarını, hatta çocuklarını tanrılara kurban verdiklerini savunurlar. Fakat, başka kaynaklar da Kartacalıların uygar ve ticaretçi bir millet olduğunu ve çok zengin bir kültüre sahip olduğunu bildirmektedir. Romalılarla savaşa girmelerinin sebebi, her iki tarafında digerinin ne istediğini bilememesidir. Yine, hem Romalılar hem de Kartacalılar diğerinin yapabileceklerinden korkmakta idiler. Pon (Punic) savaslarının sonucunda, Roma, daha önce Kartacalıların elinde bulunan Afrika ve İspanya’yı topraklarına katmış oldular.
Roma ve Britanya
Britanya (İngiltere) Sezar, M.Ö. 55′de Galya bölgesinden geçirdiği ordusu ile bu adaya saldırı düzenlemesine ragmen başarısızlığa uğrayarak M.Ö. 54′de geri çekilmiştir. Romalılar, Britanya’yı ancak İmparator Claudio döneminde M.S. 43′de ele geçirebilmiş ve M.S. 55′de Londra’ya taşınan başkenti, Colcester şehri olarak seçmişlerdir.
Romalılar, İngilterenin ileri gelenlerine önem vererek Romanın ileri gelenleri gibi davranmışlar, onlara villalar, kasabalar vererek, zengin bir Romalının haklarından da yararlandırmışlardır. Böylece, bu kişilerin halk üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmışlardır.
Romalıların kontrolü altında yaklaşık 350 yıl kalan Britanya, barış ve huzurlu bir ortamın bulunduğu bir yer olarak, Romalıların, tatillerini geçirdiği en gözde yerlerden biri haline gelmiştir.
Roma döneminden kalan en önemli anıtların başında; Roma İmparatorluğunun Kuzey sınırlarının belirlenmesi amacı ile Adriano (Hadrianus)’nun emri ile ve üç Romalı lejyön tarafından inşa edilen ve uzunluğu 79 mil olan Adriano Surları ve Hamamları gelir.
M.S. 410′da Saksonlara karşı yapılacak savaş için yardım isteyen Romalı İngilizler, başka yerlerde çok meşgul olduğu için Roma İmparatoru Honorius (Onorio)’dan ” Kendi savunmanızı kendiniz yapın ” cevabını alırlar. Bu durum, Romalıların İngilizler üzerindeki himayesinin sonu olur.
Roma ve Anadolu
Asia Minore (Küçük Asya), Türkiye’nin sahip oldugu topraklara eski dönemlerde verilen isimdir. Roma’nın Cumhuriyet ile yönetildiği dönemlerde, Büyük İskenderin Generalleri tarafından yönetilen Küçük Asya’nın Batı bölgesi M.Ö. 133 yılında Bergama Kralı III. Attalos’un vasiyeti ile, Doğu bölümü ise Antiochus’a karşı yapılan küçük bir savaş sonucu Romalılara katılmıştır.
Anadolu’da barış ve huzur içinde yaşayan Romalılar, M.Ö. 88′de Pontus Kralı Mithridates tarafından Küçük Asya’dan dışarı çıkarılmak istenmiştir. Bu dönemde yaklaşık 40.000 Roma askeri öldürülmesine rağmen, Romalılar M.Ö. 63′de Mithridates’i yenmeyi başarmışlardır. Yenilgiye dayanamayan Mithrades, çok küçük yaşdan beri vücudunu zehire karşı alıştırdığından, kendi kılıcını vucuduna sokarak intahar etmiştir.
Roma ve Yunanistan
Yunanistan (Grecia) Uygarlığın babası olarak gördüklerinden Yunanlılara karşı büyük saygı duyuyorlardı. Onların mimarisi ve tanrıları gibi bir çok şeylerini kopya etmişlerdir. Fakat bu kopya edilenler, Roma geleneklerine geliştirilerek uygulanmıştır.
Romalılar, Yunanlılarla ilk olarak Güney İtalya’daki şehirlerde ilişki kurmuşlardır. Bu şehirlerin bazıları Romalılardan korunma isteğinde bulunmuşlar, diğerleri ise Batı Yunanistan’da bulunan Epirus’lu Pyrrhus’dan yardım beklemişlerdir. M.Ö. 280′de Pyrrhus, sahip oldugu filler sayesinde İtalya’yı işgal etmesine ragmen, Romalılar, direnmeyi bırakmamışlar. Phrrhus, Romalılarla yaptığı savaşlarda çoğu askerini kaybettiği için kazandığı savaşlar kendisine çok pahalıya mal olmuştur. Dolayısı ile, İtalya’dan çekilmek zorunda kalmıştır.
Bu dönemlerde yunanlılar, Makedonyalıların kontrolu altında yaşamakta idiler. Fakat, Roma Generali Flaminio, Makedonyalılarla M.Ö. 196′da yaptığı savaşı kazanarak Yunanistan’ın özgür bırakılmasını beyan etmiştir. Yunanlıları özgür bırakarak, Romalı generallerin hiç birisinin daha önce yapmamış olduğu bir şey yapmış ve ülkedeki önemini artıracağını düşünmüştür. Fakat, durum böyle olmamıştır.
Romalılar, kendilerinin özgür bırakılmasından memnun kaldıklarını düşündükleri Yunalılar, hiç doğru olmadığı halde bir çok şey için, sanki hala vergi verdiklerini savunarak Romalılardan sürekli şikayetçi olmuşlardır. Sonunda Romalıların sabrı taşmış ve Yunanlılara bir ders vermeye karar vermişler. M.Ö. 146 yılında Corinth’e giren Romalılar diğer şehirlere örnek olması için, tüm şehri yakıp yıkmışlar, geriye kalan tüm Yunan şehirleri ise Roma’ya teslim olduklarını beyan etmişler. Böylece, yunanlılar, küçük bir parça da olsa ellerindeki özgürlüklerini kaybetmislerdir.
Roma ve Galyalılar
Galya (Gallia), Bugünkü Fransa topraklarına Roma döneminde verilen isimdir. Gallia (İngilizce; Gauls), Romalıların, Roma’nın Kuzeyinde yaşayan barbar kavimlar için kullandıkları bir terimdir. Eski Roma Cumhuriyeti döneminde, Kuzey İtalya’da yaşayan insanlar da aynı isimle anılmakta idi. Fakat, Galyalılar, her biri farklı lider ve geleneklere sahip çok sayıda kavimlerden oluşmakta idi.
M.Ö. 387′de Galyalılar, Romaya saldırı düzenlemişlerdir. Efsaneye göre; Galyalılar, bir gece sessiz sedasız Capitoline tepelerine (Kampidolyo) kadar gelirler. Fakat, tapınakda bulunan kazlar Galyalıların yaklaştıklarını duyarak ve kaçışarak kaz seslerini çıkartırlar. Kaz seslerini duyan Roma’lılar, tehlikenin farkına varırlar ve şehirlerini Galyalılara karşı savunurlar. Şehir, Galyalılardan kurtarıldıktan sonra da kaz kutsal bir hayvan olarak ilan edilir.
M.Ö. 59 yılında Sezar, Galya’ya bir sefer düzenleyerek on yıl içerisinde bütün Galya kavimlarini kontrolü altına alır. Sezar, “Galya Savaşları” adında bir günlük yazmıştır. Elbette, günlüğü yazarken kendisi hakkında hep övücü şeyler yazmayı ihmal etmemiştir.
Roma ve Mısır
Mısır (Egitto) Roma Cumhuriyeti döneminde Mısır, Büyük İskender’in Generallerinden birisi olan Ptolemeo tarafından yönetilmekte idi. Ptolemeo, Büyük İskender öldükten sonra onun vücudunu Mısır’a kaçırmıs, daha sonra da İskenderiye şehrinde onun adına büyük bir mezar inşa ettirmiştir. Roma Cumhuriyeti döneminde oldukça ekonomik bakımdan zayıflamış olan Ptolemeo, M.Ö. 168′de Küçük Asya’daki Krallara karşı Roma’dan yardım istemiştir.
Bir Roma elçisi, Küçük Asya Kralı ile Mısır sınırında buluştuklarında, elindeki bir değnek ile kumun üzerine bir çizgi çizer ve “Bu çizgiyi geçecek olursan, Roma seninle savaşa girer” der. Kral, korkarak ordusunu geri çeker.
Bu olaydan sonra Mısır, Roma’nın koruması altına girmesine ragmen, Octaviano’nun M.Ö. 31 yılında lejyönlerini göndermesine kadar Roma topraklarına katılmaz. İmparator olup Augustus ünvanını alan Octaviano, hiç bir Roma senatörünün burayı kontrol etmesine izin vermeyerek, Mısır’ı İmparatorluk memurları aracılığı ile idare etmiştir. Bunun en önemli nedeni ise Mısır’da üretilen buğdayın Roma’yı beslemesidir.
İmparatorluk
Roma da imparatorluk kurulmadan çok zaman önce de imparatorlar vardı; Romalı halk seçtiği liderlerin savaşlar kazanmasını, dolayısı ile Roma’nın topraklarını genişleterek gücünü artırmasını istemekte idiler. M.Ö. 264′de tüm İtalya’yı ele geçiren Roma, Akdenizde bulunan diger güçlerle ticaret yapmaya başlamıştır. Daha sonra, Afrika’da bulunan Kartacalılarla bir çok savaş yapan Roma, bu ülkeyi de ele geçirerek İmparatorluğunun sınırlarını Akdenizin ötesine taşımıştır.
Sezar döneminde Roma, Doğuda Küçük Asya (Anadolu), Batıda Galya’yı da topraklarına katmıştır. Böylece, M.Ö. 27 ‘de Augustus kendisini İmparator ilan ettiğinde Roma İmparatorluğu oldukça genişlemişti. Augustus, bir yandan askeri bir diktatörluk yaratmış, diger yandan Cumhuriyeti muhafaza etme yoluna gitmiştir. Dolayısı ile, bir İmparator olarak ordunun kontrolünü elinde bulundurduğundan halka istediklerini kolaylıkla yaptırmıştır. İmparatorluğu şehirlere ve lejyönlere ayırarak idaresine güvendiği insanları getirmiştir.
Generallerinden birisi olan Varus’un, M.S. 9′da, üç lejyonunun, Almanya ormanlarındaki bir karşı grup tarafından tuzağa düşürülerek yok edilmesine kadar Roma, topraklarını genişletmeyi sürdürmüştür. Bu olaydan sonra, artık İmparatorluğun topraklarını genişletmemesini söylemesine rağmen, İmparatorların ünlü olmasının yaptıkları savaş ve zaferlere göre orantılı olduğunu savunan Claudio ve Traiano gibi sonraki İmparatorlar ülkenin genişlemesini sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla, İmparator Adriano (Hadrianus) dönemine gelindiğinde ülkenin sınırları çok aşırı genişlediğinden, artık bu işe bir nokta koymanın zamanı geldiğini düşünen İmparator Adriano, ülke sınırlarına son şekli vermek amacı ile surlar ve anıtsal kapılar yaptırmıştır

İtalya tarihini turlayalım

1.000.000 yıl önce ortaya çıkan ilk insan olan “Neandertal İnsan” kısa boylu ve şişman olup henüz konuşamamakta idi. 600.000 – 500.000 yıl önce yaşamış bu ilk insan hakkında en eski buluntu Pekin’de ortaya çıkarılmıştır. 500.000 yıl önce ateşi bulan insan, toplu olarak değil yalnız başına yaşamakta idi.
İtalya’da ise göçebe hayatı yaşayan ilk insan, avcı ve sebze toplayıcısı olarak yaşamını sürdürmekte idi. Ya açik havada ya da mağaralarda yaşamakta balta, biçak, mızrak yapma ve ateş yakma teknolojisine sahiptiler. Ölü gömme kültürüne de sahip olan ilk insanın ölümden sonra ikinci hayata inandıklarına dair buluntulara rastlanmıştır.
Neolitik Devir (8.000 – 3.000)
Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Neolitik Dönem insani toprağı işlemeyi de öğrenmiş, yaptıkları ilkel seramikleri resim ve şekillerle süslemişlerdir. Bu dönemle ilgili buluntular, Puglia, Campania, Basilicata, Marche, Calabria, Sardenya ile Elba Adası ve Liguria bölgelerinde ortaya çıkartılmıştır. Obsidyen taşı kullanılarak yapılan aletler Calabria ve Sicilya adasında bulunmuştur.
Orta Neolitik dönemde pişmiş topraktan yapılmış eşyaların yapımı gelişme göstererek, iki veya üç farklı rengin birlikte kullanılması Matera-Capri ve Sasso-Fiorano kültürü olarak Sicilya Adaları ile Capri Adası, Basilicata, Puglia ve Abruzzo bölgelerinde gerçekleştirilmiştir. Orta ve Kuzey İtalya’ya özgu olan Sasso-Fiorano kültüründe kullanılan renkler gri ve parlak renktedir.
Ayrıca, İtalya’nın Kuzeyinde Diana, Güneyinde ise Lagozza kültürüne rastlanmıştır.
Bakır Devri (6.000 – 3.000)
Ege-Anadolu kültürünün bir devamıdır.
Gallura’daki Arzachena kültürü; Ölü gömme töreninde kullandıkları ve Mısır ile Girit Adasından ithal ettikleri aletler ile farklılıklar gösterir. San Michele kültürü, Sardenya’daki Campaniforme vazo kültürü, Sicilya’daki Serraferlicchio kültürü ve Campania ve lazio bölgelerindeki Gaudo ve Rinaldone kültürü bakır devrinde görülen kültürlerdir.
Bronz Devri (3.000 – 2.000)
Su üzerine yapılan yerleşim birimleri kuran Kuzey İtalya’daki Polada kültürü dışında, Sicilya’daki Castelluccio ve Tapsos kültürü Miken kültürü etkisinde kalmış organize yerleşim birimleri ortaya çıkmıştır. Yine, Sicilya’daki ve Eiola Adalarındaki Milazzase kültürü bir önceki kültür ile benzerlikler taşımaktadır.
İtalya’da yunanlıların varlığından söz edilen bu dönemde, Kuzey İtalya’da Terremare kültürü de bulunmaktadır.
Ayrıca, İtalyan mozaiği, tüm kültürler tarafından kullanılmıştır.
2.000 – 1.000 Yilları
Nehir kıyılarına oldukça büyük yapılan evler, mezarlık ve ölü yakma gibi özellileri olan Villa-noviana kültürü, ortak bir kültürle İtalya kimliğinin çikartılmasında uzun bir süre engel olmuştur.
Villanoviana kültürü dışında tüm yarımadaya ve büyük adalara yayılmış birçok kültüre rastlanan bu dönemde kuzeyden gelerek Liguria bölgesine yerleşen Celtikler, Kuzey Adriyatik Bölgesine yerleşen Umbri, Sabelli, Veneti, Asci ve Piceni, Orta İtalya Bölgesindeki Illirici, Ausoni, Sabini, Lucani, Peligni, Bruzi, Equi ve Sanniti, Adaların kıyı bölümlerinde ise Fenikeliler İtalya yarımadasının kozmopolitik kültürlerini oluşturmakta idi.
Ayrıca, asıl orijinlerinin neresi olduğu kesinlik kazanmamış fakat M.Ö. 2.000′li yıllarda bölgeye gelerek yerleşen ve İtalya’nin en eski büyük uygarlıklarından birisi olan Etrüskler

italya ve ispanya tatil turları

Fransa'dan sonra dünyanın en fazla turist çeken ikinci turularından İspanya turları, turizmde kan kaybediyor. Krizin de etkisiyle ülkeye ocak-mayıs döneminde gelen turist sayısı yüzde 11,8 azaldı. Özeleştiri yapan İspanyol turizm otoriteleri, kötü gidişin temelini Türkiye gibi tesislerini ve turizm anlayışlarını yenileyememelerine ve her şey dahil sistemini hafife almalarına bağlıyor. Türkiye ise son yıllarda yaptığı atılımlarla ve birbiri ardına açılan dünya standartlarındaki tesisleriyle İspanya'yla arasındaki farkı kapatıyor. Başta İngilizler olmak üzere çok sayıda Avrupalı turist rotasını İspanya'dan Türkiye'ye çeviriyor. İspanya'daki çöküş Avrupa'daki tur operatörlerinin de dikkatini çekiyor. Geçtiğimiz hafta Antalya'da turizmcileri toplayan sektörün liderlerinden TUI'nin CEO'su Peter Long, satışlarında İspanya'nın önde gittiğini, ancak Türkiye'yle arasındaki farkın yakında kapanacağını söylemişti. Avrupa pazarında önemli paya sahip tur operatörlerinden Öger Tur'un Türkiye Genel Müdürü Recep Yavuz da İspanya'daki kan kaybını 'turistlerin talepleri doğrultusunda kendisini yenileyememesine' bağlıyor. Yavuz, "Dünya turizminde söz sahibi İspanya, bundan sonra turizm politikalarını Türkiye'ye bakarak yönlendirecek. Türkiye onlar için çok iyi bir model olacak." diyor. İspanya'daki çöküşü mercek altına alan Recep Yavuz, ilginç sonuçlara ulaştı. Yavuz, İspanya'daki düşüşte otellerin kendisini yenileyememesi ve gelişime ayak uyduramamasının etkili olduğunu belirtiyor. İspanya'nın markasına çok güvendiğini ifade eden Yavuz, "Fakat krizde turistin her şeyi ölçüp biçip ona göre tatile gideceğini beklemiyorlardı. Kendisi için en iyi hizmeti, en iyi yerde sunulabileceği yere gideceğini tahmin etmiyorlardı. İspanya'nın 'nasıl olsa gelir' düşüncesi gerçekleşmedi." diye konuşuyor. Yavuz, İspanyol yetkililerinin 'Ultra last minute konseptini çok ciddiye almadık. 'Nasıl olsa gelir' dedik. Ama her şey dahil turistin talebiydi. Biz bunu çok önemsemedik' özeleştirilerinde bulunduğunu aktarıyor. İspanya'da bir otelin üst yöneticisinin de, "Türkler kadar üretken olamadık. Bu yüzden Türkiye'ye ayak uydurmamız çok zor. Rekabette Türkiye'ye yenildik." dediğini iletiyor. Fiyat açısından Türkiye ile İspanya aynı seviyede. Bir Alman aynı tarihlerde ve aynı kalitedeki bir otelde Avusturya'da 825 Euro, İtalya'da 1.018, İspanya ve Türkiye'de ortalama 1.092 Euro'ya tatil yapıyor. İspanyollara göre, Türk insanının sıcakkanlı ve güler yüzlü olması Türkiye'nin turizmde başarısını artırıyor. Yavuz'un verdiği bilgilere göre, son gelişmeler Almanya'da 30 yıldır değişmeyen sıralamayı da etkiledi. Daha önce Alman turist ilk önce İspanya, sonra italya turları ve Avusturya'ya giderdi. Son beş yıla kadar Türkiye 10. sırada yer alıyordu. Ancak geçtiğimiz yıldan itibaren liste değişti. Almanya turları pazarında İspanya, İtalya'dan sonra Türkiye üçüncü sıraya yükseldi. Almanlar, İtalya'ya ise arabayla günübirlik gidip geliyor. Almanların uçakla seyahat ettiği ülkelerin başında Türkiye geliyor. Dolayısıyla bu yıl Almanya turizm pazarında Türkiye, İtalya'nın önüne geçebilir. İngilizler, İspanya'dan ayağını kesti İspanya'da ocak-mayıs döneminde gelen turist sayısı yüzde 11,8 azalırken, bu oran Türkiye'de yüzde 0,72'de kaldı. Bunun yanında, krizde İspanya en fazla İngiliz turistte sorun yaşıyor. İspanya'da 5 aylık dönemde ülkeye gelen İngiliz sayısı yüzde 17,8 gerilerken, Türkiye'yi ziyaret eden İngiliz sayısında ise tam tersi yüzde 10 arttı. Ayrıca, İspanya'ya giden Almanların sayısı bu yılın 5 ayında yüzde 11,2 azaldı, bu azalma Almanların birinci destinasyonu konumundaki Türkiye'de yüzde 6 düzeyinde kaldı. Aynı şekilde, ocak-mayıs döneminde İspanya'ya giden Fransız sayısı yüzde 8,9, İtalyan sayısı yüzde 9,3 azalırken, Türkiye, Fransız turistte yüzde 4,4'lük, İtalyan turistte yüzde 12,8'lik artış yakaladı. İspanya'ya havayoluyla girişlerde yüzde 12, otel konaklamalarında da yüzde 14 gerileme var. Paket tur satışlarında da azalmalar yaşayan İspanya'ya organize turlarla gelenlerin sayısı yüzde 11 düştü. Antalya otele doydu, yatırımcının gözü Anadolu ve İstanbul turları'da Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği'nin (AKTOB) Ekin Grubu araştırma birimine yaptırdığı araştırmaya göre, Türkiye'nin otel yatırımı haritası değişiyor. Araştırmaya göre önümüzdeki dönemde hizmete girecek konaklama tesislerinin yarısından fazlası, Anadolu'nun iç bölgelerindeki şehirlerde olacak. Bu eğilimin ardında, Anadolu illerindeki gelişen iş hacmi, hizmete giren havaalanları ile havayolu şirketlerinin artan seferlerinin etkili olduğu ifade edildi. Araştırma Hazine Müsteşarlığı verileri üzerinden 2009 yılı sonrası için alınmış turizm yatırım teşvik belgeleri dikkate alınarak gerçekleştirildi. Toplam 115 projenin illere göre dağılımına bakıldığında projelerin 60'tan fazlası Trabzon, Denizli, Çanakkale, Şanlıurfa, Mardin, Gaziantep, Samsun, Yozgat, Çorum ve Sivas gibi illerde gerçekleştirilecek. 2009-2012 döneminde hizmete girecek konaklama tesisi projelerinden 36'sı İstanbul'da iken, konaklama tesisi yatırımlarında en çok tercih edilen Antalya'da 17 otel projesi bulunuyor. Araştırmada, Adana, Bursa turları ve Eskişehir, kısa vadede konaklama tesisi yatırımına ihtiyaç olan iller olurken, Çanakkale, Erzincan ve Nevşehir'de bu ihtiyacın orta vadeli, Muğla ve Isparta'nın potansiyellerinin değerlendirmeye açık olduğu belirtildi. Konya, Edirne turları ve Samsun'da "acil olarak" otel yatırımı yapılması gerektiği kaydedildi. Açıklamada görüşlerine yer verilen AKTOB Başkanı Sururi Çorabatır, bu durumu olumlu bir gelişme olarak gördüklerini belirterek, Antalya'da yeni otel yatırımına değil, mevcut tesislerde verimliliği artırmaya ihtiyaç olduğunu ifade etti. Çorabatır, "Antalya'da zaten otel yatırımı için yer neredeyse kalmadı. Bugünkü durumda yeni yatırımlar yapmak üzere Antalya turları dışında bir yerin tercih edilmesi yatırımcı ve işletmeciler için daha kârlı olabilir." değerlendirmesinde bulundu

Malta Tatil Turları

16. yüzyılda "St John Şövalyeleri" tarafından kurulmuş olan bu Malta , güzelliği ve konumu nedeni ile bir çok savaş atlatmıştır. Aslında şu anda ki bir çok güzelliğini de bu geçirmiş olduğu savaşlara borçlu olduğu söylenebilir. Şehirleri korumak amaçlı yapılan surlar ve derinliği ile dikkat çeken Marsamxett ve Grand limanları ile büyüleyici bir şehir ortaya çıkmıştır. Şehirde genel olarak bir şövalye hakimiyetini hala hissetmeniz mümkün. Valetta'da bulunan müzelerde şövalyelere ait ola zırhlar en çok ilgi çeken bölümler arasında yer almaktadır. Bir çok kilise, binalar, tersaneler, yüksek katedraller ile Malta'nın başkentinin daracık olan sokakları, sarı Malta taşından yapılmış olan evleri, bu evlerin kapı kolları ve dış süslemeleri bile birer şaheser niteliğindedir. St, John Katedrali: 1572 yılında adından da anlaşılacağı gibi St. John Şövalyeleri için kurulmuş olan bu yapının dış mimarisi kadar iç mimarisi de bir başka güzeldir. İçerisinde bulunan Michelangelo'nun iki tablosu da ayrı bir özellik katmaktadır bu katedrale... Şövalyeler Sarayı: Saray, şövalyeler dönemine ait bir çok eseri bünyesinde barındırıyor. Günümüzde ise bu saray Parlamento Binası olarak kullanılmaktadır. Sarayda bulunan zırh ve silahlar dünyanın en büyük koleksiyonudur. Baracca Bahçeleri: Büyük Limanı izleyebileceğiniz en güzel yer olarak bilinmektedir. MDINAMdına, Malta’nın eski başkentidir. Soyluların oturduğu sokaklarda, buram buram bir tarih kokusu yayılıyor etrafa. Mdına katedrali ve zindanları, Bastin caddesinde bulunan sarayları ile görülmeye değer yerler arasında yer alırken, belki de Mdına'da turistlerin en çok ilgisini çeken şey mimari yapıların dışında cam işçiliğiyle ünlü olması ve cam fabrikalarından alışveriş yapmanın keyfi olmalıdır. GOZZO ADASI Malta'nın ikinci büyük adası Gozo'da şövalye ve tarih dokusundan biraz uzaklaşıp dinlenmek için ideal bir yer. Xlendi balıkçı köyü ülkenin en güzel dalış noktalarına sahiptir. Plajları, su sporları yapabilme imkanı, denizi, doğa ile iç içe yapabileceğiniz, doğa sporları ile Gozzo dinlenmek ve eğlenmek için çok ideal bir yer. Ta'Pinu Kilisesi: 19. yüzyılda yapılan bu kilisede en çok dikkati çeken şey; Meryem Ana tablosunu burada bulunmasıdır. Ta'Pinu kilisesi, ada halkının burada adadıkları adadıkların gerçek olmasına inanmaları ile ünlenmiştir.Mavi pencere(Azure Window) kayalıkları ise Gozzo Adası'nda bir doğa harikası olarak nitelendirilmektedir. COMİNO ADASI "Issız bir adaya düşsen yanına üç şey alman gerekiyor" hikayeleri galiba, Comino Adası için yazılmış. Tam anlamıyla, ıssız bir ada hiç bir ses gürültü yok, sessiz sakin... sadece deniz, kum ve güneş eşliğinde hoş dakikalar yaşayabileceğiniz bir ada. Malta yemekleri balık ve deniz ürünleriyle anılır. Ancak Malta'nın tropikal iklimi sayesinde bir çok sebze ve meyveyi bir arada bulmanızda mümkündür. Malta'ya özgü olan yemeklerin genellikle patlıcan kökenli olduğu söylenebilir. Malta mutfağının bir diğer başlıca yemeği ise makarnadır. Yemek kültürünü, birazda İtalyan tarzından aldıkları için pizza ve makarnayı her yerde bulabilirsiniz.Malta'da egzotik çorbaların sofralarda çok büyük önemi vardır."Soppa tal-armla": Karnabahar çiçeği, ıspanak, hindiba, bezelye gibi sebzelere ek olarak içine konulan özel peynirlerle tatlandırılan bu çorbanın Malta'nın en meşhur yemeklerinin arasında olduğu söylenebilir. Keçi peyniri( gbejniet) denemek isteyeceğiniz tatlardan bir tanesi olabilir.Malta'da yemeklerde yanınıza eşlik edecek içecek; beyaz ya da kırmızı şarap olabilir. Malta üzümlerinden yapılan ya da italya turları ve diğer ülkelerden gelen birçok şarap çeşidini Malta’da bulabilirsiniz. Ancak şarap haricinde tüketilen bir diğer içecek ise biradır. Yerel biraları; Cisk Lager ve Hop Leaf Ale deneyebilirsiniz.Kinnie adı verilen portakal ve aromalardan yapılan alkolsüz yerel içeceklerinin de tadına bakmadan dönmeyin

Thursday, September 17, 2009

tatihi italya turları

Toscana bölgesine ismini veren Etrüskler, İtalya’nın ilk önemli uygarlığıdır. Mezarlarında ortaya çıkarılan freskler, değerli ziynet eşyaları ve çanak çömleklerden, onların yüksek seviyede sanat ve kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kullandıkları dil gibi asıl orijinlerinin hala bir sır olduğu, fakat M.Ö. 9.yy’da Orta İtalya’ya yayıldıkları bilinmektedir. Etruria bölgesi olarak adlandırılan yerleşim bölgesinde yaşayan halk tarih boyunca hiç bir zaman bir devlet birliği kuramamış sadece şehirler konfederasyonunda yaşamışlardır. 3 Etrüsklü ve 2 Tarquinius kralı, Roma şehrini M.Ö. 616-509 yılları arasında yönetmişlerdir. Ayrıca, Roma şehrinin ilk kalıcı taş yapılarını, “Servius duvarlarını”, idare binalarını, kamu kuruluşlarını, mahkeme binalarını, binaların ve mezarların duvar resimlerini, kutsal kanunlarını, senatoyu ve bir orduyu kuran ilk uygarlık Etrüsklerdir.
Roma Uygarlığı
Romalılar, 2.000 yıldan fazla süreden beri İtalyalı olan eski bir halk topluluğudur. Kendilerinin, M.Ö. 753′de Roma şehrini kuran ikiz kardeşler; Remus (Remo) ile Romulus (Romolo)’un soyundan geldiklerine inanırlar. M.Ö. 510 yılına kadar süren monarşi donemine kadar güçlü komşuları olan Etrüskler ile birlikte yaşayan Romalılar, tarihlerindeki ilk Cumhuriyetle tanışırlar. Sonradan ortaya çıkan halk savaşlarının sonunda, yani M.Ö. 27 yılında Sezar’ın evlatlık oğlu Ottaviano Augustus (Augusto) tarafından İmparatorluk kurulur. Bu İmparatorluk zamanla, İngiltere dahil olmak uzere Avrupanın büyük bir bölümünü, Kuzey Afrikayı, Anadolu’nun hemen ardından Hindistan’a kadar olan büyük bir bölgeyi egemenliği altına alır. Başkentleri Roma, Tiren Denizi (Mar Tirreno)’ne yaklaşık 30 km uzaklıkta ve Tiber (Tevere) nehrinin her iki yakasını içine alan bir bölgede bulunmaktadır. Romalılar, Roma’nın Remus ile Remulus tarafından kurulduğuna inanırlar.
Cumhuriyet
Roma Cumhuriyeti, bir senato ve genellikle 12 kişilik bir halk konseyinden oluşmakta idi. Senato, günümüzdeki Millet Meclisinin görevini üstlenmekle birlikte, Konsey tarafından yılda bir kez seçilen iki lider tarafından yönetilmekte idi. Senato ve liderlerin görevi hem kanun çıkarmak, hem de devleti idare etmekti.
Roma Cumhuriyetinin bu özelliği sayesinde ülkenin en becerikli insanları iktidara getirilerek birbirleri arasında bir rekabet ortamı yaratılmış, böylece iktidara gelen kişiler hem zamanlarını hem de zenginliklerini devlet için harcayarak ülkeyi güçlü hale getirmişlerdir. Dolayısı ile, önce İtalya’daki komşuları, daha sonra da Akdeniz ve Orta Doğu’daki uygarlıklar üzerinde kendi egemenliklerini kanıtlamışlardır.
Ne yazik ki rekabetin ters etkileri de görülmüş; Cumhuriyetin ilk yıllarında Patrici ve Plebeiler arasında yaşanan güç çatışmaları çoğunlukla bir çok insanın ölümü ile sonuçlanmıştır. Cumhuriyetin son yıllarında ise, Roma’nın topraklarını aşırı bir şekilde genişletmesi bazı senatörlerin gücüne güç katmıştır. M.Ö. 44 yılında Sezar (Giulio Cesare) ‘ın kendisini zorla diktatör ilan ettirmesi halk tarafından korku ile karşılanmış ve kendisini aynı zamanda Kral ilan etmesinden endişe duyulmuştu. Böylece, Cumhuriyeti korumak isteyen bazı senatör üyeleri ona suikast düzenlemişler, sonucunda ise halk savası başlamıştır. En sonunda, Sezar’ın evlatlık oğlu Octaviano savaşı zaferle sonuçlandırarak kendisini Augustus (Augusto) unvanı ile onurlandırmış ve Roma İmparatorluğunu kurmuştur. Augustus, M.Ö. 27 ile M.S. 14 yılları arasında hükümdarlık yapmıştır.
Roma ve Kartacalılar
Kartaca (Carthage), Afrika kıyısında bulunan güçlü bir ticaret şehri idi. Romalıların İtalya’yı ele geçirmesinden çok önce, Kartaca’lılar Sicilya, Sardenya, Kuzey Afrika ve İspanya’yı kontrolleri altında bulundurmakta idiler. Romalılar, İtalya’yı ele geçirdikten sonra topraklarını daha da genişletmek için M.Ö. 264 ile M.Ö. 146 yılları arasında Kartaca’lılar ile bir çok savaş yapmışlardır.
Roma, Kartacalılar ile üç korkunç savaş yapmıştır. Yaptıkları ilk Pon (Punic) savaşında, gemi yapma sanatını ve Kartacalıları denizde nasıl yenebileceklerini öğrenmişlerdir. İkinci Pon savaşında ise Kartaca Generali Hanibal, ordusu ile Alp Dağlarını aşarak bütün İtalya’yı ele geçirmiştir. Romalılar, hiç vazgeçmeden savaş üzerine savaş yaparak İtalya’yı geri almış, daha sonra Afrika’ya geçerek Hanibal’ın ordusunu M.Ö. 202′de Kartaca yakınlarındaki Zama’da yenilgiye uğratmışlardır.
Romalılar, Hanibal’den o kadar çok korkmuşlardır ki sonunda Kartaca’yı yıkarak tamamen yok etmeye karar vermişlerdir. M.Ö. 149 ile M.Ö. 146 yılları arasındaki üçüncü Pon savaşlarında Romalılar, Kartaca şehrini yakarak tamamen tahrip etmişlerdir. Kuzey Afrika, Romalıların eline geçince de eski kalıntılar üzerine yeni bir şehir kurarak buraya lejyonlerini yerleştirmişlerdir.
Romalı yazarlar, Kartacalıların çok barbar olduklarını, hatta çocuklarını tanrılara kurban verdiklerini savunurlar. Fakat, başka kaynaklar da Kartacalıların uygar ve ticaretçi bir millet olduğunu ve çok zengin bir kültüre sahip olduğunu bildirmektedir. Romalılarla savaşa girmelerinin sebebi, her iki tarafında digerinin ne istediğini bilememesidir. Yine, hem Romalılar hem de Kartacalılar diğerinin yapabileceklerinden korkmakta idiler. Pon (Punic) savaslarının sonucunda, Roma, daha önce Kartacalıların elinde bulunan Afrika ve İspanya’yı topraklarına katmış oldular.
Roma ve Britanya
Britanya (İngiltere) Sezar, M.Ö. 55′de Galya bölgesinden geçirdiği ordusu ile bu adaya saldırı düzenlemesine ragmen başarısızlığa uğrayarak M.Ö. 54′de geri çekilmiştir. Romalılar, Britanya’yı ancak İmparator Claudio döneminde M.S. 43′de ele geçirebilmiş ve M.S. 55′de Londra’ya taşınan başkenti, Colcester şehri olarak seçmişlerdir.
Romalılar, İngilterenin ileri gelenlerine önem vererek Romanın ileri gelenleri gibi davranmışlar, onlara villalar, kasabalar vererek, zengin bir Romalının haklarından da yararlandırmışlardır. Böylece, bu kişilerin halk üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmışlardır.
Romalıların kontrolü altında yaklaşık 350 yıl kalan Britanya, barış ve huzurlu bir ortamın bulunduğu bir yer olarak, Romalıların, tatillerini geçirdiği en gözde yerlerden biri haline gelmiştir.
Roma döneminden kalan en önemli anıtların başında; Roma İmparatorluğunun Kuzey sınırlarının belirlenmesi amacı ile Adriano (Hadrianus)’nun emri ile ve üç Romalı lejyön tarafından inşa edilen ve uzunluğu 79 mil olan Adriano Surları ve Hamamları gelir.
M.S. 410′da Saksonlara karşı yapılacak savaş için yardım isteyen Romalı İngilizler, başka yerlerde çok meşgul olduğu için Roma İmparatoru Honorius (Onorio)’dan ” Kendi savunmanızı kendiniz yapın ” cevabını alırlar. Bu durum, Romalıların İngilizler üzerindeki himayesinin sonu olur.
Roma ve Anadolu
Asia Minore (Küçük Asya), Türkiye’nin sahip oldugu topraklara eski dönemlerde verilen isimdir. Roma’nın Cumhuriyet ile yönetildiği dönemlerde, Büyük İskenderin Generalleri tarafından yönetilen Küçük Asya’nın Batı bölgesi M.Ö. 133 yılında Bergama Kralı III. Attalos’un vasiyeti ile, Doğu bölümü ise Antiochus’a karşı yapılan küçük bir savaş sonucu Romalılara katılmıştır.
Anadolu’da barış ve huzur içinde yaşayan Romalılar, M.Ö. 88′de Pontus Kralı Mithridates tarafından Küçük Asya’dan dışarı çıkarılmak istenmiştir. Bu dönemde yaklaşık 40.000 Roma askeri öldürülmesine rağmen, Romalılar M.Ö. 63′de Mithridates’i yenmeyi başarmışlardır. Yenilgiye dayanamayan Mithrades, çok küçük yaşdan beri vücudunu zehire karşı alıştırdığından, kendi kılıcını vucuduna sokarak intahar etmiştir.
Roma ve Yunanistan
Yunanistan (Grecia) Uygarlığın babası olarak gördüklerinden Yunanlılara karşı büyük saygı duyuyorlardı. Onların mimarisi ve tanrıları gibi bir çok şeylerini kopya etmişlerdir. Fakat bu kopya edilenler, Roma geleneklerine geliştirilerek uygulanmıştır.
Romalılar, Yunanlılarla ilk olarak Güney İtalya’daki şehirlerde ilişki kurmuşlardır. Bu şehirlerin bazıları Romalılardan korunma isteğinde bulunmuşlar, diğerleri ise Batı Yunanistan’da bulunan Epirus’lu Pyrrhus’dan yardım beklemişlerdir. M.Ö. 280′de Pyrrhus, sahip oldugu filler sayesinde İtalya’yı işgal etmesine ragmen, Romalılar, direnmeyi bırakmamışlar. Phrrhus, Romalılarla yaptığı savaşlarda çoğu askerini kaybettiği için kazandığı savaşlar kendisine çok pahalıya mal olmuştur. Dolayısı ile, İtalya’dan çekilmek zorunda kalmıştır.
Bu dönemlerde yunanlılar, Makedonyalıların kontrolu altında yaşamakta idiler. Fakat, Roma Generali Flaminio, Makedonyalılarla M.Ö. 196′da yaptığı savaşı kazanarak Yunanistan’ın özgür bırakılmasını beyan etmiştir. Yunanlıları özgür bırakarak, Romalı generallerin hiç birisinin daha önce yapmamış olduğu bir şey yapmış ve ülkedeki önemini artıracağını düşünmüştür. Fakat, durum böyle olmamıştır.
Romalılar, kendilerinin özgür bırakılmasından memnun kaldıklarını düşündükleri Yunalılar, hiç doğru olmadığı halde bir çok şey için, sanki hala vergi verdiklerini savunarak Romalılardan sürekli şikayetçi olmuşlardır. Sonunda Romalıların sabrı taşmış ve Yunanlılara bir ders vermeye karar vermişler. M.Ö. 146 yılında Corinth’e giren Romalılar diğer şehirlere örnek olması için, tüm şehri yakıp yıkmışlar, geriye kalan tüm Yunan şehirleri ise Roma’ya teslim olduklarını beyan etmişler. Böylece, yunanlılar, küçük bir parça da olsa ellerindeki özgürlüklerini kaybetmislerdir.
Roma ve Galyalılar
Galya (Gallia), Bugünkü Fransa topraklarına Roma döneminde verilen isimdir. Gallia (İngilizce; Gauls), Romalıların, Roma’nın Kuzeyinde yaşayan barbar kavimlar için kullandıkları bir terimdir. Eski Roma Cumhuriyeti döneminde, Kuzey İtalya’da yaşayan insanlar da aynı isimle anılmakta idi. Fakat, Galyalılar, her biri farklı lider ve geleneklere sahip çok sayıda kavimlerden oluşmakta idi.
M.Ö. 387′de Galyalılar, Romaya saldırı düzenlemişlerdir. Efsaneye göre; Galyalılar, bir gece sessiz sedasız Capitoline tepelerine (Kampidolyo) kadar gelirler. Fakat, tapınakda bulunan kazlar Galyalıların yaklaştıklarını duyarak ve kaçışarak kaz seslerini çıkartırlar. Kaz seslerini duyan Roma’lılar, tehlikenin farkına varırlar ve şehirlerini Galyalılara karşı savunurlar. Şehir, Galyalılardan kurtarıldıktan sonra da kaz kutsal bir hayvan olarak ilan edilir.
M.Ö. 59 yılında Sezar, Galya’ya bir sefer düzenleyerek on yıl içerisinde bütün Galya kavimlarini kontrolü altına alır. Sezar, “Galya Savaşları” adında bir günlük yazmıştır. Elbette, günlüğü yazarken kendisi hakkında hep övücü şeyler yazmayı ihmal etmemiştir.
Roma ve Mısır
Mısır (Egitto) Roma Cumhuriyeti döneminde Mısır, Büyük İskender’in Generallerinden birisi olan Ptolemeo tarafından yönetilmekte idi. Ptolemeo, Büyük İskender öldükten sonra onun vücudunu Mısır’a kaçırmıs, daha sonra da İskenderiye şehrinde onun adına büyük bir mezar inşa ettirmiştir. Roma Cumhuriyeti döneminde oldukça ekonomik bakımdan zayıflamış olan Ptolemeo, M.Ö. 168′de Küçük Asya’daki Krallara karşı Roma’dan yardım istemiştir.
Bir Roma elçisi, Küçük Asya Kralı ile Mısır sınırında buluştuklarında, elindeki bir değnek ile kumun üzerine bir çizgi çizer ve “Bu çizgiyi geçecek olursan, Roma seninle savaşa girer” der. Kral, korkarak ordusunu geri çeker.
Bu olaydan sonra Mısır, Roma’nın koruması altına girmesine ragmen, Octaviano’nun M.Ö. 31 yılında lejyönlerini göndermesine kadar Roma topraklarına katılmaz. İmparator olup Augustus ünvanını alan Octaviano, hiç bir Roma senatörünün burayı kontrol etmesine izin vermeyerek, Mısır’ı İmparatorluk memurları aracılığı ile idare etmiştir. Bunun en önemli nedeni ise Mısır’da üretilen buğdayın Roma’yı beslemesidir.
İmparatorluk
Roma da imparatorluk kurulmadan çok zaman önce de imparatorlar vardı; Romalı halk seçtiği liderlerin savaşlar kazanmasını, dolayısı ile Roma’nın topraklarını genişleterek gücünü artırmasını istemekte idiler. M.Ö. 264′de tüm İtalya’yı ele geçiren Roma, Akdenizde bulunan diger güçlerle ticaret yapmaya başlamıştır. Daha sonra, Afrika’da bulunan Kartacalılarla bir çok savaş yapan Roma, bu ülkeyi de ele geçirerek İmparatorluğunun sınırlarını Akdenizin ötesine taşımıştır.
Sezar döneminde Roma, Doğuda Küçük Asya (Anadolu), Batıda Galya’yı da topraklarına katmıştır. Böylece, M.Ö. 27 ‘de Augustus kendisini İmparator ilan ettiğinde Roma İmparatorluğu oldukça genişlemişti. Augustus, bir yandan askeri bir diktatörluk yaratmış, diger yandan Cumhuriyeti muhafaza etme yoluna gitmiştir. Dolayısı ile, bir İmparator olarak ordunun kontrolünü elinde bulundurduğundan halka istediklerini kolaylıkla yaptırmıştır. İmparatorluğu şehirlere ve lejyönlere ayırarak idaresine güvendiği insanları getirmiştir.
Generallerinden birisi olan Varus’un, M.S. 9′da, üç lejyonunun, Almanya ormanlarındaki bir karşı grup tarafından tuzağa düşürülerek yok edilmesine kadar Roma, topraklarını genişletmeyi sürdürmüştür. Bu olaydan sonra, artık İmparatorluğun topraklarını genişletmemesini söylemesine rağmen, İmparatorların ünlü olmasının yaptıkları savaş ve zaferlere göre orantılı olduğunu savunan Claudio ve Traiano gibi sonraki İmparatorlar ülkenin genişlemesini sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla, İmparator Adriano (Hadrianus) dönemine gelindiğinde ülkenin sınırları çok aşırı genişlediğinden, artık bu işe bir nokta koymanın zamanı geldiğini düşünen İmparator Adriano, ülke sınırlarına son şekli vermek amacı ile surlar ve anıtsal kapılar yaptırmıştır.
Yaklaşık 500 yıllık bir ömür süren Roma İmparatorluğu, kendilerini Romalı yapmak isteyen barbarlar tarafından yıkılmıştır